"Ve Tanrılar türleri eşit kıldı ama buna rağmen kanları farklı yarattı, üstünlük taslayanları cezalandırmak içinse Cehennemi, Dehşetin Cehennemi'ni yarattı. Tüm soyları bir kıldı ama Giselle soyunu lanetledi, Tanrılar tek varlıklardı ama aralarındaki rekabet savaşı asla bitmedi, kimi türler ölmeyi kendisi arzuladı, kimisine ise ölüm verilmedi... Tanrılar, türleri eşit yarattı ama yaratılanlar bu dünyaların eşitlikle elde edileceğine inanmıyordu. Tanrılar, hiç eşit olmamıştı ama bu dünyaların eşitlikle elde edileceğine inanmışlardı. Tanrılar, sadece kendi soylarını mükemmel kıldı, bu da hiçbir zaman eşitliğe zemin hazırlamadı. Tanrılar suça ortaklık edenleri cezalandırmak için başka tanrıları yarattı ama kendileri asla cezalandırılmadı."
?▪️VARİSLER▪️??/b>
?Argonath Xarya Olga?
On yıl önce inşa edilen, şehrin merkezindeki bu monolit, koruma hizmetlerinde çalışan Element Varislerini ve yıllar boyunca sağladıkları tüm harika işleri kutlamak için Livingridge Bashtan Krallığı'na ait en büyük, ihtiraslı tapınağın bahçesinde toplanmıştı kalabalık. Bir araya gelmenin asıl nedeni, bu yapıtları kutlamak olmasından ziyade Ateş Gezegeni'nin yöneticisi Kropiva'nın artık boyunu aşan işler yapmış olmasıydı, birçok misafir bunun için burada olduğunu biliyordu fakat yine de gezegenin yöneticisi Vortex'in konuşmasını bekliyordu kimisi. Vortex'in
bu topluluk içindeki konumu, bu topluluğun temellerini ve zaman içinde büyümenin devamını temsil etmek için son derece önemli bir isim olduğunu tüm varisler ve diğer soylar çok iyi bir şekilde biliyordu.
Vortex, tüm Hava Varisleri'ni gezegenlerine yakışır bir şekilde yetiştirmek için Citadel adında okullar açtırmıştı. Bu okullarda eğitim veren usta öğretmenleri ise özenle seçmiş ve bu şekilde dört gezegen arasında en iyi eğitimi veren okullarının adını duyurmuştu.
Birçok diğer varis eğitim almak için bu okullara geliyordu, fakat son zamanlarda yaşanan sıkıntılar yüzünden, Citadel Yönetimi, Hava Varisi dışında kalan tüm varisleri gezegenlerine geri göndermek zorunda kalmıştı. Birçok Kraliçe bu gezegeni sık sık ziyaret etmiş ve gezegenlerin en meşhur tablosu görevini üstlenen Selsana Bahron tablosu da bu sayede Tushenka Uliana Hosea tarafından çizilmişti. Tushenka, Ateş Varisleri'nin en saygı duyduğu, nadir büyücüler arasına ismini kazımış, son derece başarılı bir Ateş Varisi'ydi. Bu eşsiz tabloyu çizmeden önce Citadel'in büyük salonlarından birinde misafir edilmiş ve dışını ince ince ayrıntısına kadar gezmişti. Fakat şimdi, aylardır Hava Gezegeni'ne uğramaz olmuştu. Bunun asıl nedeni Element Yöneticileri arasında gittikçe kızışan siyasal durumlar olmuştu.
*
Gözlerimi sakince açtığımda, karşıdaki yeşil çimin üzerine uzanmış Patrika'yı görmüştüm. Bölgenin doğal etkilerini mükemmel bir şekilde yakalamış ve bu sanat eserinde geleceğini ilerletmek için mütevazı bir tarz kullanarak, ünlü bir gezegenlerarası sanatçı tarafından tasarlanmış yüksek binayı, keyifle izleyişini de uzaktan bakarak bile anlamıştım.
Gezegenlerarasındaki en büyük binanın her öğesi, yerel tedarikçilerden alınmış birinci sınıf malzemelerle işlenmiş ve oluşturulmuştu. Bu, yüksek binanın annemin ruhu için tasarlandığını hissettiğimde içim bir an sızlamıştı. Fakat her şeye rağmen onun heykelinin, gülümseyen yüzünün en yükseğe koyulması içimi ısıtmaya yetiyordu.
Sakince Patrika'nın kurulu düzenini bozmadan ahşap pencerenin tül perdesini kapatıp, son derece güçlükle yanan seyaz ateşin yanına öylece oturdum. Yanan bu beyaz ateş bana kendimi hatırlatan ögeler içinde yer alıyordu. Aynı zamanda ateşin her çıtırtısını duyduğumda, annemin başımı okşayıp bana öğütler vermesini hatırlıyordum.
"Sen, kutsal bir Hava Varisi'sin Argonath, fakat diğer element varislerinden hiçbir farkın ve fazlan yok... eksiğin de yok. Tanrı Sduanaoin hiçbirimizi diğerimizden eksik ve fazla yaratmadı oğlum!" Annemin tüm sesi kulaklarımda yankılandığında, bir Hava Gezegeni ritüeli olan 'Taç Yakma' geleneğinin bugün yapılacak olmasını hatırladım. Annem öleli on gün olmuştu, bu tören ise onuncu günde, kutsal beyaz ateşin etrafında yapılırdı. Bu ritüel sırasında dört element gezegeninden yıllar önce getirilmiş belirli nesneler tacın etrafına koyulurdu. Böyle yaparak ölen kişinin hiçbir üstünlüğü olmadığını, onun da diğer element gezegeni varisleri gibi öldüğünü ve herkesin öleceğini hatırlatırdı. Bu dini ritüel ruhları canlandırmaya yetmese de onların her daim yanımızda olduklarını ve alacaklarını bize hatırlatıyordu.
Gezegenim Sduanaoin, eşitliğin yıllardır dinç kaldığı bir gezegen olmuştu. Annem, annesi Shida'dan tacını devraldığında, aynı tacın tüm gezegen kadınlarına dağıtılmasını istediğini söylemişti babam. Bundan sonra ise annemin büyük bir yeminle tahta oturduğunu anlatmıştı.
"Hiçbirimiz diğerinden üstün değiliz, alçakta değiliz, hepimiz eşitiz. Önümde saygıyla eğilmeyin, sadece yüzüme gülümseyin, bu bana yeter."
Annemin el yazmasıyla yazılmış, deri parçası sarayın girişine asılmıştı. Bu yazının tüm varislere bir ders olmasını umarak da altına mührünü basmıştı, fakat annemin bu isteği yerine gelmemişti. Çünkü Syplilalar (Toprak Varisleri) bizleri, tüm Hava Varislerini dışlanmış bir Tanrıça'nın soyundan geldiğimizi söyleyerek, tüm kardeşliği bozmuşlardı. Bu sırada Smoxfair'in Varisleri bizi aşağılayan tavırlarla kendilerini üstün görmeye başlamışlardı, bu da yetmezmiş gibi korumamız altında olan Krita kütüphanesini yakıp, tüm gerçekleri yok etmişlerdi. Fakat Hava Varisler'i asla lanetlenmiş varlıklar değildi, olmamıştı ve asla olmayacaktı. Her Tanrıça, her Tanrı kadar önemli kılınmıştı. Biz de tıpkı her varis gibi, önemli kılınmıştık. Bu aşağılanmaya göz yumamazdık...
Sakin adımlarla Livingridge Bashtan'ın, Hava Gezegeni dilinde Yağmur Tanesi Krallığı'nın, en yeşil, en canlı Tapınağı Zehmran'ın bahçesine yürüdüm. Kalabalık birçok kez karşımda eğilmişti, fakat bunu istemiyordum. Karşımda saygıyla bana bakan Tahvanlia Da Rosa'nın gözlerine baktım, gezegenlerin içinde ismini duyuran büyük büyücüler arasında yer alan bu ismi hafifçe, bakışlarımla selamladım. Az ileride Columa E Dorn der Rose'nin dikkatle beni süzdüğünü bakışlarının sertliğinden anlamıştım. Ayırt etmeden, büyük olmasa bile bir büyücü soyundan geldiği için yanında duran eşiyle birlikte onu da selamladım. Tark ve Tian Kardeşliğini temsil eden Xoldan'ı da unutmamıştım.
Yardımcımın desteği ile törenin yapılacağı ritüel tahtına doğru yürüdüm, annemin burada olmasını çok istediğimin farkındaydım, fakat bu duruma tezatlık oluşturan ritüeli hatırladığmda ise Patrika'nın yanıma geldiğini ve elimi sıkıca tuttuğunu hissettim.
"Hiçbir varis, aynı şartlar altında yetişmez. Krallıklar, büyük sorumluluklar almayı gerektirir, bu nedenden her bir varisin eğitimi, yaşamı farklı olur fakat üstün olmaz! Annem Ohaliah'ın kaybını acıyla anarak tüm misafirlere, özenle ve ayrı ayrı teşekkür ediyorum geldikleri için. Kraliçe'nin aramızda olmasını dilerdim, yolunda olmayan bu acı olayların son bulmasını da en az bunun kadar isterdim. Acıyla harmanlanmış tarihin acıtan sayfalarına baktığımızda, kardeşliğimizin yıllardır havada kaldığını görmek ve bu şekilde ilerlemek doğrusu beni derinden üzüyor. Bizler tek kanatlı tanrı elçileriyiz, tek kanatlı melekleriz, ancak birbirimize sarılırsak uçabilir ve yaşayabiliriz. Beni dinleyen element elçileri, bu dediklerimi iletin herkese, barış çağrısı yaptığımızı, savaş istemediğimizi... söyleyin tüm varislere."
Tahtta konuşurken, Patrika elimi hiç bırakmamıştı. Babam ritüel gereği tacı, annemin tacının hemen yanına koymuştu. Bir kralın bunu yapması Hava Gezegeni adına çok büyük yiğitlik sayılırdı. Ardımdan onun tahta geçmesini bekledim, kalabalığın içinden bir takım sesler yükselirken, ben o sırada Patrika'nın ellerini bırakmış ve beyaz ateşin yanına yürümüştüm. babam o sırada bana katıldığını aynı şekilde dile getirdiğini açıklamıştı.
Şimdi sıradaki görevim, tacı yakmak için hareket geçmemden ibaretti. Annemin, yeşil taşlı tacını elime aldığımda bedenimden yükselen kavisler göğe doğru yükselmeye başlamıştı. İçimde yanan acıyla, tacı beyaz ateşin ortasına öylece bıraktım... Ardından zinet taşlarının bir bir parladığını ve bu parlaklığın göğe doğru uzanışını seyrettim.
"Annem hayatta olsaydı, bu taç benim alacaktı değil mi?"
Patrika'nın gözlerime bakan şefkatli yüz ifadesinde kaybolmuştum.
"Evet Patrika, annemiz hayatta olsaydı bu taç senin olacaktı."
"O şimdi Avery'de (Cennet),"
"Evet, Avery'de."
"Peki niye bu tacı yakıyoruz?"
"Bu ışıklar" parmağımla yanan tacı işaret ettim. "Avery'de annemize tekrardan bir taç olsun diye."
Ardından sadece gözlerimi ışıkların aydınlattığı gökyüzüne çevirdim, bu sayede bir Hava Varisi olduğumu tekrardan hatırlamıştım.
"Ben Ohaliah Xarya Olga'nın, on yedi yaşına kadar eşitlikle yetiştirdiği, merhametli ve Giselle soyundan gelen Hava Varisiyim..."
"Ben Argorath Xarya Olga'yım!"
Yıllar Sonra...
May, genç bir büyücü ile evleneceğini hiç tahmin etmemişti. Şimdi bir aile kurmuş ve küçük kasabanın içinde öylece yaşlanmayı beklemişti. Eşini, Allysaniasa’yı çok seviyordu. Ve bu mükemmel çiftin bir kızı olmuştu, Udi artık büyücü ve Melez Tark soyundan gelen üst soy bir asil seçilmişti. Büyücüler arasında son derece ismi yayılmış, Chordata Büyü Okulu’nu birincilikle bitirmişti. May Mattew, doksan yedi yaşında, eşinin kolları arasında kızının düğününden bir saat sonra hayata gözlerini yummuştu. Geride ise kızının kitapları arasına yazdığı notlarla hatırlanmıştı.
“Hiçbir hayat onu yaşayan türün kaderi kadar muazzam olamaz, sen yaşadığın hayata sakın lanet etme Udi, çünkü hak ettiğin hayat, seni sen yapar. Kaderin seni en mükemmele de ulaştırır en dibe de sürükler... asıl önemli olan yüksekteyken dengede durabilmeyi, alçaktayken ise yükselebilmeyi öğrenmektir.
Sana Lamp ile bir ömür mutluluklar kızım...
Yıldızın daim, geleceğin her zaman parlak olsun...
Annene ve kendine çok iyi bak.
Udi, gözyaşlarıyla annesine sarıldığında onu da üç gün içinde kaybedeceğini asla bilmiyordu. Çünkü gerçekten hayat, sürprizlerden ziyade oyunlarla doluydu ve bu oyunlarda hiçbir kazanan seçilmiyordu. Sadece kader üstün geliyordu ama onun da bir sonu vardı.
Kader, kişi nefes aldıkça kendisi tarafından yazılırdı.
*
Udi acılarıyla bir türlü yüzleşememişti. Öyle ki eşiyle bile artık ilgilenemiyordu, fakat artık her şeyi geride bıraktı. Dünya’dan, insanlardan ve babası May’in ona anlattığı her türlü acıdan kendisini çekip çıkarttı. Onları kaybedeli on üç yıl olmuştu.
Udi ve Giselle soyundan gelen eşi Lamp’in tıpkı Udi gibi kızıl saçlı bir kızı artık yedi gezegenden birinde doğmuştu.
“Niusa,” dedi Udi kızına, dediği gibi de kızının ismi artık Niusa olarak kalmıştı.
“Çünkü hak ettiğin hayat, seni sen yapar. Kaderin seni en mükemmele de ulaştırır en dibe de sürükler... asıl önemli olan yüksekteyken dengede durabilmeyi, alçaktayken ise yükselebilmeyi öğrenmektir.”