Olayın ardından üçümüz kalmıştık ve içeriye girdik.
Eski masamıza geçtiğimizde Melisa, yine tanıdık birilerini görmüştü. Flörtü Ertan arkadaşlarıyla çaprazımızdaydı. Cem diye bir çocuk da Melisa'nın yanına gelip sohbet etmeye başlamıştı.
Kötü dedikodular yapıyorlardı. “Şuradaki kız, eski ev arkadaşımdı. Seda ve yanındaki Buğra'nın kondomlarını bulmuştum. Öyle bir orospu ki.”
Gösterdiği kıza baktığımda hiç de bahsettiği gibi tipler olmadığını düşünmüştüm. İkisi de temiz duruyordu.
“Belli zaten ne kadar sinsi olduğu,” dedi Cansu. Bence alakası yoktu. Yorum yapmadan onlardan uzaklaştım ve kendimi çalan hareketli müziğin ritmine bıraktım. Kimin ne yaptığıyla ilgilenmiyordum. Onların aktivite anlayışları, başkalarını konuşmaktı.
Gözlerim merdivenden inen Savaş’ı bulduğunda onun gözleri de beni bulmuştu. Tepkisizce pipeti ağzıma götürüp, sodamdan bir yudum aldım. Bakışlarını üzerimden çekmemişti. Basamakları bitirdiğinde yanındakiler gülerek bir şeyler söylediler. Kafasını sallayıp o da gülümsedi ve bir şeyler söyledi onlara. Takım elbiseli adam onunla tokalaştı ve mekandan ayrıldı. Kalanları da bizim karşı masamıza geçtiler. Savaş da onlarla beraber masaya geçti.
Tam karşımda duruyordu.
Cansu ve Cem el ele dans ederlerken alt dudağımı ısırdım. Bu yaptığı Furkan’a ayıptı bence. Onlara baktığım sırada Savaş ile göz göze gelince dişlediğim alt dudağımı bıraktım. Bakışları sert ama tepkisizdi. Bana neden baktığını da anlayamamıştım.
Yanlarından ayrıldım ve lavaboya gittim. Yüzüme ve boynuma biraz su çarpıp serinlemeye çalıştım. Her an bayılabilirdim, uykum gelmişti.
Çıktığımda kapıdaki çocuğu görünce duraksadım. O ise gülümsedi. “Selam, numaranı alma şansım var mı acaba?”
Kafamı olumsuz halde sallarken daha çok gülümseyip bana yaklaştı. “Hadi ama naz yapma, buraya ne için geldiğini biliyoruz.”
Kaşlarım çatılırken geriye doğru adımlar atıp ondan uzaklaştım. “İstemiyorum, def ol git!” Bana yaklaşmaya çalışırken bir el onu, omzundan tutup çektiğinde elin sahibinin Savaş olduğunu görmüştüm. Tabi ki şaşırmamıştım.
“Hemen git buradan.” Savaş'ın korkutucu sakinliğine karşılık, çocuk cevap vermeden giderken ifadesizce Savaş’a baktım. “Yaptın yine şovunu.”
Kaşları çatıldı. “Neden bahsediyorsun sen?”
“Dışarıdaki kavgaya neden müdahale etmedin?” Kaşlarını daha çok çattı. “Çok önemli misafirlerim vardı Güneş. Ergen arkadaşların umurumda değil.”
Bu sefer ben kaşlarımı çattım. “Onlar benim arkadaşım değil. Madem bu kadar önemli misafirlerin var, benim peşimden neden geldin o zaman?”
“Onu takip ederken gördüm," dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Teşekkür ederim,” diye fısıldadım ve bakışlarımı yere indirdim. Beni kaçıncı koruyuşu, kurtarışıydı. Ona karşı çok mahcup hissediyordum.
Aramızda sessizlik olunca birkaç saniye bana baktı. Mavi gözleri, gözlerimin içine bakıyordu. Bir şey demeden gittiğinde arkasından bakakalmıştım.
Bizimkilerin yanına gittiğimde, Cansu’nun kulağına eğildim. “Melisa nerede? Ve sen Furkan’ı beğenmemiş miydin? Cem ile neden bu kadar samimisiniz?”
Güldü. "Cem, Almanya’ya gidecekmiş önümüzdeki ay. Yani benim yurtdışı biletim olabilir. Melisa da gelir birazdan.”
Çıktığımızda saati kontrol ettim. 06.00’ı gösteriyordu ve ben saat 07.00’da çalışmaya başlayacaktım. Dışarıda sabahladığım için hiç uykuya vakit kalmamıştı.
Gidecekken kapının orada yiyişen çifti görünce yüzümü buruşturdum ve istemsizce “Iyy,” dedim.
Diğerleri de onlara dönmüştü. “Sen sanki yiyişmiyorsun Güneş.”
Cansu’nun cümlesi karşısında kaşlarımı çatarak ona baktım ve yanına gidip kulağına eğildim. “Sana kimseye söyleme demiştim.”
“Ha şey unuttum ben onu yoksa söylemezdim.” Derin bir nefes aldım. "Sakın bir daha söyleme. Kimse özelimi bilmesin, Cansu."
Eve uğrayıp üstümü hızlıca değiştirdim ve Gözaltı Kafe’ye doğru koşmaya başladım. Son bir dakika kala içeriye girdiğimde gülümsedim.
Beni karşılayan patrona baş sağlığı dileyip anlattıklarını dinledim. Mutfaktaki kadınlarla da tanışmıştık. “Güneş’çiğim, burada yemek yapma ve bulaşıkları yıkama görevi senin. Aynı zamanda yemekleri hazırladıktan sonra servis etmen ve akşamları dükkanı silip çıkman gerekiyor.”
Doğru mu anlamıştım? Hem aşçılık hem garsonluk hem bulaşıkçılık hem de temizlikçilik mi yapacaktım? Yani her işi?
Volkan Bey bana döndü. “Yarı zamanlı günlük ücretin 130tl. Vaktin olduğunda tam zamanlı da çalışabilirsin. Senin gibi çalışsan çok öğrenci oldu burada. Ben bir sürü öğrenci okuttum.”
Günlük 130 tl ile öğrenci okutmak... “Bugün tatil günüm olduğu için tam zamanlı çalışabilirim.”
İşe başladığımda, uzun süre bulaşık yıkamaktan sırtımda ağrı oluşmuştu ve zaman algım gitmişti. Kafe ise gittikçe yoğunlaşıyordu ve yetişmekte zorlanıyordum.
Cansu da yanıma geldiğinde bitkin halime baktı.
“O kadar yorucu mu burası ya? Volkan ağabey bize bazı eşyalar vereceğini söyledi. Tabak, çanak, halı, perde vs babası vefat etti ya onun ruhuna,” dedi sevinçle. Gerçekten de iyi bir insanmış. “Ben senin çıkışını bekliyorum eşyaları eve götürürüz.”
Hem yemek yapıp, hem servis yapıp, hem sipariş alıp hem de bulaşığa yetişmek çok zordu.
Leyla teyze birden dokuz kişilik grupla içeriye girdi. "Bunlar bizim akrabalar biz her akşam yemeğini burada yeriz."
Hayretle onlara bakarken yemeklerinden sonra çıkan yaklaşık yirmi parça bulaşığa üzüntüyle baktım. Bu iş değildi ki resmen sömürgeydi.
Birkaç saati daha devirdikten sonra gerçekten de yorgunluktan ölüyordum. Ağrılarım dayanılmaz bir hal almıştı. Dükkanı sildikten sonra maaşımı uzattı. “Tam zamanlı günlük maaşın.”
Bize verdiği eşyaları taşımaya başladık.
Onlar eşyaları bagaja koyarken biz de arabaya geçtik. Volkan ağabeyin kardeşi bizi eve bıraktığında eşyaları da eve taşımamıza yardım etmişti. Tüm işleri hallettikten sonra cebimden maaşımı çıkarıp saydım. Yarı zamanlı maaşımın 130 tl olduğunu söylemişti ama bugün tam zamanlı maaşımı almıştım. Saydığımda 140 tl olduğunu görünce şaşkınlıkla baktım. Beş saat 10 tl için mi çalışmıştım ben? Tüm ailenin bulaşığını yıkamıştım üstelik. Yarın işten çıkacaktım.
Cansu ile kahve içerken neler yaptıklarını anlatmıştı. Çok alkol alıp Cem ile uyumasına kızdığımda ise öfkelenmişti.
“Sana ne bundan? Neden irdeliyorsun?” Sessiz kaldım ve uzatmadım ama bana böyle davranmasından sıkılmıştım.
Melisa bize geldiğinde ikisinin de çok kötü hasta olduklarını fark etmiştim.
Onlardan uzak durup yatağıma geçtim. İkisinin de konuşmalarını duyabiliyordum. Cansu'nun annesi babasını aldatıyormuş, başka sevgilisi varmış ve ikisi de buna gülmüştü. Nasıl insanlardı böyle? Aklım almıyordu.
Gözlerimi kapattım. En çok uykuya ihtiyacım olan gecede Cansu ve Melisa’nın öksürükleri yüzünden defalarca kez uyanmıştım.
Sabah zorlukla okula gittiğimde kızlar sevgilileriyle beraber sonradan gelmişlerdi. Dördü de yanıma oturduğunda tanışmıştık.
Ertan ve Cem yeniden kahve almaya giderken kızlara eğildim. “Beni pek sevmediler.”
Cansu ters ters baktı. “Ne alaka? Biz Rüzgar bizi seviyor mu diye soruyor muyuz?"
“Sen neden bunu sorguluyorsun?” diyen Melisa’ya baktım. “Beraber çift aktivitesi yapabiliriz diye düşünmüştüm ama sizinkilerin beni pek sevmediğini hissettim.”
“Sevmesen de aktivite yaparsın,” dedi Melisa ters ters bakarken. “Sevmediğim insanlarla oturmam aktivite için. Ne isem oyum, maske takmıyorum.”
İkisinin de bana düşmanca tavırları artmıştı ve sebebini bilmiyordum ama çatacak yer arıyor gibilerdi. Soğumuştum Cansu’nun da özelimi insanların içinde söylemesi ondan uzaklaşmamı sağlamıştı.
Sınıfa girdiğimde en öne geçip ve defter kalem çıkardım. Bir kız yanıma oturduğunda bana baktığını hissetmiştim. Ona döndüğümde konuştu. “Sen Melisa’nın arkadaşısın.”
Kıza biraz daha bakınca, Melisa’nın mekanda gösterdiği kız olduğunu anlamıştım.
"Ona pek benzemiyorsun. Seni de kandırmıştır," dediğinde sorarcasına ona baktım. O ise sırıttı. "İftiracı ve yalancı. Kanser olması da kolpa, insanlar hakkında anlattıkları da."
Aptallığımdan, kurtulduğumu sanmıştım ama aksine kaçmam gereken yeni bir ev ve yeni şizofrenler edinmiştim.