Şayet yanlış hatırlamıyorsam, nisan ayının ilk günleriydi. Yengem oğlunun eşine yelek örecekti de yünlerin içinden renk seçiyorduk. Hangisi yakışır hangisi yakışmaz diye karar vermeye çalışıyorduk. Ben gelinini tanımıyordum. Bir kez görmüştüm. O da Kurban Bayramı’nda köye el öptürmeye gelmişlerdi. Bizim horozdan korkup balkondan aşağı hiç inmediğini, ciyak ciyak bağırdığını annem anlatmıştı. Ben o sıra kilerde et doğruyor, kokmasın diye onları yerleştirmeye çalışıyordum da annem misafirlerle ilgileniyordu. İşim başımdan aşmış bir de horozu yakalayamamışlar, annem “Aycan yakalar şimdi” diye beni çağırınca o perişan halimle karşılarına çıkmıştım. “Hoş geldiniz, hoş bulduk dan öte bir sohbetimiz de olmamıştı. Onlar bayramlaşırken ben işlerimi bitirmekle meşguldüm hep. Varlığım sabitti ama yo

