6

1204 Kelimeler
Asel'in şirket binası sabah saatlerinde her zamanki gibi hareketliydi. Cam kapıların önünden girip çıkan çalışanlar, toplantıya yetişmeye çalışan yöneticiler ve ellerinde kahvelerle asansöre koşan insanlar... Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünüyordu. Ateş normal görünen şeylere hiçbir zaman güvenmezdi. Siyah aracından indiğinde önce binanın girişini, ardından karşı kaldırımda park etmiş gri otomobili inceledi. Aracın camları koyuydu. İçeride birinin olup olmadığını göremiyordu. Mert, arka kapıyı açıp yanlarına geldi. "Aracı kontrol ettireyim mi?" Ateş başıyla onayladı. Simay ceketini düzeltti. "Şirketin önünde çatışma çıkarmamaya söz veriyor musun?" Ateş ona döndü. "Ben ne zaman şirketin önünde çatışma çıkardım?" Simay birkaç saniye düşündü. "İsimleri saymamı ister misin?" "Hayır." "Çok iyi. Hafızam kuvvetlidir." Asansöre bindiklerinde Simay aynadaki yansımalarına baktı. Ateş siyah takım elbisesiyle her zamanki gibi kusursuz görünüyordu. Sanki gece boyunca bir şirketin hesaplarında sahte transferler bulmamış, bilinmeyen bir numaradan tehdit mesajı almamış, hayatına ansızın giren bir kadının varlığını düşünmemişti.Simay kendine kızdı. Neden onu düşünüyordu ki? Ateş tehlikeliydi. Kaba saba, sinir bozucu ve kendini dünyanın sahibi sanan bir adamdı. Üstelik onun dünyasında hata yapmanın bedeli çoğu zaman parayla ödenmiyordu. Simay'ın böyle bir adamla sevgili rolü yapmayı kabul etmesi için aklını kaçırmış olması gerekirdi. Henüz kabul etmemişti. Bu ayrıntıyı kendine hatırlatmak zorunda kalması bile canını sıkıyordu. Asansör açıldı. Asel onları odasının önünde karşıladı. Yüzünde alışıldık sakinliği vardı ama gözlerinin altındaki yorgunluk saklanamayacak kadar belirgindi. "Ateş." "Asel." İki kardeş birbirlerine baktılar. Aralarında yılların biriktirdiği şeyler vardı. Söylenmemiş sözler, yanlış anlaşılmalar, bir babanın ölümünden sonra büyüyen öfke ve birbirlerine ulaşmak için gösteremedikleri cesaret... Fakat ikisi de bunları konuşmakta iyi değildi. Asel bakışlarını Simay'a çevirdi. "Bir gelişme var mı?" Ateş kapıyı kapattı. "Şirketinden çıkan paraların bir kısmı Kemal'le bağlantılı bir hesaba aktarılmış. Kayıtlar altı ay öncesine ait." Asel'in yüzündeki ifade sertleşti. "Bu imkânsız." "Ben de öyle düşündüm." "Finans departmanını kendim denetledim. Bu kadar büyük bir transferin benim onayım olmadan yapılması mümkün değil." Simay çantasından dizüstü bilgisayarını çıkardı. "Normal şartlarda değil. Ancak dijital imzanızın bir kopyası kullanılmış olabilir." Asel ona döndü. "Bunu yapabilecek biri var mı?" "Yeterli erişimi olan herkes yapabilir. Ama burada başka bir şey var." Ekranı masaya çevirdi. Dosyaların arasında aynı ifade yeniden beliriyordu. İkinci aşama: Ateş'in dönüşü. Asel uzun süre yazıya baktı. Ardından başını kaldırdı. "Bu dosyayı kim buldu?" "Ben," dedi Simay. "Ateş'in adamlarıyla birlikte." "Başka kim gördü?" "Şimdilik yalnızca biz." Asel'in bakışları kardeşine kaydı. "Ateş, bu işin senin dönüşünle ne ilgisi var?" Ateş cevap vermeden önce odanın penceresine yürüdü. Aşağıda insanlar küçük figürler gibi hareket