Fırtınanın ardından güneş doğar derlerdi, ama hiç kimse o güneşin enkazın üzerine doğacağını söylememişti. Sabah gözlerimi açtığımda, odanın içine dolan o parlak, vaatkar ışık huzmesiyle bir an nerede olduğumu, dün gece neler yaşandığını unuttum. Sadece birkaç saniyeliğine, çocukluğumdaki o tasasız sabahlardan birine uyandığımı sandım. Ama sonra... Sonra yastığımın altındaki telefonun varlığı, zihnimdeki o ağır sır ve Alperen’in dün geceki yalanı bir balyoz gibi indi göğsüme. Yataktan kalkıp pencereye yürüdüm. Perdeyi araladığımda gördüğüm manzara, dün geceki kıyametle o kadar tezat bir huzur barındırıyordu ki, bu ironi karşısında acı bir şekilde gülümsedim. Bahçedeydiler. Evin arka tarafındaki o yabani otların sardığı, duvarları sarmaşıklarla kaplı, döküntü ama bize ait olan o bahçede

