bc

HEMDEM

book_age18+
435
TAKİP ET
5.2K
OKU
contract marriage
family
HE
love after marriage
friends to lovers
pregnant
playboy
heir/heiress
drama
sweet
kicking
campus
city
office/work place
childhood crush
enimies to lovers
rejected
secrets
friends with benefits
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

HEMDEM
Aşkın, kaybın ve yeniden doğuşun en çıplak hali…

Eylem ve Alp, birbirlerini sevmeyen iki yabancı olarak aynı yatağa mecbur bırakılmışlardı. Ailelerin kapıları kapanmış, gelecekleri bir bebekle zincirlenmişti. Ama o bebek, henüz nefes almadan sustu. Bir ultrason ekranında minik bir kalp atışı söndüğünde, ikisi de öldü. Yalnız kaldılar. Kırıldılar. Yoksulluğun, uykusuz gecelerin, faturaların ve sessizliğin içinde birbirlerine tutunarak hayatta kalmaya çalıştılar.

Eylem karnındaki boşluğu her sabah yeniden keşfederken, Alp mutfakta bıçaklarını keskinleştirerek acısını kesmeye çalıştı. Birbirlerine “arkadaş” dediler. “Ev arkadaşı” dediler. “Emanet” dediler. Ama zaman, kelimelerin ötesine geçti.

Aileler silmişti. Kapılar kilitlenmişti. Ama kalpler… kalpler susmayı reddetti.

Bir gün Eylem, Alp’in yorgun gülümsemesinde bir sığınak bulduğunu fark etti.
Bir akşam Alp, Eylem’in gözyaşlarında kendi yalnızlığını gördü.

Hemdem, mecburiyetten doğan bir evliliğin, acıyla yoğrulmuş bir aşk hikâyesidir.
Kayıp bir bebeğin bıraktığı boşlukta, iki yaralı insan birbirine yeniden doğar mı?
Yoksa o boşluk, ikisini de sonsuza kadar mı yutar?

Aşk bazen en beklenmedik anda, en beklenmedik kişide başlar.
Bazen de bir çift eldiven, bir kırmızı gül, bir mezuniyet pastası ve “seni seviyorum” diyememenin acısıyla.

HEMDEM
Çünkü bazen “beraber olmak” yetmez.
Bazen “hem-dem” olmak gerekir.

Yalnızlığın, özlemin ve yeniden başlamanın romanı…
Şimdi başlıyor.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Ankara Yolcusu
Selamun aleyküm 🍂🍂 Keyifli okumalar...🍭🍭 -Nesrin sultan bu kadar hazırlığa gerek olmadığını sen de biliyorsun. İki ay sonra sen de geleceksin zaten. Her geldiğinde elin kolun dolu geliyorsun. Abim desen Kayseri ' den geliyor ama eli boş gelmiyor. Evime gelen arkadaşlarım hiç öğrenci evi gibi değil diyorlar. Her taraf tıka basa dolu. Allah aşkına abartma bu sefer. Bu erzakları götürmekten kitaplarımı ve kıyafetlerimi götüremiyorum her seferinde. Bu seferlik bunlar yeter. Sen gelince kavanozları getirirsin. Ben ihtiyaçlarımı götürürüm. -Eylem yavrum azıcık anne sözü dinle. -Anne lütfen. Hadi daha fazla yorma beni. Bak daha bavullarımı hazırlayacağım. Yarına yola çıkacağım. Doğan' a söz verdim bugün onu sinemaya götüreceğim. Abla kardeş gitmeden önce film izleyeceğiz. -İyi. Burnunun dikine git. Orada ihtiyacın olsun, görürüm seni. -İhtiyacım olursa arayıp isterim sultanım. Hem sen abimi arasana. Geçen gün konuşurken ağzından kaçırdı. Askeriyedeki doktor arkadaşı var ya, Görkem... -Ee ne olmuş ona? -Görkem abi bile birini bulmuş ciddi düşünüyormuş. Oğlun evde kaldı anne. Arkadaşları sırayla evleniyor ama senin oğlun karta kaçtı. Sen benim ev erzaklarıma karışacağına oğlunu evlendir. Bomba bilgiyi ortaya atmamla annem telefonunu alıp odamdan çıkmıştı. Annemin odamdan çıkmasını fırsat bilip hemen dolaptan elime geçen parçaları üstüme geçirip hazırlanmış saçımı dağınık bir şekilde topladım. Yüzüme sadece güneş kremi sürerek odadan çıktığımda Doğan çoktan hazırlanmış bir şekilde salon da bekliyordu. -Nihayet abla. -Ne yapayım annem bırakmadı. Benim öğrenci evimi dolduracak diye burayı boşalttı. Yarın akşam yemeğinde çorba içerseniz şükret. Söylemime gülerek ayakkabılarını giyerek hemen asansöre yönelmişti. -Üç yıl olacak hâla alışamadı annem. Bir yıl sonra geri döneceksin ama annem ilk gün ki gibi davranıyor. Sanki Ankara da aç kalıyorsun. -Klasik annem. Abime nasıl davranıyorsa bize de öyle davranıyor. Sen şimdi liseye yeni başladın, devamında aynı şeyleri sen de yaşayacaksın. Asansörden inip sokağa çıktığımızda, hafif bir esinti yüzümü yaladı. Doğan hemen yanımda yürümeye başladı, elleri cebinde, sanki her şey normalmiş gibi. Ama ben içimde bir şeyler kurcalıyordum. Neden Ankara? Neden turizm ve otelcilik? Aslında her şey abim Ufuk'la başlamıştı. O, teğmen olarak Kayseri'de görev yapıyordu ama işler sık sık Ankara'ya düşüyordu – toplantılar, eğitimler, bazen de sadece dinlenmek için. "Ankara'ya gel, hem yakın oluruz," demişti bana lise son sınıftayken. "Benim gibi uzaklara savrulma, en azından başkentte olursun." Haklıydı da. İstanbul'un kalabalığından uzaklaşmak istiyordum, ama aileden tamamen kopmak da değildi niyetim. Turizm ve otelcilik... Eh, insanları mutlu etmek, yeni yerler keşfetmek gibi geliyordu bana. Ama asıl sebep Ufuk abimdi. Onun sık ziyaretleri sayesinde yalnız hissetmeyecektim. Özel bir üniversitede okuyordum, ailem yurt yerine küçük bir öğrenci evi tutmuştu bana – sade, ama rahat. Ufuk abim geldiğinde de orada kalıyordu, sanki geçici bir aile yuvası gibi. Üstelik diller de vardı işin içinde. Fransızca, İtalyanca ve Almanca biliyordum – bunlar da bölüm seçimimde büyük etken olmuştu. Abim Ufuk sayesinde heveslenmiştim aslında. O, askerlik öncesi Avrupa'da bir görevde bulunmuş, ordan dönünce "Dil bilmek kapıları açar, Eylem," demişti. Bana kitaplar getirmiş, hatta birlikte dil kurslarına gitmiştik. Hafta sonları Fransızca konuşma pratiği yapardık, İtalyanca şarkılar dinlerdik, Almanca belgeseller izlerdik. "Turizmde bu diller altın değerinde," diye teşvik etmişti beni. Haklı çıkmıştı; üniversitede derslerimde bu diller sayesinde öne çıkıyordum, staj fırsatları bile artmıştı. Otobüsle alışveriş merkezine gidene kadar bu düşünceler zihnimde dönüp durdu. Neden bu kadar içsel bir hesaplaşma yapıyordum ki? Belki yarınki ayrılık yüzünden, belki de sadece yorgunluktan. Ama biliyordum ki, ben bu kitabın baş kahramanıydım – hayatımın hikayesini kendim yazıyordum, adım adım. Alışveriş merkezine vardığımızda, sinema katına çıktık. Doğan'ın gözleri parlıyordu. -Abla, senin romantik komediyi boş ver, ben aksiyon istiyorum. 'Gölge Savaşçıları' diye bir film var, fragmanı deli gibiydi! Güldüm. -Tamam, senin dediğin olsun. Madem son günümüz, sen seç. Biletleri aldık, kocaman bir kova mısır ve iki kola kaptık. Salon doluydu, ışıklar söndüğünde Doğan heyecanla koltuğuna gömüldü. Film aksiyon dolu sahnelerle başladı – patlamalar, kovalamacalar, kahramanlar... Ben arada bir göz ucuyla Doğan'a bakıyordum. Lise bire yeni başlamıştı, ama sanki dün daha küçüktü. Abim Ufuk Kayseri'de olduğu için nasihat verme görevi bana kalmıştı. Film sırasında aklıma geldi: -Bir sıkıntın olursa beni ara, tamam mı? Yetişemezsem arkadaşım Yasemin'i ara. O da Ankara'da, her zaman yardımcı olur. Film bittiğinde Doğan alkışlıyordu. -Süperdi abla! Teşekkürler. -Ama bak, eksiklerim var. Dedim ayağa kalkarken. -Yarın yola çıkıyorum, birkaç şey almam lazım. Hadi alışveriş yapalım. Merkezde dolaştık. Yeni bir defter, birkaç kalem, kışlık bir kazak... Doğan da bana eşlik ediyordu, arada bir kıyafet mağazalarına bakarak. -Abla, lisede zor mu?" Diye sordu birden. -Zor değil, ama disiplinli ol. Abimiz gibi ol, anladın mı? Dil çalışmayı da ihmal etme, bak ben abim sayesinde üç dil öğrendim, hayatımı değiştirdi. Güldü. -Tamam, abim gibi. Belki ben de asker olurum. -Olursun olur, ama önce okulunu bitir. Geç olmadan eksiklerimizi toplayıp Üsküdar'daki evimize geri döndük. Trafik yoğundu, ama sohbet ederek geçti zaman. Eve girer girmez Doğan odasına geçti, muhtemelen film hakkında arkadaşlarına mesaj atıyordu. Ben ise bavullarımı toplayıp çalışma masasının önüne bıraktım. Bir an durdum, pencereden dışarı baktım. Üç yıldır bu ritüel devam ediyordu: Eylül'de evden gidiyor, Ocak'ta ve Haziran'da geri dönüyordum. Ama hala alışamamıştım. Ailesinden uzakta hiç kalmamıştım ben. Abim Ufuk "Asker olacağım" diyip uzaklara gittiğinde bile zorlanmıştık – annem ağlamış, babam susmuş, Doğan'la ben birbirimize sarılmıştık. Ama abimiz bir şekilde bizi alıştırmıştı: Hafta sonu izinlerinde gelip hikayeler anlatır, hediyeler getirir, "Bakın, uzaklık sadece mesafe," derdi. Şimdi sıra bendeydi, ama içimde bir hüzün vardı. Gözlerim doldu, ama silkeledim kendimi. Duygusallığı bir kenara bırakıp ayaklanıp odadan çıkarak mutfağa annemin yanına geçtim. -Yardım edeyim mi anne? Dedim. Salatayı hazırladım, domatesleri doğradım, yeşillikleri yıkadım. Sonra yemek masasını kurdum – tabaklar, çatal bıçaklar, her şey yerli yerinde. Babamla Doğan'ın gelmesiyle keyifle yemeğimizi yedik. Sohbet döndü dolaştı yarınki yolculuğa geldi. -Dikkat et kendine kızım. Dedi babam. -Ve unutma, abin gibi gez dünyayı. Yemek sonrası Doğan babamlara çay servisi yaparak odasına çekildi. Benim otobüsüm erken saatlerde olduğu için duş almak için banyoya girdim. Sıcak suyun altında yarınki macerayı düşündüm – altı buçuk saatlik yol, sonra Ankara. Sabah babamların terminale bırakmasıyla duygusal bir vedalaşma yaşadık. Annem sarıldı, -Erzakları unutma. Dedi gözyaşlarını silerek. Doğan sımsıkı sarıldı, -Abla, çabuk dön. Babam bagajı yerleştirdi. -Dikkat et kızım. Otobüsteki yerimi aldım, cam kenarı. Motor çalışınca el salladım, onlar da karşılık verdi. Yol boyunca manzarayı izledim, müzik dinledim, biraz uyukladım. Altı buçuk saatlik yolculuktan sonra Ankara'ya gelmiştik. Otobüsten inip bavullarımı aldım, derin bir nefes çektim. Bu yıl Ankara'da neler yaşayacaktım kim bilir? Yeni arkadaşlar, belki bir aşk, belki zorlu dersler... Ama her ne olursa olsun, hazırdım. 🎈🎈🎈 Merhaba 👋 Yepyeni bir kurgu ile karşınızdayım. Yeni kurgum Viraha kurgusunun devamı niteliğinde. # Viraha kitabımımdaki Ufuk’ un kız kardeşi Eylem ‘ in hikayesini okuyacağız bu kitap da. Diğer kitabı okumayan arkadaşları diğer kitaba da beklerim.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

AŞKLA BERDEL

read
90.1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
84.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
542.5K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
20.5K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
54.5K
bc

HÜKÜM

read
229.1K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
34.6K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook