Akar
"Eğer ki o ettirdiğin edavat işe yararsa dile benden ne dilersen Hüreyre'm."
Oturduğumuz minderden bana doğru eğilip başıma nazik bir öpücük kondurdu.
"İşe yarayacak elbet. Sen benim dileğim için bekle sadece." alayla karışık kendime güvenir bir şekilde gülümsedim. O da bana aynı şekil karşılık verirken ona biraz daha sokuldum.
Yapmayı istiyordum...
İstiyordum ama biraz canım yanıyor. Bunu er'im de farkındaydı, sırf bu yüzden üstüme daha fazla gelmeyip o geceyi sadece bana sımsıkı sarılarak geçirdi.
İşte onun bu düşünceli adam hallerine de bayılıyorum.
_____________________________________
Han Otağı
Hülagü Han, yattığı yerden kalkmış saçlarını düzelten Akar'a baktı. Yeni günün sönük ışığında bile silületi o kadar hoştu ki. İstemsizce içinde yükselen ona sahip olma arzusunu hissetti. Hemen istiyordu, onu altına almak ve işin sonunda daha fazla ilgi isteyen bir çocuk gibi ona sıkıca sarılıp uyumak... Ama şimdi yapamazdı. Biliyordu ki zor şeyler atlattı ve üstüne gitmek istemiyordu.
Bu yüzden aklından ve gönlünden geçenlerden çok farklı olarak yerde kendileri için hazırlanmış sofrayı işaret etti. "Hayde gelesin taam edelim." dedi.
Akar hiç ses çıkarmadan sofraya oturup önden yemeğe başladı.
"Beyan et bakalım, otağı dışında neler konuşulup durur?" diye sordu oturduğu yerden Hülagü. Böyle şeyler ilgisini çekmese bile arada dedikoduları dinlemek hoşuna gidiyordu.
"Sizin pek çeber olduğunuzu laf edip dururlar er'im." dedi lakin bir eli hala yemekteydi. "Aldığınız topraklardan bu yana sizin de Cengiz Han gibi büyük bir Han olduğunuzu deyip dururlar. Belki de daha büyüğü olacağınız..."
Hülagü Han işittikleriyle bir nebze de olsa mutlu olmuştu ama uzun sürmemişti. "Bunun bedelini bir bilseler böyle laf etmezlerdi."
"Eğer konu ordu ile ilgiliyse elbet bir şeyler düşünürüm er'im."
Han bir süre eşinin şu vakte kadar gördüğü savaşları düşündü ve içini çekip tekrar konuştu. "İş cenk meydanına taşındı mı hal korkunç bir vaziyet alır Hüreyre'm. Bunları sana beyan etmeye çekinirim... " daha fazla devam etmeyip sustu ve yemeyi bitirdi. Bilirdi ki çok canlar aldı ama bildiği bir diğer gerçek de bunların gerekli olduğuydu. O, gittiği şehirlere ülkelere teslim olmalarını çokça ikaz etti. Cihanın zenginliklerini önlerine sunmayı ve dünya üzerinde tek büyük bir imparatorluk kurmayı... O da dedesi Cengiz Han gibiydi. Onun dünya üzerindeki tek İmparatorluk anlayışını ve ideasını kendi fikri merkezine yerleştirmiş, o yolda ne yapması gerekiyorsa onu yapmaya ant içmişti. Bu yol kan dökmeyi gerektirse bile...
Tekrar eşi Akar'a bakıp gülümsedi. Ne kadar güzel bir eş diye geçirdi içinden. Böylesine güzel gözlere ve diğer şeylere sahip olmak Tengri'nin bir armağanı olsa gerekti. Ardından ayağa kalkıp eşinin ipek hissiyatı veren saçlarını okşadı, hemen arkasından başını kaldırıp dudaklarına tatlı bir öpücük kondurdu.
Hülagü, tahtının altın kollukları, kılıcının kabzası, atın eğeri gibi sert şeylere uzun süre dokunduktan sonra insanın ellerinin böylesine bir yumuşaklığı tekrar hissetmesi ne müthiş bir şeydi anlıyordu şuan.
Kalktığı yerden yapması gereken işler için, istemese bile, eşini bırakıp gitmek zorunda kaldı.