"Eveet! Menemenimiz de geldii!"
Dudaklarımı yalayıp Serkan'ın masaya koyduğu menemene aşkla baktım. Hepimiz menemene saldırdığımızda Berkay gülüp kendisi de bandırmıştı ekmeğini. Metin hariç bütün tayfa bizim evdeydik ve kahvaltı yapıyorduk.
"Ya bu menemen harika!" dedi Leyla ve İpek aynı anda. Onları hiç aldırmadan yemeye devam ettim. Bora ekmeğini menemene bandırıp ağzına attı ve 'Mmm' tarzından bir ses çıkararak gözlerini kapattı. Serkan göğsünü kabarta kabarta menemeni yerken göz devirdim.
"Çok güzel olmuş." dedi Bora ve ardından Serkan'a çevirdi bakışlarını. "Ellerine sağlık aşkım!" Serkan'ın cevabı gecikmedi.
"Afiyet olsun hayatım!"
Biz onların bu hâllerine gülerken telefonumun çalmasıyla bütün dikkatler beni buldu. Peçeteyle ağzımı silip arka cebimden telefonumu çıkardım ve arayana baktım. Babam olduğunu görünce ayağa kalkıp masadan biraz uzaklaştım.
"Efendim babacım?" diye açtım telefonu.
"Bu ne enerji dolu bir ses kızım böyle?"
Güldüm ve koltuğa oturdum. "Serkan'ın meşhur menemeni babacım. İnsana enerji depoluyor yeminle."
Babamın iç çekişini işittim. "Ah ah," diye yakındı. "Şimdi o menemenden yemek vardı. Serkan yine döktürmüştür değil mi?"
"Hı hı"
"Bizim zilli mi o?" Arkadan annemin sesini duyunca kıkırdadım. Babam onaylayan mırıltılar çıkardıktan sonra bir hışırtı sesi duydum.
"Alo, annem!"
"Anne!" dedim gülerek. "Nasıl gidiyor tatil?"
"Güzel gidiyor valla." dedi. "Buranın havası çok güzel."
"İyi iyi." dedim ve kıkırdadım. "İnşallah ikinci bir kardeş vakasıyla karşı karşıya kalmam."
"Ne diyorsun kız sen?!" Yüzümü buruşturdum.
"Sen git babama çemkir!"
Telefonu yüzüme kapattığında şaşkınca ekrana baktım. Bu kadın beni nasıl bu kadar sinir edebiliyordu?
"Miray, menemen bitiyor!"
***
Parmaklarımın arasına kaçan kumları çıkartmak için denize doğru yürüdüm. Su dizlerime gelince durup elimi suya daldırdım. Elimi bir ileriye bir geriye doğru çekerek küçük bir dalga oluşturdum. İpek, Serkan, Bora ve Leyla ile kumsala gelip ders çalışma işini ekmiştik. Birazdan Metin'de geldiğinde sinemaya gidecektik.
"Miray!"
Gelmişti bile. Gülerek arkamı döndüğümde bizimkilerin kumsala uzandığını gördüm. Metin ayaktaydı ve elleri belinde bana bakıyordu.
"Sonunda geldin!" diye seslenip tamamen ona döndüm. Bu sefer diğer elimi de suya daldırıp küçük dalgalar yapmaya devam ettim.
"Fazla ileriye gitme!"
Kaşlarını çatmıştı ve hâlâ bana bakıyordu. Gülüp kafamı olumlu anlamda salladım. "Tamam!"
Bir süre sonra sudan çıkıp bizimkilerin yanına uzandım ve kurumayı bekledim. Metin'de yanımıza oturup telefonuyla oynamaya başladı.
"Ee, şimdi ne yapacağız?"
İpek'ten gelen soruyla bir süre ses çıkmadı. Derin bir nefes aldım. Leyla ayağa kalkıp;
"Biraz daha kalalım." dedi. "Sonra gideriz sinemaya." Onaylayan mırıltılar çıktığında Leyla çantasını bırakıp suya adımladı.
"Hadi su savaşı yapalım!"
Bora'nın heyecanla söylediği şeyle gülümsedim. "Artı bir!"
"O zaman ben gidip suları alayım." dedi Metin. "Şu ileride bir bakkal görmüştüm." Başımı salladım.
Metin ayaklanıp gittiğinde bizde yerden doğrulduk. Pantolonum yeterince kurumuştu zaten. Serkan üzerini silkeleyip Bora'nın yanağından makas aldı.
"Aşkım merak etme sana sıkmayacağım." Bora dudak büzüp;
"Ama ben senin ağzına sıçacağım hayatım." dedi. Kahkaha attım. Serkan Bora'nın ensesine bir tane yapıştırdığında Leyla yanımıza gelip;
"Travestiler!" diye söylendi. İpek ve ben gülmekten iki büklüm olmuştuk. O sırada Metin elinde, su şişesi dolu poşet ile yanımıza geldi.
Hep beraber birer şişe elimize alıp kapaklarını deldik. Ben ilk suyu Metin'e sıktığımda bakışları yavaşça beni bulmuştu. Dudaklarımı kemirerek bir kaç adım geriledim. Metin aniden suyu yüzüme sıktığında ağzım açık kaldı. Suyu püskürtüp ona ölümcül bir bakış attım. Kafamı bizimkilere çevirdiğimde İpek ile Leyla'nın kovalamaca oynadıklarını gördüm. Bora da şişenin kapağını açmış ve ucunu Serkan'ın ağzına sokmuştu.
"Sana ağzına sıçacağımı söylemiştim hayatım!"
Güldüm. O sırada Metin yine suratıma su püskürtmüştü. Dişlerimi sıkıp suyu ona sıkmaya başladım. Bir süre daha bu oyuna devam ettiğimizde sularımız bitmişti. Bittikçe biz denizden bir daha dolduruyorduk. Yarım saat kadar sonra yorulup kendimizi yere bıraktık. Hava çok sıcaktı. Üstümüz kuruduğunda ayaklanıp taksiye bindik. Şimdi sırada sinema vardı.
"Hangi filme gideceğiz?"
"Bilmem."
"Animasyon olsun!"
"Kapa çeneni Bora!"
"Bende animasyon istiyorum!"
"Sen de mi Serkan?"
"Geldik!"
Metin'in uyarısıyla içimden 'hele şükür' deyip indim taksiden. Metin bey önde oturduğu için rahattı ama biz beşimiz arkaya sıkışmıştık.
"Bora bir daha kucağıma oturma!" diye sızlandı Serkan. "Bacaklarım öldü."
İpek yanıma gelip koluma girdi ve kulağıma doğru yaklaşıp "Sanırım kalçamı hissetmiyorum!" diye fısıldadı. "Şu dünyada bir karpuz otura otura büyüyor, bir de Leyla'nın kıçı."
Kıkırdadığımda Leyla yanımızda bitmişti. "İpek seni neyle besliyorlar Allah aşkına? Götüm gitti!"
"Yakınmayı kesin de artık içeri girelim." dedim.
Hep beraber içeri girdiğimizde Metin'ler mısır ve bilet almaya gitmişlerdi. Ben, Leyla ve İpek onları beklerken yanımızdan geçen genç bir grup bizi süzüyordu. Leyla onlara el hareketi yapınca gözlerimi belerttim.
"Leyla ne yapıyorsun? Bırak şu zibidileri!"
Leyla bana göz devirirken gençlerin arasından kıvırcık saçlı olan dibimize girmişti. Gözlerini Leyla'ya dikip;
"Bana mı yaptın sen o hareketi?" diye sordu. Leyla yavaş yavaş benim arkama saklanırken "Sana yaptım ne olmuş?" dedi. Kaşlarımı çattım. Şuan beni çocuğun önüne yem olarak attığının farkında mıydı?
Çocuk dişlerini sıkıp "Özür dile!" diye tısladı. Alayla güldüm.
"Pardon?" dedim. "Siz kimsiniz ki benim arkadaşım sizden özür dileyecekmiş?"
Çocuk sinirle kolumu tuttuğunda yüzüne yumruk yemesi de bir olmuştu. Metin çocuğu yerde döverken Bora ve Serkan da diğer iki çocuğa saldırmıştı. Görevli yanımıza geldiğinde dudaklarımı ısırdım.
"Bırakın şunları gidelim!" diye bağırdım. "Geceyi nezarethanede geçirmek istemiyorum."
***
"Ne gerek vardı kavgaya?" dedim. "Ben hallediyordum."
Karşı nezarethanedeki Metin ayağa kalkıp parmaklıkları tuttu. "Çok güzel hallediyordunuz ya." dedi. "Gerçekten(!)"
Onların yanındaki nezarethaneye baktığımda çocukların yüzünün kanlar içinde olması midemi bulandırmıştı. Siyah demirleri sıkmayı bırakıp kızların yanına oturdum. İpek kenarda bulduğu battaniyeyi kucaklamış ağlıyordu ve "Burada öleceğiz!" diye sayıklıyordu. Leyla ve ben ona göz devirdik.
"Seni or*spu çocuğu!" diye tıslayıp çenesini tuttu kıvırcık kafa. "Bunu ödeyeceksin!"
Metin çocuğa korkunç bir bakış atıp dişlerini sıktı. Bunu kasılan çenesinden anlamıştım. Genç çocukların bulunduğu nezarethane ile aralarındaki parmaklıklara yapışıp "Bir daha desene lan!" diye kükredi. "Hadi!"
"Hop hop!"
İçeri giren polis ile Metin kendine gelip ona döndü. Polis sadece bizim nezarethanenin kapısını açıp "Serbestsiniz." dedi. Kaşlarımı çattım.
"Diğerleri?"
Polis kapıyı geri kapatıp bezmiş bir şekilde bize döndü. Sanırım çok yorgundu ve acısını bizden çıkarmamaya çalışıyordu.
"Onlar bu gece buradalar. Sizin de kalmanız gerekiyordu ama tanıdığınız biri halletti. Siz serbestsiniz."
Metin'e dönüp "Sakın onlarla muhatap olmayın." dedim.
Polis bizi dışarı çıkarttığında "İpek, senin ailen gelmiştir herhâlde." dedim. "Bora'ları niye çıkartmadılar?"
İpek dudak büzüp "Bilmiyorum ki?" dediğinde karşımıza dikilen mavi takım elbiseli bir adamla olduğumuz yerde durduk. Adam elini bana doğru uzatıp;
"Ben avukat Necip." dedi gülümseyerek. Kırklı yaşlarında olmalıydı. Saçlarına yer yer beyaz düşmüştü.
Kaşlarımı çatıp adamın elini sıktım. Adam gözlerini biz de gezdirip "Sizi ben çıkarttım." dedi.
"Pardon?" dedi Leyla. "Siz kimin avukatısınız?"
Adam ona cevap vermek yerine elime bir kağıt sıkıştırıp "Bu size efendim." dedi ve ardından karakolu terk etti.
Kızlara dönüp şaşkınca baktım. Onlar da en az benim kadar şaşkınlardı. Notu yavaşça açtığımda güzel bir el yazısı karşıladı beni. İçindekileri okuyunca ise kalbim durmuştu.
"Başını derde sokmaktan asla vazgeçmeyeceksin değil mi, güzelim? Ama unutma, ben her daim senin yanındayım. Seni seviyorum..
'M'
***
S.D.