47

1742 Kelimeler
“Tanrı kanatlılar gibi diğer türlere uçmayı bahşetti, balıklar gibi yüzmeyi öğretti. Bu şekilde türleri eşit kıldı ama türler bu eşitliği üstünlük bilip kardeş olarak birlikte yaşamayı unuttu, oysa en büyük sanat buydu; uçmaktan, yüzmekten ve büyü yapmaktan daha kıymetliydi.” Ateş Varisi "Ateş, merhamet etmez Varisler, merhamet sizin yüreğinizdedir." Saatlerce süren sıkıcı eğitimin ardından gittiğim tek yer, dar sokakların arasında kaybolmaya yüz tutmuş Krita'nın kütüphanesi olmuştu. Ateş Varisleri'nin nefret ettiği, bu küçük kütüphane artık son zamanlarını yaşıyordu. Kemerli sokağın her iki tarafına inşa edilmiş, tek katlı, çatısız evler, bütün bir özenle öylece Smoxfair'in büyük tapınağına bakıyordu. Güneş, yakıcı bir sıcaklıkla göğün bütün maviliğini almış, tüm rüzgârı böylelikle yutmuştu. "Sen büyük bir varissin Zedekiah, Krita'ya girmemen gerek!" Annemin, hatta babamın bu sözlerine karşı yine de Krita'ya gitmek için can atıyordum. Çünkü huzuru bulduğum tek yer o kütüphane oluyordu. Kitapların içinde yazan tılsımlı sözler dikkatimi çekiyordu, bu kitapların içinde diğer üç gezegenin ve En el Irarda'nın çeşitli gizemleri anlatılıyordu. Hava Gezegeninin suyla kaplı olduğunu ve sadece Codie adında bir şehrin yerleşim yeri olduğunu Suadanda kitabında öğrenmiştim. "Varisim, sizin burada olmamanız gerek!" Krita'nın ak gözü karşımda belirdiğinde, sakince gülümsedim. "Korkma Krita, kimsenin burada olduğumdan haberi yok." "Yine de anneniz Tushenka buraya gelmenizi yasakladı." "Krita, böyle yaparak ne geçiyor ellerine hiç anlamıyorum." "Varisim, gitmeniz en iyisi olacaktır." "Demek beni kovalıyorsun Krita!" "Lütfen beni bağışlayın fakat Kral Kropiva burada olduğunuzu duyarsa..." "Tamam gideceğim Krita, fakat bana o kitabı ver! Söz veriyorum ona gözüm gibi bakacağım." "Fakat o kitap Smoxfair'de okunması yasaklanmış bir kitap varisim." "Ne diyorsam onu yap Krita, bana güvenmiyor musun?" Krita, ak gözlerini üzerime diktiğinde, aynı renkteki sakallarını eliyle düzeltti. Kitaba doğru yürüdüğünde 'Gezegenler' adlı yazısının üzerine hafifçe elinin tersini bastırdı, ardından hızlıca üfleyip kitabın üzerindeki tozların şaha kalkmasını sağladı. Ardından sakince kitabı bana doğru uzattı. Heyecandan kızıla çalan gözlerimi gördüğünde ise telaşla, geri çekilidi. "Korkma Krita," diye fısıldadım "Ateş, ondan korktuğun sürece sana zarar verir." Avuçlarımın içine aldığım beyaz, tozlu kitabı sakince süzmeye başladım. Fakat dışarıdaki hareketlilik, yükselen titreşimler bana Ovlyler'in geldiğini hissettirmişti. "Bu taraftan varisim," diye bağırdı Krita korkuyla. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde Krita'nın gösterdiği arka kapıya doğru koşmaya başladım. "Kendinize çok dikkat edin varisim!" başını eğip, on yedi yaşındaki, kendinden onlarca yaş küçük varisi, beni selamladığında onun gözlerinin içine acır bir şekilde bakıyordum. Rafların arasında kalmış, unutulmaya yüz tutmuş kimi küçük kitapları pelerinimin arasına saklarken koşmaya devam ettim. Saray askerleri, eğitimden ayrıldığım haberini alır almaz ilk önce buraya gelmişlerdi. Hayatımı bir mahkûm gibi yaşamaktan sıkılmıştım. Babam, Kral Kropiva'nın baskılarından sıkılmıştım, şimdi arkada beni bekleyen Şah'ta't'ın üzengisine sertçe basıp kitapları sıkıca tuttum. "Hadi Şah'ta't," diye bağırıyordum. Derenin ortasına inşa edilmiş sağlam köprünün üzerinden geçtikten hemen sonra ormanın girişinde duraksadım. Krita'nın kütüphanesi çoktan Ateş Varislerinin hışmına