Ertesi sabah gözümü açtığımda ilk iş Atlas’a baktım. Uyuyordu hâlâ. Sessiz sessiz nefes alıyordu. Hani öyle huzurla uyuyan birine bakarsın da, nefes alışını izlerken içindeki tüm fırtınalar durur ya aynı öyle. Atlas’ı evde tutmak da kolay değildi hani… “İyiyim ben,” deyip yataktan fırlamaya çalışıyor, sonra omzunu tutup yere çöküyordu. Ama başında ben vardım ya, bastırıyordum hemen. “Bir daha kalkarsan damarını sökerim ha,” diyordum, gülüyordu o hâliyle. Kahvaltıyı hazırlamaya mutfağa geçtim. Yumurtayı daha yeni kırmıştım ki kapı çaldı. Atlas içeriden, uykulu sesiyle bağırdı: “Sen bak aşkım, ben zaten kalkamayacağım.” “İyi ki farkındasın,” dedim içimden gülerek. Kapıyı açtım. Karşımda… babası. Bu kez yalnızdı. Yorgun görünüyordu. Elinde koca bir tencere vardı, üstü bezle örtülü. “R

