Hastalık

809 Kelimeler
Akar, obada olduğu vakit boyunca Hülagü Han ve devlet hakkında her şeyi biciklerce (yazıcı) belgelettirmiş, yapılan icatların patenti misali kayıt ettirerek gelecekte bir başkasının çalmaması için de ayrı bir özen göstermişti. Patentler haricinde konu Hülagü Han'ı ve devleti yazmak olduğunda Akar, biciklere karışmamış her şeyin tarafsız olduğundan emin olmak istemişti. Bicikler de bu önemli vazifeyi yaparlarken sadece bu obadaki kişilerin görüşlerini değil, Han'ın buyruğu altındaki diğer devletlerin halkının da görüşleri alınmış ve sonuçları uzun uğraşlar sonucunda kayıt altına alınmıştı. Savaşmadan buyruk altına giren farklı etnik insanlar ve topluluklar Han'ın herkese karşı adaletli, ganimetleri halkına dağıtmayı seven cömert bir insan olduğundan bahsederken, direniş gösterip Han'ın buyruğu altına girmeyen topluluklar onu acımasız ve gaddar diye nitelendirip deccal olduğu hakkında hikayeler uydurmaya başlamışlardı. Akar'ın isteği üzerine titizlikle yapılan bu belgeler aynı özenle ayrı bir odada arşivlenmiş saklanmaya koyulmuştu. _____________________________________ Akar Bu devlet işleriyle o kadar yoğundum ki yorgunluktan yataktan kalkmak dahi istemiyordum.. Üstümdeki üşengeçlikle yanımda yatan er'ime usulca baktım. Keşke hep böyle dursak. Yok arkadaş, yani anlamıyorum. Tamam, kendisi yönetici filan ama o da insan. Bir tatil izni verilmez mi be insafsızlar! Bıkkınlıkla bir çocuk misali dudağımı büzerken bu sefer gözlerim uyuyan er'imin dudaklarına kaymıştı. Sonuçta uyuyor, yani bir kerecik... Aklıma gelen şeylerle hınzırca gülümserken Han'ımın dudaklarına doğru uzandım ve hızlı bir şekilde ufak bir öpücük kondurup aynı serilikle başımı geri olduğum yere çektim ve göğsüne sıkıca yaslandım. İnşallah bir aptal film klişesi olmaz da uyanmazdı! Uyuyor numarası için sıkı sıkıya kapattığım gözlerimden tekini açarak ona baktım. Heyt be! Benden hızlısı yok yeminle, hala uyuyor. Sadece kendimin bildiği küçük zaferimle yattığım yerde kıkırdarken onun hareketlenmesi ile bu gülüşüm hemen durmuştu. Ama çok geçti. Şayet er'im öpücüğüme uyanmasa da kıkırdamama uyanmıştı. "Obamın çiçeği d'eye d'eye öyle olup gidersin Akar Katun'um. Şayet sen böyle gülünce benim de gönlümde çiçekler açıp durur." Onun bu lafıyla utanıp başımı eğdiğimde yanından hızla doğruldum, "seni devlet işlerinden az görürüm. Böyle yanımda oldun mu da mutlu olurum işte ne edeyim?" er'ime bakıp tatlı tatlı gülümserken bizim için önceden hazır edilmiş sofraya geçmek için ayağı kalktım. Fakat ayağı kalkmam ile karnımın sol köşesine ufak bir sızının saplanması bir olmuştu ve bu sancıyla ufakça eğilip bükülmüşken er'im benden hızlı davranıp yanıma telaşlı bir şekilde yanaşmıştı. Bana ne olduğunu çözmek için sorular yöneltiyor elimle ,kıvrılmama sebep olan, bastırdığım bölgeyi kontrol etmeye çalışıyordu lakin ben sadece uzattığı kolunu sıkıca kavrayıp acının hafiflemesini bekliyor onun bana yönelttiği hiç bir soruya cevap veremiyordum. Han'ım kalktığım yatağa beni tekrardan oturturken bu sefer farklı olarak yanımdan hızla ayrılıp dışarıdaki nöbetçilere bir şeyler söylemek için gitti ve sinirli bir şekilde bağırmaya başladı. Ama gariptir ki er'im bana yakın olduğu halde dediği hiçbir şeyi anlamıyordum, acım hafiflemişti lakin her yer bulanıklaşıyor, başım inanılmaz bir şekilde dönüyordu. Zaten kısa süre sonra da oturduğum yatakta bayılmış olmalıyım şayet artık etrafımda bulunan hiçbir şeyi işitmiyor, karanlıktan başka bir şey görmüyordum... ____________________________________________________________________________________________ Ne kadar zamandır karanlık içindeydim bilmiyorum ama bu gözümün önünden kalkmaya başlayan karanlığın ardından vücudumu daha doğrusu ağrı saplanan karnımı yavaşça yoklayan bir el hissettim üzerimde. Bilincim hızla yerine gelirken ne olduğunu anlamak istercesine ellerin sahibine bakışlarımı çevirdim. "Telaş etmeyin Akar Katun. Hülagü Han'ımız sizin fenalaştığınızı beyan edince beni buyur ettiler." "Otacısın demek..." Bir rahatlamaya hızla tuttuğum nefesimi verdim ama bu sefer aklımı başka bir soru meşgul etmeye başlamıştı. "Peki neyim var? Belli midir?" sordum lakin öğrenmek istediğimden emin değildim. Şayet bu çağda normalde basit görünecek bir hastalığa kapılsam bile benim için ölümcül olabilirdi. Hepimizin bildiği bir gerçek var ki o da buralarda tıbbın pek gelişmediği idi. Otacı bana nazaran daha sakin bir tavırla elinde tuttuğu ufak kabı uzattı. "Tam bir şey beyan edemiyorum Akar Katun. Siz hele şuna bevl (idrar) edin o vakit bir şeyleri anlarız." Ciddi mi bu? Neyse... Tıpta utanma yoktur diye boşuna dememişlerdir hazar. Dememişler demesine ama ben utanıyorum be. Tıp, şuan çekincemin umrunda değil. Yine de her şeye rağmen yerimden doğrulup yediğim yağlı et yemeklerinden hafifçe çıkmış göbeğimi utançla kapattım ve otacının bana uzattığı kabı aldım. Otacı da benim daha rahat olabilmem açısından yanımdan ayrılıp çadırdan dışarıya çıktı. Ben ise vakit kaybetmeden bu işin çabucak bitmesi amacıyla tuttuğum kap ile işimi oyalanmadan halletmiş otacının gelmesi için çadır dışına ses vermiştim. İçeriye giren otacıya bakış atarken biryandan da içimi ürperten duygular kaplamıyor değildi hani... "Hülagü Han'ımız nerededir?" aklıma er'im gelmişti. Sabah yanımdaydı lakin şimdi onu hiçbir yerde göremiyordum. Otacı, "Altun Otağında Akar Katun. Bugün gelecek Türük elçisini huzuruna kabul buyuracaktı. Lakin sizin durumunuzu da kendisine bizzat beyan etmemi istedi. " Başımı anlıyorum manasında aşağı yukarı bir tur sallarken aklım hala ciddi bir şeyim olup olmadığındaydı. "Ne zaman bir şey d'eyebilirsin sen onu beyan et?" endişeli bakışlarım otacıya döndü bu sefer. "Bilemem Akar Katun. Belki bugün belki margaaş (yarın). Lakin kısa zamanda bir şey beyan ederim size endişeniz olmasın." otacı eline aldığı kap ile önümde saygıyla eğilip otağıdan usulca ayrıldı. Ve şimdi bu çadırda kalan iki şey vardı artık. Biri ben diğeri de beni endişeye sokan bu bilinmezlik...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE