Cenaze

1442 Kelimeler
"Kalbinde sevgiyle yer verdiğin birinden gelen ihanet, en derin yarayı açar..." Aslan, karısı ve kızı Zeynep, konağın önünde yan yana duruyorlardı. Aslan Bey ortada, bir yanında karısı, bir yanında kızı vardı. İkisinin de tedirgin olduğunu bildiği için ortalarına girmişti. Karşılarında ise Aslan Bey'in abileri ve kardeşleri vardı. Aslan Bey’i karşısında gören annesi, oturduğu yerden kalkarak hızlıca yanlarına geldi. "Aslanııım!" diye bağırırken oğluna hızla, sıkıca sarıldı. Evladına olan hasretini haykırdığı ses tonu, herkesin ortasına bıçak gibi düşmüştü. Kadın, Aslan gelene kadar kendini tutmuştu. Herkesin karşısında sapasağlam durmuştu ama Aslan’ı görünce daha fazla dayanamamıştı. Hem aniden kocasını kaybetmişti, hem de yıllardır görmediği, hasret kaldığı oğlu karşısındaydı. Kadın, oğluna sıkı sıkı sarılırken gözlerinden yaşlar sicim gibi akıyordu. Oğlunun elini alıp hasretle öperken: "Ben sana kurban olayım yavrum!.. Aslan’ım, evladım... Baban gitti, sen geldin Aslan!.." diye feryat etti. Zeynep ve Ahu Hanım’ın da gözlerinden yaşlar sicim gibi akıyordu. Zeynep şok olmuştu. Nenesini ilk kez canlı görüyordu. Resimlerde hep genç halini görmüştü. Kadın yaşlanmıştı ama yine de güzel bir kadındı. Acısı insanın içine işliyordu. Bir anlık kendisine bakanlara döndü. Hepsi onlara kötü bakışlarını dikmişti. Kız gerilip babasına daha da yaklaştı. Dik duruyordu ama etraflarını saran bunca kötü bakışın altında bu kolay değildi. Babası ile nenesi Azize Hanım ayrılırken, Azize Hanım dönüp Ahu’ya da selam verdi. Ahu saygıyla hızla eğilip elini öperken: "Başınız sağ olsun Azize Hanım." demişti. Azize hanım da gelinine aynı samimiyet ile karşılık vermişti. Derin bir nefes alıp Zeynep'e döndü. Zeynep kadının göz bebeklerine bakan sevgi ve hasret dolu bakış ile bir an donakalmıştı. Zeynep hızla eğilip Azize hanım'ın elini öptü. Kadın bir elini torununun yanağına, bir elini ise omuzuna koymuştu. Tutup kendisine çekip o da hasretle öpüp sarıldı. "Sen Zeynep'sin değil mi güzel kızım" dediğinde Zeynep hızlıca kafasını sallamıştı. Azize hanım titreyen elini torununun yüzünde hasretle gezdirirken, "Zeynom... Babana benziyorsun yavrum, gözler annen..." derken bir an duraksayıp derin bir nefes aldı. Bulundukları yerin farkına varırken, "Hadi bakalım buyurun içeri geçin. Hoş geldiniz." dedi. İçeri geçip oturduklarında Aslan'ın abileri ve ailedekiler hızlca gelip görüştüler. Zeynep çevreyi hayretle izliyordu. Babasının etrafı kalabalıktı. Belliki bu yörede baya seviliyordu. Ama özellikle abileri, babasına bir tuhaf bakıyordu. Bu nasıl kardeşlikti. Resmen düşman gibilerdi. Annesine de ayrı kötü davranıyorlardı. Konuşmuyorlardı. Nenesi Azize hanım ise çocuklarından tamamen farklıydı. Samimi bir kadındı. Eskinin hükümet gibi dedikleri cinsten, ama yıpranmıştı belliydi. Hazırlanıp mezarlığa doğru yola çıktılar. Aslan, karısı ile kızını asla yalnız bırakmıyordu. Mezarlığa doğru yürürken, büyük abisi Ahmet Ağa yanına geldi. "Hoş gelmişsin Aslan. Bu nedir karının yanından ayrılmıyorsun. Erkekler şu tarafta," dedi. Aslan'ın abisine olan bakışları ciddileşmişti. "Hoş buldum. Başımız sağolsun abi. Ben burada kalacağım, sen git erkeklerin yanına" dedi. Ahmet Ağa şokla Aslan'ın keskin gözlerine bakarken, elindeki tesbihi çevirip, "Gel da bir şey konuşmamız lazımdır," dedi. Aslan derin bir nefes aldı, "Abi, cenazemiz var. Babamı bir defnedelim sonra ne istiyorsanız konuşuruz," dedi. Ahmet Ağa sinirle, "Eyvallah, bekleriz," deyip söylediği tarafa doğru ilerledi. Zeynep ve Ahu adamın arkasından bakarken şok olmuşlardı. Adam da sıfır duygu vardı. Sanki ölen onların babası da değildi. Hepsi sırf laf olmasın diye burda gibilerdi. Ama Aslan... Aslan gerçekten çok üzgündü. Yol boyunca da içerlenip durmuştu. Özlem duyduğu topraklara, baba ocağına böyle dönmek istemezdi, ama işte olan olmuştu. Mezarlıkta defin işlemi tamamlandı. Herkes dağılıyordu. Aslan, Annesini, kızını ve karısını yanından ayırmıyordu. Aslan bir sıkıntı olduğunun farkındaydı. Annesi huzursuzdu. Onunla konuşmak istiyordu ama çevreleri çok kalabalıktı. Azize hanım, özlemle yanında yürüyen oğluna bakarken, "Evlat. Kurbanın olayım abinlere güvenme. Her şey çok değişti. Şu yemeği verelim misafirler dağılsın, bir konuşalım," dedi. Kadının dediği ile Aslan ve ailesi kadına şaşkınlıkla döndü. Aslan, yavaş yavaş kafasını sallarken, eğilip anasının şakağından öptü. "Farkındayım ana. Akşamı bekliyorum. Misafirler bir gitsin konuşacağız. Ben öyle kolay kanmam bilirsin" dedi. Azize hanım yutkunurken, "Evlat beni yanlış anlama ama... Bugün çıkın siz yola. Kardeşlerinin derdi paradır kötü olmayasın, ortalık biraz sakinlesin, sonra konuşursunuz" dedi. Aslan, anasının titreyen elini güven vermek için biraz daha sıkarken, "Korkacak bir şey yok be anacım. Sen sıkma canını, güzelce konuşurum ben hepsiyle. Hallederiz. Para, altı üstü candan değerli değil ya," dedi. Azize hanım diğer eliylede sıkı sıkıya Zeynep'in elini tutuyordu. Bu kız Aslan'ının yavrusuydu. Duruşundan bakışından bile bellliydi, vicdanlı bir evlattı, saygılıydı, sevgi doluydu. Aslan'ın diğer yanında ise karısı vardı. Özellikle elini kadının belinden ayırmıyordu. Milletin ne dediği de düşündüğü de zerre umurunda değildi. Onun için onun ailesi Zeynep ve Ahu idi. Bir adam evlendiğinde yeni bir aile kurardı. Önce onlara sahip çıkmalı, sonra diğerlerine diye düşünürdü. Şimdi karısı da kızı da hiç bilmedikleri bir yerdeydi. Onların tedirginliklerini de rahatsızlıklarını da kalbinde hissediyordu. İşleri halledip, annesini de alıp bir an önce geri dönmek istiyordu. Dördü yan yana yürürken yandan gelen, "Ooo Aslan Ağa hoşgelmişsin kardeşim. Başın sağolsun..." diyen ses ile irkildiler. Aslan döndüğünde karşısında Cevdet'i küçüklük arkadaşını gördü. Hafifçe gülümseyip samimiyetle selam verdi. "Hoş bulduk Cevdet, hoş bulduk. Sağ olasın, dostlar sağ olsun" dedi. Cevdet sarılırken kulağına yaklaşıp, "Kardeşim, avukatla konuşmadan sakın bir şey imzalama. Babanın ölümünü de araştır," dedi. Aslan duyduğu ile kasılırken, sadece kafasını salladı. Cevdet kendisine bakan kötü gözlere de selam verirken oradan hızla uzaklaştı. Ahmet Ağa, Cevdet'in arkasından kötü kötü bakıyordu. ----****---- Akşam olmuş, misafirler dağılmıştı. Herkes sofrada oturmuş bir şeyler yerken, Ahmet Ağa baş köşeye oturmuştu. Aslan'ın umurunda bile değildi. Tek beklediği, anasıyla konuşmak; üçüncü günün de yemeğini verip buradan ayrılmaktı. Adamların karılarına, kızlarına davranış şekilleri bile Aslan’ın sinirlerini harap ediyordu. Onlar için erkek çocuk değerliydi. Kız çocuğunun ise hiçbir değeri yoktu. Aslan’ın sadece kızı olduğu için güya onu hor görüyorlardı. Ama bilmiyorlardı ki Zeynep onun için dünyalara bedeldi. Zeynep geldiğinden beri kuzenleriyle de, diğerleriyle de muhatap olmamıştı. Hepsi fazlasıyla yabani davranıyordu. Kin güdüyor gibiydiler ama dertleri neydi, anlayamamıştı. O da sorun çıkmasın yeter ki diye görmezden geliyordu. Gözü hep anne ve babasındaydı. Babası üzülmüştü ya, içi gidiyordu. Yemek yedikten sonra Ahmet Ağa, "Aslan, e hayde yemek faslı da bittiğine göre bir konuşalım bahalım," diyerek