24

1019 Kelimeler
Yine her zaman olduğu gibi, alarmını kurduğum çalar saatim tam vaktinde çalmaya başladı. Üzerimde büyük bir ağırlık, büyük bir yorgunluk vardı. Saatin düğmesine basarak, kendi kendime bu alarmı neden kurduğumu sorup duruyordum, ta ki annem odaya gelip, "- Sen daha kalkmadın mı Kaily? Geç kalacağız!" Annemin bu telaşının neden olduğunu anlamadım yine. Ayağımla, üzerimde örtülü olan ince çarşafı ittim. Büyük bir esnemeyle, uyku sersemi ile yataktan doğruldum ama ne yaptığımdan habersiz bir şekilde. Banyoya elimi yüzümü yıkamak için gideceğim de telefonum çalmaya başladı, arayan Sandra'ydı.  "- Kaily! Sana inanamıyorum! Neredesin? Sabahtan beri ağaç oldum burada bekleye bekleye!" Sanırım artık neler olduğunu anlamış gibiydim. Üzerimdeki yorgunluğu atmak için banyoya doğru koştum. İçimden kendime defalarca kızarak hareket ediyordum.  "- Salak Kaily bu saate kadar yatılır mı? Bir de sınav günü!" içimdeki, kendime karşı olan öfkem annemin bana "- Daha var Kaily yetişebiliriz!" demesiyle son bulmuştu. Büyük bir hazırlık yapmam gerekmiyordu zaten. Hemen ilk işim üzerimdeki pijamaları değiştirmek oldu ve daha sonra fazla oyalanmadan, kahvaltıya koştum. Masada oturan halama ve babama gülümseyerek "- Günaydın!" demek oldu ilk işim. Fazla bir şey yemeden masadan tekrardan kalktım ve halamın yanına gittim. Ona sarılarak bana şans dilemesini söyledim. Babam ve annem ile mutfaktan çıkarken halamın bana seslendiğini duyar gibi oldum ve tekrardan ona döndüm.  "- Kaily! tatlım bu sana şans getirebilir!" diyerek bana beyaz parlak bir şey vermişti.  "- Ama hala bunu içeriye almazlar ki!" halam ve babam birbirlerine bakarak gülümsediler ve araya annem girdi. "- Kızım o bir yerlerine takman için bir aksesuar değil, o yemen için!"  Elimdeki parlak cisme bir müddet baktım ve bana gülen halama dönerek "- Bu kadar parlak bir yiyecek olabilir mi? " diyerek bende gülümsedim. Fazla geçmeden, içimden üçe kadar saydım ve ağzıma doğru götürdüm.  Çiğnemek doğru bir fikir değildi sanırım bende bu yüzden yutarak onu bitirmeye çalıştım. Tekrardan halama sarılarak, annemin ve babamın eşliği ile arabaya doğru yürüdüm. Arabanın yanına geldiğimde, camın yansımasında kendimi gördüm ama çok farklı bir şekilde. Yüzümdeki damarlarımda sanki kan değilde başka bir şey dolaşıyormuş gibi hissettim. Sonra bu hissiyat büyük bir parlaklık ile kayboldu. Babam ve annem yüzüme bakarak gülümsedi. Sanırım ne olduğunu anlamıştım. Halamın bana verdiği, benden sakladıkları ile bağlantılı olabilirdi.  Arabadan, önüne geldiğimiz okulu görünce koşarak indik. Gerekenleri hazır ettikten sonra, kapıda duran güvenliklerin kontrolünden geçtim. içimde büyük bir heyecan vardı ve sanki her şeyi biliyormuş gibi hissettim. Bir an önce sınava girip, sonuçları görmek istiyordum. Yapılan bir duyurudan sonra hemen yerime geçtim. Arkamdaki sırada Stephan oturuyordu. Bir de onun heyecanı vardı içimde. Sınav toplamda üç oturum şeklinde, yarım saat aralarla olacaktı; Matematik, Tarih ve istediğim bölümün sınavı olmak üzere... Birinci oturum bittikten sonra bana yaklaşan Stephan'ı görünce heyecanım bir iki kat daha arttı. Adımlarını büyük ve heyecanlı atarak yanıma yaklaştı.  "- Nasıl geçti matematik?" diyerek gülümsedi. "- Çok iyi geçti. Ya senin?"  Stephan bir müddet öylece gülümsedi. Onun gülümsemesini görünce içimde belli belirsiz hisler doğuyordu. Sanki her geçen gün kendimi ona daha yakın hissediyordum.  "- Kaily biliyorsun matematikte ne kadar kötü olduğumu. Sanırım dördümüz de aynı bölümü tutturamayacağız." Dördümüzden kasıt olarak ben, Sandra, Andrea ve kendinden bahsediyordu. Biraz düşündüm ve "- Bence öyle düşünmemelisin. Kendine güven biraz! Ben sana inanıyorum yapacaksın!" diyerek boynuna sarıldım. Stephan buz kesilmiş gibi yüzüme bakıyor ve utancından kıpkırmızı kesilmişti.  Gülümseyerek onun yanından ayrıldım ve ikinci oturum; tarih sınavına girmek için "Tarih" yazılı salona girdim. Dördümüz de aynı bölümü istiyorduk " Yaratıcı Yazarlık"... Beş dakika sonra içeriye Sandra ve Andrea girdi; el ele tutuşuyorlardı. Sandra bana baktı ve gülümsedi. Benim yanıma geldiklerinde Sandra'ya , "- Bakıyorum çocuğu kapmışsın!" diyerek söylendim. Andrea utanarak yerine geçti ve Sandra gülümsedi.  Büyük bir heyecan ve bekleyiş vardı içimde ama bu sınav için değildi, Stephan'ın içeriye girmemesindendi.  Görevli ve yetkililer içeriye girdiklerinde Stephan hala yoktu. Kağıtlar dağıtılmaya başlandı ve kapı çaldı. Nihayet gelmişti.  "- Geç kaldığım için üzgünüm efendim! Kalemimi kaybettim ve onu aradım" Görevliler, ona hemen yerine geçip oturmasını söylediklerinde, Stephan hiç duraksamadı ve direk olarak Kaily'nin arkasına oturdu.  "- Neden bu kadar geciktin!" diyerek ona kızgınlığımı bildirdim. Görevlilerden Jonathan Kanes ki kendisi ünlü bir tarihçi olur, bana bakarak "- Sınavın başladığını söyledim küçük hanım lütfen sessizlik!"  Utancımdan yerin dibine girmeyi isterdim ama gülümsemekle yetindim sadece. Yaklaşık kırk dakika süren sınavın ardından başımda çok az bir ağrı hissettim.  Stephan'ın sağ kolundan tutarak onu aşağı katta bulunan kantine sürükledim. Kantine geldiğimizde ona neden geç kaldığını sordum. Bana cevap vermedi.  "- Sınavın sonunda müsaitsen bir yerlere gidelim."  Biraz düşündükten sonra, kafamı evet anlamında salladım ama önce anneme ve babama da sormam gerekiyordu.  Son oturum, son sınav, Yaratıcı Yazarlık sınav solonuna girdiğimizde, salonda sadece on kişi vardı. Kendi içimden, "- Neden bu kadar az kişi bu bölümü istedi çok merak ettim!" söylediklerimi duyan Stephan bana gülümseyerek, "- Ee! Kimse senin kadar yaratıcı olamaz!" diyerek yerlerine geçtiler. Sınav sorusu olarak on beş test ve on tane klasik soru vardı. Klasik sorulara verdiğim cevaplardan çok emindim.  Bütün soruları cevaplamıştım. Şimdi on gün bunları açıklanmasını bekleyecektik hiç bir şey olmamış gibi. Dolaşmak için annem ve babamdan izin aldım. Kapının önünde beni bekleyen Stephan'a gülümseyerek, tamam işareti yaptım. Birlikte önce yemek yemek için bir restorana girdik. Menüyü alacağım da oda elini uzattı ve elim onun sıcak tenine değdi. O an kendimi çok değişik hisler içinde buldum. Kalbimdeki o çarpıntı tarif edilemez bir hissiyattı. Stephan yine utancından kıpkırmızı kesilmişti ve bana gülümsedi.  "- Bence artık utanmana hiç gerek yok!" diyerek ona cesaret vermeyi başarmıştım. Bir müddet sonra ellerimi sıkıca tutmaya başladı. Bende onun ellerini sıkıca tuttum. Gözlerimizin içine öylece baktık bir müddet. "- Hoş geldiniz efendim ne alırdınız?! Efendim!"  Öyle dalmıştık ki yanımıza gelen garsonun sesini bile duymamışız.  "- Ben bir bardak su alabilir miyim?" diyerek içimdeki heyecanı atmaya çalıştım. Bu heyecan ve birlikte geçirdiğimiz süre benim için vazgeçilmez bir anıydı.  "- Nasıl olduğunu anlamadım bile !" diyerek kendi kendime heyecanlanmıştım. Ama şöyle tarif etmeliyim ki, bu hayatımda gördüğüm kötülüklerin yanında, hissettiğim en iyi şeydi; aşık olmak... "-Kalbimin bir başkasına bağlı olarak atmasına inanamıyorum Sandra!"  Sandra telefonda büyük büyük kahkahalar atarak bana destek olmaya devam ediyordu. "- Sonunda mutluluğu bulmana sevindim Kaily! Her şey muhteşem olacak inan bana!"  Gerçekten o kadar mutluydum ki anlatamam. İçimdekini hissetmek ve gerçekten sevgiyi tüm benliğimle bana hissettirdiği için kalbime çok teşekkür ediyorum. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE