O gece ailem, beni bugünlere getirenler, benim demek için kan içip kızılcık şerbeti içtim dediğim Kağan'ı çok kötü dövdüler. Yüzü gözü, kolları kan içinde kalmıştı. Gelen darbeleri engellemeye çalışıyor fakat asla karşılık vermiyordu. Ta ki Yakup amcam elinde tuttuğu kalın odunu sırtına indirecekken, çığlık atarak kendimi ona siper edene kadar. O odun belime indiğinde nefesim kesilmişti âdeta. Ben bir darbeye dayanamazken Kağan'ın hali ne haldeydi kim bilir. Yine de benim canımın yandığını anladığı an zorlukla ayağa kalkmış, elimden tutup beni de ayağa kaldırıp “eşkıya mısınız siz ya!” diye bağırmıştı. O içeride bağırıyor, babam ve maçam avına saldıracak avcı gibi hırlıyordu. Dışarı dersen sesler yükselmiş, her kafadan ses çıkıyordu. “Lanet olsun! Aycan iyi misin?” diye yüzüme doğru eğil

