Yemeği bitirdiğimizde hava daha da serinlemişti ama ben hiçbir şey hissetmiyordum. Çünkü içim sıcaktı. Kalbim deli gibi atıyordu. Atlas masadan kalkarken elini uzattı, hiç düşünmeden uzattım elimi. Parmakları, parmaklarımın arasına dolandı. Sımsıkı tuttu. Restorandan çıktık. Sessizce yürüyorduk. Hakkari’nin dağ kokusu yüzümüze çarpıyor, geceyi yıldızlar parlatıyordu. Kalbim, her adımda biraz daha ona yaklaşıyordu sanki. “Üşüyor musun?” diye sordu. Kafamı hayır anlamında salladım ama o yine de montunu çıkardı, omzuma sardı. “Atlas, gerek yok,” dedim. “Gerek varsa yok artık,” dedi kısık bir sesle. Yürüyüş yolunun biraz ilerisinde, büyükçe bir kayanın üzerine oturduk. Ayaklarımız aşağıya bakıyordu, şehrin ışıkları uzakta titriyordu. Sessizlik vardı ama rahatsız etmeyen, kalbimizi konuşt

