7

699 Kelimeler
Akşam olduğunda Ateş'in telefonu çaldı. Mert arıyordu. "Aracı bulduk." Ateş, villasının çalışma odasında ayağa kalktı. "Kim kullanıyormuş?" "Plaka sahte. Araç kiralık ve kiralama işlemi bir şirket üzerinden yapılmış. Şirketin sahibi de..." Mert durdu. Ateş'in gözleri daraldı. "Devam et." "Levent Karaca." Ateş'in yüzündeki ifade buz kesti. "Adres?" "Ofisinden ayrılmış. Evine de gitmemiş. Telefonu kapalı." "Adamı bulun. Sessizce." "Anlaşıldı." Ateş telefonu kapatıp Simay'ın odasına yöneldi. Kapıyı çalmadan önce durdu. Sonra iki kez vurdu. "Gel." Simay, yatağın üzerinde oturmuş, dizüstü bilgisayarına bakıyordu. Ateş'i görünce ekranı kapattı. "Bir şey mi oldu?" "Levent kayıp." Simay hemen ayağa kalktı. "Kaçmış mı?" "Şimdilik bilmiyoruz." "Ne zamandır?" "Bugün öğleden sonra ofisten ayrılmış." Simay telefonunu aldı. "Elvan'a haber vermeliyiz. Dosyaları o da inceleyebilir." Ateş başını salladı. "Zaten Asel onunla konuşuyor." Simay kapıya yöneldi. "Ben de geliyorum." Ateş önüne geçmedi. Yalnızca ona baktı. "Bu gece dışarı çıkarsan hedef olabilirsin." Simay'ın çenesi gerildi. "Burada kalırsam hedef olmaktan kurtulacağımı kim söyledi?" Ateş cevap vermedi. Çünkü haklıydı. Bu evdeki güvenlik önlemleri onu koruyabilirdi. Ama birilerinin asıl istediği şey Simay'ı korkutmaksa, duvarlar hiçbir işe yaramayacaktı. "Tamam," dedi sonunda. "Ama yanımdan ayrılmayacaksın." Simay gözlerini devirdi. "Romantik tekliflerin giderek güzelleşiyor." Ateş kapıyı açtı. "İstersen seni bir daha hiç teklif yapmayacağım." Simay onun yanından geçerken hafifçe gülümsedi. "İşte bu daha korkutucu." Gece yarısına doğru Asel'in evinden gelen telefon, bütün planları değiştirdi. Elvan kaybolmuştu. Asel'in sesi telefonda ilk kez kontrolünü kaybediyordu. "Evdeydi. Güvenlik kameralarında hiçbir şey yok. Telefonu kapalı. Odasında da..." "Ne?" diye sordu Ateş. Asel bir an sustu. "Bilgisayarı açık kalmış." Ateş montunu aldı. "Ne bulmuş?" "Bilmiyorum. Ekranda tek bir dosya varmış." "Dosyanın adı?" Asel'in nefesi titredi. "ATEŞ." Ateş olduğu yerde durdu. Simay başını ona çevirdi. "Ne oldu?" Ateş cevap vermedi. Telefonu kulağına bastırdı. "Asel, kimseye dokunma. Bilgisayarı kapatma. Hiçbir şeyi silme." "Elvan'ı bulmamız gerekiyor." "Bulacağız." "Ya ona bir şey yaptılarsa?" Ateş'in sesi sertleşti. "Yapmadılar." Bunu bilmiyordu. Ama kardeşinin sesinde duyduğu korkuya başka türlü cevap veremezdi. Telefonu kapattığında Simay onun yüzüne baktı. "Elvan..." "Kaybolmuş." Simay'ın yüzü ciddileşti. "Bu bir tesadüf değil." "Hayır." "Levent'in kaybolmasıyla bağlantılı olabilir." "Olabilir." Ateş arabasının anahtarlarını aldı. Mert çoktan kapının önünde bekliyordu. Simay da araca yöneldi. Ateş onu durdurmadı. Bu kez yalnızca kapıyı açıp içeri girmesini bekledi. Yol boyunca kimse konuşmadı. Şehrin ışıkları camlardan akıp giderken Simay, ellerini dizlerinin üzerinde birleştirmişti. Ateş'in profiline baktı. Onun öfkelendiğini daha önce görmüştü. Ama bu başka bir şeydi. Ateş'in sessizliği, yaklaşan bir fırtınanın sessizliğiydi. "Elvan'ı bulacağız," dedi Simay. Ateş gözlerini yoldan ayırmadı. "Biliyorum." "Hayır, bilmiyorsun. Ama bulmak zorundayız." Ateş ona kısa bir bakış attı. "Bu kadar emin olmanın sebebi ne?" Simay bir an sustu. "Çünkü Asel'in onu kaybetmekten ne kadar korktuğunu gördüm." Ateş'in parmakları direksiyonun üzerinde sıkılaştı. Kardeşini düşündü. Onu yıllar önce geride bırakırken kendine, bir daha kimseye bağlanmayacağına dair verdiği sözü hatırladı. İnsanları hayatından uzak tutarsa onları koruyabileceğini sanmıştı. Ne büyük bir yanılgıydı. Bazen insanları uzak tutmak, onları korumak değil, yalnızca tek başlarına bırakmaktı. Asel bunu hak etmiyordu. Elvan da. Araç eve vardığında Asel kapıda bekliyordu. Yüzü bembeyazdı. Ateş arabadan iner inmez kardeşinin yanına gitti. "Ne buldunuz?" Asel onları çalışma odasına götürdü. Bilgisayarın ekranında siyah bir pencere açıktı. Ortasında yalnızca bir cümle yazıyordu. Bir kardeşini kaybettin. İkincisini de kaybetmek üzeresin. Ateş'in yüzündeki bütün ifade silindi. Simay, ekranın altındaki küçük dosya simgesini fark etti. "Bir dakika." Bilgisayarın başına geçti. Dosyayı açmadan önce özelliklerini kontrol etti. Sonra ekranın köşesinde beliren bir zaman damgasını gösterdi. "Bu dosya Elvan kaybolduktan sonra oluşturulmuş." Asel hemen yanına geldi. "Yani?" Simay yutkundu. "Yani birisi bilgisayara uzaktan erişmiş olabilir. Ya da..." "Ya da ne?" diye sordu Asel. Simay cevap vermeden önce Ateş'e baktı. "Ya da bu evin içinden biri ona yardım etmiş olabilir." Odadaki sessizlik ağırlaştı. Asel'in gözleri kardeşine kaydı. Ateş hiçbir şey söylemedi. Çünkü ekrandaki mesajın altında, ilk bakışta fark edilmeyen bir satır daha vardı. Küçük harflerle yazılmış tek bir cümle: Babamızın ölümünü hatırlıyor musun, Ateş? Ateş'in eli yavaşça masanın kenarına kapandı. Yıllardır kendine bile söylemediği bir anı, zihninin en karanlık köşesinden yükseldi. Babalarının ölüm gecesi... Koridordaki ayak sesleri. Kırılan cam. Ve kapının arkasından duyduğu o son cümle. Abine sakın güvenme. Ateş gözlerini kapattı. Yıllarca bu sözün ölümün eşiğindeki bir adamın anlamsız korkusu olduğunu düşünmüştü. Şimdi ise biri, o geceyi yeniden hatırlamasını istiyordu. Ve bu kez Ateş, geçmişinden kaçmayacaktı. Çünkü bazı savaşlar düşmanla başlamazdı. Bazıları, insanın kendi ailesine yeniden güvenmeye çalışmasıyla başlardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE