4.BÖLÜM
Söylediklerini algılamam biraz uzun sürmüştü açıkçası. Bu kadar net olacağını düşünmüyordum. Derin bir nefes çektim çiğerlerime. Buna ihtiyacım vardı gerçekten. Bu adam ciddi anlamda nefesimi kesiyordu. Ama yasaktı görüyordum onu kendime. İçimde tanımlayamadığım sebepten dolayı uzak duruyordum ondan. Belki ufak bir adım atsam çok mutlu olacaktım ama olmuyordu işte. Ailemdi sanırım sorun. Babam ve annemden sonra dedem ve dayım çok üstüme düşmüş beni hep çok koruyup kollayarak büyütmüşlerdi. O yüzden Alaz’ın yaşının büyük olması beni ondan uzak durmaya itiyordu.
Zorlukla kendimi gerip çekip son kez yüzüne baktım. Artık benden uzak duracağı için son son aklıma kazıdım o güzel gözlerini. Son kez içime çektim okyanus kokusunu. Ne kadar da zordu böylesi. Kendi kendime veda ediyordum resmen. Ayrılmak istemiyordum ama içimde bir şeyler olmaması gerektiğini fısıldıyordu sürekli. Yersiz kuruntuydu belki . Bellide sadece yeni tanıdığım için kendi kendime güvenemiyordum fakat hissettiği buydu. Yasak olarak gördüğü birimden göz göre göre yürüyemezdim. En azından emin olana kadar olmazdı.
"Uzak dur benden." Bir şey söylemesine müsade etmeden yanından ayrılıp koşar adımlarla eve girdim. Dolu gözlerime zorlukla sahip çıkarak odama girip kapının önüne oturdum. Akmaması için direndiğim yaşlar beni dinlememiş, özgürlüklerini kavuşmuşlardı.
Ne kadar yerde oturdum bilmiyorum ama ayağa kalktığımda belimin ağrısıyla uzun oturduğumu anlamıştım. Üstümde ki hırkayı çıkarıp, yatağın ayak ucu kısmına attıktan sonra pikenin altına girip gözlerimi kapadım. Kapamam ile yaşların akması bir olmuştu. Sıkmadım bu sefer kendimi. Madem ağlamam gerekecek kadar üzülmüştüm, ağlardım bende.
***
Sabah alarmın sesiyle zorla gözlerimi açıp pikeyi kafamdan attım. Gözlerim o kadar çok acıyordu ki kızardığına ve şiştiğine adım kadar emindim. Sürünerek yataktan kalkıp banyoya girdim. Aynada ki yansımama baktığımda, gördüğüm kişi çok başkaydı. Yıkılmış bir Dua vardı. Evet ilk kalp acımı acı bir şekilde yaşamıştım. Balon gibi şiş, kan çanağına dönmüş kocaman gözlerimle eskisi gibi canlı bakmıyordum.
Daha fazla kendimi süzmeden işlerimi halledip odaya döndüm. Dolaptan elime geçeni çıkarıp giydikten sonra makyaj ile uğraşmadan, saçımı enseden topuz yapıp, çantama gerekli kitapları ve telefonumu koyup odadan çıktım. Mutfakta ayak üstü bir kaç şey atıştırıp, masada kalan hamuru streçledikten sonra dolaba koyup kalan bulaşıklara hiç dokunmadan mutfaktan çıktım. Askılıktan şıngır şıngır olan anahtarımı alıp evden de ayrıldım. Arabaya binip bahçeden çıkarken dün Alaz'ın arabasının durduğu yere baktığımda bugün bomboştu. Ne bekliyordum ki.? Sabaha kadar burada beklemesini mi. Adama açık açık benden uzak durmasını söylemiştim. Bundan sonra ondan bir adım bekleyemezdim. Kendi ellerimle ters bir şekilde itmiştim ve o yaşta ki bir adamın böyle şeyler için vakti olmadığına adıma kadar emindim.
Zorlukla gözlerimi oradan ayırıp dikkatle mahalleden çıktım.
***
Dua okula geldiğinde arabasını bahçede ki otoparka park edip indi. Finalleri vermiş olsa bile hem öğrenci işlerinde bir kaç işi vardı, hemde ne kadar istemiyorum dese bile Alaz'ı görmek istiyordu. Uzaktanda olsa görse rahat edecekti. Sürekli okula git gel yapamayacağı için görürse eğer bunu kendine kâr sayacaktı. Son son görmek istiyordu güzel gözleri. Bidaha karşılaşmayacaklarını düşündükleri için bu fırsatı değerlendirmek istiyordu.
İşlerini hallettikten sonra okuldan çıkıp okulun yakınında ki kafeye girdi. Sabah çıkmadan bir kaç şey atıştırmıştı fakat düzgün kahvaltı yapması gerektiğini biliyordu. Yanına gelen garsondan tek kişilik kahvaltı tabağı ve büyük çay söyledikten sonra caddeyi izlemeye başladı. Telefonunun çalmasıyla düşüncelerini rafa kaldırıp tanımadığı numarayı yanıtladı.
"Dua'cım ben Didem ablan öğrenci işlerinden. Arabanın anahtarını burda unutmuşsun haberin olsun."
"Ah! Çok teşekkür ederim Didem abla. Şimdi kahvaltı yapıyorum bitsin hemen almaya geleceğim." Telefonu kapadıktan sonra gelen kahvaltısını yapmaya başladı. Karnını güzelce doyurduktan sonra, öğle arasına az kaldığını görüp hızlıca hesabı ödeyip koşar adımlarla kafeden çıktı. 1 saat daha aylak aylak dolaşamazdı. Yine karıncalara dikkat ederek yürümeye başlamıştı. Ne kadar acelesi olursa olsun o minik canlıları düşünmeden edemiyordu işte. Niye insanların olduğu yerlerde yaşarlardı ki.? Evet aklına hep bu soru vardı. Sonra Allah'ın işine karışılmaz diyip kendi yöntemiyle dikkat etmeye çalışıyordu.
Önünde bir çift ayak belirdiğinde hızını kesememiş ve sakarlığını bir kez daha belli ederek adama çarpmıştı. Başını ovuşturup kafasını kaldırmadan tanıdık kokuyu içine çekti. Dejavunun tam olarak gerçeğini yaşıyordu. Gerçekten her defasında nasıl böyle kendisini rezil ediyordu anlamıyordu. Kaderinde bu adama hep çarpmak vardı sanırım.
"Hep böyle birilerine mi çarpıyorsun sen.?" Hayran olduğu sesle kafasını kaldırdı. Onu görmek isterken tam olarak dibinde bulmuştu. Yutkunup bir kaç adım uzaklaştı. Kafasını olumsuz anlamda salladıktan sonra uzaklara kaçan sesini geri getirip düzgün bir cümle kurmaya çalıştı.
"Yine karıncalara dikkat ediyordum." Fısıltı gibi çıkan sesiyle Alaz güçlükle yutkunup kafasını salladı. Karşısında ki ufaklık melek gibiydi. Hayatında onun kadar düşünceli insan tanımamıştı. Kim yürürken karıncalara dikkat ederdi ki? İnsanlar birbirlerini öldürüyor, katliam çıkartıyordu. Çocukların bile öldürüldüğü bu dünyaya Dua çok fazlaydı. Bu kadar iyi niyetli olmasını hem sevmiş hemde sevmemişti. Onun gibi insanların kullanıldığını ve bu yüzden her seferinde üzülenin kendisi olduğunu biliyordu.
"Gözlerin neden kızarık.?" Cevabını bilse bile sormuştu. Ağladığına adı kadar emindi. Emindi ama bu acıyı neden ikisinede çektirdiğini anlamıyordu. Ne vardı açsa kapılarını alsa onu içeri. Koskoca adam, karşısında ki küçük kadından ufacık da olsa davet bekliyordu. Daha önce böyle bir şey hissetmemişti ve şimdi durum buyken karşısında ki ufaklığı tanımak, tanıdıkça ona karışmak istiyordu. Oda istiyordu biliyordu, hissediyordu o zaman bunu neden yapıyordu?
Dua omuz silkip gözlerini kaçırdı. Yalan söylerken bunu yapardı.
"Uykumu alamadım. Geç saate kadar film izledim."
"Neden bunu bize yapıyorsun.?" Alaz'ın beklenmedik sorusuyla tekrardan kaçırdı bakışlarını. Sebebini söylesene saçma bulurdu ki. Kızardı ona. Ne diyecekti. Korkuyorum mu.? Ailem izin vermez mi? Ah hayır öyle bir cevap veremezdi.
"Çünkü...çünkü biz birbirimize uymuyoruz. Siz çok büyüksünüz. " evet buda çok haklı bir sebep olabilirdi(!) tabii. Alaz başını geriye atıp kocaman kahkaha attı. Sebebinin bu olmadığını biliyordu. Karşısında ki küçük çocuk onunla eğleneceğini düşünüyordu. Bunu anlayacak kadar tecrübeliydi Alaz. Yaşının büyük olmasının bir avantajıydı elbette.
"Haklısın ben yaşlı bir adamım." Gülmesini kesmeden konuşmuştu. Bu hali Dua'da onu öpme isteği uyandırıyordu.
****
Bu adam ne kadar yakışıklı olduğunun farkında mıydı acaba.? Şuanda tam olarak ağzının orta yerinden öpmek istiyordum. Bembeyaz dişleri, ses tonu, mimikleri kendine aşık edecek cinstendi. Ve bendeniz Dua bu çağrıyı çoktan kabul etmiştim.
"Evet öylesiniz." Sonunda kendime gelebilmiş ve iki kelam etmiştim. Karşısında dilim lal oluyordu. İlk defa böyle bir duygu yaşıyordum ve bu...harikaydı. Benim yasak elmam karşımda ki adamdı. Bir ısırık alırsam tek ben değil herkesi zehirlerdim. Ailem ne kadar rahat insanlar olsada Alaz'ı kabul etmezlerdi. Büyük, seninle oyalanıyor derlerdi. Ne yapardım o zaman.? Kimden vazgeçerdim ki.? Kimseden. Bir tarafta ailem bir tarafta Alaz kalırdı. Ben kimsenin arasında kalmak, kimseyi yıpratmak istemiyordum. En iyisi başından vazgeçmekti. Hislerime ket vurmam gerekiyorsa yapacaktım.
"Yetişmem gereken bir yer var Alaz Bey çekilir misiniz.?" Ne kadar da naziktim değil mi.? İçimden geçen şeyler ise tamamen farklıydı. Ama şans yüzüme gülmüyordu işte.
"Bunu almak için mi.?" Alaz'in elinde ki benim arabamın anahtarı mıydı yoksa ben yanlış mı görüyordum.? Ah hayır tamamen doğruydu. Öğrenci işlerinde olması gereken anahtarım Alaz'ın parmaklarının ucundaydı.
"Sizde ne işi var onun.?" Bu adam neden her taşın altından çıkmaya başlayacak gibi hissediyordum ben. 'Belki de öyle olmasını istediğin içindir Dua'cım' iç sesime göz devirdim. Yemin ediyorum içi, dışı iflah olmaz bir sürüngendim. Delirmeme ramak kalmıştı.
"Sen yorulma diye sana getirmek istedim." Sanki dünyanın en normal şeyini söylemiş gibi birde üstüne omuz silkmişti. Ben sürüngensem oda öyleydi. Oda iflah olmazdı işte. 'Evet Dua böyle saçma ortak yönler bulmaya devam edip daha çok aşık ol adama. Böyle devam kızım.' Kendi kendimin haklı olmasından nefret ediyordum.
"İyi. Teşekkür ederim. Alabilir miyim şimdi anahtarımı.?" Alaz cıkladıktan sonra anahtarı avuç içine hapsedip ceketinin iç cebine sokuşturdu. Evet sokuşturdu. Anahtarlığım o kadar kalabalıktı ki normal olarak koyamazdınız. İtip kakalamak lazımdı.
"Benimle bir akşam yemeği yersen anahtarını alabilirsin." Doğru mu duymuştum yoksa yakışıklılığına dalmışken yanlış mı anlamıştım. Umarım ikinci seçenektir.
"Anlamadım.? Siz şimdi benim araba anahtarımı bana vermek için şart mı koşuyorsunuz.? Bakın burda ki altı çizili kısım o araba anahtarının zaten BANA ait olması." Sesim sonlara doğru epey gür çıkarken, Alaz'ın çatılı kaşlarını gördüğümde tekrar eski halini almıştı. Ne var canım!? Adamın kocaman cüssesi var korkutuyor napayım.!
"Tam olarak onu yapıyorum. Ya yemek yersin yada arabandan olursun." Cevap vermeme fırsat vermeden yoldan geçen taksiyi durdurmuş, evimin adresini vermiş, ücretini ödemiş ve benim şaşkınlığımdan faydalanarak beni arabaya bindirmişti.
"Akşam 8de seni almaya geleceğim. Hazır olmanı tavsiye ederim ufaklık. Olmazsan pijamalarınla götürürüm seni." Saçlarımın arasını öptükten sonra taksiye işaret verip geri çekildi. Taksi ilerlerken şaşkınca arkaya dönüp ona baktım. Güneş gözlüğünü takmış elleri cebinde havalı bir şekilde bana bakıyordu. Evet bana bakıyordu.
Bir dakika..Bir dakika bu adam az önce benim saçlarımı mı öpmüştü???
AMAN ALLAHIM
Resmen öpmüştü.
Benim.Saçlarımı.Öpmüştü.
Banyo yapmayı acilen kesecektim.
Kalbim ağzımda atıyor deyimi gibi bir şey vardı ya. Hah işte şuanda onu yaşıyordum. Kalbim bütün vücudumu bile geziyor olabilirdi. Heyecandan yanaklarım kızarmış, gözlerim kocaman açılmış kalmıştı.
"Beni öptü."
Gözden kaybolana kadar hatta bir kaç sokak öteye kadar öyle kalmıştım fakat belimin ağrısıyla normal şeklime dönebildim. Çantamdan yapay sinirle telefonu çıkarıp mesaj kısmıma girdim.
Kime:Alaz Ateş
Bu akşama yemeğe falan gelmiyorum. Al ARABAMIN anahtarını başına çal.!!!!
'Evet, sonuna 85 tane ünlem koyunca burdan sinirini ilettin adama. Sanki senin sinirini çok umursuyor ya.'
Yine haklı olmamdan bıkmıştım.
Ama ben ona yapacağımı biliyordum. Madem beni pijamalarımla bile dışarı çıkarmaya razıydı. Kendi kaşınmıştı.
*****
Saat sekize yaklaşırken tedirginlikle kapıya doğru bakmaktan gözlerim şeş beş kalacaktı. Saat tam olarak 7:59'du ve Alaz dakik bir adam ise eğer saniyeler içinde kapımın önünde olacaktı. Kapının çalmasıyla şaşkınca telefonumun ekranından saate baktım. Tam olarak 8 olmuştu. Derin nefesler eşliğinde oturduğum yerde kalkıp sessiz adımlarla kapıya ilerledim. Evde olmadığını düşünürse gideceğini düşünüyordum açıkçası.
Birkaç dakika geçmesine rağmen çalmaya devam ediyordu. Nefesimi tutup duvara yaslandım. Bu adamdan kaçış yok muydu yahu.!
"İçeride olduğunu biliyorum ufaklık. Aç kapıyı da kırmak zorunda kalmayayım." Nefesimi tutup sessizce salona döndüm.
"Farkında mısın bilmiyorum ama kapının yanında bir cam var ve perdesi yok. Buğulu camda olsa gölgen gözüküyor. " Atacağım adım havada kalmış ve tuttuğum nefesimi seslice dışarı vermiştim. Salaklığıma doyulmuyordu gerçekten. Ayağımı yere vurup geri dönerek kapıyı açtım.
"Gelmeyeceğim işte neden anlamıyorsun." Alaz omuz silkip eğildikten sonra dizlerimden tutup omzuna attı. Ayağımda ev terliğim, üzerimde bulutlu pijamam, kafamda uyku bandım...rezil olmak için o kadar müsaittim ki.
"Bırakır mısın beni.? Ne yaptığını sanıyorsun sen.!? İndir beni.!"
"Sana zorla götüreceğimi söylemiştim güzelim, söz dinlemeyen sensin." Sırtını yumruklamayı kesip, poposunu izlemeye başladım. Spor yapıyor olmalıydı ki diri gözüküyordu. Güzel miyim gerçekten demek isteğimi son anda bastırmıştım gerçekten. Sonuçta rezil olacak olan o değil miydi.? Sosyetede ki insanlar beni bir daha nerde görecekti.
Hiç konuşmadan geçen yolculuktan sonra gerçekten şık bir restoranın önüne gelmiştik. İnadım yüzünden birazdan rezil olacaktım. Ve aynı zamanda yanımda ki adamıda rezil edecektim. Yapabilir miydim bunu.? Sırf inat olsun hem kendimi hem onu rezil etmeye göz yumabilir miydim.? Ah! hiç sanmıyorum.
"Tamam dur tamam.! Evime götür beni üstümü değiştireceğim." Homurdanmama karşı kocaman gülmüştü. Keyiften dört köşeydi ve bunu o kadar çok belli ediyordu ki sinirlerime dokunuyordu.
Yarım saatin ardından eve gelmiş ve onu beklemeden içeri girip, odama çıkmıştım. Aynı restorana gideceğimize göre kot, tişörtle gidemezdim. Ah Alaz ah.!
Dolaptan siyak kumaş pantolon,siyah büstiyer ve siyah tül gömleğimi çıkarıp bir çırpıda giydikten sonra makyaj masama oturdum. Uzun uzadıya makyaj yapamazdım, zaten öyle bir becerimde yoktu. Hafif bir rimel ve koyu kırmızı ruj sürüp saçlarımı ensemde topuz yaptıktan sonra ayakkabılarımı giyip, çantamı alıp çıktım.
Alaz arabasına yaslanmış sigara içiyordu. Kapının kapanma sesini duyduğunda aheste aheste bana dönüp baştan aşağı güzelce süzdü. Hayırdır açıkta bir şey mi gördün demek isterdim fakat diyemezdim. Şortla büstiyer vardı yani. Demek saçma olurdu.
Tıngır mıngır yanına ilerledikten sonra bir şey demesine müsade etmeden ön koltuğa oturdum. Oda sigarasından son kez duman çekip bindi.
"Güzelim sen giyinmemişsin daha çok soyunmuşsun." Sert sesine karşı gülümsedim. Gülümsememi saklamak için yüzümü saçlarımla kapayıp, başımı cama çevirdim. Aşık oluyordum galiba. Olmuşta olabilirim emin değilim.
Yarım saatin sonunda aynı restoranın önüne geldiğimizde hızlıca arabadan inip içeri girdik. Kapıda bekleyen kırmızı, siyah takım elbiseli adam yerimizi göstermek için önden yürürken ben kısacık boyumla Alaz'ın yanında yürüyordum. Sonunda boğaz manzaralı masaya geldiğimiz de Alaz'ın çektiği sandalyeye oturup arkama yaslandım.
Alaz'da oturduktan sonra yemek seçimini ona bırakıp etrafı incelemeye başladım. Her noktası para kokan bir mekan. misafirlerin hepsi para içinde yüzdüğüne emin olacağım kadar zenginlerdi. Kocaman, altın kaplama olduğuna emin olduğum avizeler, ordan oraya koşturup saygıyla hizmet eden garsonlar ve onları denetleyen bir kaç şef. O kadar yapmacık bir yerdeydik ki kendimi bir ortama hiç bu kadar yabancı hissetmemiştim.
"Beğendin mi.?" Alaz'ın sorusuyla başımı hafifçe ona çevirdim. Tek kaşımı kaldırıp güzel yüzünü izledim bir süre. Tahmin ettiğim gibiydi. Zengin, genç kızların peşinde koşan yakışıklı bir iş adamı.
Cıklayıp suyumdan bir yudum aldım.
"Şaşırtmadınız beni." Gülen yüzü solmuş, kaşları anlamadığını belli edercesine çatılmıştı. Burayı kim beğenirdi ki.? Ah! tabiki para'nın her şeyden önemli olduğunu düşünen asalaklar.
"Ne demek istiyorsun.?" Sesinde ki sinir gülümsetmişti beni.
"Zenginsiniz Alaz Bey. Zengin ve güç sahibi bir iş adamısınız. Bu zenginlik sizi şımartmış ve beni böyle mekanlara getirecek kadar da gözünüzü boyamış. Etrafınıza baktığınız da ne görüyorsunuz.? Ben size söyleyeyim para içinde yüzen insa… ah pardon varlıklar. Bakın şu sağ çapraz masada ki kadının bilekliği bahse girerim ki 100 bin tl'den aşağı değil. Burası böyle insanlarla dolu ve sizde bu insanlardan birisiniz.!"
Çok konuşmuştum ama haketmişti. Boş bakan ifadesi bir anda bozulmuş herkesin dikkatini çekecek kadar büyük bir kahkaha atmıştı. Kaşlarımı çatıp şaşkınlıkla ona baktım. İki saattir adama hakaret ediyordum neden gülüyordu bu deli.? Oturduğu yerden hızla kalkıp bileğime yapıştığı gibi ayağa kaldırdı.
"Ne oluyor Alaz bey."
"Yemek yemeye gidiyoruz."
"Yiyoruz ya zaten."
"Çok soru soruyorsun güzelim." Çantamı aldığım gibi peşinden ilerlemeye başladım. Kapıda bekleyen adama hesapla ilgili anlamadığım bir şeyler söyledikten sonra dışarı çıkıp valenin getirdiği arabasına bindik.
"Neler oluyor.? Nereye gidiyoruz.?" Bana dönüp göz kırptıktan sonra arabayı çalıştırıp yola çıktık. Cevap vermemesi sinirlerimi bozsa bile işine karışmaya bir son verip önüme döndüm. Sadece umuyordum ki aynı tarzda bir yere gitmezdik.
Kısa zaman sonra sahile gelmiştik. Aranayı uygun bir yere park edip bana döndü.
"İn bakalım." Sözünü dinleyip arabadan indikten sonra yanına geçtim. Etrafıma baktığımda yüzümde ki şaşkınlık yerini gülümsemeye bıraktı. Sahilde köfte ekmek yemeğe gelmiştik. Hemde İstanbul'un en güzel köftesini yapan Hasan Usta'ya. Mutlulukla ellerimi çırpıp köfte arabasına yürüdüm.
"Ustam kolay gelsin." Hasan amca kafasını köftelerden kaldırıp gülümseyerek bana baktı.
"Ooo Dua'm hoşgeldin güzel kızım. Nerelerdesin sen.?
"Valla okul finaller derken gelemedim amcam ya. Özledim köftelerini. Her zamankinden hazırlar mısın.?"
"Sen iste yeter ki güzel kızım. Alaz'ım hoşgeldin çocuğum. Beraber misiniz siz.?" Yüzünde ki hınzır gülümsemeyle bakışlarımı kaçırdım. Vallahi kaç yaşına gelmişti hala fena bir adamdı Hasan usta.
"Beraberiz ustam. Banada 3 bütün 2 yarım hazırlarsın arabanın orda bekliyoruz biz."
Giderken arkamı dönüp acısını bol koymasını istedim. Hasan ustanın acı biberi meşhurdu ve her geldiğimde midem yanana kadar yerdim.
"Neden iki yarım.?"
"Birini sen yiyeceksin. Kuş kadarsın azcık kilo al. “
Kendisi 2.5 tane yiyebiliyor diye benimde yiyebileceğimi sanıyordu. Tabiki bu vücudu sadece spora giderek yapmamıştı. Maşallah iyi yiyordu anlaşılan. Arabanın kaputuna yaslanıp boğaza döndüm. Gerçekten eşi benzeri olmayan bir şehirdi. Ve yanımda eşi benzeri olmayan bir adam vardı. Ondan uzak kalmaya çalıştıkça hep böyle dibimde mi bitecekti.?
Ekmeklerimiz gelmiş ve yarım saat içinde bitirip, tekrardan arabaya yaslanmış duruyorduk.
"Neden benden kaçıyorsun.?" Bir anda gelen sorusuyla sıkıntıyla nefes aldım. Bende bilmiyordum ki. Yaşı büyüktü onu takıyordum, klişe olarak dünyalarımız ayrıydı onu takıyordum.
"Bilmiyorum. Büyüksün, benden farklı bir hayat yaşıyorsun. Ailem kabul etmez."
"Sebebin sadece bunlar mı yani.?"
Yavaşça kafamı salladım. Şimdi böyle sesli söyleyince banada saçma gelmişti fakat her şeyi düşünmek zorunda gibi hissediyordum. Gelişi güzel hareket edemezdim.
"Yaşımı neden bu kadar çok takıyorsun.? 35 yaşındayım sadece."
Bu haline kıkırdadım. Kafam o kadar karışıktı ki ne yapsam, ne desem bilemiyordum.
"Ailenide takma kafana halimizden anlayacaklardır. Hayatlarımız farklı değil küçük. Seni götürdüğüm mekanlarda takılmıyorum, her gün oralara gitmiyorum. Hasan ustaya geliyorum, balıkçı Ahmet abiye gidiyorum. Oralara sadece toplantı yaptığımız zamanlarda gidiyorum oda zorundayım. Adamları köfteciye getiremem."
Sıkıntıyla bir kaç adım yürüdüm. Ne yapacağımı ilk defa bu kadar bilmiyordum. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyıktı şuanda. İki ucu boklu değnekte diyebiliriz. Ama hayır emin olmadığım bir ilişkiye başlayamazdım.
"Eve bırakır mısın beni.?"
Çenesi sinirden kasılmış ve başını olumlu anlamda sallamıştı. Sessizce yanına ilerleyip yolcu koltuğuna oturdum. Oda binip kapıyı sertçe kapatmış ve arabayı çalıştırıp hızla kalkış yapmıştı. Bu kadar sinirleneceğini düşünmemiştim. Ve şuanda içimde ki Dua çok pişman olacağımı söylüyordu.
*****
Evin önüne geldiğimizde emniyet kemerini çözüp ona döndüm. Yüzüme bakmıyor boş gözlerle sokağı izliyordu.
"Teşekkür ederim. İyi geceler." Kafasını sallamış ama inatla bana dönmemişti. Gözlerim dolmuş ve çenem ağlayacağımın sinyallerini verircesine titriyordu. Hızlıca arabadan inip koşarak eve girdim. Anahtarı gelişi güzel fırlatıp odama geçtim.
Beyefendi reddedince yüzüme bile bakmamıştı. Alacağı olsundu onun. O hali bile yakışıklıydı. Allahım kime aşık olmuştum ben. Neydi benim günahım.
'Kendine gel Dua. Kendin için, onun için yaptın bunu. Siz uyumsuz bir çift olurdunuz. Adam en büyük kuzeninden bile büyük.!"
Saçlarımı çekiştirip yatağıma oturdum. Ne yapacaktım ben böyle. Aşık olmak ne zor şeydi. Telefonumdan gelen mesaj sesiyle hızlıca çantadan çıkarıp elime aldım
Kimden; Alaz Ateş
Bundan sonra seni rahatsız etmeyeceğimden emin olabilirsin. İyi geceler.
Ne yani bitmiş miydi tamamen.? Çıkıyor muydu hayatımdan.? Ee ne yapacaktım ben o yokken.? Ne istiyordum ki zaten. Adam sürekli benim peşimde koşacak değildi.
Kaybetmiştim işte onu. Kendi salaklığım, çocukluğum yüzünden kaybetmiştim.
*********