Bölüm -8-

945 Kelimeler
"Akşam korku filmi mi izlesek?" "Yok canım kalsın. En son izlediğimizde neler oldu gördük." "Sen çok büyütüyorsun bence. Korkuyorsan söyle." "Ben korkmam ki. Sen korkuyorsun diye diyorum Leyla." "Ay İpek! Geçen ki filmde altına yapacaktın yanımda." "Atma. Abartıyorsun." "Neyse. Sen niye hiç konuşmuyorsun Miray kuşum." Kafamı taksinin camından kaldırıp Leyla'nın soru dolu bakışlarına baktım. "Aynen. Canın bir şeye sıkkın gibi. Bir şey mi oldu?" dedi İpek. "Yok ya." diye mırıldanıp çantamı iyice kucağıma çektim. "Sanki biraz karnım ağrıyor gibi. Ama önemli bir şey yok." İkisinden de bir kaç mırıltı çıkardıktan sonra susmuşlardı. Ben de kafamı tekrar cama yaslayıp gizli numarayı düşünmeye başladım. Kimdi? Ve ya, ne demek istiyordu? Gönderdiği mesaj aklımda dönüp duruyordu. Fazla hayâllere dalma derim. Kısa süre sonra onun bedelini sana ödeteceğim! 'Onun bedelini sana ödeteceğim' derken kimden bahsediyordu? Ya da, nasıl bir bedel ödetecekti bana? Neyin bedeliydi bu? Neden ben ödüyordum? Kimin yüzünden? Sıkıntıyla derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım ve yolun bitmesini bekledim. Yoksa düşünmekten beynim patlayacaktı. Biri benimle dalga geçiyor olabilir miydi? Belki de Bay 'M' nin saçma bir oyunuydu, ha? Kafamı iki yana salladım. Başka biriydi. Buna emindim. Ben ne ara Bay 'M' bozuntusuna bu kadar güvenir oldum ki hem? Saçımı taradı iki iltifat etti diye yelkenleri indirmekte neydi? Bunu ona sormam daha mantıklıydı sanırım. Miray: "Fazla hayâllere dalma derim. Kısa süre sonra onun bedelini sana ödeteceğim!" Gizli bir numaradan böyle bir mesaj aldım. Eğer bana oyun oynuyorsan hiç hoş değil ve komik olduğunu da zannetmiyorum. Bu sen misin? Telefonu sessize alıp çantama attıktan sonra kendimi sorguya çektim. Neden gelecek olan mesajdan korkuyordum ki? Bunun cevabı çok basitti. Eğer o değilse, benim bir düşmanım var demekti. Düşmanım olduğundan bile bir haberim. Cidden, bundan sonra gözünü dört açmalısın Miray! "Sonunda gelebildik" İlk önce Leyla'nın sesini işittim ve ardından taksi durdu. Arabadan inip çantamı sırtlandığım gibi bizimkilere döndüm ve tebessüm ettim. "Özlemişim burayı." dedim. Beraber kol kola Mehmet abinin kafesine girip içeriye bir göz attık. En son üç ay önce buraya uğradığımızı hatırlıyordum. Oysaki lise yıllarımız hep burada geçmişti. "Bakın orada!" Leyla'nın gösterdiği yere bakıp gülümsedik. Mehmet abi kasada bir kaç şeyle uğraşırken sessizce yanına adımladık. Kafe her zaman olduğu gibi bugün de kalabalıktı. "Bize üç limonata lütfen." diyerek kollarımı yüksek tezgâha yaslayıp sırıttım. "Tabii" Mehmet abi kafasını kaldırıp bize baktıktan sonra bir süre donup kaldı. Ardından "Kızlar!" diyerek bize sarıldığında biz de ona sarıldık. "Abi!" Kırklı yaşlarının başındaydı ve saçlarına yer yer beyaz teller düşmüştü. Her zamanki gibi yine sakalı yoktu. Yeni traş olduğu çok belliydi. Birbirimizden ayrıldığımızda gülerek "Valla unuttunuz beni." dedi. "Kaç ay oldu yoksunuz." Dudak büzdüm. "Sınava tekrar gireceğiz sende biliyorsun be abim." dedim. "Çok fazla çalışıyoruz." "Neyse neyse," deyip otuz iki diş gülümsedi bize. "Ben size bir şeyler ısmarlayayım." Leyla kasanın arkasına geçip "Hiç gerek yok." dedi ve çantasını çıkarıp kırmızı önlüğü beline bağladı. "Biz sana yardıma geldik." Kafamı sallayıp onu onayladım. "Aynen. Her zaman ki gibi." İpek de çantasını çıkarıp "Kasa bende!" dedi. Mehmet abi bu halimize güldü ve; "İyi madem, özlemişsinizdir." dedi. "Hem bugün de çok kalabalık. Yetiştiremiyoruz. İyi oldu geldiğiniz." Bende çantamı kasaya bırakıp kırmızı önlüklerden birini kaptığım gibi belime bağladım. Bizimle beraber kafenin iki çalışanı daha vardı. Leyla Mehmet abiyi kasanın yanındaki tabureye oturtup "Ben şimdi sana güzel bir kahve yaparım, köpüklü köpüklü içersin abi." dedi. Mehmet abi gülüp kafasını salladıktan sonra telefonunu eline alıp; "Diğer haylazlar nerede?" diye sordu. "Hiç sorma abi." dedim. "Karakolluk olduk dün. Şu an ailelerine hesap veriyorlardır büyük ihtimal. Yarın onlarla geliriz." "Bir kere rahat dursanız dişimi kıracağım." dedi Mehmet abi. "Liseyi bitirdiniz, hâlâ yaramazsınız." Gülüp kasadan bir tane defter kalem kaptığım gibi içeri yeni girenlerin yöneldiği masaya adımladım. Bir kız ve bir erkek renkli sandalyelere oturup beğeniyle etrafı süzerken gülümseyerek "Hoş geldiniz." dedim. "Ne alırdınız?" "Hoş bulduk." dedi kız gülümseyerek. "Biz iki dilim meyveli pasta alabilir miyiz? Yanına da iki vişne suyu lütfen." Kafamı sallayıp söylediklerini not aldım. "Hemen." *** Aradan geçen iki saatin sonunda kendimi herhangi boş bir masaya atıp etrafa baktım. Mehmet abi eksik bazı şeyleri almaya gitmişti. İpek kasada duruyordu. Leyla ise diğer iki çalışanla oradan oraya koşturuyordu. Aklıma taksiden beri telefonuma bakmadığım gelince koşar adım kasaya gittim. Çantamı açıp içini karıştırırken İpek kaşlarını çatmış ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu. Telefonumu alıp kafenin arka tarafındaki odaya girdim. Ekranı açtığımda Bay 'M' den mesajlar geldiğini gördüm. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım ve 'Gizli numara o değildir' diye geçirdim içimden. Ardından gözlerimi tekrar açıp mesaj bölümüne girdim. M: Bu ben değilim Miray. Ama merak etme kim olduğunu bulacağım! M: Bu şerefsizi bulup kendi ellerimle vereceğim cezasını! M: Cevap ver Miray. M: Bunun ben olduğumu düşünmüyorsun değil mi güzelim? M: Sana seni sevdiğimi söylemişken böyle bir şeye inanmamış olmanı bekliyorum senden. M: Miray mesajları okumuyor musun? M: Oraya geliyorum! Gözlerimi sonuna kadar açıp "Ne!" diye bağırdım. Ardından ne yaptığımın farkına varınca susup telefonu son anda düşürmekten kurtarıp tekrar okudum mesajı. Buraya geliyordu! Gerçekten buraya geliyordu! Son attığı mesaj yarım saat önce gelmişti. Bu da demek oluyordu ki her an gelebilirdi. Ya da, belki de buradaydı? Elimi kalbime koyup derin nefesler almaya başladım. Ne yani? Yüzünü mü gösterecekti bana? Sonuçta maskeyle içeri girmezdi değil mi? Ya girerse? Ya ben bizimkilere ne açıklama yapacağım? Ya of! "Sakin ol Miray!" Kendi kendime mırıldanıp telefonumu cebime attığım gibi odadan çıktım. İçeri girdiğimde her şey yolundaydı. Tedirgin ve şüpheli bakışlarımı erkek müşterilerde gezdirip hangilerinin mavi gözlü olduklarına bakıyordum. Sadece iki tane mavi gözlü vardı ama, biri cılız ve kısa boylu, diğeri de altı yaşlarında küçük bir çocuktu. Oysa ki Bay 'M' fazlasıyla yapılı biriydi. Oflayıp defter ve kalemi tekrar elime aldım. Kapı sesini işitince dudaklarımı ısırıp yavaşça arkamı döndüm. O mu gelmişti? Mavi gözleri ilk önce kafede gezindikten sonra beni buldu. Yavaş adımlarla içeri girdiğinde ağzım açık ona baktım. *** S.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE