Bu kısım aslında May'in annesi Felicha'nın zamanında yaşanan olumsuzlukları ve onun hayatta kalmasını anlatıyor. Çok uzun zaman önceyi ele alıyor, karşıklığın sebebi ise isimler olabilir fakat bu hikaye birden fazla savaşı, birden fazla mitolojik türü, hikayeyi barındırıyor. Sırayla gideceğiniz zaman bu karışıklık son beş bölümde bitmiş olur.
Dünya
Santian
İnsanlar mıntıkalara ayrılmıştı. Zengin ve soylu insanlar; Panipeck, orta düzeyde zengin insanlar; Hanick, fakir ve çaresiz insanlarda; Kathc adı verilen mıntıkalara yerleştirilmişti. Zengin insanların bulunduğu Panipeck mıntıkası kendi içinde iki kısıma ayrılıyordu: Milyon dolarlık serveti olan ve olmayan. Olanlar Pani, olmayanlar da Peck sınıfındaydı. Aslında bu sınıfların ismi kurucularından gelmekteydi.
Bende Kathc mıntıkasında, Agatha ve Mark'ın oğullarıyım. 24 yaşındayım ve ismim Kenneth. Mıntıkamın düşüklüğü gerekçesiyle, Başkent ben ve benim gibi olan insanların, yani çocukların okumasını pek istemez. Çünkü onlara gelir kaynağı, zengin insanlar gerekli. Bizler burada, kendi mıntıkamızda ölüme terk edilirken, diğer mıntıka insanları keyif içinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Ta ki Başkan Ed ölesiye kadar. Başkan Ed, insanların sınıflara ayrılmasında büyük rol üstlenmiş bir görev adamıydı. Beyaz saçların aksine, saçları daha siyah ve koyuydu. Gözleri, karşısında bir hayalet görmüş gibi sürekli açık olurdu. Sinsi ve kibirli bir yapıya da sahipti. Panipeck mıntıkasında ona ayrılan büyük, gösterişli evinde yaşamını sürdürüyordu. Başkan Ed'in yerine iki yeni üye seçildi. Tüm mıntıkalarda seçim yapılacak ve en çok oyu alan üye kazanacaktı. Üyelerden birisi Bal Donald, diğeri ise Maria Susan'dı. Röportajlarında söylediklerine göre Bal; bizim mıntıkamızı tamamiyle yok edecek yani bizi komple öldürecek, Maria ise bize para yardımında bulunarak ortadaki yoksulluğu giderecek. Ama kimin nasıl bir şey olacağını kimse bilmez...
Bölüm 1:
Haraç Mıntıkalar:
Samantha'nın sesi iğneleyici ve titrek çıkıyordu.
"- Hayır! Kafayı yemedim ya da üşütmedim! Bir isyan çıkarmalıyız. Diğer mıntıka insanlarının hepsi Bal'ı seçecek ve oda bizi öldürecek. Sadece mantıklı düşünün. Ölmeye bu kadar meraklı mısınız?"
"- Galiba Kenneth haklı!" diyerek oturduğu koyu kahverengi, ahşap sandalyenin üzerinden kalktı. Kuzeyinde duran masanın üzerindeki meyve tabağının içinden, iri yapılı, kırmızı bir elma aldıktan sonra konuşmasına devam etti Tayler.
Bir müddet boyunca odadaki on beş kişi düşünmeye koyuldu buna bende dahildim. Aklıma hiçbir fikir gelmiyordu. Ama burada böyle bekleyip, Bal'ın kazanmasını ve sonra da gelip bizi öldürmesini bekleyemezdik. Herkes düşünürken, kapının yanında bir genç kız belirdi. Odadaki bütün erkekler kıza bakıyordu.
"- Çok sevdiniz kızı galiba!" diyerek yanında duran Tayler'a bir dirsek attı Linda. Samantha ayağı kalkarak, kapının önündeki kızın yanına gitti.
"- Gel Erata, seni ekip arkadaşlarımla tanıştırayım. Unutmadan söyleyeyim, erkek arkadaşlarımız biraz sapıktır. Onlarla fazla yakınlık kurma!" diyerek gülümsedi Samantha.
"- Merhaba ben Erata, 23 yaşındayım. Bu mıntıkada değildim uzun zamanlar. Başkentin muhafızları beni zorla oraya götürmüşlerdi beş yıl önceki isyanda. Annem de babamdan o isyan için çok uğraşmıştı ama..." Gözlerinin önünden o günlerin hayali bir film şeridi gibi geçti Erata'nın. Sonra gözyaşlarına boğuldu. Daha fazla bir iç çekerek;
"- Onlarla görülecek bir hesabım var. Bir isyana daha kalkışmalıyız. Bir an önce. Ama bu isyan büyük ve başarılı olmak zorunda. Aksi takdirde, hepimiz ölürüz."
Bir müddet daha bu konuyu konuştuktan sonra Erata bizi bir fırın dükkanına getirmişti. Aramızda onunla dalga geçip " Ne o bizi ekmek almak için mi getirdin buraya" onunula böyle dalga geçen Linda'ya, Erata sert tepki vermişti.
"- Eğer bu işte berabersek önden buyur, ha yok değilsek o zaman seni hiç almayayım!" Ortamı soğutmaya çalışacaktım ki, Linda gülümseyerek yanıtladı.
"- Cidden üzerine alınma. Şakadan yaptım."
