"Günün son ışıklarının bile tükenmeye yüz tuttuğu bir vakitte gözlerini araladı. Korkuyordu; içindeki belli olmayan hisler yüzünden. Ellerini, saçlarını toplamak için havaya kaldırdı. Saçlarına doğru yavaş yavaş götürmek üzere olduğu ellerinin bir anda kıpkırmızı kan olduğunu gördü. Hemen gözlerini bir kaç kez kırptı. Bu sefer gözlerini ikinci kırpıp açtığında yerde kanlar içinde yatan annesini gördü. Çığlıklar atarak, annesinin kafasını dizine koydu. Odaya kimse gelmiyordu. Çığlık atsa da atmasa da..."
"-Hayır!" diyerek yatağından fırladı. Bu rüyayı ikinci kez görmüştü. Koşarak annesinin bulunduğu odaya girdi. Annesi yatıyordu. Henüz uyanmamıştı. "- Bu rüyalar beni bir gün öldürecek!" diyerek, içindeki öfkesini dindirmek istedi. Neler olduğunu anlamadan yatak odasına tekrardan döndü. Havasız odasını havalandırmak için pencereye doğru yürüdü. Pencerenin yanında duran komodinin üzerinde gördüğü kırmızı tokayı eline aldı.
Saçlarını bağlamak üzereyken, toka elinden kayarak açtığı pencereden aşağı düştü. Biraz ağır, demir bir tokaydı. "- Umarım kimseye değmemiştir!" diyerek içinden fısıldadı. Pencerenin yanlarından tutarak aşağıya eğildi.
Aşağıda daha önce bu evde hiç görmediği birini gördü. "-Özür dilerim toka elimden kaydı." aşağıdaki genç gülümseyerek başını, Kaily'e doğru kaldırdı ve
"- Sorun yok efendim!" diyerek utangaç bir tavırla cevap verdi. Kaily içinden çocuğun ne kadar tatlı olduğunu geçirdi ama bu düşüncesi fazla uzun sürmedi.
Kaily düşünceler içinde kayboldu. Aşağıda ona seslenen Bayan Jimmy "- Kaily! Yarım saattir sana sesleniyorum duymuyor musun?" diyerek kızının odasına girdi.
Kaily gülümseyerek annesine baktı ve "- Hayır anne duymadım!" Bayan Jimmy yüzündeki öfkeyi birden mutluluğa dönüştürdü ve "- Fark ettin mi ?" Kaily neler olduğunu anlamadan annesinin sağ işaret parmağı ile gösterdiği gökyüzüne baktı. "- Sanırım hayır!" diyerek cevap verdi.
Bayan Jimmy kızına kahvaltıya inmesini söylemek için gelmişti. Birlikte aşağıda bulunan mutfağa doğru yürüdüler. Mutfağa geldiklerinde Bay Alphonzo ve Bayan Lamia (Athena) kahvaltı masasının tam karşısında olan televizyona dikkat kesilmişlerdi.
Kaily yine neler olduğunu anlamadan televizyona baktı. Televizyondaki son dakika haberlerini sunan şık giyimli, yakışıklı spikerin yanında bir de ünlü Meteorolog Aurora Caitlin bugünün hava durumu hakkında bilgi vermeyi bekliyordu.
Kaily, annesinin gösterdiği o görüntüyü hatırladı; gökyüzünü. Tam o sırada bir gök gürültüsü ile mutfakta bulunan herkes irkilmişti. Söz sırası Aurora'ya geçtiğinde, eline aldığı bir kaç kağıt ve ince bir çubukla hava durumunu sunmaya başlamıştı.
"-Evet sayın izleyiciler, bugünün hava şartları oldukça yoğun yağışlı ve gök gürültülü geçecektir, hatta öyle ki uzmanlar tarafından bu yağışın 48 ile 72 saat süreceği açıkça belirtilmiştir. İnsanların bu konu hakkında gereken tedbirleri alması önemle rica olunur. Olası bir sel felaketine ve yıldırım düşmelerinin yol açacağı yangınlara hazırlıklı olmanızı umuyoruz ve tatil, seyahat vb. gibi planlarınızı iptal ediniz. Hepinize iyi günler diliyoruz."
Hava durumunun ardından Bay Alphonzo ve Lamia (Athena) göz göze geldiler. Birbirlerine şok ifadeler ile bakındılar. Lamia (Athena) apar topar ayağı kalktı ve "- Size afiyet olsun! Bir yere yetişmem gerek" diyerek mutfaktan çıktı.
Lamia (Athena) ayağındaki topuklu ayakkabıları çıkararak boynundaki altın kaplama, yıldız şeklindeki kolyeyi çıkardı. Bu sıradan bir kolye değildi. Olimpos'a, Tanrıların yanına ulaşmak için bir anahtardı ve tabii kayıp odanın anahtarı da oydu.
Hızlı ve sessiz adımlarla evin bodrum katına indi. Etrafı kolaçan edip güvenilir olu olmadığından emin oldu. Asansör benzeri bir yere girdi. Sonra hızlıca, etrafa yayılan ışıklar arasında gözlerden kayboldu.
Athena, Olimpos'a ulaştığında direk olarak Tanrıların Başı olarak bilinen ve hava, gök gürültüsü olayları ile ilgilenen Tanrı Zeus'un yanına geldi.
İçeriye girdiğinde, Zeus elindeki büyük bir dairemsi küre ile birlikte oturuyor ve küreye dokunduğunda yıldırımlar oluşuyordu.
Athena, bitkin düşmüş Zeus'a yavaş adımlarla yaklaştı ve "- Τι συμβαίνει; Τι διάολο είναι αυτό; -Neler oluyor ? Bu da ne böyle?" ; Zeus, elindeki küreyi bir masanın üzerine koyarak ayağı kalktı. üzerindeki kıyafetin ihtişamı görülmeye değer bir kumaştan dikilmişti.
Athena'ya gülümseyerek baktı ve "- Πώς είναι η ζωή στη Γη, η Αθηνά; (Dünyada ki yaşam nasıl Athena?)"
Athena bir cevap vermek isterdi ama konuşulması gereken konu bu değildi. Gözlerini devirdiği yerden kaldırarak, Zeus'un gözlerinin içine baktı. Buna kimse cesaret edemezdi ama o yapmıştı. "- Γη σε μια καταστροφή (Bir felakette dünya!)"
Zeus, eline aldığı uzun mızrağı ile yere hızlıca vurdu. "- Δεν δίνω σκατά για τον κόσμο (Dünya umurumda değil!)"
Konuşmaların ardından içeriye Bay Alphonzo (Hermes) girdi. Babası selamlayarak onun karşısına geçti. "- Μπαμπά, τι συμβαίνει; (Baba sorun ne?)"
Zeus bir müddet sessizliğini korudu. Sağ eline aldığı kadehinden bir yudum aldı. Kadehin içinde "Lotus (uyuşturucu etkisi olan bir çiçek ismi)" çiçeği tozu ile yapılmış, sıvı bir içecek vardı. Kadehi, yanındaki hizmetliye uzattı ve götürmesini söyledi.
O sırada içeriye Ares( Savaş Tanrısı) , Afrodit( Aşk Tanrıçası) ve Poseidon (Denizlerin Tanrısı) girmişti.
Hepsi neler olduğundan habersiz, Zeus'un odasına toplanmışlardı. Poseidon fazla dayanamayarak "- Γιατί το κάνατε αυτό ( Bunu neden yaptın?)" diyerek karşı çıktı. Zeus büyük bir çığlık atarak, hepsine oturmasını söyledi. "- helios θα κάψει τον κόσμο (Helios dünyayı yakacak!)" bu sözün ardına bütün tanrılar, Zeus'un neden böyle bir şey yaptığını anlamıştı. Eğer o 3-5 günlük fırtınayı başlatmasaydı, güneş tanrısı dünyayı kahredecek sıcaklık verecekti.
Bütün tanrılar odadan bir bir ayrıldı. En sona Athena kaldı ve o da "- Λυπάμαι (üzgünüm)" diyerek odadan ayrıldı.
Kaily, her şeyden habersiz olduğu için Bayan Jimmy kadar endişeli değildi. Sandra ve annesi de her şeyden habersiz bir şekilde yeni uyanmışlardı. Ufak günaydın fasılları bittikten sonra birlikte kahvaltı masasına oturdular ve o sırada içeriye Alphonzo ve Lamia girdi.
Yapılan kahvaltının ardından Kaily ve Sandra aldıkları izin ile bir müddet yürüyüşe çıktılar. Dışarısı sabah vakti olmasına rağmen, bir gece yarısını andırıyordu. Yağışlı hava, sıcağı bastırdığı için dışarıda ufaktan esen rüzgar insanı serinletmeye yetiyordu.
Çıktıkları yolda Kaily gördüğü rüyayı tekrardan sırdaşı ve yandaşı olan arkadaşı Sandra'ya anlatmaya başladı. Büyük bir heyecan içinde Kaily'i dinleyen Sandra, yüzüne damlayan bir yağmur damlasıyla irkilince, Kaily kendisini tutamadı ve birlikte gülmeye başladılar.
Karanlık olan yolu ve yağan yağmuru aldırmadan yürüyorlardı çünkü bazı insanlar yağmuru hisseder bazıları da sadece ıslanırdı.
"- Yağmurun altında yürüyerek git gide kararan havaya doğru adım atıyoruz Kaily farkında mısın?" Kaily gülümseyerek "- Yoksa korkuyor musun karalığa atılan adımlardan"
"- Biraz daha kalırsak hasta olabiliriz Kaily! hadi geri dönelim." Kaily mızmızcı olan arkadaşının söylediklerini duyduktan sonra "- Peki!" diyerek kafa salladı. Tekrardan önlerine aldıkları karanlığı aldırmadan yürüdüler.
Eve ulaştıklarında ıslanan kıyafetlerini değiştirmek oldu ilk işleri.
~Bölüm Sonu~