uğramıştı. "Okumak, yazmak... Ateş Varisleri asla bunlarla uğraşmaz Zedekiah, baban geçmiş kitapları sevmez!" Annemin benim için verdiği sert öğütler, kulaklarımda acıyla yankılanırken elimdeki kitaplara baktım, bunlarla Kaddah'a asla giremezdim, başımı gökyüzüne çevirdim. Öylece medet umarcasına bizi ateşten harmanlayan Lilithle'ye dua etmeye başladım, bir ateş varisinin bu kadar acımasız yetiştirilmesi, canımı yakıyordu. "Bana yardım et!" Gözlerimi, kavurucu sıcağın etkisiyle açtığımda Krita'nın bağırışlarının tüm bedenime işlendiğini acıyla hissettim, kütüphanenin üzerinden dumanlar çıkmaya başladığında sağ gözümden dökülen yaşla ellerimin içinde öylece duran kitaplara sıkıca sarıldım. "Bir Varis, merhamet ile yetişmemeli!" Babam, Kral Kropiva'nın katı kurallarıyla eğitilen tüm Ateş Varisleri bu zor eğitime karşı direnmeye devam etseler de bunun sonunda zaferle yerle bir edileceğini ben de dahil herkes düşünüyordu. "Merhamet, senin yüreğinde gizli Zedekiah!" Annem, Kraliçe Tushenka'ya sığınmaktan başka çarem olmadığını düşündüğümde, ormanın içinde yükselen nal seslerinin kalbime bir hançer gibi saplandığını hissettim. Fardan'a doğru ilerlemeye başladığımda, aynı eğitimi gördüğüm Lailah'ın burada yaşadığı aklıma geldi. Bu kitapları ona vermekten başka çarem yoktu. Sıkıca tutuğum kitapları, Şah'ta't'a sığınarak Lailah'a götürmeye çalıştım. Koyu çitlerin, çatısız ev boyunca sıralandığını, kimi kuşların, böceklerin bahçenin içinde gezindiklerini gördüğümde derin bir nefes alıp kitapları pelerinime sardım. "Lailah!" diye bağırdım korkuyla. Eve şimdiye kadar döndüğünü umut ederek, içimdeki telaşla dolanıyordum. Tahta kapının gıcırdayarak açıldığını hissettiğimde, Lailah'ın Dehşet Cehennemi'nden çıkmış gibi duran yüzü karşısında öylece kaskatı kesilmiştim. "Neler oluyor Zedekiah?" Gözlerimin içine baktığında, kıpkırmızı saçlarının, güneşin sıcağıyla kavrulduğunu görüyordum. "Önemli bir şey için geldim Lailah!" Yorgunca yüzüme bakıyordu. Belindeki hançeri sıkıca tuttu. "Askerler, Ateş Ustalar'ı seni saatlerdir Dedaktatan'da arıyor!" Pelerini, sıkıca tuttuğum kitapları öylece ona uzattım, hiçbir açıklama yapmak istemiyordum. Şimdi bir an önce Kale'ye geri dönmem gerektiğini açıkça bilmeme rağmen, ne kadar uzak olduğumu umursamıyordum. "Krita'ya gittin değil mi? Bunu neden yapıyorsun Zedekiah?" "Bak Lailah," onun ellerini sıkıca tuttuğumda ateş bükme büyüsünü tekrarladığını anlamıştım, kırmızı damarları yanaklarında gittikçe şişmişti. "Güvenebileceğim tek kişi sensin! Bunları sakla!" Lailah, bunların Krita'dan geldiğini bilir bir ifadeyle pelerine iyice sarıldı. Ardından gözlerimin içine bakıp, yavaşça başını eğdi. "Hiçbir Ateş Varisi aynı şartlar altında büyümez Zedekiah!" Etrafıma baktım. Çamur içinde kalmış, düzensiz yerleşim yerindeki varislerin ne şartlar altında yaşadığını, yaşam mücadalesi verdiğini gördüm. İçim acıtıyordu, fakat beni çok daha acıtan tüm varislerin babam yüzünden bu şartlar altında kalmış olmasıydı. Şah'ta'ta'na binip, hızlıca kaleye doğru ilerlemeye başladım. Vakit daraldığında ormanda Ruhsiler, avlanmak için topluca ortaya çıkarlardı. Bu korkuyla, ormanın içinden gitmem hiç mantıklı gelmiyordu. Derenin etrafından dolaşmak epey vaktimi alacaktı, karar veremeden, buraya geldiğimi belli etmemek amacıyla Kale'den iyice uzaklaştım. Derenin tüm sınırını, takip edip öylece yorgunluğuma savaş açtım. Gecenin rüzgârı derenin suyunu dalgalandırdı, ağaçların arasından esti, küçük dalgalar gitikçe artan bir hızla kemerli köprüye vurmaya başladı. İçimde serpilen gerginlik lav gibi fokurdayarak yüzeye çıktı, dudaklarım gerildi. "Okumak, bir başkasının yalanlarına şahitlik yapmaktan öte değil." Babamın sözleri kulaklarımda yankılanırken, kaşlarımı çatıp kalenin çatısında yanan ateşi izledim. Ateşin ışığıyla dudaklarım, gözlerim korkuyla yanmaya başlamıştı. Yüzüme kararlı bir ifadeyi bezip iyice hızlanmaya çalıştım. "Kitaplar, geçmişin sırlarını gün yüzüne çıkarırsa, element varisleri sonu olmayan bir savaşa sürüklenir Zedekiah, baban bu yüzden varislerin okumasını istemiyor!" Uğuldayan sesler, yüreğimdeki ateşi harmanladıkça kalbim, akan kırmızı kanımı gittikçe şiddeti artacak bir şekilde pompalıyordu. Tüm damarlarım şişmişti, yüzüm gerilmiş, şakaklarım atmaya başlamıştı. "Ne olursa olsun Zedekiah, babanın öfkesinden uzak dur!" Uzaktaki, kılıç sesleri gittikçe artarken, kalenin çatısında yanan ateş iyice harmanlanmıştı. Bu ateş ancak bir idam ritüeli sırasında yakılırdı. Havanın değiştiğini, yıldızların tüm Smoxfair'i özenle ele geçirdiğini hissetmiştim. Şah'ta'ta'dan atlayıp çevreyi yoklayarak, arka kapının girişinden odama çıkmaya çalıştım. Junta'ya geç geleceğimi söylediğim için şükrediyordum. Bütün sırlarımı saklayan en yakın hizmetlim olmasının yanı sıra bana kucak açan beş kişiden birisi olmuştu. Çatının üzerindeki geçmiş küller, demir kovalar yardımıyla aşağıya dökülüyordu. Kutsanmış mumlar, tüm giriş boyunca sıralanmıştı. Taş duvarlar boyunca özenle düzenlenmiş renkli tabloların görüntüsü, titreyen mumların alevi ile seçilmiyordu. Sessizce, odama doğru koştum. Junta'nın odamda olmasını dileyerek merdivenleri yavaşça çıkmaya başladım. O sırada kimi sesler koridorun diğer tarafından yükselmeye başlamıştı. Odama doğru uzanan sakin, karanlık koridorun ortasında öylece durdum. Çünkü babam tam karşımdaydı, bakışları sertti, Kış Varisleri'nin bakışlarından daha soğuk bir bakışı bedenimin üzerine çevirmişti. İçinde, bana karşı köklü bir nefret duyduğunu ve bu nefretin dal budak sardığını üzerime yürümesiyle anlamıştım. Annem hemen yanında duruyordu, ağabeyim Emor ve kız kardeşim Sezina da karşı odanın girişindeki eşikte duruyorlardı. Ateşlerin titreşen ışıklarıyla, beynime işleyen çaresizliğin uğultusunu duymam bir olmuştu. Annem, kendi ezgili sesini yükselttiğinde, umutla gözlerimin, en derinliklerine inmiş tebessüm edişi içimde bir sıcaklığın yayılmasını sağlamıştı fakat bu yumuşak ezgili ses, babamın bağırmasıyla koybolmuş, korkudan uçup gitmişti. Babam kaşlarını çatıp, arkamdaki askerlere baktı, ani bir baş harketiyle onlara işaret verdiğinde iki asker kollarımın arasına acımasızca girdi ve beni istemesem de büyük salona doğru götürdüler. Yoğun bir kokunun tüm nefes yolumu tıkadığını hissettiğimde gözlerimi salonun girişinde süzülen sıvıya uzattım. O anda bıçağını hâlâ elinde tutan Kara Cellat'ın korkutucu bakışları altında ezilip kaldım. Bıçağın ağzına baktım, çelikte ince bir kan şeridi aşağıya doğru süzülüyordu. Bir an o kanın şimdi üzerine bulaşacağını düşünerek gözlerimi karşıya, masanın yanındaki pencereye çevirdim. Bakışlarımın pencerenin kenarına düşmesiyle az yanında hareketsiz yatan Junta'nın başsız bedenini gördüm. az ötede de öylece duran başını. Cellat acımasızca gülüyordu. Öfkeyle arkamda, salına salına yürüyen babamın gözlerine çevirdim bedenimi. "Sakin ol Kropiva!" Annemin tüm telaşı boşuna çıkarken avuçlarımdan yükselmeye başlayan sıcaklık, öylece tüm bedenimi birden ısıtmaya başladı. Öfkeyle parmaklarımın titreyişini seziyordum. Sonra ateş kıvılcımları karşımda hunharca gülümseyen cellata doğru yürüdüm. Parmaklarımın ucundan yükselen alevleri görmüş olacak ki korkudan geri adım atmaya başlamıştı. Dişlerimi sıktım, gözlerimin kızıla çaldığını, soluk metal aynadan görebiliyordum. Bütün gücümle bağırdığımda, ellerimden yükselen alevleri cellatın iri gövdesine çevirmiştim. Alevler kısa zaman içinde büyüdüğünde, kuşların cıvıltısının söndüğünü hissettim. "Bir Ateş Varisi öfkesini yenemez, intikamını almadığı sürece." Evet, annemin sesi tıknazca zihnime dolduğunda öfkemin daha yatışmadığını hissedebiliyordum. Sezina'nın korkuyla ağlamaya başlaması üzerine başımı ona doğru çevirdim. Gözlerinin içinde küçük yıldızlar yanıp sönüyordu. Onun sayesinde ellerimdeki alevin gittikçe dindiğini hissettim. Karanlık şimdi gititkçe yükselmişti. Birkaç zehirli böceğin, babamın üzerinden bana doğru hareket ettiğini gördüm. Hiçbir tepki vermiyordum, ölmek için bu anı bekliyormuş gibi gülümsedim. Annemin, çığlıklarıyla zehirli iri böcekler oldukları yerde kalmıştı. O bir büyücüydü, intikam için harmanlanmış Ateş Varisleri'nin öğreticisiydi. Annemin, Kraliçe Tushenka'nın birkaç söz söylemesinin hemen ardından böcekler, zehirlerini kendi bedenlerine bırakmıştı. Annem şimdi, babamın ve onun açtığı acımasız krallığın karşısına dikilmişti. Burun deliklerim açılıp kapanıyordu, ağzımı açıp solumaya çalıştım. Yüreğim, göğüs kafesimin içinde güm güm atarken annemin çığlıklarıyla kardeşim Sezina'ya baktım. "Bu kadar acımasız olma Kropiva! Bırak onu, istediği hayatı yaşasın!" "Ateş Varisi geçmişin kirli oyunlarıyla geleceğini mahvedemez Uliana!" "Bu geçmişi kirli kılan senin ellerin! Herkes, tüm halk seni tanıyor! Bu düşmanlık daha nereye kadar sürecek?" "Ben yaşadığım sürece, Varislerin gücü denk olmayacak Uliana!" "O zaman, bu yolda ben yanında değilim! Eğer çocuklarımı, kirli ellerinle büyütecek ve onlara kirli bir krallık bırakacaksan, ben asla yanında değilim." Koyu meşe kapı geriye doğru açıldığında Hava Varisleri'nden Tetia Bon Korad içeriye girmek için izin istedi. Yüzünde, iğrenç bir ifade duruyordu. Kralın, Kropiva'nın yüzüne baktıkça da kusası geliyordu. "Buraya bir elçi olarak gönderildiğimi takdim ederek, Gezegenim Sduanaoin'in Yöneticisi tarafından gönderilen bu iletiyi okumak için izin istiyorum." Annem gözlerimin içine baktı, kötü bir şeylerin olacağını seziyordum. O sırada yeşil saçlı elçinin dudaklarına odaklandım. "Krita'nın Kütüphanesi bizim korumamız altında olan bir geçmiş kapısıydı. Sen ne cüretle bu kütüphanenin yakılmasını emredersin. Varislerimden, Krita'yı hemen şimdi gezegenime istiyorum. Aksi takdirde, bu Element Varisleri için hiç iyi olmayacak." Babam öfkeli bir şekilde, karşısında ona emredileni yerine getiren elçiye saldırmaya başladı. Fakat onu öldürmenin, ne denli büyük sorunlar açacağını bilerek geri çekildi. Annemin Sezina'yı kucağına alarak büyük salondan uzaklaştığını gördüm, çok geçmeden arkasından öylece yürüdüm. Junta'nın şimdi yanımda olmasını çok isterdim, bir ateş varisi olmamayı da... Fakat kader çoktan kılınmıştı, Ben Ateş Elementine yıllardır boyun eğdiren, acımasız krallar soyundan gelen ve onlardan daha acımasız olan Kropiva Hosea'nın son oğluydum... Ateş Varislerinin devam nesli... Ben, Büyücüler'in en ses getiren Tushenka Uliana Hosea'nın son varisiyim, büyü yapabilen ve ateşe boyun eğdiren son ve tek varisi... Ben Zedekiah Banhos Hosea'yım... Acımasız Kralın ve Merhametin Efendisinin son varisi kılındım....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE