Gelecek

800 Kelimeler
Akar "Hey, ben de binsem ya şu atlardan birine?" Baş nöker benim bu ısrarımdan sıkılmış olacak ki sıkıntıyla derin bir iç çekti . "Olmaz derim Akar Kanım. Açık alanda olsak da yanlar ağaçlık. Usta bir kemankeşe denk gelsek olan size olur." Beni altıncı kez reddeden nöker atını biraz yavaşlatıp içinde bulunduğum kağnının (at arabası) hizasına geldi. "Size bir şey olacak olursa da biz kellemizden oluruz." Sonunda pes eden ben olmuştum. "Tamam ama inan burada öylece oturmak çok sıktı beni. Kaç gündür yoldayız?" açtığım perdeden dışarıyı gözledim bir süre. "Gökten düşerken benimle beraber bir araç da düşse gideceğimiz yere çoktan vardıydık.." "Göktekilerin bineği daha mı hızlıdır?" ve işte yine olmuştu. Benimle zar zor konuşan adam konu göklere gelince bülbül kesiliyordu başıma. Bunu durumu kullanıp istifade etmezsem olmaz ama demi? Öksürür gibi bir hareket yaptım. "Öyledir tabii. Hele ben de şu atlardan birine bineyim sana daha neler anlatacağım göklerden aklın şaşar." Planımı anlamış olacak ki baş nöker meraklı bakışlarını hayal kırıklığıyla yola çevirdi bu sefer. "Aklınızdan çıkarın bunu, olmayacak çünkü." "İyi sen bilirsin." dedim keyif içinde kıkırdarken. "Ben de tam gökteki insanların nasıl kuş gibi uçtuğunu anlatacaktım." "U-uçmak mı?" "He ya.. Anlatmamı ister misin?" gözlerimle orda duran atı işaret ediyordum. Bir süre cevapsız öylece durdu. Ardından bu sefer pes eden kendisi olmuş eliyle önde giden diğer nökerleri durdurmuştu. "Bir at hazırlayın. Akar Kanım binmek ister." Ben zafer kazanmış bir komutan edasıyla at arabasından inip benim için hazırlanan ata doğru nökerin yardımıyla ilerledim. Lakin aklımdaki planlar hiç de düşündüğüm gibi olmamıştı. "Oha! Bu at ne? Ben nasıl bineyim buna!? Bu beygir üç katım be!" Ben şaşkınlıkla sesimi yükseltirken yandaki diğer nökerler kendi aralarında gülüşmeye başladı. Gülün siz gülün. Doğru, buralarda ata binememek gülünç bir durum maalesef... Hem benim hayatım sizin gibi at üstünde mi geçti sanki anlayışsız herifler. "Ben size yardımcı olurum Akar Kanım. Hiç endişe etmeyesiniz." Bu sefer telaşla yanımdaki baş nökere baktım. Bu atlara onlar binince cuk diye oturuyordu bana gelince niye böyle dev gibi kaldı. E bu askerler de ufak tefek bir şey sayılmazlar. Hepsi boylu poslu, iri yarı şeylerdi. Orta Asya'nın sert bozkırlarında normal olanda bu aslında... Derin bir iç çekerken, yanımdaki askere onaylar anlamında baş salladım. Diğer nökerler ise hala kıkırdıyor ve dalga geçiyorlardı. Ama unutmam ben bunu. Hele bir bineyim şu ata, gerisi kolay. Baş nöker ise o sırada arkama geçip ne yaptığını farkına dahi varamadan sanki hafif bir tüymüşüm gibi beni kolayca kaldırıp atın üstüne koydu. At da ben üstüne binince hafiften yerinde kıpırdanmaya başladı. Zaten benim ata ilk binişim bir de bu ani hareketlenme ile atın eyerini kavramak yerine boynuna yapışıp yelesini sıkı sıkıya kavradım. Korktuğumu anlayan baş nöker hemen araya girdi. "Jıymayasınız(korkmayın) Akar Kanım. Hele ilk başta şu yapıştığınız yeleyi bırakıp eyeri tutun da beygir ürkmesin." Bu lafıyla yüzüme alaycı bir ifade kondurdum. "Emin ol şuan ben ondan on kat fazla ürküyorum." öyle ki ödüm bir yerlerime karışmıştı. Baş nöker de kendi atına binip benim ak yeleli atın yanında yerini aldı ve yavaştan kendi atıyla benimkini yürütmeye başladı. Ben ise ilk başta korksam da bir kaç dakikalık bu ilerleyişte sallantıya alışmıştım, yapıştığım yeleyi de bırakıp atın eyerini kavramıştım. Ardından korkudan kapadığım gözlerimi açıp bakışlarımı bozkıra çevirdim. Alışınca baya güzel şeydi bu at sürme ha. Tamam ilk başta baya korktum ama şuan... Gayet iyi. "Akar Kanım'ın etrafında olun, gözünüzü de ağaçlıklardan ayırmayın!" Diğer askerler, baş nökerin emriyle hemen harekete geçip etrafımda daire olacak şekilde pozisyon aldılar. Ardından bakışları bana dönmüştü bu sefer. "Bellidir beygire ilk binişin. Hiç binmişliğiniz yokken ne diye ısrar ettiniz anlamam." "Zaten hiç binmediğim için istedim ya. Göklerde ata binmeyiz pek. Genellikle atsız giden araçlarımız var." arkadaki at arabasını işaret ettim. "Onun gibi lakin kılıç gibi metalden yapılmış ve at çekmeden hareket eden beygir gibi anlatabilirim sanırım..." "Sen ne dersin hele? At çekmeden yürüyen kağnı (at arabası) mı olurmuş?" "He ya oluyor benim oralarda." dedim eğlenir bir tavırla. "Peki uçmak? Acuzlar (cadı) gibi güçleri mi var göktekilerin?" Tarih bilgim sağ olsun Eski kelimelere hakimdim. "Yok acuz değil. Bir alet yapıldı göklerde, böyle dev büyük bir metal parçası ve iki yanında da kuş kanadı misali çıkıntıları var." "Bu nasıl iştir aklım almaz Akar Kanım." şaşkın bir şekilde bana bakarken ona gökdelenleri, yolları ve bu zamana ait olmayan diğer şeylerden bahsetmeye başladım. O da benim dediklerimi pür dikkatle dinliyor, yolda ilerliyorduk. Konuşmamız bitince baş nöker biraz çekinerek lafa girdi." Hülagü Han'ımızın eşinin erkek olması..." başını eğerek bir süre diyeceklerini düşündü. "endişe etmeyesiniz çoğumuz için sorun yoktur lakin bunu kabul etmeyecekler de çıkacaktır." fakat daha sonra rahatlatabilmek için başka sözler de sarf etti. " Lakin endişeniz olmasın Akar Kanım. Hülagü Han'ımızdan pek çekinirler. Yani karşınızda canınızı sıkacak laflar beyan edemezler. " "Biliyorum, göklerde de var kabul etmeyen." önümdeki bozkıra baktım bir süre. "Yine de destekleyenler var, sen ve buradakiler gibi.. Minnettarım." dedim şefkatle baş nökere bakarken. O ise tevazuyla başını eğmiş hiçbir cevap vermemişti. ..
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE