Artık tam bir ay oldu. Az buz değil yani. Bir ay boyunca adamı elimle besledim, pansuman yaptım, saçını taradım, gece uykusunda sayıkladığında sırtını sıvazladım… ama en zor kısmı? Sabretmekti. Bak yemin ediyorum, kendimi tutmak için gece kendi kendime dua ettim. Adam bazen öyle bir bakıyor ki, sanki gözlerimden içeri girip kalbime kamp kuracak. Sonra bir de ses tonu var ya… aman diyeyim. “Elif” deyişi bile bazen yetiyor kalbimi hoplatmaya. O gün biraz hava almak istedik. Hakkâri’nin serin sabahlarında el ele yürüyüşe çıktık. Adam hâlâ biraz topallıyor ama moral desen on numara. Elimi tuttuğunda, sıkı sıkıya… sanki “bir daha bırakmam” der gibi. Döndüğümüzde ev sıcaktı. Mis gibi de sessizlik vardı. Kahvaltıyı sonra yaparız dedim içimden. Çünkü… valla gözüm ne çayda ne zeytinde. Kapıyı

