Çiçeklerini sulayıp dün menekşe ektiği saksıyı eline aldı Hanımefendi.
‘‘Hani çiçek açacaktın? Söz vermiştin bana.’’
Saksıyla birlikte her zamanki koltuğuna oturup saksıdaki menekşenin yapraklarını okşayarak konuşmasına devam etti. ‘‘Hiç olmadı böyle. Sanki yaprakların da kurudu gibi toprağını mı beğenmedin sen yoksa?’’
Yüzünü asıp hemen sulanan gözlerini kırpıştırdı. Saksıyı yüzüne doğru kaldırıp menekşenin yapraklarından birine öpücük kondurdu. ‘‘Kendini yalnız hissetme ben varım, sonra bak burada bir sürü arkadaşın var. Bizim için yaşa olur mu?’’ ricasının ardından menekşenin başka bir yaprağına yeni bir öpücük kondurup saksıyı aldığı yere bıraktı. Usulca ayağa kalktı ve odasına geçti. Gardırobunun kapaklarını sonuna kadar açıp kıyafetlerine bakmaya başladı. Parmakları kıyafetleri arasında gidip gelirken gözlerini sımsıkı kapadı. Henüz evden çıkabileceği bile kesin değilken bu hazırlık ona saçma geliyordu.
‘‘İyi düşün, iyi olsun,’’ diyerek kendine telkinde bulunup kıyafet arayışına devam etti. Dün gece doğru düzgün uyuyamadığı gibi bu sabah kahvaltı da yapamamıştı. Heyecanı midesine vurmuş içi hiçbir şey almıyordu.
O da heyecanlı mıdır? düşüncesine sesli bir şekilde itiraz etti. ‘‘Ne diye heyecanlansın ki?’’
Gardırobun kapağını çarparak kapattı. Mert’in heyecanlanmama düşüncesi bile onu rahatsız ediyordu. İşlerin bu noktaya geleceğini asla tahmin etmemişti. Sadece onu bu evden çıkarabilecek bir bahane arıyordu Hanımefendi. O nefes aldığı halde yıllardır bir mezarın içinde yapayalnızdı ama yalnız ölmek yalnız uyumaya benzemezdi. Hanımefendi yalnız ölmek istemiyordu... Kendini yatağına atıp cenin pozisyonu aldı. Hayal kırıklığına uğramaktan, en çok da hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyordu. Her ne kadar bu buluşma iki arkadaşın buluşması gibi olacaksa da kendini beğendirmek istiyordu.
İnsan bir mesaj daha atar. Belki fikrimi değiştirdim, belki başıma taş düştü, belki yolda kaldım, düşüncesine istemsizce kahkaha attı.
‘‘Daha kapıdan bile çıkmadım. Ne taş düşmesi ne yolda kalması?’’ yatakta sırt üstü dönüp tavana bakmaya başladı. O esnada telefonundan yükselen bildirim sesiyle aceleyle yerinden doğrulup komodinin üstündeki telefonuna uzandı.
_______________________________________________
Kimden: Mert
Bugün epey uzun olacağa benziyor Hanımefendi.
_______________________________________________
Aldığı mesajla telefonunu istemsizce göğsüne bastırırken buldu kendini. Heyecanına yenik düştüğünü fark edince yüzündeki gülümseme yavaştan silinirken alelacele bir cevap yazmaya girişti.
_______________________________________________
Kime: Mert
Uzun ve çekilmez...
_______________________________________________
Kimden: Mert
Geleceksin değil mi?
________________________________________________
Hemen gelen mesajla yutkunmadan edemedi. ‘‘Gideceğim değil mi?’’ diye sorduğu aynadaki yansımasıydı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Ciğerlerini dolduran korku değil heyecandı. Gitmek istiyordu. Gitmeliydi.
_________________________________________________
Kime: Mert
Yüze telefon kapatmadan bir görüşme yapamayacağımıza göre gelsem iyi olacak. :)
_________________________________________________
Yolladığı mesajla kendi kendine gülümserken gözleri aynadaki aksine takıldı. En son ne zaman gülümsemişti ki böyle içten ve güzel? Telefonu olduğu yere bırakıp boy aynasının önüne geldi. Parmakları yüzüne gitti. Gülümserken gerilen yüzü, kısılan gözleri ve ortaya serilen çizgilerine hayranlıkla baktı. Kendini böyle görmeyeli çok uzun zaman olmuştu.
‘‘Gitmem gerek,’’ mırıldanışıyla kendini şartlandırmaya çalışıyordu. ‘‘Kimseye değil kendime ihanet bu. Yaralarıma ihanet,’’ derken boştaki eliyle karnını okşamaya başladı. İki kurşun yarası vardı karnının üstünde. Ondan çalınan geleceğine ait iki buruk acısı...
Başını olumlu anlamda sallayıp gardırobunun önüne geri geldi. Az önce çarparak kapattığı dolap kapağını bu sefer sakince açtı. Gözüne takılan ilk elbiseyi askıdan aldı.
‘‘Fazla mı kısa?’’ sorduğu sorunun cevabını elbiseyi önüne tutup aynaya bakarak verdi. ‘‘Yok, yok! Çok iyi.’’
Saçını topuz yapıp elbisesini giyinmesi yarım saat sürmemişti. Oldukça hazır bir şekilde bekliyordu. Neyi mi? Ona kapıdan çıkması için gerekli gücün gelmesini. Sırtını dış kapının hemen yanındaki ayakkabılığa dayamış, yerde oturuyordu. Bakışları duvardaki saat, kapı ve uzattığı ayakları arasında gidip geliyordu. Saate her baktığında sıkışan kalbi, kapıya baktığında hızlanıyor, ayaklarına baktığında ise koşarak uzaklaşmak istiyordu ortamdan. Mezarda, bir kuyunun dibinde, hapishanede ya da evinde olmuş bir farkı yoktu şu an. Dışarı çıkmaktan ölesiye korktuğu sürece yaşamak gibi bir şansı yoktu.
Bu kadar zor olmamalı, diye geçirdi içinde.
‘‘Artık olmaz!’’ sesi evde yankılanırken ayağa kalktı. Gözlerini yumup içinden tekrar etmeye başladı.
Korkma artık. Korkma. Korkacak bir şey yok. Ne gelirse Allah’tan… Korkma.
Yaşadığı travmadan ve iki kaybından sonra eve kapanmıştı genç kadın. Önceleri hastane kontrolleri ve mezarlık ziyareti için dışarı çıksa da her defasında fenalaşıp panik atak krizleri geçirmesi evden çıkmaması için en büyük bahanesi olmuştu. Hayata uyum sağlamak yerine evine kapanmış kendini insanlardan ve dolayısıyla kötülüklerden soyutlamıştı. Hayatından herkesi uzaklaştırırken bunun büyük bir hata olduğunun yıllar sonra farkına varabilmişti. Vardığındaysa çok geç kalmıştı. Şimdi ise yeniden başlamak için bir şansı vardı ama öncelikle titreyen elini kapı koluna götürüp dış kapıyı açması gerekiyordu.
Allah’ım sen bana güç ver, hızla çarpan kalbine, kesikleşen nefeslerine inat kapı kolunu tuttu. Çığlık atıp bağırmamak için ağzını sımsıkı kapatırken gözlerinden akan yaşlar ne kadar zorlandığının kanıtıydı. Solukları hızlanırken daha iyi nefes alma ihtiyacıyla ağzını açtı.
‘‘Aaaaaaaaaaaaah!’’
Kapıyı tutan eli göğüs kafesini zorlayan kalbini buldu. Ayakta daha fazla duramayacağı için dizlerinin üstüne düştü. Kafasını kapıya yaslayıp ağlamaya başladı. Bağıra bağıra ağlarken bir yandan da derin nefesler alıp içini kaplayan boğulma hissini bertaraf etmeye çalışıyordu.
‘‘Ö... Özür dilerim. Mert! Aaaaaah! Çok üzgünüm...’’ diyerek yere yığıldı. Korkusu ağır basıyordu. Değil Mert ile buluşmak evden çıkması bile imkânsızdı.