Mustafa sessizce ağlayan Hevin' in yanına gidip sarıldı, saçlarını okşadı. Telefonu kapattıktan sonra , istediği oyuncak alınmayan çocuk gibi, sinirle zemindeki parlak parkeyi tepen Hevi' ye taraf kafasını çeviren amcası ''Git hazırlan! Kardeşinin valizini de hemen hazırla. Babanı duydun! '' dedi uyarı dolu bir sesle.
Hevi daha çok sinirlendi ''kaç yaşına geldim ya kaç? Hala ceza diyorlar! İnanabiliyor musunuz biri ceza diyor diğeri arkasındayım diyor!''
Hevin, Mustafa amcasından ayrılıp burnunu çekti ''bunu bana yapmaya hakkın yoktu '' dedi kardeşine taraf dönerek.
''Hevin, güzel kardeşim haksızlığı yapan ben değilim her şeyi çok bilen ebeveynlerimiz!''
''Hayır sensin! Okulu erken bitirme hayalim olduğunu biliyordun, şimdi senin yüzünden uzayacak!'' iki kız kardeşin birbirini yiyecek gibi bakışmaları ve Hevin' in de sinirine yenik düşüp kardeşinin üstüne yürümesiyle Mustafa , elini çaresizce boncuk boncuk terleyen açık alnında gezdirdi ''kızlar! On dakika sadece on dakika veriyorum size herkes odasına!'' diye sesini yükselterek kardeşlerin dikkatini kendi üstüne çekti. Kızların sözünü ikiletmeden odalarına çekilmeleriyle nefesini seslice salarak koltuğa bıraktı kendini. Hem uykusuz kalmış hem de bir gece de iki yolculuk yapmak için yeterince dinlenememişken birde bu gürültüyü kaldıramayan başını tutup gözlerini kapattı.
''Eh be babası kılıklılar iki dakikada kafamı ütülediniz. Allah sizi alacak olana yardım etsin! '' diye kendi kendine mırıldandı. Belli bir süre sonra çekçekli valizlerini çekiştirip odalarının kapılarını art arda kapatan kızlar, olduğu yerde duruşunu dikleştiren adama baktılar sonra valize. Sessizce hazırız demekti bu. Mustafa amcaları önde kızlar arkasında merdivenleri inip açıktaki otoparka giriş yaptılar. Sessizlikleri devam ediyordu. Arabaya bindiklerinde Hevin, büktüğü boynuyla mahzun bakışlarını kardeşine çevirdi. Hevi ise suçlulukla ayaklarına indirdi bakışlarını.
Babaları, sabaha kadar gözlerini kırpmadı. Çocukları onun güvenini boşa çıkarmışlardı. Ben onları adları bu şekilde anılsın diye yetiştirmedim diye düşünüp duruyordu. Yanında uyuyan karısı, onun oflayıp puflayan sesi ve hareketliliği ile gözlerini açtı.
''Canım, niye uyumadın? ''
''Mal nekete kızın kendini kapılara zincirlemiş gözüme uyku mu girer?''
''Mal neketo , benim kızım da senin değil mi? Mustafa gitti getirecek onları sağ salim merak etme. Hem ceza verdin köye mahkum ettin diğer kardeşleri gezip tatil yaparken onlar ...''
''Kim bilir diğerleri ne halt karıştırıyordur? Sözde bunlar kız daha sakin olurlar dedik erkekleri düşünemiyorum. Ben sana zamanında demedim mi biz bunları yanlış yaptık, olmamış diye.''
''Dedin demesine de Alan ile Dara' yı da istemeyerek mi yaptık?''
Arjen , geri çekilerek sırtını yatak başlığına dayadı yüzünü karısına çevirdi, elini kaldırıp kadının çenesinde gezdirerek okşadı.
''Onlarda habersiz geldiler unuttun mu?''
Kadın, başını salladı ''Evet...'' parmak uçlarını göz kenarındaki kaz ayağı kırışıklıklarında gezdirdi ''...yaşlandık yenisini yapamayız. Ama Allah'tan Rewhat var.''
Adamın gözlerinin içi güldü oğlunun adı geçince '' göz bebeğim biricik oğlum benim. Allah özene bezene yaratmış. İyi ki seni zorladım bak elimizde bir o kaldı.''
''Daha yaşı gelmedi bekle o da çıkarır bir şeyler.''
''Yapmaz benim oğlum yapmaz!'' deyip karısının dudağına uzanan Arjen, kapının tıklatılmasıyla irkildi '' kim ki bu daha gün ışımadı!'' dedi ayağa kalkıp kapıyı açtı. Karşısında oğlunu görünce şaşkınlığına mani olamadı ''Hayırdır oğul sabah sabah?'' diye sordu.
Bıyıkları yeni yeni terleyen parlak kumral renk saç, renkli gözlü dokuz on yaşlarındaki çocuk ''Baba, babaannem ekmek yapıyor Ayşe teyzeyle, eğer canınız katmer istiyorsa yapmalarını isteyecektim.''
Konuşmaya kulak kesilen annesi yataktan sıçrayarak yere bıraktı ayaklarını ''Emine anne yine ekmek mi yapıyor? Kadınlar yapıp gidiyorlar zaten, Vallahi Arjen annenin canına kastı var sanki. ''
Arjen oğlunun başını okşadı '' senin canın çekti galiba? Git söyle ablamlar geliyor onlar için de iki tane yapsın.'' Çocuğun ablalarının geleceğini duymasıyla gözleri ışıldadı ''babaanne ablamlar geliyor ''diye bağırarak ikişer ikişer basamakları inerken sesi tüm avluda yankılanıyordu.
Arjen, giden oğlunun ardından baktıktan sonra telaşla giyinen karısına döndü ''acele etme, kızma da kadın eğleşiyor kendine. Yapamayacağını anlayınca bırakır zaten.''
''Öyle de...Rewhat' a ablaların gelecek dedin, katmer yaptırıyorsun. Ceza bunun neresinde acaba?''
Elini göğsüne koyan adam ''baba yüreği baba senin kadar zalım olamıyorum evin! (aşk)''
Kadın elindeki ince çizgili gömleğini kocasına doğru fırlatarak ''Arjen, ben miyim zalim? Sen çağırıp ceza veriyorum dedin bende kabul ettim, arkanda durdum.''
Kocası ona döndü, parmağını sallayarak '' sana da ceza verme mi istemiyorsan hareketlerine dikkat et! Kaç yaşında kadınsın sen, xanımım (hanım) diye kasım kasım kasılırken bu yaptığın iş mi? Yakışıyor mu xanımlığa? ''
Ariya pişmanlıkla boynunu büktü ''Özür dilerim sen öyle deyince kızdım bir an kızlar da sinirlerimi bozdu, elimde olmadan oldu yani'' kocasına yaklaşarak öptü yanağından ''barıştık mı?''
'' Kızın da sana çekmiş işte...'' karısına sarıldı Arjen ,''...Eh sen de benim zayıf noktamsın ne yapayım barıştık.''
Ariya, rahat bir nefes alarak kedi gibi sindi kocasının göğsüne , cezalandırma yönteminin yüzüne bakmayıp konuşmaması olduğunu çok iyi biliyordu ve bu hiçbir zaman işine gelmemişti.
'' Arjen, ilçeye gidip alacak mısın kızları?''
''Hayır!''
''Hevi çok sinirli olacak.''
''Ateş olsa cürmü kadar yer yakar!''
''Hevin üzgün olacak suçu yoktu biliyorsun. Tek derdi okulunu bitirmekti.''
''O yüzden onun cezası daha hafif olacak.''
Başını salladı Ariya, ''peki sen bilirsin. Hadi bırak beni Hacı anneye yardım etmeye gideyim.''
''Kahvaltı da hazırlayın babam uyanmıştır. Cadıların geleceğini duymuştur şimdi hepten heyecanlıdır.''
Ariya adamdan ayrılıp yatağın kenarındaki şalı boynuna attı önce banyoya gidip elini yüzünü yıkadı ve sonra dışarı çıktı, taş merdivenleri hızla indi. Tandıra çevirdi yüzünü. Oradan içeri girdiğinde kaynanası öksürüp duruyordu yoğun dumandan ötürü.
''Emine anne, sabah sabah niye kendine zulmediyorsun? Kalk ben devam edeyim.''
Yaşlı kadın iki büklüm olan belini zar zor doğrultarak yerinden kalktı. Kapıya kadar çıkıp derin derin soludu temiz havayı'' Rewhat dedi ki ablamlar geliyor hani dediler iki haftadan önce gelemeyiz.''
