Telefonum çalmaya devam etti ama açmaya cesaret edemedim. Arda’nın o kayıtsız, soğuk sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyordu. Ne söyleyebilirdim ki? Ne olursa olsun, her şey çoktan geçip gitmişti. O yüzden, telefonu görmezden gelerek başımı yastığa gömüp, gözlerimi kapattım.
Bir süre sonra, kapı çalmaya başladı. Sarhoş vücudum, yerinden kalkacak kadar toparlanamadı. Bir an, oda servisi geldiğini düşündüm; içki siparişim için. Hızla kalktım, adımlarım sarhoşluktan sallanıyordu, bir an kendimi kaybedeceğimi sandım. Kapıya doğru ilerlerken, kalbimde bir huzursuzluk vardı ama umursamadan kapıyı açtım.
Ve karşımdaki o adamı gördüm—Arda.
Bir an donup kaldım. Zihnimdeki bulanıklık, bir anda netleşti. Arda’nın gözleri, hiçbir şeyden haberi olmayan benimkilerden çok farklıydı. Öfke ve şehvetle parlıyordu. Gözlerinin derinliğine bakınca, bir anda içimdeki her şeyin düzensizce yerinden oynadığını hissettim. Beni hareketsiz kılacak kadar güçlü bir bakıştı bu.
Söz bile söyleyemedim. Arda, hızla yanıma yaklaştı ve ensemi kavrayarak, beni kendine çekti. Ne yapmam gerektiğini, nasıl durduracağımı, nasıl kendimi savunacağımı bilemedim. Ama Arda duraksamadı. O kadar keskin ve kararlıydı ki, bir an, bana karşı bu kadar güçlü olamayacağımı düşündüm.
Öpüşü, önce bir tehdit gibiydi. Soğuk, sert ve baskıcıydı. Arda, dudağımı öyle bir şekilde kavradı ki, ne yapacağımı bilemedim. İtmek istedim ama vücudum sanki başka bir şekilde tepki veriyordu. Arda’yı itmeye çalıştıkça, beni daha da sıkı kavradı. Bedenim, ona tepki verirken, zihnimdeki karışıklık daha da derinleşti. Ne yapıyordum? Neden bu kadar zayıftım?
Bir süre daha, onun öpüşüne karşı koymaya çalıştım. Ama bir noktada, artık direnemeyeceğimi kabul ettim. İsterdim ki her şey farklı olsun, ama o an, her şeyin çok daha farklı ve fazla olduğunu fark ettim. Arda’nın gücü, beni çektiği ve içine aldığı an, tüm karışıklıklarımı geçici olarak silip süpürdü. Kendisini tüm bedenimde hissettikçe, içimdeki o boşluk biraz daha doldu.
Sonunda Arda’yı itmeye çalışmaktan vazgeçtim. Kendimi ona teslim ettim, ruhumun, bedenimin buna ne kadar ihtiyacı olduğunu fark ettim. Arda’yı istedim, her yönüyle.
Ama ne yapıyordum? Neden bu kadar kaybolmuştum? Sadece bir öpücük, sadece bir anlık bir zayıflık. Ya da belki sadece bana sunduğu, nehir gibi akan, baskıcı ama sahiplenici o sevgi?
Arda, dudaklarımın her köşesine daha derinlemesine dokunurken, elleri bedenimde gezindi. Sıkıca sıktığı belim, benden tüm gücünü alıyordu. Ama o an, her şeyin sanki doğru olduğu bir an vardı. Bedenim ve kalbim birbirine karışıyordu.
Biraz daha nehir gibi akan bir baskı, sonra yavaşça geri çekiliş. Ve o an… Arda’dan gelen tek bir kelime: “Kaçma.”
Gözlerim, Arda'nın gözlerine kilitlenmişti. Çıldırıyordum, içimdeki boşluğu, tüm bu karmaşıklığı anlamaya çalışıyordum. Ama o kadar derindi ki, ne kadar çabalasam da kayboluyordum.