Teğmen Yavuz, sert adımlarla odanın içinde volta atarken Kurmay Yüzbaşı Yıldızhan, Genelkurmay Başkanının karşısında dimdik duruyordu. Odanın içindeki ağır hava, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. “Yıldızhan,” dedi Genelkurmay Başkanı, sesi keskin ve netti. “Zühre… Aklını yitirdi.” Bu sözler Yıldızhan’ın göğsüne bir kaya gibi oturdu. Nefesi sıkıştı, ciğerleri büzüldü. Gözbebekleri büyüdü, boğazı kurudu. “Geri dönmem gerek,” diye fısıldadı. Sesi titrek ama kararlıydı. Genelkurmay Başkanı başını sertçe iki yana salladı. “Hayır. Sana verilen bir görev var, Yıldızhan. Senin yerin burada.” Yıldızhan yumruklarını sıktı. İçindeki fırtına tüm odada yankılanıyordu ama emir emirdi. Görev, her şeyin üzerindeydi. Yıldızhan’ın boğazı düğümlendi. İçinde kopan fırtına, göğüs kafesini paramparça edec