Ariya, ateşteki ekmeği ters düz ederken ''Geliyorlar, orada akıllı durmamışlar babaları çağırdı.''
Emine hanım korkuyla elini ağzına götürdü ''wışş! deme. Ne yapmışlar?''
''Korkma korkma anne, kötü bir şey değil. Hacı baba uyandıysa hep beraber oturalım sofraya o zaman tam anlatırım.''
Emine hanım ağır aksak odasına doğru yürürken '' Hacı Avdılla' ya söyleyeyim acaba ne etmişler bunlar? Ceza meza diyor Ariya konu komşu duyup yanlış anlamasa bari. Millet bir kızı dışarı göndermiyor bunlar ikisini birden. Hey Ya Rabbim sen torunlarımı kötülerin şerrinden nefsinden nefesinden muhafaza et!'' diye söylenerek dua etti. Vardığı kapının kolunu indirip içeri girdiğinde hacı Avdılla ağa, namazını bitirmiş seccadesini topluyordu.
''Hacı, duydun mu başımıza geleni.''
''Valla hacı söyle birde senden duyayım. Nasılsa söyleyeceksin.''
Emine hanımın bitmek tükenmek bilmeyen alınganlığı yine baş gösterdi. Arkasını dönüp gitmek üzereydi ki kocası ''dur dur! Şaka da yapılmıyor sana. Torunlar geliyor değil mi? Nasıl da burnumda tütüyorlar tıpkı Zozan' ım gibi.''
Emine hanım başını kocasına taraf çevirdi '' he geliyorlar. Ama sor neye geliyorlar?''
''Neye?''
''Gel işte dışarı, soralım. Ariya dedi sofra da konuşuruz. Biz Arjen'i yakalayıp öğrenelim. Babaları çağırmış akıllı durmadılar dedi anaları.''
Sakalını sıvazladı Avdılla ağa ''Ne ettiler ki benim kızlarım?'' deyip dışarı çıktı. Avludan geçen oğlunu durdurup olanı biteni sordu. Durumu anladığı kadarıyla torunların karakola düşmesine, göz altına alınmasına kızmıştı ama oğlunun gidip kendi elleriyle getirmeyişine daha çok kızmıştı. Onlar daha ayak üstü tartışırken iyice yaşlanan Yakup kahya, avlunun büyük demir kapısını ittirerek açtı.
Kapıda duran Hevin hem utanıyordu hem üzülüyordu ama Hevi için durum başkaydı babasına doğru yürüdü. Ona selam vermeden dedesinin eline eğildi öptü sonra babaannesinin.
Babaannesinin koluna girerek ''Emine anne, Avdılla baba, oğlunuz bizi okuldan aldı. Sınıfta kalacağız. Oğullarını da çağırsaydı ya. Kızız diye böyle yapıyor hep'' deyip onları kandırıp kendi tarafına çekmeye çalışıyordu ama bu iki yaşlı insan az görmüş geçirmiş değillerdi, öğrenecekti!
''Sen de az değilsin kızım. İnsan bir düşünür ardını önünü. Sen Arjen ağanın kızısın ayıp değil mi yaptığın?''
Arabayı park edip gelen Mustafa Hevin' in omzuna koydu elini, ona dönen kıza başıyla içeri girmesini söyledi. Kız yavaş yavaş yürürken tandırdan çıkan annesine doğru gidip sarıldı, ''özür dilerim engel olamadım'' dedi. Annesi başını salladı özrünü kabul etti. Beraber avluda toplanan kalabalığa yaklaştılar. Hevin teker teker tüm aile fertlerine sarılırken Hevi yeniden konuşmaya başladı.
''Emine anne Vallahi kötü bir şey yapmadım.''
Babası, Hevin' i kolunun altına alıp öperken bakışlarını ona çevirdi '' kötü bir şey yapmadın demek ? Bize selam vermemeni geçerek daha başka ne yaptığını anlatmak ister misin dedene babaannene?''
''Baba, sen anlatmışsın galiba. Üstelik haksızca beni cezalandırdığın için öpemem sarılamam sana. ''
Başını sallayan babası, '' öyle olsun peki, kendini zincirlediğini söylemedim daha. Senden duysunlar. Anlat! ''
Babaannesi dizine bir tane şaplak indirip seslice şaklamasına sebep oldu ''oy başımıza gelenler! Delirdin mi kızım sen? Hacı, eskiden delileri zincirlerlerdi hatırladın mı?'' dedi kocasına dönerek.
Hevi 'nin başını kaldırıp ''baba, siz bizi böyle yetiştirdiniz! Oku dedin, haksızlığa boyun eğme dedin, gece gündüz anlatıp durduğun masallarda zalimlere karşı duran İnce Memedler ile mazlumun yanında duran Köroğlu yada Dewreş yok muydu? Ne yapmamı beklerdin?'' diye sormasıyla herkes sus pus olup önce ona sonra babasına baktı. Bu kızla başa çıkmak oldukça güçtü.
En az Hevi kadar zeki, dilbaz ve asabi olan uzun boylu, geniş omuzlu halaoğlu Hüseyin de o saatlerde iki elini belinde birbirine kenetleyerek kendinden emin duruşuyla her gün geldiği yerden farklı bir yere gelmiş gibi at çiftliğinin etrafını ören çitlerden iki karış daha yüksek duran ahşap kapısına, kıstığı kahverengi iri gözleriyle, uzun uzun baktı. Çıplak gözle görebildiği, koşturulan, atlara doğru ağır adımlarla yürüdü.
Yanına vardığı seyis iki elini önünde birleştirip selam verdi ama bu saatte neye gelmiş diye içinden geçirmiyor da değildi. O da adama başıyla karşılık verdi. Keskin bakışlarını yeniden atlara çevirdi.
''Durum ne?'' diye sordu yanında duran adama.
''Ağama da dün dedim Tanyeli iyi değil artık koşamaz. Kimse kiralamaz boşuna besliyoruz.''
'' Dayım ne dedi?''
''Çok konuşmuyor ağam, başını salladı gitti. Ne düşünüyor bilmiyorum.''
''Onun yerine sen düşünmeye karar verdin herhalde! ''
Adam önce bir algılayamadı söyleneni, duraksadı, sonra idrak edince ''Haşa ağam olur mu öyle şey?'' dedi çekinerek.
Hüseyin, sıcaktan alnına yapışan kahverengi düz saçlarını eliyle geriye doğru yatırdı. Adama döndü ve ''Olmaz! Olmamalı da! Bir an öyle bir gaflette bulundun gibime geldi. ''
Adam, başını eğip bir adım geri çekildi ''bir kusurumuz olduysa ...'' derken Hüseyin elini kaldırıp susturdu.
''Sıcak saatlerde çıkarıp boşuna terletme hayvanları. İkindi zamanı yeniden uğrarım '' dedi ve geldiği gibi ağır adımlarla toz toprak içinde kalan bembeyaz arabasına doğru yürüdü. Çalan telefonu ile duraksadı. Elini bej renkteki boru paça kotunun arka cebine atarak çıkardı. Kısa bir bakış attı ekrana on dakika önce yanından ayrıldığı annesiydi arayan. Gergin yüzü daha da gerildi. Bir sorun olmasa aramazdı. Ya da o öyle sanıyordu.
''Efendim anne? Birine bir şey mi oldu?''
Senem, avluya kurdukları sallanan kanepeye oturmuş bir ayağı yerde diğerini önüne uzatıp hafif hafif sallanıyordu. Telefonunu açan oğlunun sesiyle kendine mani olamadan gülümsedi, endişelendirdiğini görünce de hemen toparlandı.
'' Yok bir şey aslan oğlum!''
Hüseyin rahat bir nefes aldı '' Hayırdır yeni çıktım evden!''
''Yakınlardaysan gel beni Hacı babamlara bırak diyecektim.''
''Dün oradaydık anne. Başka zaman gidersin. İşim var şehre gidip ilaç getireceğim.''
''Oğlum dayının kızları gelecekmiş annem aradı gidip görmeyeyim mi?''
Genç adam arabasının kapısını açıp ön koltuğuna kuruldu ''Geldilerse geldiler anne. İşimi gücümü onlara göre mi ayarlayacağım? Artık yaz geldi oğulları da döner kalırlar uzun uzun gider görürüz. Çok istiyorsan da babam bıraksın seni.''
''Oğlum yorma beni , arabayla geleceksin tekerleri mi yorulacak? Hem anneannen ekmek yapmış Hüseyin de kahvaltıya gelsin dedi.''
''Tamam anne tamam! Seni bırakırım ama kalmam giderim yiyemem bir şey.'' Annesi çaresizce kabul etti. Hüseyin de direksiyonu geldiği yöne doğru çevirdi oflayarak.
Hüseyin, annesini kapıya kadar bırakıp bakışlarını açık kapıdan içeri doğru çevirdi. Avluda toplanmış ayaküstü konuşuyorlardı. Yanlarındaki valizleri görünce de yeni geldiklerini anladı. İçeriye doğru yürüyen annesinin ardından yüksek sesle ''selam söyle dayımlara'' dedi ve yola koyuldu yeniden.
Senem yavaş yavaş yürüyerek açık kapıdan içeri girdi. Avluda yükselen seslere anlam veremedi. Onu gören Ariya' nın davetiyle onlara doğru yürüdü ve başıyla ne oluyor? diye sordu.
''Abla, kızlar işte...'' derken kocasının, kızına doğru parmağını sallayarak ''size o hikayeleri anlatırken haklının, doğrunun yanında durmanızı öğütledim evet! Ama kendinizi zincirleyin karakolluk olun nezaretlere düşüp sabahlayın demedim! Hukuk fakültesini kazandığında verdiğim öğüdü aldı dedim '' elini diğer kızına uzatarak '' öğretmenlik okumak istediğinde oldu dedim. Bu yaptığın olmaz! Bu bizim yetiştirdiğimiz çocukların yapacağı şey değil!'' demesiyle ona taraf yürüdüler sessizce.
''Baba kimseyi öldürmedim!'' elini kardeşine uzatarak ''Hevin ise hiçbir şey yapmadı. Polis önüne geleni aldı.''
Babası başını hırsla öne arkaya sallarken dedesi oğlunun yanına geldi omzuna dokundu ''oğul gençtir yapmış bir hata. Allah'tan geri dönüşü olan...''
Arjen babasına dönerek '' kurban olayım baba siz geçin içeri yorulmayın , bu cadılar için nefesini boşa harcama!'' dedi ve kızlarına bakarak ''odanıza gidin. Hevin, valizini bırak kahvaltıya gel. Hevi, sen odanda kal orada ye ve sakın çıkayım deme!''
Herkes şaşkınlıkla birbirine bakarken babaannesi duruma itiraz edecek gibi oldu ama kocası kaşlarını kaldırdı ,karışma, dedi. Halası ağzını aralayacak gibi oldu ama o da öfkeyle birbirine bakan baba kızın arasına girme cesaretini gösteremedi. Avludakiler salona geçerken Hevi babasıyla karşılıklı duruyordu daha.
Hevi yanından geçen annesiyle halasına baktı gidip halasına sarıldı ağlamaklı bir ifadeyle ''Hala, bana çocuk gibi ceza veriyor. Bir şey söyle kardeşine.''
Kadın, bakışlarını etrafında gezdirdi içi acıdı yeğeninin haline ama kardeşinin tarafını bırakmadı '' Kızım sizi yedirip içirip gezdirirken kardeşim değil de babanız... Hoşunuza gitmeyen bir şeyler olunca da kardeşim mi oldu Arjen? Ne yaparsanız yapın ben karışmam'' dedi.
Hevi' nin iki kolu yana düştü ayrıldı halasından. Babasına söyleyemediklerinden dolayı boğazı düğüm düğüm olmuştu. Yutkunmakta zorluk çekiyordu. Annesine döndü. Hırçın bakışları bir anda masumlaştı etrafında kimse kalmayınca. Gidip annesinin boynuna doladı kollarını Ariya, kocasına bakarak ellerini iki yana açtı ne yapayım? Der gibi. Kocası başını olumsuzca sallayınca gözlerini yumup açtı kızını omuzlarından tutup kendisinden ayırdı.
''Bir saattir beni görmüyorsun ceza alınca mı annen olduğum aklına geldi? ''
Elini annesinin yüzünde gezdirerek yanağını sıktı ''güzel anneciğim olur mu hiç? Ben seni çok özledim ama koca...yani babam hoş geldiniz ya da geçmiş olsun demeden tartışmaya başladı. Hem de Rewhat' ın yanında.''
Annesi de onun yanağını okşadı ve ''bende sizi çok özledim. Artık evdesin bol bol hasret gideririz. Hadi odana Semra ablan kahvaltını getirir'' dedi. Hevi, ayak topuğunu beton zemine vurarak arkasını döndü annesine ve giden kardeşinin ardından yürüdü. Babasını yan bakışlarla süzerken babasının ''Cezam bu diye sevinme!'' demesiyle daha çok sinirlendi.
Odasından içeri girdi yatağına doğru gidip oturdu. Düşecekmiş gibi iki avucuyla tutunduğu yatağın örtüsünü sıktı. Hevin, önüne gelip diz çöktü. O biraz sakinleşmişti. İki elini kardeşinin bacaklarına koydu ''canım böyle yapma! Daha çok kızdırıyorsun onları. Alttan alsan olmaz mı? Birazcık...''
Hevi gözlerini kardeşinin gözlerine dikti ve ''ben onların çocuğuyum onlar benim değil! Onlar beni alttan almalı. Hiç mi genç olmadılar?''
Omuz silkti Hevin ''bilmem! Babamı bir şeyler yaparken düşünemiyorum. Hiç kendini zincirlermiş gibi bir havası yok şimdi!'' diyrek az da olsa kardeşini güldürmeyi başardı.
''Ağa ya nasıl da kasıyor kendini , Avdılla baba da ağa insan hiç mi çekmez o tatlı adama?''
''Benzemiyor mu? ''
''Hayır! Rewhat' ı da kendi gibi yapmış gördün mü? Buz dolabı gibi küçücük çocuk!''
Gözlerini deviren Hevin ''canım sen kızgın olduğun için bu cümleleri sarf ediyorsun, biliyorum. En çok sen seversin babamızı. Lütfen şimdi sakinleş. Konuşur anlaşırız. Gider dönemimizi kapatır döneriz'' dedi.
Hevi kendini geriye doğru atıp uzandı yatağına.
''Duydun Mustafa amcayı sen gidersin ben kalırım. Herkes hakkettiği gibi...''
''Evet öyle ama... ben sana kalk dediğimde beni dinlemiş olsayd...'' kardeşinin cümlesini tamamlamasına izin vermeyen Hevi ''lütfen gider misin salona? Yeni bir ceza almayalım malum seni bekliyorlar.''
Elini dizine koyan Hevin başını sallayıp ayaklandı ''dediğin gibi olsun! Ben halamı da görememiştim ona da ayıp oldu. Gideyim de göreyim biraz.''
Hevi boynunu dikleştirip kardeşine baktı '' Hepsi Arjenci! Hepsine kırgınım ayrı ayrı ilet salondakilere.'' Hevin, başını sallayıp dışarı çıktı. Elbette söylemeyecekti bunu. O da tüm suçun kardeşinde olduğunu düşünüyordu ama babası da çok sert çıkmıştı onu da yanlış buluyordu. Düşünceli düşünceli salonun kapısından içeri adım attığında babasının '' fani dünya, ölümsüz değil kimse, baba cenazesi bugün mü?'' dediğini duydu. Elini hızla atmaya başlayan kalbinin üstüne koyup ''Allah' ım sen sevdiklerimi bana bağışla! Lütfen yakın olmasın '' dedi. Sesli düşündüğünün farkında değildi ta ki Arjen' in ''Hevin, gel kızım içeri niye titriyorsun? Yakının değil endişelenme'' diyen sesini duyana kadar.
Hevin gibi ne istediğini bilen, merhametli ve çalışkan olan dayıoğlu Memo, ada da sağlam olarak kalan tek yapıya vardığı ilk gün sırtındaki çantasını bir köşeye bırakıp bembeyaz önlüğünü çıkararak sırtına geçirdi alelacele. Yardım isteyen çığlıkları duymazdan gelemiyordu. Yolda iken aldığı duyumlara göre hala enkaz altında olan insanlar vardı. Çaresizce enkaz döküntülerinin arasında ailesine ulaşılmasını bekleyen insanların ağlayışlarına bir kez daha tanık olması yine fazlasıyla üzmüştü onu. Türlü felaketlerle boğuşan insanlara yardım etmek için ülke ülke şehir şehir gezip binleri bulan yardıma muhtaç insana yardımcı olması hiçbir şekilde hiçbir felakete alışmış olduğunu göstermiyordu. Yaka kartını boynuna takarken kucağında çocuğuyla hastane kapısından içeri giren adamın önüne doğru koştu. Çocuğu kucağından aldı. Adama sakin olması gerektiğini yardımcı olacağını söyledi İngilizce.
Adam onun dilini anlamıyordu belliydi ama güven veren sakin bir ses tonu vardı Memo' nun. Bu tonlama, jest ve mimikler hangi dilde olursa olsun onlara istedikleri yardım elinin uzatıldığının kanıtıydı. Memo etrafına bakındı. Her yer yaralı kaynıyordu. Yatıracak bir yer bulamayınca hastanın ilk muayenesini yapmak için çocuğu arkasından koşturan babasına uzattı. Adam aldı. Önlüğünü çıkarıp yere serdi çocuğu üstüne bırakmasını istedi. Sağa sola koşturan bir doktorun boynundaki stetoskopa uzanıp aldı. Doktor önce bir afalladı. Memo' nun hızla yere eğilip çocuğun kalp atışlarını duymaya çalıştığını görünce sessizce diz çöktü yanına.
Başıyla hoş geldin dedi. Memo gözlerini kırpıştırdı. Çocuğun sağını solunu eliyle yokladı. Doktora dönüp röntgen istedi . Çocuğun babasına dönerek elini yumruk yapıp baş parmağını havaya dikti. Bu oğlun iyi demekti. Adam ellerini açıp şükür sonra da bu sınır tanımayıp onlara ulaşan doktora teşekkür etti.
Memo, üç gün boyunca dur durak bilmeden verilen her işe koştu. En son onu gecenin bir yarısı yorgun gözlerini ovuştururken gören doktor arkadaşının ''artık dinlenmen lazım!'' demesiyle ona hak verdi. Artçı sarsıntılarla sık sık sallanan ada da yatacak yer yoktu. O da bu durumlara alışıktı yani pekte şikayetçi değildi halinden. Sırt çantasından uyku tulumunu çıkararak hastanenin bahçesine serdi. İçine girip gözlerini yummasıyla uykuya daldı bir kez daha amacına ulaşmış olmanın verdiği huzurla.
Çok zaman geçmeden ısrarla çalan telefonuyla yerinden sıçradı. Başının altındaki çantadan çıkardı telefonunu, ailesiydi arayan. Uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. Başka aileleri sevindireyim derken kendisininkini unutmuştu. Burnunu kaşıyıp ne mazeret uyduracağını düşündü. Çoktu ama anlatamazdı, kendini ifade edemezdi. Açtı mecburen ısrarla arayanın telefonunu.
''Efendim baba?''
''Oğlum neredesin yine?''
''Çalışıyorum baba. Deprem bölgesindeyiz. Sizler nasılsınız görüşmeyeli?''
''Gevad, herkes çalışıyor ama kimse dünyanın öbür ucuna gitmiyor iyilik meleği mi oldun başımıza?''
''Yok daha neler baba? Öyle bir şey mi dedim?''
Agit kırlaşan saçlarını karıştırdı. Nasıl anlatacağını bilemiyordu. Ama aramıştı ve mecburdu söylemeye.
''Oğlum...oğlum deden sizlere ömür yarın cenazesini kaldıracağız.''
Memo şok olmuş bir ifadeyle zifiri karanlıkta boş boş bakındı karşısına ''oğlum!'' diyen babasının sesiyle kendine geldi öksürüp boğazını temizledi ''hangi dedem?'' dedi.
''Fevzi amca! Annen dövünüyor akşamdan beri. İlle de Mehmet' im gelsin diyor. Dedim gelse de dirilmez ama dinlemiyor. ''
''Fevzi dedem ha, Allah rahmet eylesin baba! Yapacağım bir şey yok. Burada canlıların yardımıma ihtiyaçları var.''
''Oğlum, bak Memo, herkes geldi sen de gel!''
''Baba zaten yaşlıydı ve göreceğini görmüş yapacağını yapmıştı. Burada çocuklar...''
Babası sinirle solumaya başladı ''ulan it oğlu it doktor oldun diye babanı atanı da mı tanımaz oldun? Ben seni o mevkilere ulaştırdım unutma! Sen orada yapacağını yaptın. Adam ölmüş annen ağlayıp zırlıyor gel işte yaşlısı genci mi var ölümün?''
''Baba...''
Agit, dişlerini gıcırdatarak etrafına göz gezdirdi sonra sesini iyice kısarak ''bana bak it, yarın seni burada göreceğim!'' dedi.