27

704 Kelimeler
İstenmeyen Savaş Gözlerimi tam karşıdaki pencereye diktiğimde koyu siyah bulutları gördüm. Dışarıda büyük bir çığlık kopuyordu. Hızla kapıya doğru koştum. "Yardım edin!" kızıl gözler etrafta koşuyordu. "Hepiniz bir yerde durun!" duyuruların ardı arkası kesilmiyordu. "Başkentin uçakları, sığınaklara girin." Etrafta gördüğüm ölü bedenlere şaşkın şaşkın bakıyordum. "Yardım edin!" yerde öylece yatan kızıl göz bağırıyordu acıyla. Yanına koştum. "Efendim," yerdeki genç bir kadındı. "Gidin buradan," Yarasına elimle bastırmaya başladığımda "Neler oluyor?" diye bağırdı Kansas. Tam yanında duran Murph ile birlikte bana doğru yaklaşmaya başladılar. O sırada bir savaş uçaklarının sesiyle hepimiz gökyüzüne baktık. "Sığınağa gidin," yaralı kadın beni sürekli uyarıyordu. Uçaktan attıkları bomba önce derin bir sessizliğe neden oldu. Hepimiz farklı yerlere savrulurken çığlık sesleri yavaştan yükselmeye başlıyordu. Gözlerim derince kapandı. Öldüğümü düşünmüştüm. "Crash," diyerek yüzüme su damlatıyordu Globe. Gözlerimi araladığımda geminin içinde olduğumuzu fark ettim. "Onlar," Globe yüzünü yere devirirken fısıldadı. "Başkent saldırdı." Bunun olacağını biliyordum. Ama bu kadar erken beklemiyordum. "Yaralılara yardım etmemiz gerekli." yattığım yerden doğrulduğumda pencerenin tam karşısında Kansas'ı gördüm. Yerde hareketsizce yatan Murph'e bakarak ağlıyordu. Koşarak yanına gittim. "Savaş uçaklarındaki askerler ateş açtı. Beni korumaya çalışıyordu." "Onlar, onların çoğunu kaybettik." Çaresizce yığıldım yere. "Bu acımasızlığı ödemeleri gerekiyordu. Başkent bunu yapamazdı, yapmamalıydı. Dizlerimin üzerinde otururken genzimi yakacak şekilde bir çığlık attım. Yaklaşık dört dakika sonra sığınakta hayatta kalmayı başaran Kızıl gözler çıktı. "İntikam istiyoruz," dedi içlerinden birisi. "Başkent bunun bedelini ödemeli." "Anne," diye bağırdı on yaşında, küçük bir kızıl göz. Yerde kanlar içinde yatan kadının yanına geldiğinde bağırmaya başladı. "Uyan," o uyanamazdı. Çoktan son nefesini vermişti. ** Acıyla esen rüzgar yerdeki kan kokusunu burnuma kadar sürüklemişti. İstenmeyen savaşın etkileri her iki tarafa da çok kayıplar vermişti. Kansas ve Globe bana doğru yürürken üzerimdeki kan lekelerine bakıyorlardı. "Böyle olmasını istememiştim," diyerek fısıldadım. Kansas ağlıyordu. Gözlerinden akan yaşları gördükçe kendimi kötü hissediyordum. "Murph!" diyerek bir çığlık attı. Bedeni titriyordu. Acıyla çıkan sesine aldırmadan bağırdı bir kez daha. "Aç gözlerini." Koloninin en usta elektrik mühendislerindendi Murph. Başkent askerlerinin açtığı ateşte tam kalbinden vurulmuştu. "Aç gözlerini," Kansas her bağırdığında canım yanıyordu. Yanımda duran kızıl gözlü Lyda bana bakarak ağlıyordu. "Bütün suç halkımın," elleriyle yüzünü silmeye çalıştı. Daha fazla dayanamayarak öylece yere çöktü. "Kaybedeceğimizi bile bile savaşa girdiler. Kimsem kalmadı," etrafta hareketsizce yatan yüzlerce kızıl göze bakıyordu. "Sadece yirmi kişi kaldı." "Üzgünüm," diyerek fısıldadım. "Onları durdurabilirdim." "Hayır," dedi "durduramazdın, onlar seni dinlemeyeceklerdi. Yapılan bu saldırıyı kabullenmeyeceklerdi." Yavaş adımlarla yürüyen Emily'i gördüm. "Crash," yaralanmışa benziyordu. Ellerindeki mavi kanı, kırmızı kanla karışmıştı. Ona doğru kotum. "Sen. sin iyi misin?" yüzüme gülümsedi. "Seni seviyorum." ellerini omzuma atarak yığıldı. "Emily," gözleri kapanmıştı. "Emily," diye bağırdım. Hızla revire doğru koştum. "Biriniz yardım edin!" Globe koşarak yanıma geldi. "Emily, o uyanmıyor." Revirden gelenler nabzını kontrol ettiler. "Yaşıyor" derin bir nefes aldım. Eğer ölseydi kendimi affetmezdim. "Buraya asla gelmemeliydik, kolonide ölmeyi isterdim." kendimi tutamıyordum. onu öylece gördüğümde ne yapacağımı bilemez olmuştum. Kansas o sırada bizimle ilgilenmiyordu. Murph'in yanı başında duruyor ve ağlıyordu. "Buraya asla gelmemeliydin!" Emily'i sedyeye koyduklarında "Yavaş olun," diyerek bağırdım. Revire gidip ona ilk müdahaleyi yapmaları gerekiyordu. "Derin bir kesiğe benziyor," dedi doktor. "Kılıç çok keskinmiş." Çaresizlik içinde "o nasıl olacak?" diye sordum. Bu soruların en acı vereniydi benim için. "Şimdilik bir şey söylemem imkansız, her an her şey olabilir." "Onu kurtarın, yalvarırım." Karanlık beni soğuk kollarının arasına almadan hemen önce doktora yalvarıyordum. Gerisi büyük bir boşluktu. ** Gözlerimi açtığımda sağ tarafımda öten cihazın sesi Kolonide olduğumu hatırlatmıştı bana. Ama orada değildik. Bir müddet sonra tam anlamıyla kendime geldiğimde "Emily," diyerek fısıldadım. "O iyi," gülümsüyordu Kansas. Yanı başıma oturmuştu. Acısını unutmuş gibi bir yüz ifadesi vardı. "O iyi," dedi bir kez daha. "Dinlenmelisin," yanıma gelen doktorun verdiği ilaçla birlikte gözlerimi tekrardan kapattım. Hiçbir şeye olmamış gibi, sanki hiç kaybetmemiş gibi... *** Kendime geldiğimde artık bir şeyler yapmam gerektiğini biliyordum. "Gemileri hazırlayın!" verdiğim emir net ve kesindi. Globe yüzüme "böyle olmaz" dercesine bakıyordu. "Orada masumlar var," yanıma geldiğinde fısıldıyordu. "Bunların ne suçu vardı? Onlar suçsuzdu. İnsanlara hedef almayın. Başkent binasını hedef alacağız sadece. Kansas yüzündeki derin acıyla yanıma yaklaştı. "Gemilerden birini ben alacağım." gözlerimle dediğini onayladım. Bize ait savaş gemileri havalandığında Kızıl gözler sığınaklarına geçti. İntikam ertelenmezdi. Herkes yaptığının bedelini ödemek zorundaydı. "Başkent binası hedefte," dedi Kansas. "Kimse gözünü bile kırpmasın!" İlk atışı yapan Kansas olmuştu. Beyaz başkent binası saniyeler içinde yerle bir oldu. "Bu değer verdiğimi elimden aldığınız içindi," diyerek fısıldadı Kansas.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE