Kulağına dolan sesle gözlerini aralamaya çalıştı. Ama uykusu ağır basıyordu. Dün akşamüstü kızıyla uyuduğundan beri uyanmamıştı. Mesanesine baskı yapan çişini aklının en ücra köşelerine göndermeye çalışırken bir yandan da sese kayıtsız kalmaya çalışıyordu. Her sabah istisnasız bir şekilde uyandırılmasa olmazdı zaten. Dünyanın en zor işini yapıyordu. Annesiz çocuk büyütmeye çalışıyordu. Başında dikilen siluetin çocuklarından birine ait olmadığını anladığında gözlerini hızla açtı.
‘‘Mert aşkın mı depreşti, ne işin var burada?’’ kısık sesle sorduğu soruyu duymazlığa gelen Hülya elindeki meyve suyundan bir yudum daha aldı. Mert eski karısının oralı olmamasına sinirlenerek üstüne gitmeye devam etti kadının.
‘‘Madem her sabah tepemde dikilecektin neden beni terk ettin kadın?’’ omuzlarını silken eski karısına yapabildiği kadar surat astı. Yatakta arkasını dönerek üstündeki pikeyi başına kadar çekti. Yatağın sol tarafı çökünce gözlerini açıp derin bir iç çekti. Pikeyi üstünden atıp dirseklerinden destek alarak doğruldu.
‘‘Çok uyumuşum ya. Başım çatlayacak kadar ağrıyor. Onu geçtim fena halde çişim var Hülya. O yüzden sadede gel. Karın ağrın neyse anlat ve git.’’
Dudaklarına ‘Sen harikasın’ temalı gülümsemesini yerleştiren Hülya sinir edici sessizliğini bozup konuşmaya başladı. ‘‘Sen eskiden de bu kadar nemrut muydun yoksa yaşlandıkça mı aksileşiyorsun?’’
‘‘Hülya!’’
‘‘Of, tamam ya! Ama çekilmez bir adam oldun benden demesi.’’
‘‘Yerinde olsam bana karşı daha nazik olurdum.’’
‘‘Ay, haklısın canım benim,’’ derken eski kocasının yanağından makas almayı ihmal etmedi.
‘‘Hülya ya konuş ya defol git. Prostat olursam sebebi sensin.’’
‘‘Aman Allah korusun,’’ iki parmağıyla kulağını çekip Mert’in kafasına vurdu. Mert içinden sabır dilenirken öfkeli gözlerle Hülya’ya bakmayı ihmal etmiyordu.
‘‘Her neyse. Aslında benim senden bir ricam olacaktı ama dün itibariyle ikiye çıktı.’’
‘‘Sadede gel Hülya.’’
‘‘Of, tamam! Salı günü şu kadının doğum günü ya hani.’’
Mert uyku sersemi Hülya’nın kimden bahsettiğini anlamamıştı.
‘‘Kafedeki doğum gününden sana ne kızım! Müşterilerimden uzak dur bari.’’
‘‘Ne kafesi ya? Vatan’ın annesinden bahsediyorum ben.’’
‘‘Ha Türkan mı?’’
Hülya duyduğu isimle yüzünü buruşturdu.
‘‘İsmi lazım değil. O 6 harfli işte.’’
Mert uyku mahmuru olmasa gülebilirdi Hülya’nın bu tavrına.
‘‘Kocan şu an benim yatağımda olduğunu biliyor mu?’’
Hülya panikle yataktan kalktı. Bir eli belinde, diğer elini de Mert’e doğru savururken konuştu. ‘‘Hı, ne diyorsun sen ya?’’
‘‘Ne diyeceğim kızım ya. Her gün evimdesiniz. Eski kocan olduğuma kızlarımız olmasa kimse inanmaz. Durum böyleyken nasıl oluyor da Levent, Türkan ile selamlaşamıyor bile.’’
‘‘Ay, ne alakası var ya? Hem dinime küfreden Müslüman olsa… Ben mi dedim kocamla arkadaş ol diye?’’
‘‘Kızım başka şans mı verdiniz? Ya dövecektim ya sevecektim.’’
‘‘Aman ne iyi ettin de sevdin.’’
‘‘Seni de memnun edemiyorum bir türlü.”
‘‘Tamam, bir şey demedim say.”
“E, sebebi ziyaretini neye borçluyum?”
‘‘Ay, doğru. Salı günü Vatan annesinin doğum gününe gidecek ya, Levent ‘Gülce ve Gurur da onunla gitsin,’ dedi. Akşam da biz de kalırlar. Olur mu?’’