ediyordu. Her biri bir yere yetişmeye çalışıyor, hayatlarının kontrolünü ellerinde tuttuklarını sanıyordu. Ateş o hissi yıllar önce kaybetmişti. "Henüz bilmiyorum." Asel'in sesi sertleşti. "Yani biri senin geri döneceğini biliyordu ve benim şirketimi kullandı." "Öyle görünüyor." "Kim?" Ateş döndü. "Öğrenene kadar kimseye güvenmeyeceğiz." Asel başını iki yana salladı. "Bu şirketi kurmak için on yıl harcadım. İçerideki insanlara güvendim." "İşte sorun da bu." "Ateş..." "Ben sana bir şey söyleyeceğim, sen de bunu kişisel algılamayacaksın." Asel kollarını göğsünde birleştirdi. "Şimdiden kişisel algıladım." "Şirketinde bir köstebek var." Asel'in yüzü soldu. "Ve onu bulana kadar hiç kimseye güvenmeyeceğiz. En yakınındaki insanlara bile." Bir süre sessizlik oldu. Sonra Asel masasına döndü ve telefonunu aldı. "Finans müdürüyle görüşeceğim." Ateş anında karşı çıktı. "Hayır." Asel'in eli havada kaldı. "Ne demek hayır?" "Şüpheli olduğumuzu belli edersen adam izlerini siler. Önce kimin ne bildiğini öğrenmemiz gerekiyor." "Bu benim şirketim." "Benim de ailem." Sözler odanın ortasında asılı kaldı. Ateş'in yüzünde pişmanlık yoktu ama Asel'in gözlerindeki ifade değişmişti. Bir anlığına şirket yöneticisi değil, yıllardır özlediği kardeşinin karşısında ne yapacağını bilemeyen bir adam olmuştu. Asel yavaşça telefonunu bıraktı. "Peki," dedi. "Senin yöntemlerinle ilerleyeceğiz." Ateş kaşını kaldırdı. "Bu kadar kolay mı?" "Hayır. Birazdan sana neden berbat bir kardeş olduğunu anlatacağım. Ama önce şu işi çözelim." Simay gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ateş onu fark etti. "Komik olan ne?" "Hiç." "Yüzün öyle söylemiyor." "Yüzüm bağımsız bir karakter. Kontrol edemiyorum." Asel ilk kez hafifçe gülümsedi. "Bu kadını seviyorum." Ateş'in bakışları anında ona döndü. "Ne?" Asel omuz silkti. "En azından seninle baş edebiliyor." Simay başını kaldırdı. "Henüz baş edemiyorum. Sadece deniyorum." "Başarılar," dedi Asel. "İhtiyacın olacak." Ateş ikisine de öyle bir baktı ki Simay sonunda güldü. Ve Ateş, uzun zamandır ilk kez, bir odadaki herkesin kendisinden korkmamasının nasıl bir şey olduğunu fark etti. Bu his, beklediğinden daha tehlikeliydi. Toplantı odasından çıktıklarında Simay, Ateş'in kolunu tuttu. "Bir dakika." Ateş durdu. "Ne oldu?" "Finans müdürüyle konuşmama izin ver." "Hayır." "Adamın ifadesini görmek istiyorum." "Ben de." "Sen insanları sorgularken genellikle cevaplarını beklemiyorsun." Ateş'in dudakları kıvrıldı. "İnsanların cevapları çoğunlukla zaman kaybıdır." "İşte tam da bundan bahsediyorum. Biri yalan söylüyorsa bunu anlayabilirim." "Ben de anlayabilirim." "Sen insanları korkutuyorsun. Ben konuşturuyorum." Ateş bir süre onu inceledi. Simay geri adım atmadı. Sonunda Ateş başını Mert'e çevirdi. "Finans müdürünü toplantı odasına çağır. Tek başına gelsin." Simay kaşlarını kaldırdı. "Bu kadar mı?" Ateş ona baktı. "Ne bekliyordun? Diz çöküp özür dilememi mi?" "İmkânsız olduğunu biliyorum. Sadece bir mucize görmek istemiştim." "Hayal kırıklığına uğrattı ğım için üzgünüm." "Değilsin." "Hiç değilim." Finans müdürü birkaç dakika sonra geldi. Adı Cemil Arslan'dı. Elli yaşlarında, bakımlı, pahalı takım elbiseli bir adamdı. Odaya girerken yüzünde profesyonel bir gülümseme taşıyordu. Asel'in karşısına oturdu. "Acil bir toplantı olduğunu söylediler. Bir sorun mu var?" Asel cevap vermedi. Simay, dizüstü bilgisayarını açıp ilgili transferleri ekrana yansıttı. Cemil'in gözleri bir anlığına büyüdü. Çok kısa bir andı. Ama Simay gördü. "Bu transferleri daha önce gördünüz mü?" diye sordu. Cemil hemen toparlandı. "Elbette. Şirketin bütün finansal hareketlerini düzenli olarak inceliyorum." "Bu transferlerin onayını kim verdi?" "Yönetim kurulu prosedürlerine göre—" "Ben prosedürü sormadım," diye araya girdi Simay. "İsmi sordum." Cemil ona baktı. "Hanımefendi, bu konuları sizinle konuşmam gerektiğini sanmıyorum." Ateş sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı. "Yanlış sanıyorsun." Cemil'in bakışları Ateş'e kaydı. Onu tanımıştı. Bunu anlamak için yüzündeki değişimi görmek yeterliydi. "Ateş bey..." "Demek ismimi biliyorsun." "Elbette. Asel Bey'in kardeşisiniz." "Ne güzel. Aile bağlarımızı öğrenmişsin. Peki, şirketin hesabından çıkan paraların nereye gittiğini de biliyor musun?" Cemil'in boğazı hareket etti. "Ben yalnızca bana verilen talimatları uyguluyorum." Asel öne eğildi. "Kim verdi?" Cemil birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra nefesini bıraktı. "Bu transferleri ben onaylamadım. Bana, yönetim kurulundan gelen talimatlar doğrultusunda işlemlerin sisteme girildiği söylendi." "Kim söyledi?" diye sordu Simay. "Operasyon direktörü." Asel'in yüzü değişti. "Levent mi?" Cemil başını salladı. "Ancak kendisi de doğrudan talimat aldığını söyledi. Benim bu işte başka bir bilgim yok." Ateş'in sesi soğudu. "Levent kimden talimat almış?" "Bilmiyorum." "Bilmediğine emin misin?" Cemil'in alnında ter birikmeye başladı. "Eminim." Simay bilgisayarına birkaç not düştü. "Transferlerden sonra hesabınıza veya yakınlarınızın hesaplarına olağan dışı bir para girişi olmuş mu?" Cemil'in yüzündeki ifade sertleşti. "Bu bir suçlama mı?" "Hayır. Bir soru." "Avukatım olmadan cevap vermeyeceğim." Simay başını salladı. "Elbette. Avukatınızla birlikte cevap verebilirsiniz." Cemil ayağa kalktı. "Bu konuşmanın burada bitmesini istiyorum." Ateş de ayağa kalktı. "Konuşma bitti. Ama mesele bitmedi." Cemil kapıya yöneldi. Tam çıkacakken Ateş'in sesi arkasından geldi. "Bay Arslan." Adam durdu. "Evet?" "Bu odadan çıktığında birini arama. Özellikle de Levent'i." Cemil'in omuzları gerildi. "Bu bir tehdit mi?" Ateş gülümsedi. "Hayır. Bir tavsiye." Cemil çıktıktan sonra odada bir süre kimse konuşmadı. Simay bilgisayarını kapattı. "Yalan söylüyor." Asel ona döndü. "Nereden anladın?" "Her soruya cevap vermeden önce bir saniye düşündü. Ama Levent'in adını söylediğinde düşünmedi. Onu suçlamak için hazırlanmıştı." Ateş başını hafifçe salladı. "Ya da gerçekten ondan şüpheleniyor." Simay kaşlarını çattı. "İkisi de mümkün." "İşte bu yüzden kimseyi hemen suçlamıyoruz." Simay ona baktı. "Bak sen. Bazen mantıklı şeyler de söylüyormuşsun." Ateş saatine göz attı. "Bu anı takvime yaz. Tekrarı olmayabilir."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE