Parti

1080 Kelimeler
Selamun aleyküm 🍂🍂 Keyifli okumalar...🍭🍭 Kahvelerimiz bitmek üzereyken Menekşe masaya hafifçe vurdu, gözleri parlıyordu. — Kızlar, karar verdik mi? Parti bu cumartesi, saat dokuzda event salonunda. Bütün bölümler davetliymiş, turizmdekiler, işletmeciler, mühendislikler... Herkes olacak. Gitmiyoruz da ne yapıyoruz? Ezgi kahve fincanını masaya bırakıp gülümsedi. — Ben varım. Yazın stajda yeterince sıkıldım, biraz eğlenmek iyi gelir. Hem belki yeni insanlar tanırız. Gözlerim ikisine döndü. İçimde hafif bir heyecan kıpırdandı. — Tamam, ben de varım. Ama erken kalkacağım diye söz vermiyorum, pazar sabahı dersim yok ama yine de yorgun düşmeyelim. Pazartesi erkenden staj yapacağım otele gitmem gerekiyor. Menekşe zafer kazanmış gibi ellerini havaya kaldırdı. — Yaşasın! O zaman cumartesi dokuzda event salonu önünde buluşuyoruz. Güzel giyinelim, fotoğraf çekeriz, dans ederiz, belki bir iki yakışıklıyla tanışırız, kim bilir? Ezgi güldü. — Menekşe yine hayal kurmaya başladı. Hadi bakalım, görelim. Hesabı böldük, kafeden kalktık. Kapıda sarılıp ayrıldık. Menekşe ve Ezgi aynı yöne gidiyordu, ben ise ters tarafa. Eve dönmeden önce markete uğramam lazımdı; dün temizlik yapmıştım ama buzdolabı bomboştu. Marketin kapısından içeri girer girmez serin hava yüzüme çarptı. Ankara da hâlâ sıcak hava etkisini gösteriyordu. Alışveriş arabamı aldım, meyve-sebze reyonuna daldım. Elma, armut, muz, portakal... Biraz da yeşillik; roka, maydanoz, marul. Domatesler güzel göründüğü için bir kilo aldım. Peynir reyonunda beyaz peynir, kaşar, eski kaşar... Zeytin çeşitlerinden birkaç tane, yumurta, süt, yoğurt... Temizlik malzemeleri için ayrı bir koridora geçtim. Çamaşır deterjanı, bulaşık deterjanı, sıvı sabun, çöp poşeti... Annem görse "Daha ne alacaktın?" derdi ama bu sefer kendim karar veriyordum. Kasada sıraya girdim. Önümdeki teyze poşetlere yardım ederken laf attı: — Kızım öğrenci misin? Evde yalnız mısın? — Evet teyzeciğim, Ankara'da okuyorum. — Allah kolaylık versin, dikkat et kendine. Gülümsedim, teşekkür ettim. Poşetleri zor bela eve taşıdım. Taksi tutmadım, yürüyerek geldim; hem spor olur diye düşündüm. Eve girer girmez poşetleri tezgâha boşalttım. Meyveleri yıkadım, buzdolabına yerleştirdim. Temizlik malzemelerini dolaba kaldırdım. Bir bardak su içip koltuğa oturdum. Telefonuma baktım; abim Ufuk'tan mesaj gelmiş: "Ankara'ya vardın mı güvenli? Annem yine erzak muhabbeti yaptı mı? 😄" Güldüm, hemen cevap yazdım: "Vardım abi, ev tertemiz oldu. Annem az yükledi bu sefer, direndim. Sen ne yapıyorsun Kayseri'de?" Cevap hemen geldi: "Eğitimdeyim, yoğun. Hafta sonu izin alırsam Ankara'ya uğrarım. Kendine dikkat et küçük." Pazartesi sabahı alarmım çaldığında yataktan zor kalktım. Hızlı bir duş, sade bir makyaj, rahat bir kot ve kazak... Çantamı alıp evden çıktım. Kampüse otobüsle gittim. İlk ders Turizm Ekonomisiydi; geçen sene korktuğum ders. Sınıfa girdiğimde birkaç tanıdık yüz gördüm, selamlaştık. İlk hafta olmasına rağmen mevcut neredeyse tamdı. Hocamız içeri girer girmez tahtaya bir grafik çizdi. — Bu hafta talep esnekliğini işleyeceğiz. Turizm sektöründe fiyat değişiminin talebi nasıl etkilediğini tartışalım. Arkadaki çocuk el kaldırdı: — Hocam, uçak biletleri ucuzlayınca talep artıyor değil mi? — Evet, ama hangi ölçüde? Eylem, sen ne düşünüyorsun? Adımı duyunca irkildim. — Şey hocam, gelir esnekliği de önemli. İnsanların geliri artınca lüks tatillere yöneliyorlar, değil mi? Hoca başını salladı. — Güzel örnek. Devam edelim. Ders boyunca not tuttum, arada Menekşe'yle göz göze gelip gülümsedik. O da aynı sınıftaydı. Öğle arasında kantine indik. Menekşe, Ezgi ve birkaç kişi daha masaya oturduk. Menekşe tostunu ısırırken: — Sabahki ders ölüm müydü ya? Talep esnekliği, çapraz esneklik... Kafam karıştı. Ezgi güldü. — Ben not aldım, akşam paylaşırım. Eylem sen anladın mı bari? — Bir kısmını. Abim Ufuk ekonomi okumadı ama askerlikte lojistikle uğraştığı için hep anlatırdı. "Turizmde fiyatlandırma stratejik" derdi. Menekşe göz devirdi. — Yine abin. Senin abin yoksa süper kahraman mı? Hem asker, hem dil hocası, hem ekonomi danışman. Abin bekar ya, annen gelin arıyor diyorum ki abinle evlensem mi? Çok amaçlı bir abin var. Faydalanırım. Güldük. Öğleden sonra Fransızca dersim vardı. Hocamız Fransız bir kadındı, tamamen Fransızca konuşuyorduk. Konu otel resepsiyon diyaloğuydu. — Eylem, lütfen şu diyaloğu oku. Kitaptan pasajı yüksek sesle okudum, akıcı bir şekilde. Hoca memnun kaldı. — Très bien! Votre accent est parfait. Ders çıkışı koridorda Menekşe'ye rastladım. — Akşam staja gidiyorum, otelde resepsiyon. Sen ne yapıyorsun? — Ben de acenteye. Akşam buluşalım mı bir kahve içeriz? — Olur, mesaj atarım. Salı günü sabah erken stajım vardı. Şehir merkezindeki bir tur acentesinde yarı zamanlı çalışıyordum. Müdürüm Ayşe Hanım kapıda karşıladı. — Hoş geldin Eylem. Bugün İtalyan bir grup gelecek, senin İtalyancan lazım olacak. Masama oturdum, bilgisayarımı açtım. Grup geldiğinde ayağa kalkıp gülümsedim. — Buongiorno! Benvenuto nella nostra agenzia. Adamın yüzü aydınlandı. — Buongiorno! Finalmente qualcuno che parla italiano! Rezervasyonlarını yaptık, Kapadokya turu istediler. Tüm detayları İtalyanca anlattım. Ayşe Hanım uzaktan izleyip başparmak işareti yaptı. Öğleden sonra kampüse döndüm. Almanca dersim vardı. Konu turistik broşür çevirisiydi. Grup çalışması yaptık, ben yine öne çıktım. Akşam eve dönerken yorgundum ama mutluydum. Dillerim işe yarıyordu. Çarşamba sabahı kampüste Ezgi'yle kütüphanede buluştuk. Turizm Pazarlaması ödevi için araştırma yapıyorduk. Ezgi kitapları karıştırırken: — Bu ödevi bitiremeyeceğiz galiba. Sosyal medya pazarlaması kısmı çok karışık. — Birlikte yaparız. Abim Ufuk bir keresinde "Pazarlama duyguya hitap eder" demişti. Örneklere bakalım. İki saat çalıştık, epey yol aldık. Öğle vakti kantinde Menekşe katıldı. — Kızlar, cumartesi için heyecanlı mısınız? Ne giyeceksiniz? Ezgi: — Ben siyah bir elbise düşünüyorum. Menekşe: — Ben kırmızı! Eylem sen? — Bilmiyorum, dolaba bakacağım. Rahat bir şey olsun yeter. Perşembe günü yoğun geçti. Sabah Turizm Coğrafyası dersi, öğlen staj, akşam İtalyanca seçmeli ders. Stajda bu sefer Alman bir aile geldi. Almanca konuşarak müze biletlerini ayarladım. — Vielen Dank! Sie sprechen sehr gut Deutsch. — Danke schön! Viel Spaß in Ankara. Eve döndüğümde ayaklarım ağrıyordu. Hızlı bir duş, makarna, yatak. Cuma günü dersler hafifti. Öğleden sonra kampüste kızlarla buluştuk. Çimlerde oturduk, sohbet ettik. Menekşe: — Yarın parti! Hazır mısınız kızlar? Ezgi: — Heyecanlıyım. Kaç kişilik olacak acaba? — Bin kişi falan dediler. DJ gelecekmiş, ışıklar, dans pisti... — İnşallah güzel geçer. Biraz dans eder, erken çıkarız belki. Menekşe güldü. — Erken mi? Seni pistten indirmem Eylem! Cumartesi sabahı geç uyandım. Evde temizlik yaptım, öğlen güzel bir yemek pişirdim: zeytinyağlı yaprak sarma ve salata. Akşam için hazırlandım. Dolabı karıştırdım, siyah deri pantolon ve beyaz bir bluz buldum. Hafif makyaj, saçlarımı açık bıraktım. Her Allah' ın günü partiye gitmiyordum ama oteldeki partilerden insanların nasıl giyindiklerini görmüştüm. Az çok öğrenmiştim. Saat sekiz buçukta evden çıktım. Event salonuna taksiyle gittim. Kapıda Menekşe ve Ezgi beni bekliyordu. Menekşe kırmızı elbisesiyle harika görünüyordu. — Vayyy Eylem, çok cool olmuşsun! Ezgi siyah elbisesiyle zarifti. — Kızlar, hazır mıyız? İçeri girelim! Kapıdaki güvenlik öğrenci kartlarımızı kontrol etti, içeri girdik. Salon doluydu, müzik yüksek sesle çalıyordu, renkli ışıklar dans ediyordu. Kalabalıkta farklı bölümlerden yüzler görüyordum. Pistte dans edenler, köşelerde sohbet edenler... Menekşe kolumdan tuttu. — Hadi kızlar, önce birer içecek alalım, sonra dans! Gülerek kalabalığın içine daldık. Parti yeni başlıyordu... 🎈🎈🎈
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE