İstek

736 Kelimeler
Akar Bitkin bir vaziyette kendimi bir yer minderine atarken bir yandan da arada ağzıma kadar her an gelecekmiş gibi hissettiren mide bulantıları ile uğraşıyordum. Kaderimde ölmek yokmuş belki ama sürünmek varmış. Buna emin oldum. Kapadığım gözlerim haricinde biryandan da karnıma hafifçe pat pat vuruyor kendimce arada giren kramplara ve bulantılara sitem ediyordum. "Sevgili midem, bu zamana kadar geldiğimden beri yağlı şeylerle bir de üstüne etlerle çok zorladım seni biliyorum. Ama koy elini vicdanına, bu kadarını hak ettiysem eyvallah..." Ardından zor da olsa yattığım yerden doğrulup biraz da oturur pozisyonda kalmaya karar vermiştim. Ben enerjisi sömürülmüş bir pirimat misali olduğum yerde yayılırken benim aksime ayaqaç ekstra hareketli ve neşeli bir şekilde çadıra daldı. "Destur be adam. Böyle aniden dalınır mı, aklım çıktı yeminle." Zaten hareket edesim yoktu her şeyi geçtim, böyle hareketlilik göresim bile yoktu. "Akar Katun'um affınıza sığınırım lakin sizi ilk ben tehnie (tebrik) etmek istedim. Nasıl ettiniz bilmem ama vaziyetinizi işitir işitmez yanınıza koştum." aramızdaki samimiyetten gerek direkt dibime doğru geldi ve sağ yanımda konumunu alıp oturdu. Ben ise bu hareketinden çok ettiği tebriğe takılmıştım. Yüzümde histerik bir gülüş oluştu. "Ne diye edersin? Midemi mi? Valla ben de tehnie ederim onca vakit sonra arıza çıkardığı için." "Bilmez gibi konuşursunuz Akar Katun'um. Gebesiniz ya. Obaya sonunda Hülagü Han'ımızın soyundan, qanından bir hüühed geliyor." Bir elinin işaret parmağıyla karnımı işaret etti usulca. Gebe?.. Ne tür bir şakaydı bu bilmiyorum ama bu herifi baya iyi keklemişler. Onun bu haline ufak bir kahkaha kaçırmıştım ağzımdan. Bir elimi omzuna atarken alaycı bir şekilde konuşmayı da ihmal etmemiştim. "He gebeyim. Ama eteh ettiğim miganlara ve nisünlere gebeyim." Ben onun bu haline gülerken o benim aksime oldukça ciddi bir şekilde kendini tekrar etti. "Yok Akar Katun. Baş Otacı'yı Han'ın otağına girerken gördüm. Beyan ettiklerinin başını işittim. Hülagü Han'a sizin gebe olduğunuzu söyler ki bu konuda alay edeceğini sanmam. Ölmek istemiyorsa tabii..." "Ne?.." elim refleksle karnıma gitti bu sefer. Yoksa... Gerçekten burada et ve tatlılar yerine bebek mi taşıyorum ben? Yani tamam çoğu şeyde şüpheci ve tutarsız bir kişilik olabilirim ama emin olduğum bir şey varsa o da cinsiyetimdir. "Belki de..." yanlışlıkla sesli düşünürken neredeyse ağzımdan çıkmaması gereken şeyleri kaçırıyordum. Ya intihar ettiğimde bulunduğum konum ve zaman değişirken ben de beraberinde değiştiysem? Mümkün mü bu? Karnımı hızla bir kez daha yokladım. Olağandışı bir şey yoktu. Hissetmiyordum ki hiçbir şey... Bu nasıl olabilirdi!? Benim bu şaşkın dolu bakışlarımı gören ayaqaç lafa girdi. "Daha haberiniz yoktu herhal.. Emin olun Akar Katun'um en az ben de sizin kadar şaşkınım. Lakin Ulu Tengri size ve Han'ımıza böyle bir ihdayı verdiği için de Ona her daim dualar etmeliyiz." Ayaqacın laflarını pekala duyuyordum ama algılayamıyordum. "Ben... Yani burda miganlar yok mudur?" bir elimle kıyafetlerim üstünden belli olmaya başlamış karnımı yokladım. O an yüzüme aptal bir sırıtış yerleşmişti. Hamileydim ben... Yani o mide bulantıları ve kramplar hep bu yüzden miydi? Ayaqaç da benimle beraber gülümsedi bu sefer lakin otağın açılan kapısı bizim bu halimizi bölen şey olmuştu. Ayaqaç bir hızla yanımdan kalkıp eğdiği başıyla usulca yanımızdan ayrıldı. Ben de aynı hızda oturduğum yerden ayağı kalkarken aynı aptal sırıtışla yanıma gelen er'ime bakıyordum. Mutluydum, nasıl oldu bilmiyordum ama işte... Aylar sonunda artık tam bir aile olacağımız için mutluydum. Tabii er'im için aynı şeyi diyemezdim. Şayet benim aksime onun ifadesi oldukça endişeli duruyordu. Haberi ilk alan oydu, o vakit ne diye böyle duruyor anlam veremiyorum. "Er'im, havadisi aldım." diye mırıldandım elimi karnımın üstüne götürürken. Fakat bu hareketim Han'ımın yüzünde sadece buruk bir gülümseme oluşmasına sebep olmuştu. Ona yaklaştım bu sefer. Ellerimi yüzünün iki kenarına koyarken tatlı bir şekilde gülümsemeyi de ihmal etmemiştim. Şaşkındı belli ki, sonuçta ben bile emin olduğum cinsiyetim sonrasında hamile olduğumu öğreniyordum. Kolay değildi kabul etmesi. Onun için de, benim için de... Yüzünün kenarına koyduğum ellerimi kendi elleriyle kavradı ilk başta ardından ikisine de yumuşak bir öpücük kondurdu sırayla. Daha sonra aynı şefkatle alnıma bir öpücük kondurdu. "Hüühediniz için midir bunca ilgi?" diye sordum heyecanla yerimde kıpırdanırken. Aslında hep böyle ilgiliydi ama bugün daha bir farklıydı sanki bilmiyorum. Ardından bir eli karnımın üzerine gitti nazikçe. Diğer eliyle de saçlarımı arkaya atıp kulağıma doğru eğildi. "Bu hüühed doğmayacak Akar Katun'um..." cümlesini tamamlayıp benden yavaşça uzaklaşırken elini de karnımın üzerinden çekmişti. Ben ise öylece kalakalmıştım. Normalde çoğu insan kötü bir vaziyet karşısında verilecek iki tepki olduğunu zanneder. Pes et ve kabul et ya da diren ve karşı çık. Oysa kötü durumlar karşısında verilebilecek üçüncü bir tepki daha vardı. Bugün öğrenmiştim. "Donakalmak"... İşte bu lafı karşısında olduğum vaziyet tam olarak böyle açıklanabilirdi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE