7.Kelimelerin Ötesinde

488 Kelimeler
O an, her şey değişti. Arda’nın ellerini vücudumdan çektiği o an, bana kendimi yeniden hatırlattı. Gözlerim dolmuştu, kalbim deli gibi çarparken, bir an farkına varamadım ama ondan aldığım o baskıyı istemediğimi anladım. O kadar sinirliydim ki, gözlerimden akan her şey biriktikçe patladı. Bütün vücudumla, Arda’yı ittim. Sert bir şekilde, tam da istediğim gibi. O kadar sertti ki, Arda birkaç adım geri kayarak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Ama ben, içimde biriken öfkeyi dışa vurabilmek için ne gerekiyorsa yapacaktım. Tokatımı suratına indirdiğimde, Arda'nın gözlerindeki öfke, bana sadece acı veriyordu. Ama başka bir his de vardı. Arda sakince yanımdan geçti, bana hiç bakmadan yürüdü. Buzdolabını açtı. Ses yoktu, sadece buzdolabının kapak sesi, içimdeki boşluğu daha da büyütüyordu. O anda, ne yapacağımı bilmiyordum. İçimde patlayan duyguları nasıl donduracağımı, nasıl sakinleşeceğimi bulamıyordum. Neden buradaydı? Neden gitmişti? Benimle neden hiçbir şey paylaşmamıştı? Bu sorular, beni deliye döndürüyordu. “Niye gittin? Neden, Arda? Ne oldu?” diye sordum. Sesim, kontrolsüzce titriyordu. Arda bir süre sessiz kaldı, bana yüzünü bile dönmeden buz dolabından viski şişesini aldı, bardağa koymadan sadece doğrudan içmeye başladı. O soğuk bakışı ve kayıtsız tavrı, içimdeki siniri iyice körükledi. Gözlerim ondaydı, ama Arda hala tek bir kelime bile etmeden içmeye devam ediyordu. “Bana bir şey söyle!” diye bağırdım, sinirim her geçen dakika daha da artıyordu. “Neredeydin? Neden terk ettin beni? Nerede olduğuna dair en küçük bir işaret bile bırakmadın. Aylarca kaybolduktan sonra, birden gelip beni bu hale getiriyorsun ve hala bana hiçbir şey söylemiyorsun!” Arda, o an nihayet gözlerini bana çevirdi ama tek bir kelime bile etmeden, viskisini içmeye devam etti. Sadece soğuk, kayıtsız bir şekilde. Ve bir süre sonra, yavaşça bana doğru yürüdü. "Babam öldü," dedi, sesi neredeyse hiç duyulmayacak kadar sakin ve soğuk. Bir an sessizlik içinde kaldım. Bu sözler, tüm vücudumda bir sarsıntıya yol açtı. Bunu duymak, beklemekten daha acıydı. Babası mı? Neden bana söylemedin? Neden haber vermedin? "Yani iki aydır haber almaya çalıştım ama sen bir hayalet gibi kayboldun, Arda!" dedim, sesim titrek ve kırgın bir şekilde. "Beni terk edip gitmek zorunda mıydın? Söyleseydin, yardım edebilirdim! Ama sen kaybolup gittin ve ben... Ben, hiçbir şey yapamadım." Arda hiçbir şey demedi. Sadece bana bakıyordu, gözlerinde o derin acı var ama yine de bir şey yoktu. İçimi dolduran hıçkırıklarım, sessizliğini kırmaya yetmedi. "Bunu hak etmiyorum," diye mırıldandım. "Bunu hak etmiyorum!" Sonra, içimdeki o karanlık beni itti. Çılgına dönmüştüm. “Seni özledim, Livia,” dedi, bir an içindeki boşluğu görebildim. Ama bu, beni daha da sinirlendirdi. Çünkü Arda, tüm bu süre boyunca kaybolmuşken, o cümleyle hiç de haklı olmadığını bana bir kez daha hatırlattı. Yavaşça yerimden kalktım, ayakkabılarımı giydim, çantamı kaptım. Arda’nın hâlâ orada durduğunu fark ettim, ama gözlerimdeki öfkeyi göstermek için ona bakmam gerektiğini hissettim. “Beni takip etme,” dedim, dişlerimi sıkarak, derin bir nefes alıp kapıyı açtım. "Eğer bunu yaparsan, bir daha yüzünü bile görmek istemiyorum." Ve o an, kapıyı sertçe kapattım. Duyduğum ses, içimdeki tüm boşluğu daha da derinleştirdi. Bu geceyi, her şekilde hatırlayacaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE