3:Melek

676 Kelimeler
İçeri adım attığım anda, farklı bir dünyaya girdiğimi anladım. Lüks ve ihtişam… Ama bu sadece bir maskeydi. Altında bir şeyler kaynıyordu. Tehlike. Salonun köşelerinde ayakta duran adamlar dikkatimi çekti. Hepsi aynıydı: Sert bakışlar, kusursuz takım elbiseler ve belki de ellerinde birer silah. Baran arkamdan yürürken avını izleyen bir avcı kadar sakindi. Elini belime yerleştirdiğinde irkildim. Dokunuşu sert değildi ama bana kime ait olduğumu hatırlatıyordu. “Korktun mu?” diye fısıldadı. Başımı dik tutmaya çalışarak, “Hayır,” diye cevapladım. Gülümsedi. Ama bu, rahatlatıcı bir gülümseme değildi. O, burada av değildi. Yırtıcıydı. İlerlerken gözlerim bir kadına takıldı. Uzun siyah bir elbise giymiş, ateş kırmızısı rujuyla dikkat çekiyordu. Bakışları bıçak gibi keskin ve… bana odaklanmıştı. Tam yanımızdan geçerken, alaycı bir tavırla, “Yeni oyuncağın mı, Baran?” diye sordu. Baran durmadı. Ama ben, kadının söylediği kelimelere takılıp kalmıştım. Onun yanında ilerlerken, “Kimdi o?” diye sordum alçak bir sesle. “Defne,” dedi soğukça. “Sana zarar vermesine izin vermem ama dikkatli ol. O, sınırları ve benim yanımdakileri sevmez.” Tam bir şey soracaktım ki önümüzde duran başka bir adam dikkatimi çekti. Boyu uzun, yapılıydı. Sert yüz hatları ve buz gibi bir gülümsemesi vardı. “Bu kadar beklettiğine değecek bir şey getirmişsin, Kara,” dedi Baran’a seslenerek. Gözlerini benden ayırmadan bir adım yaklaştı. Baran’ın duruşu değişti. Sertleşti. O ana kadar hissetmediğim bir öfke dalgası yayıldı etrafa. “Dokunmadan bak, Emir,” dedi tehditkâr bir sesle. “Çünkü dokunursan, seni öldürürüm.” Emir. Bu ismi unutmayacaktım. Emir, sanki Baran’ın öfkesi umurunda değilmiş gibi hafifçe güldü. “Ne kadar da kıskançsın, dostum.” Baran hiçbir şey söylemedi ama elini belimden çekip bileğimi kavradı. Sahiplenici. Emredici. Beni daha loş bir köşeye çektiğinde, nefesim kesilmişti. Sanki etrafımdaki hava ağırlaşmıştı. Gözlerimi ondan kaçırmaya çalıştım ama izin vermedi. Parmakları çenemi yakalayıp yüzümü kendisine çevirdi. “Benim dünyamda, zayıflık affedilmez,” dedi. “Ve sen, Aslı… artık bu dünyanın içindesin.” O an anladım. Geri dönüş yoktu. Köşeyi döndüğümüzde, önümüzde devasa bir kapı belirdi. Ağır metal kapı, iki iri adamın gölgesinde kayboluyordu. Baran, kapıya yaklaşırken hiç konuşmadı. Ama varlığı yeterdi. Onu gören herkes saygıyla başını eğiyordu. Kapı açıldığında, başımı döndüren bir atmosferle karşılaştım. Kristal avizelerden sarkan solgun ışıklar, kadife masaların üzerini zar zor aydınlatıyordu. Rulet çarklarının yavaş dönüşü, poker masalarındaki boğuk kahkahalar… Ve hepsinin ortasında, Baran’ın gölgesi gibi hissedilen bir güç. İçeri adım attığımda fark ettim—Burası bir kumarhane değildi. Burası bir taht odasıydı. Ve Baran, o tahtın kralıydı. Kulağıma eğilip fısıldadı: “Hoş geldin, Melek.” Tüm vücudum irkildi. “Melek mi?” diye fısıldadım. Gözleri gözlerime kilitlendi. “Burada herkesin bir adı vardır. Ve sen…” Bakışları üzerimde gezindi. “Benim için özel birisin. O yüzden buradaki herkes de bunu bilecek.” İçimde bir şeyler yanmaya başladı. Korku, arzu, merak… Onun dünyasında kaybolabilirdim. Ama Baran buna asla izin vermezdi. Bir anda yanımıza bir garson yaklaştı. İnce bir sesle, “Hoş geldiniz, Baran Bey,” dedi. “Sizin için VIP salonu hazır.” Baran başını hafifçe salladı ama gözlerini benden ayırmadı. “Hadi, Melek. Sana krallığımın gerçek yüzünü göstereyim.” Kolumu nazik ama kesin bir otoriteyle tutup beni başka bir kapıya yönlendirdi. Adımlarım hızlandıkça kalbim de hızlanıyordu. İçeri girdiğimizde bambaşka bir manzarayla karşılaştım. Dairesel bir salon. Ortasında altın detaylarla süslenmiş büyük bir kumar masası. Etrafında şık ama tehlikeli görünen insanlar. Burada paranın ve gücün kokusu vardı. Ve hepsinin üzerinde Baran’ın adı yankılanıyordu. Kendimi kaybolmuş hissetmemem imkânsızdı. Ama bir şey daha vardı—Baran’ın yanında durduğumda bu dünyaya aitmişim gibi hissettiriyordu. Tam o anda bir ses arkamdan yükseldi: “Beni kimlerle tanıştıracaksın, Kara?” Başımı çevirdiğimde Emir’i gördüm. Yine aynı alaycı gülümsemesiyle yanımıza yaklaşmıştı. Baran, elini belime koyarak beni daha da yaklaştırdı. Sahiplenici ve tehditkârdı. “Bu, Aslı,” dedi. “Benim Şans Meleğim.” Emir’in gözlerinde bir kıvılcım parladı. “Melek ha? Bu dünyada melekler uzun süre kalamaz, biliyorsun.” Baran’ın parmakları belimde sıktı. “O, burada kalacak. Ve kimse ona dokunamaz.” Emir bir kahkaha attı ama içinde soğuk bir şey vardı. “Bakalım ne kadar koruyabileceksin.” O an anladım. Bu sadece bir oyun değildi. Bir savaş alanına adım atmıştım. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE