şifacı❤️‍🩹

3276 Kelimeler
Gazeli' nin anlatımı.. Bile bile yürüdüm sonu uçurum olduğunu biliyordum ama yine de o uçuruma doğru yürümek istedim. başı karanlık bir yoldu karanlıktan korkmama rağmen onun sevgisine tutunup yürüdüm.. Adım attıkça içimde büyüyen şey, Sevgi miydi, yoksa teslimiyetin soğuk duygusu mu bilmiyorum ama içime işlemişti. İmkânsız olduğunu bile bile kendimi bildim bileli. Ben onu sevmediğim tek bir anım olduğunu hatırlamıyorum ki Yine de onu seçti yüreğim. Onun evlendiğini kendi gözümle gördüm kalbime rağmen Aklım duvarlar ördü aramıza, Sonra Kalbim o duvarları tek tek yıktı, göremedin. Bir hayaldi belki, Bir suya yazı yazmak gibi. O suyun üzerindeki yazının Tutmayacağını bile bile Avuçlarıma düşen ışığı sakladım gizlice. Kalbimde susmayan bir sızı bıraktı. Gitmek istedim . kendimden bile çok uzaklara gitmek. Yine de adı içimde yankılandı. bazen en güzel yangınlar, acı verir Kendi kendime _Onu unutmak zorundasın Gazeli' günahtır ,haramdır sana . dediğimde kalbim _bazen Sönmeye mahkûm ateşlerden doğar dedi.. Onun düğününe gittim Sessiz, ama öldürücü bir acı… Sanki yıllardır göğsümün altında sakladığım o küçük, narin umudu; biri gelip üstüne basmış gibi bir anda ezildi. Ben bile böyle çabuk kırılabileceğini bilmiyordum. Çocukluktan beri tanıyordum onu Rodi benim çocukluğumun ta kendisiydi. Herkes gibi sıradan biri değildi benim için. Kimse fark etmezken saçını yüzünden çekişini izlerdim. Kimse bilmezken gülüşünün neye benzediğini ezberlerdim. O konuşurken sesindeki en küçük titreşimi bile duyardım. Ama o… O beni hiç görmedi. Zaten en acısı da bu değil mi? Bir insanın dünyanda kapladığı yerle, senin onun dünyasında kapladığın yer arasındaki uçurum. Yıllarca biriktirdim onu içimde. Yıllarca sustum. Kendime yüzlerce kez “unut ” dedim ama boğazıma takılan o tedirgin korku, beni hep geri itti. “ beni görürse sevmez di?”, “Onun aşkı kalbine yakışan en güzel sevgiydi?”, “Ya gözlerime o soğuk bakışı kondurursa?” Hem beni gördüğü her yerde hurafe demesi bile olmayan cesaretimi kırmıştı hem nasıl söylenirdi ki ben de bilmiyorum. Cesaretim, kalbimi koruyacak kadar güçlü değildi. Ve şimdi, biri elinden tuttu. Benim bile dokunmaya cesaret edemediğim el… Başka birinin avuçlarında kayboldu. Şimdi bir kadının yüzüne dönüktü. Mutluydu. Öyle gerçek, öyle bütün bir mutluluktu ki… Benim içimde yer alan tüm hayaller o anda kül oldu. Kimseye belli etmedim. “Mutlu olsun,” dedim. “Hakkı bu,” dedim. Ama aslında içimde şöyle bir cümle yankılandı, kimselere söyleyemediğim: “Keşke bir kez olsun beni fark etseydin…” Belki de kaderimde sessiz sevmek vardı. Belki de bana düşen, adını bile içimden fısıldamaktan korktuğum bir adama ömür boyu “uzak” kalmaktı. Küçük bir ihtimal vardı yıllarca sakladığım: Belki bir gün döner bakar, göz göze geliriz, belki bir anlığına bile olsa “acaba” der… Belki bir ihtimal, benim de kalbim görünür olur. Ama hiçbir “belki” olmadı. Bir insanı yerle bir eden bu ihtimaldi işte. Şimdi odamda oturmuş, onun mutluluğunu izlerken, içimde büyüyen sessiz acıya alışmaya çalışıyorum. kendi sessizliğime gömülmüş bir sır gibi kalacağım. Bugün sevdiğim dediğim utandığım adamın en mutlu günüydü. Ben de kan ağlıyordum. Şimdi anlıyorum kan ağlamak ne demekmiş. Sessizce arabanın arkasına uzandım. Abim uyuduğumu sandı ama ben ölüm uykusuna uyumuş gibiydim. Duran zaman kavramının içinde dönüp durdum. Eve vardığımızda sabahın ilk ışıkları ufuktaydı. Ellerim titriyordu kapının kolunda ama artık herkes bitmişti. Kapıyı sessizce açtım, kimseye bakmadım. Direkt Evin arka tarafındaki avluya geçtim, o taş sedirin üstüne oturdum. Soğuk, taş gibi bir sabah… Ayakkabılarımı çıkardım, çıplak ayaklarımın altından toprak geçti. Toprak bile ağrıyordu. Hiç toprak ağrırmı, ama acımla ağrıdı işte. Sabahın soğuk havası yanan yüreğimi bir dirhem soğutmadı. Ben ne yere ne de göğe sığamadım. Başımı yukarı doğru kaldırıp acıyla tebessüm ettim. Bir süre düşündüm ama ne düşündüğümü ben bile bilmiyorum. Adımlarım içeri doğru ağır ağır döndü Sonra içeri girdim. Odama kapanıp duvarı izledim. O beyaz duvarda ki kara gölge beni izliyordu. kül ve ateşten olma karalar içinde beni dövmek için bekliyordu. Ama benim umurunda değildi. Ondan korkmamı bekliyordu. İlk defa korkmadım ondan. Köşede duruyordu onu görmezden geldim. Ve oturduğum yerden Elimi durduğunu sandığım kalbime koydum. Hâlâ atıyordu ama… sanki her atışta biraz daha eksiliyordum. “Rodi evlendi,” dedim fısıltıyla, kendi kendime. Onun adını duyunca üzerime doğru geldi. Gözlerimi kapatıp okuduğum ayetlerle ilk defa teslim oldum çünkü bu defa canımın acısını hissediyorum .. gözümden akan yaşlar ile beni dövmesini bekledim. Yıllarca ondan kurtulmak için herşey yaptım. Ama bu kara gölge beni bırakmıyor. Gözlerim kapalı bir daha _ Rodi evlendi.dedim. O kara gölge ilk defa bana acıdı ve gitti. _ uzaktan sevmek bile bana haram artık. Sanki bir rüyanın içindeydim ve birazdan uyanacak gibi hissediyordum. Ama rüya değildi. “Rodi evlendi…” Dilim bunu defalarca tekrar etti. Ama kalbime işlemedi. Sanki içimde bir şey koptu. Ne ağlayabildim, ne bağırabildim. Sadece sessiz kaldım. Çünkü bazı acılar çığlıkla değil, sessizlikle yaşanır. Pencereyi açıp doğan güneşi izledim karanlıkta. Kuşlar ötmeye başladığında hâlâ oturuyordum. Gözlerim kupkuruydu, ağlamayı bile bıraktım. Bir ara abimin sesi uzaktan duyuldu: “Gazel kahvaltıya in!” Cevap vermedim. Çünkü ben artık başka bir dünya'daydım. Ruhumun yarısı Mardin’de, onun düğününde kalmıştı. Geriye dönen sadece boş bir kabuktu. Bir süre sonra abim kapıyı tıklattı. “Gazel, aç kapıyı. Ne olur kendine gel.” Kapının kolunu indirince Kitli olduğunu anladı. Biraz kızdı. _ Gazel aç şu kapıyı düşersen bayılırsan haberimiz olmayacak, kızacağım ha.dedi. Ses gelmeyince. _ bak artık kızıyorum kendine gel bir an önce.dedi sesinde kızmadan çok korku vardı. Kendime gelmek… Ben zaten kendimi orada bırakmıştım. Yerimde kalkıp odamda Duvarda asılı olan aynaya baktım. Yansımam yabancıydı. O kız ben değildim artık. Yüzümdeki çocukluk gitmiş, yerine bir yas kalmıştı. Elimi kalbime koydum, fısıldadım: “Rodi… ben seni de sevdamı da Allah’a emanet ettim.” Ama sonra sustum. Çünkü biliyordum, Allah bazı dualara “ başka şekilde cevap veriyordu” Bütün gün boş duvara baktım. Abim üzerime gelmek istemiyordu. Sadece bir ara ona beni yanlız bıraksın diye kitli odanın ardında yalvardım. Sonra beni yanlız bıraktı. O gece uzun sürdü. Karşımda duran gölge gülüp _ evlendi kendi gözünle gördün.dedi . Başımı sallayıp ağladım_ evlendi.dedim _ artık onu sevemezsin gazel.dedi bu sefer sesinde Zafer vardı. _ sana dedim sen benimsin hep benim kalacaksın. _ asla, dedim asla ben kimsenin değilim senin hiç değilim.dedim. Üzerime gelen gölgesi ile hiç açmadığım odanın ışığının Karanlığından daha karanlıktı. Korkudan bayıldım çünkü bir çok insanin inanamayıp hurafelerin işi dediği gölge beni tehtid edip dövüyordu. Gözümü açtığımda kapalı gözlerimin ardından ettiğim dualar ile kendime gelip koşarak Korkudan ışığı açtım. Ama gitmedi orda oturdu. _ onu seviyorum benim ruhum onun aşkıyla dolu benden bana bile hayır gelmez.dedim. Elimde demir bıçaği boş duvara attım. Toz gibi bir buluttan ibaret . Yerimden kalkıp aldığım abdest ile uyumadım Oturup sesli bir şekilde Kur'an okudum . Her nefesimde bir dua, her nefesimde bir ölüm vardı. Ve ben artık bir mezarın başında değil, kalbimin içinde yas tutuyordum. Kapımın önünde ayak sesleri duyuldu. Ağır, yavaş, ama emin adımlar… O yürüyüşü hemen tanıdım. Dedemdi. Şeyh Halit… Bütün aşiretin hürmet ettiği, sözü dua, bakışı sabır olan adam. Çaldığı Kapıyı hemen açtım. Hafif tonda tebessüm eder gibi baktı. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sadece baktı bana. Yüzüme değil, yüreğimin içine bakar gibi… O an gördü sanki yanan yüreğimi ilk defa acı çektiğimi gördü. Sanki kalbimin kırık yerlerini bir bir okuyordu. “Kızım…” dedi, sesi sanki yılların içinden gelen bir rüzgâr gibiydi. “Bir dağ, üstüne kar düşse susar. Bir yürek yanarsa konuşamaz. Senin halin o dağ gibi olmuş.” Başımı kaldırmadım. Çünkü gözlerimi görse ağlayacağımı biliyordum. “Dedem, ben günah mı işledim?” dedim kısık bir sesle. “Sevdim diye günahkar mı oldum?” Dedem sessizce yanıma oturdu. Eliyle dizime dokundu, parmakları titreyen bir sabır gibiydi. “Sevmek günah değildir kızım,” dedi. “Ama sevdayı Allah’tan koparıp kula bağlamak kalbi hasta eder. Senin kalbin hastalanmış. Şimdi o kalbi şifaya götüreceğiz.” Kafamı kaldırdım, gözlerim dolmuştu. Ama dedem, ben unutmuyorum. Unuttamıyorum. Onu unutmamam için,Her gece rüyama geliyor. Diyemedim _Ne zaman Rabbim'e dönsem dilimde ki dualar ona çıkıyor . Dedem derin bir nefes aldı. “Rabbin'e dönmeyi öğrenmişsin kızım,” dedi. “Ama rüyanda gördüğün o yüz, seni sınamak için. Başını yüzüme çevirdiğinde. _Allah bazen sevdayla imtihan eder; kimi malıyla, kimi canıyla, kimi kalbiyle.Senin imtihanın kalbinde kidir.” Elini kalbime koydu. O an sanki içimdeki fırtına durdu. Bir sıcaklık yayıldı göğsümün ortasına. “Bu kalbi O yaratmış,” dedi. “Ve O bilir, ne kadar acıya dayanabileceğini. Senin kalbini yanmak için değil, olgunlaşmak için yaktı.” Artık gözyaşlarımı tutamıyordum. Başımı dedemin dizine koydum, tıpkı küçük bir çocuk gibi. Ben yoruldum dedem Yoruldum beklemekten, sevmekten, susmaktan. Artık dua ederken bile korkuyordum. Acaba diyorum Onu sevmeyi Çok mu abartıyorum. Hiç konuşmadan dedem meselenin Rodi olduğunu bilmiyordu ama birini sevdiğimi anlamak ile kalmamış kendim söylemiştim. Elini başıma koydu. “Dua etmekten korkma kızım. Bazı dualar hemen kabul olmaz, çünkü kabul edilirse seni yakar. Benim dualarım beni yakar mı? Onun aşkı gibi mi? Allah bazen ‘bekle’ der, bazen de ‘unut’ der. Ama her defasında, ‘ben seninleyim’ der.” Allah'ım benimlesin biliyorum yanan kalbime ferahlık ver ya Rabbi. Dedem saçlarımı okşayıp _ güzel kızım.dedi. Ben güzel değilim diye bağırmak istedim. Hiç değildim o an Sessizlik çöktü. Sadece dedemin nefesiyle kendi soluğum odada karışıyordu. Bir süre sonra başımı okşayıp ayağa kalktı. “Şimdi kalk,” dedi. “Abdest al. Kalbini suyla değil, sabırla yıka. Ve bil ki, Allah bir kapıyı kapatırsa, sabreden için bir kapıdan cennet kokusu gelir.” Gittiğinde odada hâlâ onun sesi yankılanıyordu. Sanki duvarlar bile huzur bulmuştu. O an anladım… Belki Rodi’yi unutamayacaktım ama, onu Allah’a emanet edip kendi kalbimi kurtarabilirdim. Ayağa kalktım. Avlunun soğuk taşlarına basarak çeşmeye gittim. Suyun sesiyle birlikte içimdeki ağırlık azalmadı ama dayanmaktan başka çarem yoktu. Ağlaya ağlaya _ Su ateşi söndürür Gazel ,Su ateşi söndürür.dedim aldığım abdest ile çeşmenin içinde ki suya bakarken. Elimi yüzüme sürdüm, “Rabbim,” dedim fısıltıyla, “Sen bana unutturmayı değil, razı olmayı öğret.” Ve ilk defa… Gözyaşlarım acıtmadan aktı. Sanki kalbim “tamam” dedi. O gün, aşkımı değil, Allah’tan af diledim. Ve o gece, kalbim onun aşkıyla yanarken nefesimi dua ederek harcadım. Yas 3 gün müydü eskiden 40 gündü. Şimdi üç gün sayılıyordu. Ben üç gecedir tek gram uyku uyumadım. Üç gün kalbimin yasını tuttum odada. Dedem abime ne söyledi bilmiyorum ama arada kapının dışında nasıl olduğumu sorup gidiyordu. içimde derin bir sessizlik vardı. Ağlamaktan kurumuştu gözlerim, kalbimse artık acıdan bile yorulmuştu. Sanki içimdeki bütün fırtınalar dinmiş, yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı. Ben senin mutluluğunun diyetini aşkımın göz yaşları ile ödedim. Bilmiyorum, belki de artık ağlayacak bir yanım kalmamıştı. Aynaya baktım. Yüzümde tanımadığım biri vardı. O eski Gazel gitmişti sanki. Yerine acıdan yoğrulmuş, gözleri kararmış, kalbi kabuk bağlamış başka biri gelmişti. Saçlarımı ördüm, başımı örttüm… Bir kez daha kendimi sakladım. Ama bu kez insanlardan değil, geçmişimden saklanıyordum. Abim arabayı kapının önüne çektiğinde dedem sadece “Hazır mısın Gazel?” dedi. Hazır mıydım? bilmiyorum. Ama “Hazırım” diyebildim, çünkü bazen yıkıldığını bile belli etmemek gerekiyor. Kalbim hâlâ yanarken, yüzüme sanki hiçbir şey olmamış gibi bir ifade taktım. Abim _ hurafe gitme sensiz ne yaparım bu evde.dedi. Abime sıkıca sarıldım yüzümü örten örtüden dolayı ağladığımı anlamadı. _ hurafe içim hiç rahat değil, bune kızım kendini gerçek şifacılar gibi dağ başına kapatmak nedir..dedi bir kez daha. Abim üç gündür ölü gibi dolaştığımı görüyor birşey demiyordu. Ondan da çok utanıyordum. Abim annemin mezarını ziyaret ettiğimiz için böyle olduğumu sanıyordu. O da vardı tabi hemde çok ağır bir acıydı . _ kendine iyi bak Allah'a emanet ol abi .dedim Hammadi abim zar zor gülümseyip _ illa gideceğim diyorsun yani , başımı sallayıp ses etmedim. _sende hurafe sende Allah'a emanet ol.dedi Dedemle Bindiğim araba ile Köy meydanına vardığımızda nereye gideceğimizi bilmiyordum. Üç gün önce Düğün evinin önünde kahkahalar, tebessümler, tebrikler vardı gözümün önünden bir saniye olsun gitmiyordu… Benim içimde cenaze sessizliği. Kalbimin başında kendi yasımı tutuyordum. Onun mutluluğuna değil, bana rağmen gülen kadere ağlıyordum. boş yolun kenarında O an Rodi’yi gördüm. Gözlerimiz buluştu. Zaman durdu zaman ağırlaştı hayalini görmüştüm.. Nefesim kesildi. Allah'ım ne olur artık hayali çıkmasın karşıma çıkmasın artık. Dayanamıyorum artık. Yıllarca sakladığım, bastırdığım bütün duygular o bir bakışta geri geldi. Yandım, kül oldum, ama artık külümden yeniden doğarmıydım bilmiyorum ama artık eski gazel değildim. Köyden çıktık araba bir küçük dağ evinin önünde durdu. Dedem benden önce indi ve ben onu arabanın içinde bekledim. Kısa bir süre sonra bir kadın geldi . Kapıyı açıp _ hoş geldin,gel çekinme .dedi. Onun gözlerinde anlayış, kalbinde şefkat vardı. Arabadan inip küçük çantamı elime aldım içeri geçtiğimde dedem yaşlı bir adamla içeride oturup bir çay içtikten sonra gitti. Kadın o adamın kızıydı. Kaç saat içinde geçen sessizlik ile kadın akşam yemeğinin hazır olduğunu söylediğinde. Aç olmadığımı söyleyip teşekkür ettikten sonra içeri geçtim yatağıma kıvrıldım. Kalbim isyan ediyordu artık yeter yeter diyordu. Ama kalbim : gazel Rodi mutlu diyordu. Onun mutluluğu benim için bir teselliydi. Canımı okuyan bir teselli. Aynı geçen günler birbirini kovalayıp sabah akşam, akşam sabah oluyordu. 5 gün sonra yani tam evlendiğinin 8 günü. Kendime hiç yakıştıramıyorum çok kızıyorum kendime. Ama benim kalbim o evlenmeden önce sevmişti onu. Kalbim onu sevmeyi de kendine hak veriyordu. Benimdi diyor Benimdi bu aşk. Kadın oturduğum taşın yanındaki taşa oturup Benim gibi tam karşımda olan Mardin'in çok ufak haline bakıyordu. “Bazı yaralar kapanmaz ama onlarla yaşamayı öğreniriz,” dediğinde gözlerim doldu. “Ben yaralarımı saklayamıyorum,” dedim. Kadın elini omzuna koyup gülümsedi. O da benim gibiymiş ve sevdiği adamı unutmadığı için babası ile bu dağ başında ki kulübede yaşıyorlarmış.. Oysa çok güzel bir kadın yaşına rağmen hâlâ çok güzeldi. _ Allah'ım kalbim uyuştu.dedim O an sert bir rüzgar esti. Tam o anda Rodi’nin sesi yankılandı arkamda: “Gazel…” Sadece adımı söyledi. Bir kelime… ama kalbimin duvarlarını yerle bir etmeye yetti. İçimden bir ses, “Dön, bak, son kez bak,” diyordu. Ama dönmedim. Çünkü bilirdim, bir daha o gözlere bakarsam, yine o ateşin içine düşerdim. Ama yanmak istiyordum. Yavaşça başımı çevirdim, gözlerim doldu ama sesim titremedi. Bazı vedalar sevdadan değil, mecburiyetten doğardı Biliyorum hayaldı ama kalkıp ona doğru değil eve doğru yürüdüm. Çünkü biliyordum o kara gölge benimle alay ediyordu. Biliyordum külden ve ateşten olanlar beni de yakmak istiyordu. Ama kısa bir an da olsa yüzünü görmek güzeldi. İçeri girdiğimde Nesrin abla _ Gazel benimle köye gelir misin.dedi.. Başımı sallayıp _ olur .dedim. Yaşlı adam kendi odasında oturuyordu bazen de köyün meydanına iniyordu çoğunlukla evde değildi. Galiba yüzümde çarşaf var diye evin içinde böyle gezip beni rahatsız etmek istemiyordu. Nesrin abla ile birlikte gittiğimiz dükkandan birşeyler aldık ne kadar ısrar etsemde bana kızıp misafiri olduğumu söyledi. _ gazel ben birşey duydum sana şifacı diyorlar doğru mu. _ bilmem sence şifacıya benziyor muyum.dedim iyice zayıflayan ve güçsüz düşen bedenime bakıp gülümsedi _ sen bir insanın yanında oturunca insan sende huzur buluyor Gazel.. _ sen beni sevdiğin için öyle düşünüyorsun.dedim. _bak doğru seni gerçekten seviyorum. _ Allah da seni sevsin.dedim. _ gazel senden bir şey isteyeceğim. Başımı ona çevirip onu dinlediğimde. _ Gazel bir kadın var üç çocuk annesi kötü hastalık diyorlar kimse bilmiyor Doktorlar da anlamıyor ne olduğunu. Nesrin abla Doktor dediğinde gözlerim dolup çoktan taşmıştı. Alt dudağımı ısırıp akan göz yaşlarım ile tuttuğum poşeti sıktım. Yüreğim bir yangın gibi harlanıyordu. _ bakalım mı belki senin şifacı ellerin onu iyi eder. _ olur gidelim .dedim. köyün arka tarafında bir evin önünde durduğumuzda_ne yalan söyleyeyim çekinmiştim ilk başta sana söylemeye Ama şansımı deneyeyim dedim belki ona şifa olursun.dedi. _ inş Allah şifa Allah'tan gelir .dedim. Deminden beri oturduğum minderde karşıma oturan 3 tane küçük kız bana bakıp galiba neden yüzümün kapalı olduğunu sorguluyorlardı kendilerince. Evde kimse yoktu ama yine de yüzümü açmadım çünkü gözlerim artık gözyaşı değil kan ağlıyordu. Ne zaman peçeteyle gözyaşımı silsem pembe bir su geliyordu. Kadın yatakta uzanmış sürekli yatıyordu. Elimi uzatıp kapalı gözlerinin üzerine koyduğumda kirpikleri titredi. Korkudan değil ama elimi alnına koydum Vücudu buz gibi soğuktu elimi yavaş bir şekilde vücudunda gezdirdiğimde. Bildiğim bütün şifa dualarını okudum. Anladım kadın hasta değildi. Yani fiziksel bir hastalığı yoktu onun hastalığı ruhsaldı onu anlamıştım. Saatlerce Ettiğim dualar ile sonunda gözlerini hafif aralayıp bana baktı. _Nersin abla ile sana bir ilaç yapıp getireceğim yarın yine geleceğim.dediğimde gözleri kapandı. Küçük kızı 6 yaşındaydı ortanca 8 yaşında büyük olan ise 10 yaşındaydı. 10 yaşındaki kız evi çekip çeviriyormuş. Kadının kocası inşaattan düşüp öldükten birkaç gün sonra bu hale gelmiş.. Onların hikayelerini duyunca kendi acımdan utandım. Köyün çıkışına geldiğimde. Sessizlik içinde geçen gece ile Sabah namazından sonra uyumadan ilaç için ot toplamam gerekiyordu. Burada olmayanları da aldırtacaktım. güneş dağların arkasından doğmak için az bir zamanı kalmış her yeri kızıla boyamıştı. Göğe baktım. Yüzümdeki örtüyü kaldırıp başımdaki çarşafı çıkardığımda dağdan bayırdan topladığım sepetin içindeki otları kapıya bıraktım. Nersin ablanın babası evde yoktu ikimiz tektik. Yüzümü esen rüzgara doğru çevirdim. Rüzgâr saçlarımı savurdu, yüzüme güneş vurdu. Biraz dinlendikten sonra sadece bir tane hurma yiyebilirdim. Onuda biraz sonra midem kabul etmedi zaten. Butün gün o kadın için ilaç hazırladım kimisini kaynattım kimisini de havanda ezerek suyunu çıkardım. Akşam namazını kıldıktan sonra o gece hasta kadın için yaptığım ilaç ve ağrı kesici krem ile sabah erkenden Nesrin abla ile birlikte götürdük. Beni gören kızları umutla yüzüme gülümsediler. Kendime hayrım yoktu ama başkasının umudu olmuştum. Kremi elime sürüp eline yüzüne ve sürülmesi mümkün her yere sürdüm. Ama en çok güçsüz dizine ve ellerine sürdüm. Hazırladığım bitki suyunuda sabaha kadar üzerinde Kur'an okuyup dualar etmiştim_ şifa niyetine iç.dediğimde kadın biraz içti. Onların küveti olmadığı için kapı komşusu olan kadından rica etmiştik. Kadın benim söylemem ile hemen kabul etmişti. Sıcak suyun içine koyduğum ilaç ile kadını içine bıraktık. _ iyi gelecek ona.dedim. Bu şekilde tam 15 gün gidip geldim. Kadın her gittiğimde biraz daha iyi oluyordu. İlk defa içimde bir sıcaklık hissettim. Belki umut dedikleri şey buydu. Yandım, bittim, kül oldum ama başkalarının yarasına iyi gelmiştim… O an anladım: Ben artık yüreği yanık bir kadındım ama Benim sifali ellerim birilerini iyi ettikçe bana iyi geliyordu, Nesrin abla ile birlikte oturduğumuz tepeden güneşin batışını izlediğimde. _ çok güzel .dedi. Başımı sallayıp _ Evet yaradanın yaratığı herşey gibi bu da çok güzel. _güzel olan Güneş değil sensin Gazeli. Dudaklarım yukarı doğru kıvrıldığında başımı iki yana doğru salladım. Elini hafifçe omzuma vurup_ben hiç senin kadar güzel bir kız görmedim Bence sen de görmemişsindir.dedi. _ sana öyle geliyordur.dedim. Güzel değildim. _ insanın sevdiği onu sevmeyince kendini dünyanın en çirkin insanı gibi görür.dedi. Elimdeki küçük taşı üzerinde oturduğum Koca kayanın üzerine sürmekten ellerim yaralandı. _ kadın nasıl oldu.dedim lafı değiştirip ayağa kalkmadan hemen önce Nesrin abla gülümseyip_ oo namın çoktan yayılmış dağa bir şifacı gelmiş.diyorlar. _ ben değil otlar şifa.dedim onu ardımda bırakıp eve doğru yürüdüm. Yaşlı babası artık doğru düzgün gelmiyordu. Köyde evleri olmasına rağmen dağ başında kulübede yaşıyorlarmış Ben gelmeden önce. _ şifacı .diye ardından seslendi. _ aşkın şifası yok demi. Önüme dönüp bende taraf görünen Mardin'in tepesine baktım. _ şifa onun gülümsemesinde .dedim kendi kendime sonradan pişman olsam da kalbimden geçenlere engel olamıyordum. Yiyemediğim akşam yemeği ile ağrıyan midem için kaynattığım , papatya, zencefil ve ıhlamurun bardaktaki sarımsı suyuna baktığımda içimde koca bir huzursuzluk vardı. Ne zaman içimi huzursuzluk girse onun iyi olmadığını anlıyordum. Boğazımı temizleyip ikinciyi de orada aldığım çayı küçük sehpaya bırakıp duvarda ki çiviye asılı olan siyah çantamın içinden telefonumu çıkarıp açtım. Abim yine beni onlarca kez arayıp mesaj atmıştı. Hemen ona geri döndüm. _ Gazel sen neredesin kızım ölsen haberimiz olmayacak.diye kızdı. _ Daha ölmedim abim.dedigimde oluşan sessizlikten abim dedim bir nefes verip_ Gazel iyi misin.dedi. _İyiyim abi sen nasılsın. _bırak abini nasılını şimdi iyi değilsin kızım belli sıkıldıysan gelip seni alayım mı. Kendisi sıkıldığı için beni gelip almak istiyordu. _yok abim şimdilik burası iyi. Dedim Abimin beni gelip almaması için ikna ettikten sonra, Dışarı çıkmış izlediğim Mardin manzarasından gözümü alamıyordum çok uzaktı . Gidemeyeceğim kadar uzak ve imkansız. Lorin'i aradım Lorin' nin açtığı telefon ile hal hatır sorduktan sonra _ bizde akşam yemeği yedikten sonra terasta oturuyoruz herkesin selamı var.dedi. _ aleyküm selam .dedim. _ neyse sonra görüşürüz.dedim Lorin kapatmadan önce _ abi hoş geldin.dedi. _ hoş buldum ne yapıyorsunuz.dediğinde sesini duyunca telefonu kapattım _ iyiymiş .dedim kendime kızıp yaptığım yanlışı bilmem kaçıncı kez yüzüme vurarak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE