"Şu garip halimden bilen, işveli nazlım. Gönlüm hep seni arıyor, Neredesin sen?" Radyoda çalan şarkının manidarlığı Timuçin'in gözlerini doldurmuş, güneş gözlüklerini takmasına sebep olmuştu. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de pek iyi değildim. Terapi almalıydım belki de. Ne yazık ki şirkette henüz ilk haftamın yeni bitmesine rağmen; terapiye bile vaktimin olmadığını anlamıştım. Dört büyüklere, çalışanlara, Pelin'e, hatta olayla belki de hiç alakası olmayan fabrika şefine dahi yaklaşıyordum. Kimse... Hiç kimse beni plana götürecek adımı atmıyordu. Bugün günlerden pazardı. Bir akrabanın düğününe katılacaktık ailemizle. Anne ve babam Timuçin'i de beni de ayrı ayrı arayıp tembih etmişlerdi gelmemizi. Üstüne bir de hala evlenmediğimizi vurgulayınca... Keyfimize tüy dikmişle