üst katı işaret etti. Aslan derin bir nefes alırken bir anlık anasının ona bakan gözlerine denk geldi. Kadının ne istediğini anlamıştı. Önce benimle konuş diyordu. Aslan çok zeki bir adamdı. Geldiğinden beri ne kadar belli etmese de hepsini süzüyordu. Abilerinin ne kadar kötülükle yoğrulduklarını anlamıştı ama onun tahmin ettiği bile az kalıyordu. Bunu ise ne yazık ki çok geç anlayacaktı. Aslan, karısı ve kızıyla masadan kalkarken: "Zarife teyze, bizim oda nerede?" dedi. Ahmet Ağa sinirle: "Aslan, abinim lan ben senin! Bir şey söylüyorum sana, sen karı derdindesin..." dedi. Aslan, abisinin dediğiyle o uysal hâlini bırakmıştı. Hızla abisine dönerken: "Bana bak lan, abimsen abim gibi davran. Adam gibi konuş! Herkes karımla kızımın yanında edebini takınacak." "Daha bugün babamızı toprağa verdik. Yasımız var, susuyorum. Ama sanmayın ki karşınızdaki o eski Mardinli Aslan değil." "Benim sabrım sınanırsa ne olur, hepiniz iyi bilirsiniz... Sınamayın!.." diye kükrediğinde herkes yerinde irkilmişti. Ahmet Ağa şokla yutkunurken, Aslan hizmetli ablaları Zarife Hanım’a tekrar döndü: "Neresi?!" diye sordu. Zarife Hanım telaşla yukarıyı gösterip: "Odanızı hazırladık, Ağam," deyince Aslan hızla kafasını sallayıp, karısı ile kızını merdivenlere doğru yönlendirdi. Dönüp, yumuşak ses tonuyla: "Ana, buraya gel..." dedi. Kadın, duyduğuyla hemen masadan kalkarken peşlerinden merdivenlerden çıkmaya başladı. Aslan iki basamak çıkmıştı ki kafasını kaldırıp merdivenlerin sonuna baktı. Karısı ile kızının içeri girip gözden kaybolduklarından emin olduktan sonra hızla döndü. Masaya ilerleyip abisini yakalarından tuttuğu gibi bir hışımla kaldırdı. Herkes şokla ayaklanırken: "Oturun lan!" diye kükredi. Ahmet Ağa şoktayken, yüzünü yüzüne yaklaştırıp sinirden sertleşmiş ses tonuyla: "Buraya aileme destek için gelmiştim ama belli ki sizden adam olmaz. Bir daha benim karıma, benim kızıma laf eden olursa; abi, kardeş demem, siker atarım!" "Anladın mı lan?!" diye bağırırken, abisi hızla kafasını sallayıp: "Anladım," diye fısıldadı. Korumalar şokla kalakalmıştı. Abisini kaldırdığı yere hızla geri bırakırken, masadakilere döndü: "Sabahtan beri karıma, kızıma bakışlarınızın farkındayım. O bakışlarınızı sikerim!" "Bir daha üç saniyeden fazla gözü değen olursa, rahatsız ederseniz acımam. Haberiniz olsun!" "Sadece iki gün daha. İki gün daha kalıp, duamızı okuyup, defolup gideceğiz. Adam gibi yerinizde durun!" diye kükredi. Abisine dönüp: "Bugün değil, yarın sabahtan konuşuruz," dedi ve hızla arkasını dönüp, sert adımlarıyla merdivenleri çıktı. Zarife Hanım ve bazı korumaların dudaklarında tebessüm belirmişti. İşte bu adam eski Aslan Beyleriydi. Sakin ve kibar dururdu, yüreği merhamet doluydu, ama zalimin karşısında da Aslan kesilirdi. Adam gittiğinden beri bu konakta çok şey değişmişti. Abileri ve kardeşleri acımasız insanlardı. İnsan bile demeye bin şahit isterdi. Belli ki adamın da başını yakma derdindelerdi. Aslan Bey tek kişiydi ama onlar için de bir umut olmuştu. Hepsi arkasından umutla bakarken, masadakiler hasetle bakıyordu. --- **** ---- Aslan Bey odaya girdiğinde, Zeynep ve Ahu Hanım ayakta, kapının hemen önündeydi. Azize Hanım ise onların elini tutmuş, sakinleştirmeye çalışıyordu. Aslan içeri girer girmez, ikisi de gelip sıkıca sarıldılar. Aslan’ın yüzü yumuşarken, karısıyla kızını sıkıca sarıp: "Sakin olun, güzellerim. Bir şey yok. Buralar böyle işte. Sadece konuşuyorduk. Şşşş..." "Sadece iki gün daha, iki gün..." derken, annesinin acı dolu göz bebeklerine bakıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE