Bölüm|14

1527 Kelimeler
Kafeye asılan ‘‘Tadilattayız’’ yazısının ardından mekânda tüm masalar kenara çekilmiş televizyon programlarındaki jüri masalarını aratmayan bir masa oluşturulmuştu. Masanın ortasında Kevser yer alırken hemen sağ yanına Hülya onun yanına Gurur ve Nilüfer, Kevser’in sol tarafına ise sırasıyla Gülce, Mehmet ve Can oturmuştu. Oluşturulan masanın önüne kafedeki tekli koltuklardan biri getirilerek görüşmeye gelecek anne adaylarının oturacağı yer de ayarlanmış oldu. Nilüfer, dün akşamdan kafedeki elemanlara izin verdiğinden onlardan başka kimse yoktu. ‘‘Ay, kaçta gelecekti ilk aday?’’ Hülya’nın heyecanla karışık sorduğu soruya Gülce cevap verdi. ‘‘5 dakikası var daha anneciğim. Gelir birazdan ama bakın dediğim gibi 7 tane görüşmemiz olduğundan her adayla maksimum yarım saat görüşeceğiz. Ona göre kimse hazırladığı soruların dışına çıkmasın.’’ Gülce’nin cümlesine bıkkınlıkla ‘‘Kaç defa daha söyleyeceksin kız ikiz? Anladık işte,’’ diyerek cevap verdi Kevser. ‘‘Sen ikizime bakma Kevser teyze kendisi aşırı panik bir şahsiyet olduğu için bir lafı bin kere tekrarlamazsa içi rahat etmiyor.’’ ‘‘Ya senin benimle problemin ne? Bu lafları duyan değil ikiz, kardeş olduğumuza bile inanmaz. Düşman ikiz ne olacak!’’ ‘‘Merak etme ikiz duyan inanmazsa görenlere sorarız biz de.’’ ‘‘Ben ne diyorum, sen ne diyorsun ya.’’ ‘‘Ay, kesin! Vallahi çığlığı basacağım şimdi.’’ Hülya’nın sesini yükseltmesiyle iki kız da başını öne eğip sessizlikle tanıştılar. Oturduğu sandalyesinde bunalan Nilüfer yerinden kalkıp kapının önüne geldi. Olası durumlar için jüri üyeliğinin yanı sıra diğerlerini korumaktan da o sorumluydu. Herhangi şüpheli bir durumda harekete geçmek için tetikte bekleyecekti. Kafenin açılan kapısıyla tüm başlar kapıya çevrildi. İçeri giren yabancı yüzle birlikte mülakatın ilk aşaması olan baştan ayağa süzme işlemi de başlamış oldu. ‘‘İyi günler. Ben görüşme için gelmiştim.’’ Nilüfer karşısındaki kadına samimiyetten uzak bir gülümseme bahşetti. ‘‘Hoş geldiniz,’’ deyip kadınla tokalaştı. ‘‘Sağ olun.’’ ‘‘Buyurun şöyle geçin.’’ Kadını oturması için koltuğa yönlendirip kendisi de kapıya en yakın olan sandalyesine geri oturdu. Mehmet ve Can aralarında anne değerlendirmesi yaparken Hülya ve Kevser keskin bakışlarını aday üzerinde toplamışlardı. Jüri başkanlığını Kevser yaptığından görüşmeleri de o yönetecekti. Bu yüzden boğazını temizleyip tüm ilgiyi üzerine çekti. ‘‘Tekrar hoş geldiniz. Ben Kevser Biçer. Fazla vaktimiz yok. O yüzden lafı uzatmayacağım. Bize kendinizden bahsedin lütfen.’’ Kevser, kibar cümlelerin kadını değildi. O yüzden yabancıydı bu tarz resmi konuşmalara. Dikkatini kendi cümlelerinin komikliğinden uzaklaştırıp karşısındaki kadına yöneltti. ‘‘İsmim Yıldız Kayar. 32 yaşındayım. Evlenip boşandım. Yalnız yaşıyorum. Üniversitede takı tasarım bölümünü bitirdim. Kendi atölyem var. Ayrıca lisanslı yüzücüyüm.’’ Teklemeden kendiyle ilgili bilgi veren kadına hayret ederken Kevser, Hülya’nın fısıltısını duydu. ‘‘Abla ağzını kapat. Kadın ezberlemiş de gelmiş.’’ ‘‘Ay, kız ben adımı bile karıştırırdım.’’ ‘‘Yahu baksana şu kılık kıyafete iş görüşmesine gelir gibi gelmiş zaten.’’ ‘‘Kız saf mısın? Zaten iş görüşmesinden ne farkı kaldı bunun?’’ İki kadın Gurur’un sorusuyla dikkatlerini tekrardan Yıldız’a yönelttiler. ‘‘Yıldız Hanım, bu ilana neden başvurduğunuzu açıklar mısınız?’’ Yıldız oturduğu yerde duruşunu dikleştirip soruyu yanıtladı. ‘‘Çocukları çok severim. Yeniden evlenmeyi düşünüyordum zaten. Bu ilanı görünce de neden olmasın dedim.’’ Gülce, çocukları çok sevdiğini söylerken bile yüzü yumuşamayan kadından hiç iyi elektrik almamıştı. Bu yüzden hemen ‘‘Çocuğunuz yok herhalde,’’ diye sordu. Aldığı ‘‘Hayır,’’ cevabıyla içinden isabet olmuş, diye geçirmeden edemedi. ‘‘Sizi neden tercih etmeliyiz?’’ Hülya’nın sorduğu soruyu Yıldız beklemiyordu. Ezber dışına çıktığı için bir an ne söyleyeceğini bilemese de kem küm ederek vakit kazandırdı kendine. ‘‘Çünkü ben evlilik kurumunun ve aile olmanın değerini bilmeyen bir insanla evlilik yaptım. Bunun ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz… Aile olmanın ne demek olduğunun bilincinde bir kadın olarak yeniden yapacağım evliliğin sağlam temeller üzerine kurulmasını istiyorum. Çocukları olan bir adam bu yüzden daha cazip geldi.’’ Bu cümle ile herkes önündeki kâğıda Yıldız ile ilgili not alırken, genç kadın ortamdaki ciddiyet yüzünden gerilmişti. ‘‘Bize bir hayalinizden bahseder misiniz?’’ Mehmet’in sorusu ile Yıldız kalakaldı. En son neyin hayalini kurduğunu bile hatırlamıyordu Yıldız. ‘‘Ben hayal kurmam.’’ Mehmet yüzünü buruşturup önündeki kâğıda not aldı. ‘‘Peki, masal biliyor musunuz?’’ Genç kadın, bildiği yerden soru gelince kollarını yukarı kaldırıp parmaklarını aceleyle sallayan çocuklar gibi hissetti kendini. İlanın şartlarından biri masal bilmekti ve Yıldız görüşmeye gelmeden birkaç masal ezberlemişti. Can’ın sorusuna heyecanını belli etmeyen bir tonda cevap verdi. ‘‘Evet, biliyorum.’’ Bunun üzerine Can, ikinci sorusunu sordu. ‘‘Peki, külkedisi mi pamuk prenses mi?’’ ‘‘E, sanırım hiçbiri.’’ Can, Yıldız’ın cümlesine başını sallayıp önündeki kâğıda not aldı. Masal konusu Çiçek’in olmazsa olmazıydı. Nilüfer, en başından beri bu görüşmelere karşı olsa da ailesini ne idiği belirsiz insanlarla yalnız bırakamamıştı. Diğerlerinin esas mevzuya hâlâ girmediklerini görünce art arda sorularını yöneltti. ‘‘Sabırlı mısınızdır? Ev işlerinden anlar mısınız? Sesinizi yükseltir misiniz? Öfke kontrolünüz nasıldır? Daha önce bir çocuğa el kaldırdınız mı?’’ Yıldız, kafeye adımı atar atmaz burun buruna geldiği kadından hiç hoşlanmamıştı. Kadın gözleriyle bile adam dövebileceğinin sinyallerini veriyordu. Bu da Yıldız’ın diken üstünde oturmasına neden oluyordu. Kim bilir belki de o dikenler Leyla’nın nazarıydı... ‘‘Takı tasarım mezunuyum demiştim. Bu işlerde sabır ve dikkat önemlidir. Ev işlerinden anlarım ama çalıştığım için çok fazla vaktim olmuyor ve hayır daha önce bir çocuğa el kaldırmadım. Kalabalık bir ailede büyüdüğüm için çocuk seslerine de kavgalara da alışığım.’’ ‘‘Eve vakit ayıramıyorsanız çocuklara nasıl vakit ayıracaksınız?’’ Bu soru üzerine Hülya ve Kevser, Yıldız’ın ağzından çıkacak cümleye dikkat kesilirken Can Mehmet’in kulağına fısıldadı. ‘‘Deneyimli anne olmayınca demek ki…’’ Yıldız, jüri üyeleriyle göz kontağını koparmadan cevapladı Nilüfer’in sorusunu. ‘‘Şu an atölyeye elaman arayışındayım. Ben hayatımdaki her şeyi düzene koyup bu görüşmeye geldim.’’ Herkes önündeki kâğıda yeniden notlar alırken genç kadın da hakkında ne yazıldığını merak etmiyor değildi. Hayatını düzene koymak, çoluk çocuk sahibi olmak ve en çok da hayatının macerasını yaşamak istiyordu. İşte bu yüzden buradaydı ya zaten. Kevser başını eğip Gülce’ye göz kırptı. Gülce de Mehmet’e işaret verince o da Can’ı dürttü. Mesajı alan Can, usulca yerinden kalkıp fazla dikkat çekmeden kafenin mutfak tarafına geçti. Buzdolabının kapağını açıp adaylar için önceden hazırlanmış soğuk su bardaklarından birini alıp içeri geçti. Yıldız’ın önüne kadar gelip daha önceden planladıkları gibi konuşmaya başladı. ‘‘Yıldız abla buyur su iç. Sıcakta iyi gelir.’’ Cümlesinin ardından Yıldız’a doğru iki adım daha atıp bilerek tökezledi ve bir bardak suyu Yıldız’ın üstüne dökmüş bulundu. Genç kadın, tiz çığlığının ardından ayağa fırlayıp soğuk suyun etkisiyle olduğu yerde zıplamaya başladı. Can bu duruma kahkahalarla gülerken Nilüfer hariç diğerleri Yıldız’a sırıtmakla yetindi. Nilüfer ise Yıldız’ın Can’a yönelik olası aşırı tepkisene karşı tetikteydi. Genç kadın ilk şoku atlattıktan sonra Nilüfer’in dibine kadar gelip uzattığı peçeteyle yüzünü sildi. Ardından daha fazla gülmemek için eliyle ağzını kapatmış Can’a döndü. ‘‘Özür dilerim Yıldız abla. İsteyerek olmadı ama çok komiktin.’’ Genç kadın, geldiğinden beri ilk defa herkesi şaşırtan bir tepki verdi ve kahkaha attı. Öyle ki bu durum Nilüfer’in bile beklediğinin ötesinde bir tepkiydi. Kahkahası durulunca eğilip eliyle Can’ın başını okşadı. ‘‘Alacağım olsun küçük bey.’’ Can başının okşanmasının sevinciyle gülümsedi. ‘‘O... Olabilir.’’ Aslında yapılan muhabbet işin göstermelik kısmıydı. Görüşmeye gelen adaylar, onlar bilmese de üç aşamalı teste tabi tutuluyorlardı. Adaylara ilk önce basit sorular soruluyor ortama alışmaları sağlanıyordu. Bu esnada adaya bir kısım iyi davranırken diğer kısım ki bu, burada Nilüfer oluyordu, ters davranıyordu. Aday’ın aklı bunlarla doluyken devreye giren sakar çocuk ve üste dökülen bir bardak soğuk su adayın gerçek yüzünü ortaya seriyordu. Yıldız böylece ilk aşamayı başarıyla atlatmış oldu. Kevser, yüzünde tebessümle yerinden kalkıp Yıldız’ın yanına geldi. ‘‘Tanıştığıma memnun oldum Yıldız. İlk aşamayı geçtin. Bir daha ki görüşme için sana haber vereceğiz,’’ dedi ve genç kadının elini sıktı. Duyduklarına gülümseyerek karşılık verdikten sonra herkesle vedalaşıp kafeden ayrıldı Yıldız. ***  ‘‘Sakin biriymiş! Bir daha seni buralarda görürsem sakinleştirene kadar döverim. Bas git!’’ Nilüfer, itekleyerek kafenin önüne attığı kadını sokağın sonundan dönene kadar gözleriyle takip etti. Kadın gözden kaybolunca da bir küfür mırıldanıp kafeye girdi. Altıncı görüşmeleri tam bir felaketle sonuçlanmıştı. Zaten arada gelmesi gereken üç aday gelmemiş uzun bir bekleyişin ardından da tuhaf konuşmaları olan bu kadınla karşılaşmışlardı. Kadının bakışları bile normal değildi. Her cümlesini başıyla sallayarak desteklemesi, ara sıra sanki biriyle konuşuyormuş gibi fısıldaması ve daha tuhafı o fısıltılara kahkahayla karşılık vermesi; çocuklar arasında korkuyla karşılanmıştı. Can’ın ‘‘Masal biliyor musunuz?’’ sorusuna, ‘‘Masal dediniz geldik anlatmaya. Biraz sessiz olun da kulak verin anlatana. Kimse bilmez bu masalı ya. Ben anlattıktan sonra sizde unutun laflarımı ama,’’ diye cevap verince Nilüfer bile hafiften ürperdiğini hissetmişti. Son olarak Can’ın kadının başından aşağı su dökmesiyle kadın çılgına dönmüş ‘‘Kimse benden izinsiz yağmur yağdıramaz,’’ deyip Can’ın üstüne yürümeye kalkmıştı. Neyse ki Nilüfer kadından önce davranıp onu önce yere sonra duvara çarpmıştı. Ardından yakasından tuttuğu kadını sokağa fırlatarak gitmesini sağlamıştı. ‘‘İyi misin Can’ım? Bir şeyin yok değil mi?’’ Can, kadının onun üstüne yürüdüğünü bile fark edemeden halası kadını yere çarpmıştı. O yüzden etrafında cereyan eden olayları anlamak yerine halasının hareketlerinin ne kadar havalı olduğunu düşünmekle meşguldü. ‘‘Çok süperim Lülü. Nasıl da fırlattın ablayı öyle. Vay canına!’’ Can’ın gülerek söylediği bu sözler Nilüfer’in içini rahatlatmıştı. Yeğenine bir şey olmasına tahammül edemezdi. ‘‘Bu sevda da burada biter kızlar. Toplanın gidiyoruz.’’ ‘‘Halam haklı beyler bayanlar. Gitme vakti geldi,’’  Gurur’un bu onayına diğerleri de katılınca hayal kırıklığıyla toparlanıp kafeden ayrıldılar. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE