bc

Bir Yaz

book_age16+
428
TAKİP ET
2.2K
OKU
versatile
realistic earth
twink
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Biraz zor... Biraz eğlenceli...Kendinden emin ne istediğini bilen dört ayrı kalbin hikayesi...

Hevi (Umut)- Hevin(Sevda).... idealist ikiz kız kardeşlerin köyde bir yaz geçirmekle cezalandırılmaları ve o süre de hayatlarının aşklarını bulup hayatlarını etkileyecek kati kararlarını vermeleri...

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.bölüm
Havaların iyice ısınması hem dersleri hem de şehir hayatını daha katlanılmaz hale getiriyordu. Buna rağmen yılmadan son sınavlarını vermek için uğraşan genç kız, vaktin iyice ilerlediğinin farkında olmadan sabahtan beri kalkamadığı küçük çalışma masasında belini doğrultarak esnedi. Sol el bileğini kaldırıp spor klasik siyah saatine baktı. Saat, gece yarısını çoktan gösterdiğini söylüyordu. İki eliyle yüzünü sıvazlayarak gözlerini ovuşturdu. Uzun dalgalı saçlarını eliyle geriye atıp düzeltti. Ayağa kalkıp odanın içinde gezindi. Çift kanatlı cama yaklaşıp hareketli şehrin parıl parıl parlarken gökteki yıldızları bir bir söndüren ışıklarına baktı. Gelen korna sesleri ile yüzünü buruşturdu. Köyünü özlemişti. Hem de çok! Aslında köyünü bıraktırıp buralara kadar gelmesine sebep olan adamı özlemişti ve maalesef ki şu an nerede olduğunu belki ailesi bile bilmiyordu. Pek aktif olmasa da sosyal medya da takip ettiği kadarıyla herhangi bir anda herhangi bir şehir ya da ülkeden yardıma muhtaç insanlar için yardım talebinde bulunuyordu ve yine kendine ait bir paylaşımı yoktu.  Yaslandığı camdan ayrıldı. Kafasını camdan dışarı çıkarıp derin bir soluk aldı. Elini terleyen ince uzun boynunda gezdirip mutfağa doğru yürüdü. Dolaptan çıkardığı şişedeki soğuk suyu elindeki cam bardağa dökerken kendisine doğru gelen çıplak ayakların parkede yankılanan seslerinin sahibine dönüp baktı. İnce askılı tişört ve şort geceliğini giyinen kardeşinden başkası değildi gelen. Ve muhtemelen kendisinin aksine iyi bir uyku da çekmişe beziyordu. Hevi, kardeşine yaklaşıp elindeki su şişesini çekip kafasına dikti. ''Lütfen bırakır mısın? Onu kendime almıştım'' diyen Hevin' in şaşkınlıktan gözleri yuvasından fırlamak üzereyken bile naifliğini koruyan konuşması güldürdü kardeşini. Ağzındaki suyu zar zor yutup ''senin benim mi var kardeşiz biz! Bu şişe de hakkım vardı aldım.'' ''Sen bir hukukçu adayı olarak bunları yapar, hakkını ararken benimkini gasp edersen dünyanın hali nasıl olur?'' Elindeki su şişesinden kardeşinin elindeki bardağa su döken Hevi ''fena... dünyanın hali fena! Yıkılmıyorsa senin benim gibilerin hatırınaymış .'' ''Bizim mi?'' ''Emine anne diyordu ya unuttun mu?'' ''Yok unutmadım da biz ne yaptık ki? Asıl Memo gibilerin hatırınadır. Bak şimdi de Endonezya' ya gitmiş diye duydum.'' Eğilip açık kaldığı için öten dolaptan elma alan Hevi ''tüm iyi şeyleri de ona yükle hemen. O Zin' in oğlu. Bizi sevmediğini her hareketi ile gösteren Zin yengenin...'' ''İyi tarafından bak bir de Agit dayı bizi çok seviyor.'' ''Hı hı! Sağ olsun. Lafı döndürdün dolaştırdın yine getirdin platonik aşkına. Ama ben seni dinleyemeyeceğim bu gece. İşim gücüm var. Erken uyanırsan uyandır.'' ''Ne işin var? Nasıl veriyorsun o dersleri hiç anlamıyorum Vallahi. '' ''Zeka kızım zeka!'' ''Ne işin var diye sordum! Odanın önünden geçilmiyor yapıştırıcı ve boya kokularından. O kokuyla nasıl yaşıyorsan artık?'' ''Uydurma! Pankart yapmıyoruz. Bir pankart bir ağaç demek ve öbür türlüsüne paramız yetmiyor. Annemin cimriliği sanırım yoksa babam yollardı biliyorum ben.'' ''Lütfen başımıza iş açma yine, bak son günlerimiz okulumuzu bitirelim bu sene de rahatça evimize gidelim.'' Elindeki sert elmayı dişleyen Hevi, kardeşinin söylediklerine umursamazca omuz silkti ve mutfaktan çıkmak üzereyken katur kutur çiğnediği elmayı ağzının bir kenarına aldı, arkasını dönüp ''o orman tahribatını görmezden gelemeyiz. Yarın büyük bir eylem yapacağız, arkadaşlar çok büyük bir farkındalık kampanyası bulmuş'' dedi. '' Babamın kulağına giderse görürsün eylemi, tahribatı!'' ''Sen ağzını sıkı tutarsan atlatırız bunu da'' dedi ve kardeşinin ne dediğini dinlemeden odasına doğru yürüdü. Yüz üstü yatağına uzandı gözlerini kapattı. Ardından hala elinde içmediği su bardağı ile gelen Hevin, kardeşini dürterek ''kalkar mısın? Böyle bir sorumluluğu benim omuzlarıma yükleyip rahat bir uyku çekemezsin. Haksızlık bu!'' Oflayarak doğruldu Hevi, parmaklarını teker teker çıtlatarak ''senin benim ikizim olduğuna inanamıyorum! Kardeşler birbirini korur kollar sen ise babamın önüne atacaksın beni öyle mi? Oysa kumalarımız nasılda iş birlikçi.'' Hevin, biraz düşündükten sonra kardeşinin yatağına, yanına, oturdu. Bardağı iki bacağının arasına sıkıştırdı. Saçlarını toplayıp komodinin üstündeki tokaya uzanıp aldı tepesinde bağladı. ''Çok önde durmayacak karakolluk olmayacaksın! Sınav saatini kaçırmayacaksın! Ve köydekiler duyarsa sorumluluk kabul etmem! baştan uyardım seni.'' ''Hah! Bana böyle şeylerle gel güzeller güzeli kardeşim. ..Senin adına Memo ağabeye mail atayım mı?'' ''Sakın ama sakın yazma! Mehmet de Memo dememize kızıyor. '' ''Sen bilirsin!'' diyen Hevi yeniden yerine uzandı. Hevin, bakışlarını önünde sabitleyerek ''ne yazabilirsin ki benim adıma?'' diye sordu. ''Aşık olduğunu, aşkından divane olduğunu sırf aynı şehirdeki havayı teneffüs etmek için buraya geldiğini....'' Elini kaldırıp durdurdu kardeşini Hevin ''tamam bu kadar yeter! Hiçbir şey yazma sadece uyu konuşmanı da istemiyorum çünkü sesini duyunca alınmış sandığım sinirlerim zıpladı.'' ''Zıpladı mı?'' Cevap alamadığı kardeşi gözlerini kapatmış nefesini düzene sokmaya çalışıyordu ''edebi dil olsa gerek!'' diye kendi kendini yanıtladı Hevi.  Hevin' in bir anda kurduğu hayalleri aynı anda tuzla buz oldu. Hayal kırıklığı ile kendi odasına doğru yol aldı. Boynu bükülmüş bacakları ve kolları birbirinden bağımsız öne arkaya sallanıp duruyordu. Dermansız bir derdin pençesinde gibi hissediyordu kendini. Buğulanan gözlerinden hangi ara aktığını anlamadığı yaşı parmak uçları ile silip yatağına uzandı kıyafetleriyle. Beklediğinin aksine erken daldı uykuya günün de vermiş olduğu yorgunlukla. Sabah alarmın çalmasına fırsat vermeden kurulu saatten daha iyi çalışan biyolojik saati onu yanıltmamış yine uyandırmıştı. Bu huyunu da babasına benzetiyordu diğerleri gibi. Kardeşini uyandırmak için odasına gittiğinde onun zaten uyanmış olduğunu görünce şaşırdı. Hazırlanmıştı da. siyah bir kot geçirdiği bacaklarının üstüne beyaz önü yeşil ağaç baskılı tişört giymişti.  Hevi , ''Günaydın!'' diyerek gülümsediği kardeşinin yanından geçti. Hevin de ''Günaydın'' derken bakışlarını kardeşinin çıkışıyla beraber ona taraf çevirdi. Tişörtün arkasında ''dikili bir ağacınız olsun!'' yazıyordu. Oflayarak başını sağa sola çevirdi Hevin. Kardeşini söz verdiği gibi kendi haline bırakarak hazırlanmaya gitti.  Okulun önüne vardığında yoğun bir öğrenci kalabalığı ile karşı karşıya geldi. Bir köşede güvenlik kontrolünden geçirilerek kampüse alınan öğrencilerin ardına takıldı. Öğrenci kimliği ve çantasını kontrol ettirip içeri geçti. Sınava yaklaşık bir saat gibi bir süre vardı. Tıkılmak istemedi fakülteye. Eline aldığı çantasıyla kampüsün en nefes alınabilir yerine, bir ağacın dibine, geldi. Bank elbette doluydu. Sorun etmedi. Sırtını ağaca dayayarak yere bıraktı kendini. Gömleği kirlenmiş yanan sırtı çizilmiş olmalıydı, bunu da dert etmedi. Çantasından çıkardığı romanı açarken başını kaldırıp dalları yere kadar inen ağaca baktı ''galiba Hevi haklı!... Evet tamamen haklı ama başka bir yolu olmalı bunu insanlara anlatmanın... onlar kessin biz dikelim. Sonunda iyilik ve doğruluk kazanacak! '' diye kendi kendine konuşurken önünden geçen iki kişiden biri onu işaret ederek ''bu kız beş dakika önce önünden geçtiğimiz kapıya kendini zincirleyen kız değil mi?'' diye sordu. Diğeri de dönüp bakarken çenesini kaşıdı ''üstünü mü değiştirmiş? Onların hepsi aynı giyinmişti.'' Hevin duyduklarının korkusuyla dizlerinin üstünde yükseldi. Adamlara neden bahsettiklerini soracakken ilk konuşan genç ''polisten kaçmak için türlü numaralar buluyorlar. Ama kameralar her yerde, alırlar bunu da.''  Hevin, kitabını yandan taktığı postacı çantasına sıkıştırırken koşmaya başladı girdiği kapıya doğru. Bahsi geçen kız Hevi' den başkası olamazdı. Yumruk yaptıkları elleri her söyledikleri sloganla yükselip inen kalabalığı yara yara kardeşinin kendini zincirlediği kapıya ulaştı. Öfkeyle soludu yine yapmıştı yapacağını Hevi. Sözünü tutmamıştı. Yanına gidip diz çöktü, zincire bağlı asma kilitte elini gezdirerek ''Bu ne biçim farkındalık? Polisler geldi Allah aşkına çöz şunu. Anahtar nerede?'' diye sordu. Hevi umursamadan arkadaşlarına eşlik ediyordu en yüksek çıkan sesi ile. Hevin, yalvaran gözlerle ona baktı '' ne olur dinle! Bu yaptığın çok saçma. Başka bir yol bulabiliriz. Alacaklar hepinizi. Sınavların var!'' Öfkeli gözlerini kardeşinin üstünde gezdiren Hevi ''git gir sınavına. Annem gibi davranmayı da kes! Her birimiz bir bireyiz ve ben ne yaptığımın bilincindeyim.'' ''Saçmalama lütfen! '' derken kolunu çekiştirenin kim olduğuna baktı. Polisten başkası değildi bu defa ki. Yaşadığı korkudan dolayı gözleri karardı. Elini yüzüne doğru götürdü. Sakinleşmeye çalıştı. Kolunu arkaya kıvırıp götüren polise direnmeden eşlik ederken boğazını yırtarcasına bağıran kardeşine döndü. Onu da ardından getiriyorlardı. Haline mi üzülsün kardeşinin ardından geldiğine mi sevinsin karar veremedi. Ama bildiği tek bir şey vardı. Bu olayı duyan Mem Arjen Eroğlu burunlarından fitil fitil getirir. Kanun bıraksa o bırakmaz yakalarını. Farklı araca bindirilen kardeşine baktı. Onunda gözünde aynı korkuyu gördüğüne yemin edebilirdi. Aracın arka tarafına, kafasının üstüne uygulanan baskı ile geçirilen Hevi,  şimdi pişman olmuştu yaptığına. Kendini zincirlediği köydekiler tarafından duyulursa tefe konurdu. Yaptığı eylemde ve verdiği savaşta sonuna kadar haklıydı. O konu da zerrece pişmanlık duymuyordu. Fakat yaptığı son hamlede kantarın topuzunu kaçırdığının farkına varması için kardeşinin acı yüklü bakışıyla karşı karşıya kalması gerekiyormuş. O bakış onu mahvetmişti. Sanki göğsüne bıçak saplanmış da sırf işkence olsun diye içinde üç yüz altmış derece döndürülüyordu. Kızın en önem verdiği şeye, eğitimine, bir yerde mani olmuştu. Oysa kendisini uyarmaya gelen kardeşini dinleseydi ve en azından şu yanına oturan polisten kendini kurtarmış olsaydı kafiydi. Olmadı! Başı sonu hüsran oldu bu savaşın. İlk defa karakola götürülen Hevin, korkudan tırnaklarını kemirirken kendisinden önce inen polisin kolunu tutup ''in!'' diyen kaba tok sesi ile irkilerek kafasını eğip dışarıya önce bir bakış attı sonra adımını. Arkasında duran araca başını çevirip baktı kardeşi de indiriliyordu. İçeri geçtiler art arda. Kalabalık bir grubu aldıklarından  kimlikleri toplayıp onları nezarethaneye kapattılar. Hevi, kardeşinin yanına gidip dizini kırarak çöktü elini de onun dizine koydu ''korkma!'' dedi. Başını kaldırıp dolu dolu gözlerle kardeşine baktı Hevin, ''tabi ya korkma! Senin gibi her gün alınmıyorum buralara. '' ''Abartma alt tarafı bir defa geldim. Hem tecrübe edinmiş oluyorsun sayemde.'' ''Allah aşkına ne tecrübesinden bahsediyorsun? Buradan ne alınabilir?'' ''Bardağın dolu tarafından bakayım dedim. Hep öyle yapıyorsun ya sen!'' Daha da mahzunlaştı Hevin, titreyen sesinden de iyice korku saran yüzünden de anlaşılıyordu bu ''Neymiş dolu tarafı?'' diye sordu. ''Ben daha önce geldiğimde etrafı gözlemledim şimdi neler olabileceğini kestirebiliyorum ve seni sakinleştiriyorum.'' ''Beni sakinleştirmen faydasız! '' oflayarak elini yüzünde gezdirdi ''sınav kaçtı değil mi?'' Ayağa kalkan Hevi, iki elini beline koyup sırtını duvara verdi bacaklarını birbirine çapraz geçirerek üstteki bacağının ayak ucunu yere vurdu, kısık bir sesle ''hı hı!'' dedi. ''Ne zaman bırakırlar? Geçen sefer çok geç bıraktılar sanki seni.'' ''İfademizi alsınlar bırakırlar ne yapacaklar? Ne yaptık ki tutulalım? Gidip katillerle sapıklarla uğraşsınlar!'' derken arkadaşlarından birinin isminin söylenmesi ile bakışlarını kapıdaki memura çevirdiler. Biri gitti yarım saat sonra bir diğeri ve bir diğeri. Sıra bir türlü onlara gelmiyordu. Hevin, çenesindeki ellerini serbest bırakarak kardeşine baktı ''babamızı arayalım, birini yollasın aldırsın bizi yoksa öleceğim.'' Gözlerini belerterek dinleyen Hevi, kardeşinin saçlarını okşayarak '' delirmiş olmalısın! Sessiz ol ve bekle!'' ''Ne bekleyeyim ne? Sana olaylara karışma demiştim neden dinlemedin? Çağır memuru yoksa ben çağıracağım baksana saat kaç oldu?'' ''Neden peşimden geldin ki anlamıyorum. Gidip dersine mi sınavına mı her ne varsa girseydin işte.'' Genç kız, ''Kumalarımız suç işlerken bile ayrılmıyorlar, demedin mi?'' diye çıkışınca kapıdaki memurdan uyarı aldı. Korkuyla sindi arkasındaki duvara ''Dedemi arayalım!'' dedi kısık bir sesle. ''O da aynı!'' uzun bir sessizlikten sonra dudaklarını içten içe kemiren Hevi' nin bedenini de endişe sardı ''Mustafa amcaya haber versek bir şey yapamaz mı oradan? Geçen defa arkadaşı gelmişti.'' Gözleri parladı Hevin' in sonunda kardeşi doğru bir çözüm yolu ile ağzını aralamıştı,'' çok iyi fikir git şimdi tanıdık olduğun memura yalvar ve ara!'' ''Neden ben? Bir defa görmekle tanınır mı insan? Eve gitmek için ağlayan sensin, sen yalvar yakar!'' ''Bizi buraya düşüren de sen!'' Hevi, kardeşinin haklılığı karşısında oflayarak kapıya yaklaştı en masum tavrını takınarak ağlamaklı bir halde memura , ailesinin merak edeceğini en azından haber vermesi gerektiğini söyledi. Adam insaflı çıktı. Çok diretmeden iki dakikalığına dışarı çıkardığı kızın kolundan tutup ilerlerken; ''Toplumun huzurunu niye kaçırırsınız ki hiç anlamam! Kurallar kaideler yasalar boşuna mı var?'' Hevin olsa sonuna kadar adamla aynı fikre sahip olduğunu söylerdi ama Hevi' ye ters bir durumdu bu. Ne diyeceğini bilemedi. Adam onu ailesi ile görüşmesi için götürürken özgürce dile getiremezdi fikirlerini. Burnunu kaşıdı. Bakışlarını sağa sola amaçsızca gezdirdi. Ama memur susmadı. ''Benim de kızım var. Bu sene lise son sınıfta ve sizin gibi gençleri görünce onu okutmaya korkuyorum. Tabi ki en iyi şekilde yetiştirdiğime inanıyorum ama birileri aklını çelebilir. Daha çok genç. Mesela sen!..'' '' Ben mi?'' diye şaşkınlıkla adama döndü Hevi. ''Evet evet sen! Çok masum bir yüzün var belli ki kandırıldın yoksa ta ülkenin öbür ucunda ki ormandan sana ne? İkizin mi içeride ki? O seni sürüklemiştir kendiyle. Bir sürü olayda adı görünüyor'' gerçek korkuyu yeni yeni yaşamaya başlayan Hevi' nin dizleri titredi. Birbirine dolanan ayakları yüzünden düşecekti ki memur  tuttu onu. ''Yavaş ol!'' Kafasını salladı Hevi. Adam onu kardeşiyle karıştırıyordu. Sabahtan beri sesi çok çıktığı için adam o sanmıştı. Şimdi işine geliyordu da asıl ifade alımında kimin ne olduğu anlaşılacaktı. Peki bu adam üstündeki tişörtü de  mi  görmüyordu yoksa anlamıştı da aklınca ders mi veriyordu? Neyse ne? Dedi içinden Mustafa amca kurtaracaktı onları nasılsa.  