‘‘Tamam.’’
‘‘Bak az çok durumları biliyorsun yani... Tamam mı dedin sen?’’
‘‘Hülya her şeye karşı çıkan bir adam muamelesi yapma bana. Vatan iyi çocuk. Annesiyle de arası açık belli. Siz sormasanız ben teklif ederdim.’’
Hülya tekrar yatağın ucuna oturdu.
‘‘Ay, çok sağ ol Mert ya, Levent çok sevinecek kabul ettiğini duyunca.’’
‘‘Tamam. Burada bulunmanın ikinci nedenini de söyle ve git.’’
‘‘Tamam be! Meraklısı değilim burada olmanın.’’
‘‘Ne tesadüf Hülyacığım, benim de sabah sabah görmek isteyeceğim son yüz bile değil senin yüzün.’’
‘‘Tövbe tövbe. Neyse cuma akşamından Levent ile Polonezköy’de ki eve gidelim diyoruz.’’
‘‘Bundan bana ne?’’
‘‘Dur canım seni ilgilendiren kısım şimdi geliyor,’’ diyen Hülya ile elini havaya kaldırıp kadını susturdu Mert ve ‘‘Olmaz Hülya! Tan yatıya kalamaz,’’ dedi dişlerinin arasından.
‘‘Niye ya? Mert yapma, Tan’ı senden başka kime güvenip de bırakırım ben?’’
‘‘Kızım yaparken bana mı sordunuz? Hem bu ne laubaliliktir ya! Ben senin eski kocanım. İnsan biraz oturur düşünür. Eski kocana yeni kocandan yaptığın çocuğu mu emanet edeceksin?’’
‘‘Yok, sadece onu değil. Bir de yeni kocamın eski karısından yapmış olduğu çocuğu emanet edeceğim.’’
Mert, Hülya’nın rahatlığına inanamaz halde başını iki yana sallarken, Hülya dirseğiyle Mert’i dürtüyordu.
‘‘Ne olur Mert, Tan babaannesinde huysuzlanıyor. İki gün asla rahat duramaz orada. Hem bir aydır Vatan’dan da ayrıydı. Burada kalsınlar işte kardeş kardeş. Ne olur?’’
‘‘Hiç yalvarma bu işin oluru yok. Adam karımı aldı elimden, oğlu da kızımın peşinde. Yok arkadaş! Ben iki gecelik bile olsa bu eziyete dayanamam. Sizden yakayı kurtaramadım zaten bir de kızımı kaptıramam.’’
‘‘Saçmalama Mert! Onlar daha çocuk. Hem benden iyi dünür mü bulacaksın?’’
‘‘Bu konuşmadan çıkardığım tek şey canımın dürüm çekmesi oldu. Bilmem anlatabildim mi?’’ umutsuzca iç çeken Hülya hafta sonu planının suya düştüğünün farkındaydı. Son bir kez şansını denemek için sordu. ‘‘Ne ama ne istersen yapacağımı söylesem? Hadi ama Mert abarttığını ikimizde biliyoruz.’’
Mert abarttığının farkındaydı ama evinde kızının aşığını görmek istemiyordu. Yine de Hülya’nın ne isterse yapacağını söylemesi kararlılığında delik açmaya yetmişti.
‘‘Tamam, ama bir değil üç şey isteyeceğim senden.’’
‘‘Ay, ne istersen.’’
Mert, prostat olmaya adım adım yaklaşırken yataktan çıkıp ayağa kalktı. Banyoya geçmeden önce isteklerini sıraladı. ‘‘Bir, Gülce’yi saçlarını eski haline döndürmesi için ikna et. Onu biraz daha mavi kafa görmek istemiyorum. İki, şu anne muhabbetinin bir an önce kapanması için duruma el atmanı istiyorum. Üç, üçüncü isteğimi de zamanı gelince öğrenirsin.’’
Hülya üçüncü isteğin belirsizliğine bile takılamamıştı. Çünkü aklı ikinci istekle tarumar olmuştu. Tam çocukların gerçekten bir anneye ihtiyacı olduğunu söyleyecekti ki Mert dolan mesanesini boşaltmak için odadan çıkıp banyoya girdi.
Gülce saçlarını hayatta eski rengine döndürmeyi kabul etmez ki. Hadi onu geçtim, ok yaydan çıktı bir kere o anne bulunmadan bu iş bitmez, bitemez. Neyse şimdilik kabul etmiş gibi yaparım. Gerisini zamanı gelince düşünürüz.
Aklındakilerle birlikte Hülya da Mert’in odasından çıktı.