"Sen!" dedim şaşkınca. Daha geçen gün onun hakkında konuşuyorken bugün karşımızda olması çok ilginçti. İpek ve Leyla'nın da en az benim kadar şaşkın olduklarını tahmin edebiliyordum. Özellikle de İpek.
"Seni hatırlıyorum galiba?" dedi Murat. Ben mavi gözlerinde tuhaf ifadeler görürken konuşmasıyla kendime geldim.
İpek ve Leyla anında yanımda bitmişlerdi. Şaşkınca Murat'a bakmayı kesip "Ben Miray." dedim. "Aynı lisedeydik, unuttun galiba?"
Bana doğru bir adım atıp gözünü yanımdaki iki meraklı canavara çevirdi. "Şimdi hatırladım." deyip bu sefer benim gözlerime çevirdi bakışlarını. "Metin'in arkadaşlarısınız siz." Bana tepeden bakması her ne kadar sinirimi bozsa da gülümseyip başımı salladım.
Bana doğru elini uzatıp "Bende Murat." dedi. "Gerçi sen onu da hatırlıyorsundur ama." Dişlerini göstererek gülümsediğinde bakışlarım yanaklarındaki çukurlara indi.
Benim de bu kadar derin gamzem olsa ne olurdu ki?
Elini tutup salladığımda vücuduma yayılan titremeyle bir süre afalladım. Leyla beni dürtmeseydi Murat'ın gözlerinde kaybolabilirdim.
Gözleri bana sanki yakın zamanda görmüşüm gibi gelirken, İpek Murat'a elini uzatıp "Memnun oldum" tarzında bir şey diyordu.
Başımı iki yana sallayıp kendime geldim.
"Geç otur." dedi Leyla Murat'a hitaben.
Murat başını sallayıp boş masalardan birine oturunca gözleri saniyelik bir dilimle bana değmişti. Sonra kendini toparlayıp bir limonata istediğinde İpek ve Leyla beni kasaya doğru çekiştirip buzlu bir limonatayı elime tutuşturdular.
Ben anlamazca onlara bakarken beni ittirip "Git de ver limonatayı!" diyorlardı.
Sadece aramızda geçen kısa ve garip bir bakışmayı yanlış anlamamışlardı değil mi?
Bizimkilere kötü kötü bakıp Murat'a limonatasını götürdüğümde bana gülümseyip elimden almıştı. Eli elime değdiğinde yine o garip his sarmıştı bedenimi.
"Afiyet olsun." diye mırıldandım.
"Gel beraber olsun."
Kaşlarımı çatıp ona baktığımda karşısındaki sandalyeyi gösterdi. "Gel otur istersen, yorulmuşsun belli."
Kaşlarımı eski hâline getirip gülümsedim ve bakışlarımı kafede gezdirdim. Çok kalabalıktı. Tekrar Murat'a döndüğümde hâlâ bana baktığını gördüm.
"Kafe çok kalabalık." dedim. "Bizimkilere yardım etmem gerek. Sana afiyet olsun."
Bir şey demesine izin vermeden yanından ayrıldım. Kasaya geldiğimde içerisi her ne kadar serin olsa da terlemiştim ve kendime ellerimle yelpaze yapmaya başladım. Leyla ve İpek siparişleri alırken bile her buldukları fırsatta sırıtarak bana bakıyorlardı. Ardından gözleriyle limonatasını içen Murat'ı gösterip göz kırptıklarında kızararak sinirle onlara bakıyordum. Bu böyle yarım saat kadar işkence gibi geçmişti.
Murat ayaklandığında kendimi toparlayıp oturduğum yerden kalktım. Kasaya gelip gülümsedi ve elini arka cebine attı. Hemen müdahale edip "Hayır." dedim. "Bu bizden olsun."
Elini geri çekip kollarını tezgâha yasladı ve öne doğru eğildi.
"Peki o hâlde." dedi. Ardından gözleri kafeyi kısa bir turladıktan sonra beni buldu. "Yarın da burada mısınız?"
Gözlerimi belirginleşen kol kaslarından çekip gözlerine çıkardım.
"Evet." dedim gülümseyerek. "Hem yarın diğerleri de geliyor. Metin, Bora ve Serkan. Metin yurtdışından döndü bu arada."
Sanki biliyormuş gibi hiç şaşırmamıştı ama yine de "Sevindim." dedi.
Kafamı sallayıp "O zaman görüşürüz?" dedim.
"Görüşürüz değil mi?"
Sesi fısıltı gibi çıkınca kaşlarımı kaldırıp "Efendim?" dedim.
Hızlıca kendini toparlayıp "Yani şey.." dedi. "Görüşürüz görüşürüz. Ben yarın gelirim Metin'leri görmeye."
Güldüm. "Peki." dedim.
Ağır adımlarla gerileyip kafeden çıktığında tuttuğum nefesimi serbest bıraktım.
İpek ve Leyla yanıma koşturup aynı anda "Ne konuştunuz?!" dediler. Göz devirip;
"Saçmalıyorsunuz!" dedim. "Murat'a o gözle bakmıyorum ben."
Gel bir de bunu benim külahıma anlat!
***
"Ben öldüm galiba." diye sızlandı İpek. "Evet evet kesin öldüm yorgunluktan! Şu an hiç bir şey göremiyorum."
"Gözlerini kapattığın için olabilir mi İpek?" dedi Leyla.
Ben ise bir yandan onları dinleyip bir yandan da kendi kollarıma masaj yapıyordum. Kafe kapatılmak üzereydi ve Mehmet abi şu an sandalyeleri masaların üzerine deviriyordu.
"İkiniz de susun!" dedim. "Çantalarınızı alın da eve gidelim. Berkay mesaj atmış. Metin'ler çoktan gelmiş bize."
Bir kaç mırıltı çıkarıp homurdandılar. Yavaşça ayaklanıp önlükleri çıkardık. Çantalarımızı aldığımızda Mehmet abi bize bakıp "Yarın geldiğinizde çalışmak yok." dedi. "Şu hâlinize bakın. Dokunsam şuracıkta uyuya kalacaksınız."
Gülüp elimi boş ver dercesine salladım. Mehmet abiyle vedalaşıp kafeden çıkmak üzereyken "Bekleyin de ben bırakayım sizi!" diye seslendi arkamızdan. "Geç oldu!"
Ona bakıp kafamı iki yana salladım. "Taksi çağırdık abi!" dedim. "Hadi iyi akşamlar!"
Dışarı çıktığımızda Leyla sinirle "Ben taksi falan çağırdığımız hatırlamıyorum Miray!" diye sızlandı. Göz devirdim.
"Mehmet abi zaten yorgun kızlar." dedim. "Bir de bizimle uğraşmasın."
Kafalarını salladıklarında bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Hava kararmıştı.
"Hem fena mı?" deyip onlara baktım. "Yürürüz biraz. Nefes almış oluruz."
"Bence de." dedi İpek.
Çantalarımızı sırtımıza atıp yavaşça yürümeye başladık kaldırımda. Konu eski günlere dönünce gülmekten ölmüştük. Üzerimizde yorgunluk filan da kalmamıştı.
Eve vardığımızda anahtarla kapıyı açarken çıt bile çıkmıyordu. Ev karanlıktı ve biz şüpheyle içeri adımladık. Salonun ışıklarını açtığımızda üçümüzün de suratında birer tane yastık patlamıştı.
Bora, Serkan ve Berkay hunharca gülerken Metin koltukta oturmuş bizi seyrediyordu. Sinirle bana yastığı çakan Berkay'a bakıp üzerine atladım.
"Ulan bu kaçıncı oluyor, ha?!" diye bağırdı Leyla Bora'nın üzerine uçarken. İpek ise Serkan'ın kolunu ısırıyordu.
Berkay beni koltuğa fırlattığında tam kaçacakken bacağımı uzatıp çelme taktım. O yeri öperken ben sırtına atlamış koltuktaki minderle kafasına vuruyor, bir yandan da bağırıyordum.
"Lan ben yorgunluktan ölüyorum ölüyorum! Seni şuraya gömerim Berkay!"
"Abi bu ne ya?!" diye bağırdı Bora. "Vallahi ben böyle bir tepki beklemiyordum."
"Kes!" diye bağırıp ayaklandık. Biz saçımızı düzeltirken diğerleri yerden doğrulmaya çalışıyorlardı.
"Mehmet abiye yardım ettik. Zaten yorgunuz! Sizi de öldürmeyelim şuracıkta."
Metin ayaklanıp "Yarın biz de geliyoruz oraya. Şimdiden söyleyeyim, ben çalışmam." dedi.
Göz devirdi Leyla. "Tembel!"
"Zaten yarın Mehmet abi çalıştırmayacak bizi. Kızdı bize."
"Neyse ne." dedi İpek. "Ben gidip duş alacağım. Miray senin kıyafetlerinden seçiyorum bebeğim haberin olsun."
"Bende."
İpek ve Leyla'ya öpücük atıp onları yukarı yolladım. Ardından bizimkilere dönüp derin bir nefes aldım.
"Buraları topluyorsunuz."
Serkan tam bir şey diyecekken onları aldırmayıp merdivenlerden çıktım. Leyla ve İpek benim odamdalardı ve dolabımdan kendilerine pijama seçiyorlardı. Yanlarına gidip sarı pijamamı ve beyaz düz tişörtümü kaptığım gibi banyoya girmiştim.
Kısa ve rahatlatıcı bir duşun ardından üzerimi giyip çıktım ve saçlarıma havlu doladım. Çantamdan telefonumu çıkarıp yatağıma oturduğumda ekranda beliren iki yeni mesajla şifreyi girip açtım. Gizli numaradan yine mesaj gelmişti ve bu canımı sıkmıştı. Numarası olsaydı küfürlerimi bir bir aktarmıştım çoktan ona.
Gizli numara: Neden bir bedel ödeyeceğini merak ediyor olmalısın. Onun zaafı olman senin suçun olmasa da başka türlü zarar veremezdim ona.
Gizli numara: Sabret. Az kaldı..
***
S.D.