Peki anlamında kafasını salladı Erata. Fırın eski bir fırındı. Duvarları yıpranmış ve sadece bir balyozluk işi kalmıştı. İçeride ekmek yapan iki çocuk vardı. 14-15 yaşları arasında.
"- Kardeşlerin mi?" diye sordum ürkek bir ses tonuyla.
"- Şu sağdaki sarışın olan Jack kuzenim, onun yanındaki de kardeşim Wiltam."
Her iki çocukta bizi selamlamak için ayağı kalkmıştı ki, Tayler;
"- Hiç gerek yok çocuklar rahatsız olmayın. Sizi tanıdığımıza memnun olduk!"
"- Dükkanı kapatın, perdeleri çekin ve içeriye hiç kimseyi almayın!" Erata'nın korkuyla dudaklarından çıkan kelimeleri bir bir uygulamıştı çocuklar. Eskimiş cam kapının üstünde yapışık olan "Açık" yazısını "Kapalı" ya çevirdi Jack. Sonra kuzenine dönüp;
"- Burayı hallettim!"
"- Beni takip edin." Dedi iğneleyici sözlerle Erata. Hepimiz onun arkasından, fırının gizli bölmesine girdik. Bu bölme yerin altında bir bölmeydi. Üzeri ağır ekmek kasaları ile kapatılmış ve dışarıdaki birinin burayı görmesi engellenmişti. Aşağı doğru uzanan altı basamak vardı. Hepimiz sırasıyla onu takip ettik. Basamağın hemen yanı başında duran düğmelere basarak ışıkları açtı Erata.
"- Vay canına o kadar eski bir fırının altında böyle bir yerin olması inanılmaz!" diyerek kendini ortaya attı Tayler.
Işıklar sırasıyla "Tık,tık" ederek açıldı. Kocaman bir salondu burası. Beyaz boyanmıştı her yer. Boyanın taze kokusunu hissedebiliyordum burnumun ucunda.
Erata bir iki adım daha yürüdükten sonra, üzeri kapalı kocaman bir bölgeye gitti. Tabii bizde arkasından yürümeye devam ettik.
Hepimiz adeta onun o bez parçasını indirip, altındaki şeye bakmaya can atıyorduk.
Bezi büyük bir hızla yere doğru çekti.
"- Aman Tanrım! Erata bu da ne böyle!" olduğunca şaşkındım. Böyle bir şeyin gerçek olması mümkün olamazdı. Bezin altında, güçlü patlayıcılar, Başkent koruyucularının kullandıkları (Stars) ışın silahları, aynı onların giydiği koyu kırmızı ve siyah üniformalar, oklar, yaylar, mızraklar...
"- Gözlerime inanamıyorum planın nedir?" diye söylendim.
"- Planım şu ki!" diye sözüne başladı. Yüzündeki tavırsız bir ifadeyle.
"- Bu üniformalardan elimde sadece beş tane var. Başkentten bu kadar çalabildim. Şunu demek istiyorum. Ben ve dahilimdeki beş kişi, Başkente giderek koruyucu muhafızı olacağız. Halktan gönüllü insanları, Başkentten gelecek saldırıları önlemek için dışarıda, geri kalanları da buraya, bu sığınağa yerleştireceğiz. Ama bunun için önce dışarıda, Bal'a karşı bir isyan başlatmalıyız ve tabii..." diyerek Samantha'ya baktı. Hemen onunu ardına Samantha söze atladı.
"- Seçim gününe kadar beklemeliyiz ki, kimin kazanacağını görelim!" Onu onaylar bir biçimde kafasını salladı Erata.
Şimdi herkes, hangi silahı, nasıl kullanabiliyorsa onu alsın. Seçim gününe kadar her şey eksiksiz olmalı. O güne kadar sıkı çalışın. Bu plan asla başarısız olmayacak."
Seçim gününe sadece 12 gün vardı. Biz bu 12 günde kendimizi çok geliştirmeliydik. Herkes kullanabileceği silahları aldı.
10 kişilik oluşturduğumuz küçük grubumuzda;
Darothy(ok), Samantha (ışın silahı) , Tayler (ışın silahı) , Harlan( balta ve küçük bıçaklar), Luke , Stephan, Linda, Erata, Kaily ve ben de dahil olmak üzere silah dağılımımızı yaptık. Diğerleri de kendi aralarında kalan bıçak, mızrak ve silahları dağılımlarını yaptı. Ben her şeyi kullanmayı bilmesem de yanıma uzun ve güzel bir mızrak ve bir de ışın silahı aldım.
"- Diğer mıntıkalardan bizi destekleyen olacağını sanmıyorum!" diyerek bana baktı Erata.
"- Belki olabilir ama bu tehlikeli. Diğer mıntıkadaki hiç kimseye bu isyan hakkında bir şey bahsetmeyelim. Dost gibi görünen düşman çok ortada."
"- Haraç mıntıkalardan adam topladım zaten ben."
Herkes şok bir ifadeyle Linda'ya baktı.
"- Ah hemen endişelenmeyin. Kendi mıntıkamızdan başka yardım isteyecek kimimiz var ki!" diyerek gülümsedi. Onun bu sözleri üzerine en azından hepimizin içine bir rahatlık girmişti.
Büyük gün yaklaşıyordu. İçimize birer ateş yakmıştık, esen rüzgârlarlarla büyür umuduyla...