Odamızda yalnız kaldık sonunda. Tim gitti, Metin Yarbay vedalaştı. Kapı kapandı. İçeri sadece hastane kokusu ve bizim nefesimiz kaldı. Yatağın kenarındaki sandalyeye oturdum. Gözümü kırpmadan izledim onu. Uyuyordu ama öyle derin falan değil. Göz kapakları titriyor, nefesi hep kesik kesik. Elini tuttum. Sargılarının üstünden. “Buradayım,” dedim. “Hiçbir yere gitmiyorum artık.” Başını hafif yana çevirdi. Gözleri kapalı ama yüzünde bir hüzün var. Yani uykusunda bile sanki savaşın ortasında. İçim parçalandı. Bir ara ellerimle saçlarını tarar gibi yaptım, alnını okşadım. “Geçti,” dedim usulca. “Hiçbir şey yapamazlar artık.” Ama gecenin ilerleyen saatlerinde… anladım ki bitmemiş. Bedeni burada, ruhu hâlâ o mağarada. İlk kâbus gece üç gibi geldi. Aniden doğruldu. Nefesi daraldı. Gözleri fal