Ulaştığı masada önüne bırakılan telefonun tuşlarına basarak numarayı çevirdi. Akşam vakti karısı ve çocuklarıyla yemek masasında olan Mustafa, çalan telefonuna bakmak için önce ıslak sonra kuru mendille sildiği elini ceketinin iç cebine soktu. Yıllar, hafif dökülen saçı ve öne çıkan göbeğinden başka bir değişikliğe uğratmamıştı onu. Alışıktı farklı numaralardan aranmaya. Telefonu kulağına götürdü. Duyduğu sesle kaşlarını çattı. Kedi mırıltısı gibi geliyordu kızın sesi. Konuşan karısı ve çocuklarına baktı. Söyleyip söylememe arasında kaldı. Sonunda susmayı tercih edip masadan ayrılarak diğer odaya gitti. Hevi' nin çaresizce çıkan sesine dayanamadı ''korkma! Arkadaşlara bırakamam sen benim gelinimsin kendim gelip seni alacağım.'' ''Amca.... Hevin de gözaltında.'' ''Ne ettiniz kızım siz? Hemen çıkıyorum çok geç olmadan yetişirim. Avukatımız olmadan ifade vermeyiz deyin!'' adam görüyormuş gibi başını sallayan Hevi, telefonu kapattı. Kocasının bulanık bir ifadeyle sofrayı terk edişi karısını meraklandırdı. Kapıyı tıklatarak açtı. Kafasını içeri uzatıp ''Her şey yolunda mı?'' diye sordu. O, doğurduğu üç çocuktan sonra kilo almıştı. Bu almış olduğu kilolar kendisini olduğundan daha iyi göstermişti. Artık dokununca kırılacak gibi duran bir beli yoktu. Ama yağ üstüne yağ bağlayan bir vücudu da yoktu. Adamın ona yaklaşmasıyla o da ona doğru yürüdü ''endişeleniyorum... ne oldu?'' ''Arjen' in kızları göz altında. Gitmem gerek. Sen çocukları Ferhat' ın yıl sonu gösterine tek başına götürebilir misin?'' ''Elbette götürürüm. Aklın kalmasın bizde. Fakat ne yapmışlar ki? '' ''Eylem!'' ''Hem de ikisi? İyi de Hevin öyle eylem , gösteri falan yapacak bir kız değildi.'' Mustafa başını salladı ''siyah ince kravatım, siyah takım elbisem ve rugan ayakkabılarımı ayarlar mısın ben Ferhat'la konuşana kadar?'' ''Giyip mi gideceksin? Hava çok sıcak!'' ''Ne yapayım? Kocanı görüyorsun, durmadan çalışıyor bir tişört giymesine izin yok!'' dedi üstündeki ceketin yakasını silkerken. Tuba güldü kocasının sözlerine. O da biliyordu ki kocası her ne kadar şikayetçi gibi dursa da aslında öyle giyinmeyi seviyordu. Hazırladığı çantayı kocasının eline veren Tuba ''keşke annesine babasına haber verseydin. Duyunca kızarlarsa haklı olurlar bilgin olsun!'' ''Bir şey olmaz Arjen bana dayanamaz. Hemencecik barışır'' deyip gülen Mustafa, önce oğlu sonra iki kızı ve karısını öpüp evden ayrıldı. Dört buçuk saat sonra ulaştığı karakola avukat kimliğini göstererek kızları görmek istediğini söyledi. İki kız da babalarının en yakın arkadaşının boynuna atlayarak onu görünce ne kadar mutlu olduklarını gösterdiler. Konuşup anlattılar durumu. Hevin için hayıflanırken Hevi' ye başını sallıyordu, Mustafa, olumsuzca. Allem etti kallem etti o gece kızları oradan çıkardı. Üstelik Hevi, o gün oraya alınmamış gibi elini kolunu sallayıp çıkarken komiserin büktüğü kulağının acısını ve amcasına karşı yaşadığı mahcubiyeti unutmayacaktı... ''Ee kızlar amcanıza bir yemek yedirirsiniz herhalde değil mi?'' Hevin atıldı hemen ''içli köfte bile yaparım'' dedi. Mustafa, gecenin bir yarısı tırmandığı merdivenlerde bir kahkaha patlattı ''kız hala mı seviyorsun sen içli köfteyi?'' Hevin başını sallayıp adamı onaylarken Hevi' nin sessizliğini fark eden Mustafa ona dönerek ''Sen bir şey yapmayacaksın anlaşılan. İyi oğluma almam ben de seni. Oysa ne umutluydum senden yana.'' Gülümsedi Hevi, ''Olmayan oğluna almakla tehdit ettin yıllarca. Şimdi de almamakla. Ferhat benim, vermem kimseye!'' ''Küçük sanıyorsun daha ondan bu rahat konuşman. Görünce aşık olursun hemen beni ver diye yalvarırsın babana demedi deme!'' İki kız da gülerek açtıkları kapıdan içeri girdiler. Hevin, çay yaparken Hevi, Mustafa' nın yanına gidip oturdu ''Amca çok teşekkür ederim. Öz amcam olsan ancak bu kadar olurdu.'' Başını salladı adam ''sizin de öz yeğenlerimden farkınız yok. Bu yüzden ne dersem yapacaksınız değil mi? '' Hevin çayı servis edip oturdu karşılarına. Mustafa ona bakarak gülümsedi ''Benim güzel yeğenlerim hazırlanın iki saate yola çıkıyoruz, yuvanıza dönüyorsunuz'' dedi. İki kız birbirine bakıp bir ağızdan itiraz etti ''hayır amca! Okul, o ne olacak?'' ''Karakoldan çıkarken babanızı aradım.... Hiç öyle bakmayın mecburdum! Topla getir, dedi.'' ''Ama...'' ''Aması yok Hevi! Akıllanmazsan, kardeşini de kendinle yakarsın böyle. O arada gelip bütünleme sınavlarına girecek. Ama sen... üzgünüm!'' ''Çok saçma! Hiç adil değil bu...'' Gelen görüntülü arama ile sesler kesildi dikkatler telefona yöneldi. Öfkeden kulaklarına kadar kızaran Arjen, ''Amcanıza zorluk çıkarmayın, o değil ben gelmenizi istedim. Bir yaz boyunca ne tatil ne okul ne eğlence ne arkadaş! Hiçbir şey yok, ben ne dersem o olacak!'' Hevin sessizce gözyaşı dökerken Hevi, Mustafa' nın elindeki telefonu alıp '' Çocuk gibi ceza veremezsin!'' ''Bu saatte beni ayağa dikip hop oturtup hop kaldırttıysan hanımefendi, cezana da razı olacaksın. Kardeşin senin yüzünden yaşadı bugünü ama yine de senin sesin var onun yok!'' '' Annemi verir misin telefona?'' diyen Hevi bir şeylerin değişeceğini umarken kocasının yanına çöken Ariya, ''babanızın kararını sorgulamadığım gibi arkasındayım'' dedi.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

KIRIK ANILAR MAHZENİ

read
4.1K
bc

Çobanaldatan

read
2.1K
bc

Yasak Sevda

read
85.8K
bc

TYLER (Cherry 2)

read
6.0K
bc

KAKTÜS| Texting

read
3.4K
bc

Zor Ajanlar

read
1.5K
bc

PRENSİN KORUMASI

read
13.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook