DÜNYADAN UZAK

4858 Kelimeler
Bölüm Şarkısı: Sakiler- Dünyadan Uzak Onu uykusundan uyandıran şey sıcaktı. Bedenini kaplayan ter tabakasının sebep olduğu rahatsızlıkla yüzünü buruşturup boynunu kaşıyarak gözlerini açtı. Birkaç uzun saniye uyuşukça gözlerini kırpıştırıp önündeki enseye kafa karışıklığıyla baktı. Ela hareleri nerede olduğunu algılayamaya çalışıyormuş gibi bulunduğu alanda gezerken gördüğü lacivert çadır kumaşıyla ve burnuna dolan tanıdık maskülen kokuyla sonunda Gökmen'le birlikte bir çadırda olduğunu hatırladı. Dudakları uyuşukça kıvrılırken bu sefer terin sebep olduğu rahatsızlığı umursamadan sarışının bedeninin altında kalmış kolunu onun karnına dolayıp burnunu nemli enseye dayadı. Gözlerini kapayıp içine derin bir nefes çekerek kollarını sıkılaştırırken birkaç saniye anın, göğsüne hücum eden huzurun tadını çıkardı. "Yavaş lan ayı, kemiklerimi kıracaksın." diye ıkınır gibi konuşan sarışının uyuşuk sesi bile o huzuru dağıtmaya yetmedi. Sırıtarak burnunu dayadığı enseye sulu bir öpücük kondururken, "Sana da günaydın sarışınım." diye mırıldandı çatallı bir sesle. Bir bacağını onun bacaklarının arasından geçirip samimi pozisyonlarını daha samimi bir hale getirdi. "Ne günü, birazdan güneş batacak. Fosur fosur yattın tüm gün." diye homurdandı Gökmen, son bir saattir oynadığı telefonu yastığının yanına bırakıp omzunun üzerinden başını sevgilisine çevirdi. "Tüm hafta böyle yatacaksan yandık amına koyayım." Arslan onun söylenmelerine sadece sırıttı. Önüne serilen yanağa da sulu bir öpücük kondurup, "Söylenme daha ilk günden." diye mırıldandı yanağının üstünde. "Mis gibi dinlendik işte." Gökmen'in tüm günün boşa gitmesinin getirdiği huysuzluğu aldığı iki öpücük ve hala yanağına yaslı dudaklar sonucunda yavaşça bünyesini terk ederken içli bir nefes verip, "Yarın yatırmam seni haberin olsun. Gün ışığıyla ayaktayız." diye mırıldandı daha yumuşak bir sesle. Arslan sarışının teniyle aşk yaşamaya devam ederken, "Hı hı." diye mırıldandı. Burnunu çenesiyle boynunun birleştiği noktaya sürtüp, tam kulağının altına dudaklarını bastırdı. Gökmen'in teninde bir şey vardı. Ne zaman dudaklarını yaslasa, bir daha geriye çekilmek her geçen an daha zor oluyordu. Gökmen öpücüklerle hafifçe ürperirken, sertçe yutkunup, "Acıktın mı?" diye mırıldandı. Tişörtünü aşıp karnını okşayan el çok dikkat dağıtıcı olduğundan aklına gelen ilk şeyi sormuştu. "Sen uyurken sandviç hazırlamıştım. Yiyip denize öyle gireriz diye. Bu arada denize gireceksek biraz hızlı olmamız lazım. Bir iki saate güneş bata-" Sırt üstü çevrilip dudakları esmerin dolgun dudakları tarafından işgal edilince susmak zorunda kaldı. Yumuşak, ağır sevgi barındıran öpücüğe titreşerek kapanan gözleriyle karşılık verirken, bir elini esmerin saçlarının arasından geçirdi, diğeriyle belini kavradı. Beklediği veya umduğu kadar uzun olmayan öpücük dudağının kenarına aldığı son ıslak darbeyle biterken, Arslan yüzünü birkaç santim geriye çekip şişmiş elalarını sevgiyle yüzünde gezdirdi. Dudaklarında Gökmen'in tam olarak çözümleyemediği yumuşak bir tebessüm asılıydı. "Sarı..." diye fısıldadı. "Çok fena seviyorum seni." Gökmen onun içten sözleriyle sertçe yutkundu. Afallamış mavileri ela hareler arasında dolanırken, "Niye durup dururken aşka geldin yine oğlum sen?" diye mırıldandı. Arslan'ın sırıtışı genişledi. "Arabada kurduğun cümleler aklıma geldi. Ne demiştin?" dedi düşünür gibi tek gözünü kısıp hımlarken. "Heh. Cennetim de sensin, cehennemim-" Gökmen bir elinin tersini ağzına vurup, "Dalganı sikerim. Sus lan!" diye homurdanarak onu üzerinden itince önce ahlayıp sonra sessiz bir gülüşle yana devrildi. "Sana bir daha güzel bir şeyler söyleyeni siksinler amına koyayım." diye homurdandı sarışın hala gülen şerefsizi tekmeleyerek. Arslan kollarını zorla ona dolayıp kalkmaya hazırlanan sevgilisini ağacına sarılan koala edasıyla sararken, "Tamam lan tamam. Alışmadık don götte durmuyor işte. Ayda yılda bir duyunca böyle oluyor. Hep söyle ki alışayım." diyerek önündeki kızarmış enseye dudaklarını bastırdı. Gökmen debelenmeyi bırakıp gözlerini devirdi. "Abartma amına koyayım, arada biz de güzel şeyler söylüyorduk." diye mırıldandı. "Allah allah, o kadar küfrün, hakaretin arasında gözümden kaçmış demek ki." dedi esmer alayla sırıtarak. Gökmen'i kızdırmaktan bu kadar zevk almayı acilen bırakmalıydı. Ama bu konuda tamamen ümitsiz vaka olduğunu biliyordu. Zira düşmanken ve onunla uğraşmasına yumruklarla karşılık verirken bile sarışını kızdırmaktan vazgeçemiyordu. Böğrüne bir dirsek darbesi bekleyen Arslan, Gökmen kaşlarını çatıp kollarının arasında huzursuzca kıpırdanınca şaşırdı. Bir an sonra bu tepkini sebebini anladı. Yüzündeki sırıtış yavaşça silinirken, içi cız etti. Tüm suç kendisinindi. Gökmen şakalarını bile ciddiye almaya başlamıştı çünkü yalnızca bir hafta önce ona bugüne kadar Gökmen'in davranışlarına dişini sıktığını söylemişti. "Şaka yapıyorum Gökkuş, biliyorsun." diye mırıldandı onu biraz daha göğsüne doğru çekip burnunu omzuna yaslarken. "Aklından geçeni, içinden geçeni anlamak için bir bakışın yetiyor bana oğlum, süslü cümleler kurmana ihtiyacım yok." Gökmen birkaç saniye konuşmadı. Çadırın lacivert kumaşına bakarken alt dudağını çiğnedi o saniyelerde. "Deniyorum..." dedi bir süre sonra, çekingen bir fısıltıyla. Sonra kendi sesindeki güvensiz tınıdan rahatsız olup derin bir nefes verdi. Arslan'ın kolları arasında dönüp onunla yüz yüze geldi. Mavileri, üzgün ela hareler arasında dolanırken, "Değişmeye çalışıyorum Arslan. Daha..." diye mırıldandı. Doğru sözcüğü bulamadığından gözlerini kaçırıp susmuştu. Daha ne? Yumuşak mı? İçten mi? Daha az savunmacı mı? Esmer, ona bu açıklamayı yaptırdığı içinden bir kez daha içten içe kendine kızarken, "Allah beni kahretsin Gökkuş, ne olur dur." dedi alnını onun alnına sertçe yaslayarak. " Değişmeye çalışmanı istemiyorum. Seni olduğun gibi seviyorum oğlum ben. Dikenlerinle, inatçılığınla, hiddetinle, yersiz utangaçlıklarınla... Ayarsız ağzını bile seviyorum. Diş sıkıyorum derken ondan bahsetmiyordum. Sen, bizi kabullenmeye çalışıyordun. Ve bunu ilişkimizi sekse indirgemeye çalışarak, duygularımızı küçümseyerek yapıyordun. Ben dişimi çok sıktım derken bundan bahsediyordum, senin karakterinden falan değil." Gökmen boğazına oturan yumruyla sertçe yutkundu. Kendini yetersiz, güvensiz hissetmekten nefret ediyordu ve hayatında değer verdiği her insanın istisnasız bir döneminde ona hissettirdiği şeyler de bunlardı. Sorunu elbette kendisinde görüyordu. Güven vermeyi beceremeyen, insanların sabrını zorlayan, diş sıktıran oydu. O günden beri Arslan'a attığı her mesajı, kurduğu her cümleyi belki söylemeden önce on kez düşünüyordu. Esmerin ifadesi azıcık değişse içten içe yanlış bir şey mi söyledim diye telaşa kapılıyordu. O yüzden bu açıklama, içinde büyüklüğünün tam olarak farkında olmadığı hala kanayan bir yarayı usulca söndürdü. Tam kapanmamıştı ama şimdi en azından eskisi kadar kanamıyordu. O sessizliğini koruyunca Arslan bir elini onun ensesine atıp ense kökünü parmak uçlarıyla sıvazladı. Ela hareleri pişmanlıkla biraz daha karardı. "Kafanda böyle saçma sapan şeyler kurma. Olduğun gibi benim için yeterince mükemmelsin Gökmen. Öyle olmasan, bu savaşı göze alır mıydım sanıyorsun? Benim gibi kesinci bir adam hem de?" dedi en yumuşak sesiyle. Gökmen boğazındaki düğümle sertçe yutkundu. Samimiyetine, sözlerinin doğruluğuna inanmak ister gibi ela hareler arasında gezindi. Orada ince bir pişmanlıktan ve uçsuz bucaksız bir sevgiden başka bir şey bulamayınca gerilmiş omuzları çözüldü, göğsü ısındı. "Söyle ama..." diye mırıldandı. "Seni zorladığımda yani... Rol kesme, yumuşatmaya çalışma. Öfkeni, kırgınlığını hep gizliyorsun Arslan. Ben anlayamıyorum oğlum. Sen söylemedikçe çözemiyorum. Senin gibi değilim. İçinde tutup tutup bir anda en sert tepkinle kusunca ne yapacağımı şaşırıyorum lan. Öyle yapma bir daha. " Sesi kırgın bir fısıltıdan halliceydi. Zira ne haftalar önce boynuna sarınan eli, ne zehir zemberek sözleri içinden atamamıştı. Yaşananlar hala kaşınan bir yara gibiydi. Gökmen o yarayı kaşımamak için haftalardır uğraşıyor, tatil planlarıyla kendini oyalıyordu. Şimdi dillendirmiş olmak iyi gelmişti. Bu tatilde sadece dinlenmek değil, gönlünü yoran ne kadar yükü varsa hepsinden de kurtulmak istiyordu. Arslan sızlayan göğsünü rahatlamayı umarak titrek bir soluk alıp verdi. Gökmen'in sözleri pişmanlığını katmerliyordu. Lakin bir yanı da bunları duymaktan memnundu. Adım adım sorunlarını, farklılıklarını konuşup aşabiliyor olmak bu ilişkiye olan güvenini arttırıyordu. Önlerinde Gökmen'in haberinin dahi olmadığı bir mücadele vardı. Ve işler çirkinleştiğinde elini sıkı sıkıya tutan bir sevgiliyle arkadaşlarının karşısına dikilmiş olmak istiyordu. Zira Mahmut'un belki ailelerine değil ama yakın zamanda arkadaş gruplarına öteceğine adı kadar emindi. Bir eliyle sarışının yanağını kavrayıp, kızarmış elmacık kemiğinin üzerini okşadı. " Yapmayacağım Gökkuş. İkimiz de kırıp dökmeden sevmeyi öğreneceğiz." diye mırıldandı. Gökmen elalarına kısa bir bakış atıp başını sallayınca uzanıp dudaklarına nazik bir öpücük kondurdu. Gökmen geri çekilmesine izin vermeyip bir elini ensesine atıp dudaklarını aralayarak öpücüğü derinleştirince Arslan minik keyifli bir mırıltıyla ona biraz daha sokuldu. Sarışın onu omzundan ittirip çadırın zeminine uzanmaya zorlayınca da direnmedi. Bir elini üzerine tırmanan sevgilisinin beline sarıp bacaklarını aralayarak yeni pozisyonlarına ayak uydurdu. Lakin Gökmen'in hareketleri hırçınlaşıp kasıkları kasıklarına kışkırtıcı bir ritimle sürtünmeye başlayınca kafasını geriye çekip öpücüğü bozdu. Nefes nefese bir halde, "Çadırın önünden insanlar geçiyor yavrum, saçmalama." dedi. "Geçsin, siktir et. " dedi Gökmen koyulaşmış sesiyle dudaklarını vakit kaybetmeden esmerin yanağına oradan çenesine kaydırarak. Arslan onun beklendik tepkisine güler gibi bir nefes verdi. Sarışının parmakları uyluklarında dolanmaya, dudakları boynunu sömürmeye ve ritmini bozmadan ona sürtünmeye başlayınca ani bir hamleyle yerlerini değiştirip onu altına aldı. Dudaklarına sert ama kısa bir öpücük kondurup geri çekildi. "Rahat dur sarı. Gece çökünce istediğin kadar oynaşırız." dedi sırıtarak. Gökmen ona kaş çatıp ağzının içinde birkaç küfürle homurdanınca gülerek bir öpücük de yanağını kondurup kendini onun yanına attı. Birkaç saniye sonra, "Harbi lan... Çadırda sevişebiliyor muyuz? Dışarıdan anlaşılmaz mı? Sarsılır gibi sanki..." diye sordu merakla. Gökmen, onun sorusuyla bir an mal gibi kalsa da sonunda güler gibi bir nefes vererek ellerinin üzerinde doğruldu. "Hayvan gibi sikmezsen anlaşılmaz." dedi esmere tepeden alaylı bir bakış atarak. Arslan'ın yumuşak sevişebileceğine ihtimal vermiyordu. Ne zaman sevişseler Gökmen'e ertesi gün yürümek de oturmak da haram oluyor, haftalarca beyaz teninde sırıtan acı verici izlerle dolanmak zorunda kalıyordu. Eh, şikayetçi değildi. Aslında biseksüel olarak, duygusal olarak daha çok kadınlara bir şeyler hissetmesine rağmen yıllardır sevgililerinin büyük bir yüzdesinin erkek olmasının sebebi genel olarak seksti. Kadınlarla seviştiğinde o yatağı yeterince tatmin olmuş olarak terk edemiyordu. Şimdi düşününce Arslan hem ruhunu hem de bedenini yeterince tatmin edebilen tek insandı. Arslan elinin tersini hafifçe Gökmen'in ağzına vurup, "Düzgün konuş az." diye homurdandı. Homurtusunun aksine kasıkları cümlenin açıklığıyla seğirmiş, midesinin alt taraflarında şehvetten bir kıvılcım ateşlemişti. Gökmen, onun ela harelerini süsleyen koyu bakışla bilmiş bir sırıtış takındı. Alt dudağını diliyle yoklarken güler gibi bir nefes verip Arslan'ın kafasını ittirdi. "Kalk, şortumuzu giyelim. Yoksa bu gidişle tüm tatili çadırda geçireceğiz." dedi keyifle. Arslan, sarışının ruh halinin düzelmesinin içsel huzurunu yaşasa da, "Oğlum uykudan uyanıp denize mi girilir lan? Buz gibidir o su şimdi." diye homurdanıp, hareketlenen Gökmen'in çadırın eşya koymak için olan bölmesinin fermuarını indirişini memnuniyetsizce izledi. Anlaşılan o uyurken Gökmen çalışmış, arabadaki eşyalarını çadırın içine taşımıştı. "Yok, gün batımına yakın su daha ılık oluyor bir şey olmaz. " dedi sarışın. Kendi sırt çantasının ağzını açıp deniz şortunu çıkarıp omzuna attıktan sonra Arslan'ın çantasını önüne çekti. "Bu mu deniz şortun?" dedi bulduğu siyah şortu omzunun üzerinden kaldırıp Arslan'a gösterirken. Arslan pes etmiş bir şekilde, "O." diye mızmızlanınca Gökmen sırıtarak şortu onun yüzüne attı. Şortlarını giyip açık havaya çıkmaları neredeyse on beş dakikalarını aldı. Zira esmerin ne elleri ne de dudakları bir türlü rahat durmadığından üstlerini giyerlerken birçok kez mola vermek durumunda kalmışlardı. Gökmen, bol bol homurdansa da içten içe aldığı her öpücükten sonra eriyordu. Şortunun ipini bağlarken çıplak omuzlarına kondurulan öpücükler, omzunun üzerinden kafasını Arslan'a çevirince yanağına art arda aldığı diğerleri, gülerek esmerin kafasını ittirince belinden yakalanıp bu sefer dudaklarına aldığı bir diğeri... Her biri göğsünde ayrı bir bahara sebebiyet veriyor, birkaç dakika önce yaşadığı bütün sıkıntılı duyguların izini siliyordu. Arslan, her zaman dokunsal bir adam olmuştu. İlişkilerinin başladığı ilk günden beri farkındaydı. Hiçbir şey olmasa, ellerini ellerinin arasına alıp sıkılmadan saatlerce parmaklarıyla bile oynayabilirdi. Ancak anlaşılan o ki, bu tatilde temas bağımlılığının zirvesini göreceklerdi. Zira esmer tatil başlayalı bir gün olmasına rağmen ellerini bir türlü üstünden çekemiyordu. Sonunda Gökmen'in küfürlü teşviklerinin de getirisiyle çadırdan çıkmayı başardıklarında ikisi de ağızları kulaklarına varana kadar sırıtıyordu. Gökmen'in Arslan uyurken hazırladığı sandviçleri, yine Gökmen'in Arslan uyurken yerleştirdiği kamp sandalyelerine yerleşerek, manzarayı izleyerek yediler. Gün batımı yaklaştığı için etraf enfes bir turuncuya bulanmış, kıyıya vuran yumuşak dalga sesleriyle insanı bütün dünyanın derdinden kederinden uzaklaştıran huzurlu bir atmosfer yaratmıştı. Arslan, sakince sandviçinin son lokmasını ağzına tıkarken böyle bir ana ne kadar ihtiyaç duyduğunu şaşırarak fark etti. Böyle dünyadan uzak, deryaya yakın... Böyle sevdiği ve her geçen gün ruhuna biraz daha işleyen adamla dünü dert etmeden, yarını düşünmeden yalnızca bugünü; o anı yaşayarak aynı manzaraya bakmaya ne de çok ihtiyacı varmış meğer... Bakışları yanındaki adamı buldu. Sarı kirpikleri yüzüne vuran akşam güneşinde altından oklar gibi parlıyordu. Mavi hareleri dikili olduğu denizden daha parlak, daha izlenesiydi. İfadesi, Arslan'ın onda daha önce hiç görmediği kadar gevşekti. Sandviçini uyuşukça yerken bir ayağını kuma sokmuş, ayak parmaklarını büküp duruyordu. O da kendisi gibi düşüncelere dalmıştı. Bir an sonra sahil şeridindeki bakışları onu buldu. Mavi hareleri merakla ona anlamlandıramadığı bir yoğunlukla bakan elalarda dolandı. "Ne oldu?" dedi dolu ağzıyla. Arslan, hafifçe kıvrılan dudaklarıyla omuzlarını silkti. "Hiç, güzele bakmak sevap diye." dedi sırıtarak. Gökmen onun cevabıyla sırıtıp, "Yavşak ya." dedi daha çok kendi kendine. Esmer sırıtıp son lokmasını ağzına attıktan sonra, "Kalk hadi, güneş iyice alçalmadan gidelim. Götümüz donacak zaten." dedi sandalyenin başına astığı havlusunu çıplak omzuna atıp gerinirken. Gökmen'in mavileri onun gerilen kaslarında ilgiyle dolanırken salyalarının akmak üzere olduğu aralık dudaklarına son lokmasını tıkıp onun gibi ayaklandı. Esmerin yarı çıplak vücuduna bakmak biraz önceki kısa süreli hareketlilikten sonra libidosuna iyi gelmiyor, tüm tatili çadırda geçirme fikrini ciddi ciddi düşünmesine sebep oluyordu. O da havlusunu omzuna atıp masanın üzerindeki termosundan büyük bir yudum su içerek lokmasını yumuşattıktan sonra parmak arası terliklerini ayağına geçirdi. "Bira alalım mı lan? İçeriz sahilde." dedi eşyalarını alıp yavaşça ilerleyen Arslan'ın peşine takılarak. "Yarın yaparız onu. Bugünlük akşam yemeğine saklayalım kendimizi yavrum. Şu bahsettiğin meyhanelerden birine gideriz. O kadar anlattın ki merak ettirdin." dedi Arslan, kolunu yanına gelen sarışının omzuna atarak. "O da olur." dedi sarışın. "Bu arada sizinkilerden arayan olmuş mu? Hiç baktın mı telefona?" "Ablam mesaj atmış." dedi Arslan sırıtarak. "Madem evden kaçacaktın beni niye yanına almadın pezevenk, yazmış." Gökmen beklemediği içerikle omuzları sarsılarak güldü. Aysima'yı neredeyse hiç tanımıyordu. İki aile arasındaki kavga kıyamete neredeyse hiç ortak olmamıştı. Üniversiteyi şehir dışında okuduğunu, geçen sene nişanlanıp düğüne birkaç hafta kala yüzük attığı dedikodusunun dışında hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. Uzaktan soğuk, mesafeli bir tipe benziyordu ama Arslan'a attığı mesaja bakarak dışarıdan göründüğü kadar nemrut değildi. "On numara mesaj amına koyayım. Harbi lan, Akın götünü az çok tanıyorum ama ablanı hiç tanımıyorum. Nasıl bir tip? Yakın mısınız? " derken buldu kendini. Arslan'ın dudaklarındaki sırıtış yerini anında sevgi dolu bir gülümsemeye bıraktı. " Benim kadın versiyonum gibi düşünebilirsin ya. Sadece o biraz daha deli dolu bir tip. Yakın mıyız... Aradaki yaş farkından dolayı uzun bir süre çok çatıştık ama son iki üç yıldır iyiyiz." Yüzünü Gökmen'e çevirip sarışına kısa bir bakış attı. "Tanısan muhtemelen hiç anlaşamazsınız gerçi." dedi sırıtarak. "Anlaşabileceğim tek Akınal'ın sen olduğuna emindim zaten." dedi Gökmen sırıtıp, kaşlarını kaldırarak. "Yok ya, annemle de babamla da muhteşem anlaşırdın. Aslında abimle normal koşullar altında tanışsanız onunla da çok iyi anlaşırdınız." Sahile vardıkları için eşyalarını neredeyse bomboş şezlonglardan birine koyarken Gökmen yüzünü ekşitti. Akın'la anlaşabildiği alternatif bir dünyayı hayal bile edemiyordu. İt oğlu itin adı bile tüylerini ürpertiyordu. Lakin göğsünde bir yer, Arslan'ın ailesiyle asla tanışamayacağını bilmenin hezimetiyle sızladı. Bırak sevgiliyi, bir arkadaşıymış gibi bile çıkamazdı karşılarına. Ömrü boyunca gördüklerinde kaş çatacakları, yüzlerini ekşitecekleri düşman çocuğu olarak kalacaktı. "Akın götüyle anlaşabileceğim bir evrenin hayali bile tüylerimi diken diken etti amına koyayım, sus." diyerek içinde yeni açılan yarayı görmezden gelerek; fikrin onu ne kadar iğrendirdiğini göstermek için silkelendi. Arslan onun tepkisini güler gibi bir nefesle sırıttı. "İçimden bir ses, dört ay önce bunu benim için söyleseler aynı tepkiyi vereceğini söylüyor ama şimdiki halimize bak." Gökmen terliklerini fırlatarak çıkarırken kaşlarını kaldırıp, "Sevişerek gerilimimizi atmıyor olsak birbirimize yirmi dört saat anca dayanırdık kedi, doğru bir örnekleme olmadı bu." dedi. "Bak sen, öyle mi?" dedi esmer gözlerini kısarak. Sarışın sadece sırıttı. "İplere kadar yüzelim. Son varan akşam yemeğini ısmarlar." dedi ve cevap beklemeden denize koşturdu. Arkasından Arslan'ın suyun soğukluğu ve önce alışma gibi bir şeyler gevelediğini duysa da suyu dört bir yana sıçratarak denize girdiği anın hemen sonrasında Arslan'ın peşinden geldiğini duydu. Birkaç saniye arayla suya daldılar. Gökmen onun nerede olduğuna bakmadan iplere doğru hızla kulaç attı. Hem yazları hem de geçen seneye kadar kışları bile kapalı havuzlarda yüzdüğünden profesyonellere taş çıkartacak kadar iyi yüzüyordu. Bir an için ansızın ortaya koyduğu iddiaya daha kaliteli bir istek koymadığına pişman olsa da kısa sürdü. İplere varıp, yüzünü kıyıya dönünce Arslan'ın aylak aylak, suda yürüyerek ona doğru geldiğini görüp gözlerini devirdi. Şerefsiz onu ciddiye bile almamıştı. Esmerin ona yaklaşmasına saniyeler kala yüzüne doğru su fışkırtıp, "Ciddiye alsana beni piç." diye homurdandı. Arslan yüzüne doğru gelen suyla kafasını çevirip tek gözünü kısarak ona sırıttı. "İçindeki kırmızı balık uyanmışken seninle yarışamayacağımı en baştan kabul ettim yavrum. Karadaki performansını gördükten sonra kaybedeceğim bir yarışa giremezdim." Gökmen, onun kastıyla kızardı. O gece hala kanayan yarasıydı. "Ha ha ha, çok komik amına koyayım." dedi esmere bir kez daha su atarken. Arslan kıkırdayarak suyu yedikten sonra bir eliyle yüzünde biriken damlaları silip, saçlarını geriye yatırdıktan sonra onu kıskaca alacak şekilde iplere tutundu. "Komik tabii. O gece hayatımda gülmediğim kadar güldüm lan. Yerlere yattım anasını satayım, daha ne olsun. Videoya almadığım için her gün kahroluyorum. " dedi Arslan sırıtarak. Gökmen biraz daha kızardı. Onu omzundan ittirirken, "Sus lan." dedi kaşlarını çatarak. "Valla hafızanı resetleyene kadar boğarım seni." "Öperek boğacaksan kabul." dedi esmer kaşlarını kaldırarak. Gökmen onun günbatımında sarıyı çalan elalarına birkaç uzun saniye baktı. Sonra alt dudağında dilini gezdirip, tuzlu tanecikleri ağzının içine çekerken çevresine bir bakış attı. Kıyıda takılan birkaç yaşlıdan, çok uzaklarında suda sohbet eden genç bir gruptan başka kimse yoktu. Mavilerini tekrar esmerin yaramaz elalarına çevirirken, kollarını onun omzuna attı. Arslan çapkın bir sırıtış takınarak ona doğru biraz daha yanaşırken bir anda ellerini onun omuzlarına bastırıp bütün gücüyle abanarak onu suya gömdü. Yüzünde hain bir sırıtışla gömdüğü gibi geri çıkan, ağzına kaçan suyu püskürterek geri salan sevgilisinden gülerek kaçtı. "Nah sana öpücük." Arslan ellerini yüzünde gezdirip fazla suyu sildikten sonra yanan gözlerinden birini açıp gülen sarışına sert bir bakış attı. Gökmen çevresini kontrol edince harbiden öpücük alacağını sanmıştı. Gökmen onun bakışıyla intikamın ayak seslerini duyup, "Yaparsan sikerim." diye tehdit etti ama nafile. Daha o kaçmaya yeltenemeden esmer onu yakaladı. Bütün ağırlığını onun sırtına verip, var gücüyle abanarak sarışını suya gömdü. Gökmen tam o an bir şey söylemek üzere olduğu için denizin yarısını yutarken bu sefer Arslan sırıtıyordu. O saniyeden sonra tatlı başlayan deniz maceraları bir güreş müsabakasına dönüştü. Birbirlerini boğarak, elleriyle yarattıkları tsunami de boğarak kaç dakika geçirdiler ikisi de bilmiyordu. Bir yandan gülüyor, diğer yandan küfrediyor, bol bol tuzlu su yutuyor, yanan gözlerinden şikayet ediyor, sonra daha bir hırsla intikam kovalıyorlardı. Sonunda pes eden Arslan oldu. Gökmen'i bildiğinden sarışının hırslandıkça hırslanacağını da biliyordu. Birinden biri gerçekten boğulmadan bu işi burada bırakmak en hayırlısıydı. Gökmen'i suya gömme sırası ona gelmişken kollarını suyun altından sarışının çevresine dolayıp çenesini omzuna yasladı. "Sen kazandın tamam sarı, beyaz bayrak sallıyorum." dedi nefes nefese. Sarışın kazandığı zaferle keyifle sırıtınca Arslan kendine hakim olamayıp ansızın yanağına sulu bir öpücük kondurdu. Gökmen'in sırıtışı aldığı öpücükle dağıldı. Çevresine temkinli bir bakış atsa da denizdeki tek tük insanın, ki onlarda bir metre ötelerini göremeyecek kadar yaşlıydı, onları göremeyeceği kadar uzakta olduklarını fark edip rahatladı. Bir elini ıslak kara tutamlardan geçirip saçlarını geriye yatırırken, "Yemeği ısmarlıyorsun bu arada. Araya kaynamasın." dedi keyifle, o da nefes nefese. Arslan bu sefer de dudaklarını omzuna bastırıp, "Ismarlarız." diye mırıldanıp yanağını sarışının omzuna yaslayıp, nefeslerini düzenlemeye çalıştı. Bir süre o pozisyonda dalgalarla birlikte hafifçe sarsılıyor oluşlarını umursamadan öyle kaldılar. Hareketli dakikalardan sonra durulunca ikisi de akşam meltemiyle üşümeye başlamış, birbirlerine biraz daha sokulmuşlardı. Arslan, ara ara yanağını çekip yerine dudaklarını yaslarken, Gökmen parmaklarını onun tuzlu damlalarının asılı kaldığı geniş sırtında gezdiriyor, sık sık içli nefesler alıyordu. "Çıkınca ne yapıyoruz?" diye mırıldandı esmer bir süre sonra. Gökmen'in vücut sıcaklığıyla biraz mayışmıştı. "Sen uyurken onu da hallettim." dedi sarışın, ense kökünde kıvrılmış kara tutamlarla oynarken. "Yakında bir Rum tavernası var, oraya rezervasyon yaptırdım." dedi, huzurdan yontulmuş sakin bir sesle. Arslan'ın dudakları bu cevap karşısında kıvrıldı. Bu tatilin ilk anından beri Gökmen'in daha önce hiç tanışmadığı yeni bir yanıyla tanışıyordu. İlgili, tüm sorumluluğu alan, ince ayrıntıları bile düşünen ve karşısındakine rahat ettirmek için uğraşan bir ev sahibi gibi davranıyordu sarışın. Arslan, ilk defa sorumluluğun omuzlarına binmediği, hiçbir şeyi düşünmek zorunda kalmadığı bir konumdaydı ve açıkçası şimdiden şaşkındı. Bunun tadını mı çıkarmalı, yoksa Gökmen'e her şeyi düşünmek zorunda olmadığını mı hatırlatmalı emin değildi. Ama içten içe Gökmen'in istediği gibi ipleri eline almasına izin vermesi gerektiğini hissediyordu. Dudaklarını son bir kez sarışının tuz kokulu omuzlarına bastırıp kafasını kaldırdı. Gün batımıyla rengi iyice açılmış mavilere bir iki saniye derin bir sevgiyle baktıktan sonra uzanıp sarışını öptü. Gökmen, bir an için şaşkınlıktan ona karşılık veremese de bir an sonra dudaklarını oynatarak ve ensesini kavrayarak öpücüğünü karşıladı. Esmer öpücüğü bozmadan ciğerini şişiren bir nefes alarak Gökmen'in bacaklarını beline dolaması için yönlendirdi. Sarışın itiraz etmeden esmerin yönlendirmesine uyup bacaklarını onun beline dolarken diğer kolunu esmerin omuzlarına sardı. Derinleşen öpücük, suyun altında kalçalarının hemen altından uyluklarını sıkı sıkı kavrayan parmaklar tüm temkinli halini bir an için kenara bırakmasına neden oldu. Ağzını aralayarak Arslan'ın dilinin dilini karşılamasına izin verirken minik bir inilti çıkarıp, "Arslan." diye mırıldandı güçlükle. Esmer mırıltısı karşılığında kasıklarını biraz daha kalçalarına yaslayıp, dudaklarını dişleriyle hırpaladı. Acı, Gökmen'in aklını başına getiren şey oldu. Kafasını hızla geriye çekip, telaşla çevresini taradı. Öpüşmeye başladıkları an kadar boş olduğunu görünce derin bir nefes aldı. "Kimse yok. Akşamın altısında hala denizde olan tek deli biziz." diye mırıldandı sevgilisi dudaklarını kısa aralıklarla yanağını bastırırken. "Orası belli olmaz. Arada kıyının çok yakınından tekneler geçiyor." dedi Gökmen bacaklarını çözerken. "Durup dururken başımıza bela almayalım." Gerçi biri görse bile en fazla cık cıklayarak ayıplar gibi hissediyordu. Yine de risk almaya gerek yoktu. O andan sonra, güneş tamamen batana kadar daha sakin bir şekilde vakit geçirdiler. Yine arada gizli gizli oynaştılar, biraz gülüştüler, biraz havadan sudan sohbet ettiler, bol bol yüzdüler. Gökmen yine kendine engel olamayıp adadaki daha önceki maceraları hakkında bilgiler vermeye başladığında Arslan sırıtarak dinledi onu. Zira sarışını bir şeylere böylesine hevesliyken ilk kez görüyordu ve bu bıcır bıcır halini izlemeye doyamıyordu. Şimdiden bağımlılık yapmıştı. Eve geri döndüklerinde sürekli kaş çatan, gergin bir Gökmen'e nasıl tekrar alışacaktı bilemiyordu. Güneşin ufuk çizgisine iyice inişiyle kıyıya ilerlediler. Yan yana oturup, ağırlıklarını ellerine verip, üstlerine gelen yumuşak dalgalarla hafifçe sarsılarak gün batımına diktiler bakışlarını. Elleri buruş buruştu ama ikisinin de sudan çıkası yoktu. Gökmen'in dediği gibi su, tüm gün maruz kaldığı güneşle ılıklaşmıştı ve çok güzeldi. Manzara eşsiz, yanındaki adamın varlığı ise böylesine huzur verirken hiç sudan çıkası gelmiyordu açıkçası. Bakışları bir kez daha onu buldu. Kendisinin hissettiği kadar huzurlu görünüyordu. Damlacıklarının asılı kaldığı beyaz teni günbatımında bir başka parlıyor, tatlı bir tebessümle kıvrılmış kırmızı dudakları iç dünyasındaki huzuru yansıtıyor ve her bir zerresi Arslan'a içli nefesler aldırıyordu. Gökmen onun bakışlarını hissedip başını ondan tarafa çevirdi. Onun bakışlarını görüp güler gibi bir nefes verdi. "Bugün de bakmalara doyamadın he." dedi kaşlarını imayla havaya kaldırarak. "Sevabına sevap kattın maşallah." Arslan'ın gözleri onun parlak mavilerinde dolandı. "Mavi mavi masmavi. Gözleri boncuk mavi. Bir gördüm aşık oldum, bu güzel kimin yâri?" diyerek bir İbrahim Tatlıses türküsü mırıldanınca Gökmen önce mal gibi kaldı sonra kıkırdayarak ve salaklığına iltifat ederek Arslan'a su sıçrattı. Esmerin bu ani şarkılı göndermeleri git gide daha çok hoşuna gidiyordu. Galiba penceresinin önündeki serenadı hatırlattığındandı. Arslan sıçratılan sudan yüzünü çevirerek korunurken onunla birlikte güldü. Konunun konuyu açtığı uzun birkaç sohbetten sonra, "Derman'la aranı düzelttin mi?" diye sordu Arslan. Gökmen'in bakışları ona döndü. "Aranı düzelttin mi derken?" dedi kaşlarını kaldırarak. Hatırladığı kadarıyla Derman'ı yumrukladığını Arslan'a hiç söylememişti. "Memleketine dönmeden önce kampüste karşılaştık, yüzündeki morluğu sorunca olanları anlattı." Gökmen aldığı hafif paylayan bakışla kıpırdandı. Suyun içinde dizlerini bükerek bulduğu büyükçe bir taşı ileriye fırlatarak oyalandı. "Ne söyledi?" dedi Arslan'ın bakışları üstünden çekilmeyince. "Ne yaşandıysa onu..." dedi Arslan iç geçirerek. İlk duyduğunda Gökmen'le hala konuşmadığı ve ondan kaçtığı için soramamıştı. Olan biten onca şeyden sonra da aklından çıkmıştı açıkçası ama ilk duyduğunda çocuğun kırıklığı içine çok oturmuş, "Ulan Gökmen, yapmışsın yine yapacağını!" diyerek çok söylenmişti. Gökmen, yaramazlık yaparken yakalanmış bir çocuğun rahatsızlığıyla biraz daha kıpırdandı. Azar işitmeyi bekler gibi omuzları kasılmış, yüzü savunmacı bir tutum almıştı. "Daha önce kavga etmiştik. Sonra sen hemen ertesinde yakama yapışınca o söyledi sandım. Cenk'le olan muhabbeti yani..." Arslan, Cenk'in adını duyunca neredeyse hırlayacaktı. Dişlerini sıkarak kendine engel oldu. "Muhabbetini sikeyim senin." demekten kendini alamadı ama. Gökmen ona yandan ters bir bakış attı. "Siktin zaten." diye mırıldandı kendi kendine. "İçimden geçtin amına koyayım, adına da yükselme artık." Arslan onun ters bakışını ayna gibi yansıttı. "Tamam, asıl konuya dön sarı. Keyfimizi kaçırma. " diye homurdandı Gökmen gibi doğrulurken. "Düzelttin mi arayı?" Gökmen diretmedi. O da Seher'in adını duyunca aynı oranda tüyleri dikeldiğinden Arslan'ın tepkisini anlayabiliyordu. Çakıl taşlarıyla oynarken, "Yok, gittiğinden beri konuşmadık hiç." diye mırıldandı. Bulduğu yatsı bir taşı suda sektirmeye çalışsa da attığı gibi suyun dibine çakılınca iyice surat astı. Onun somurtuşu yanındaki adamın dudaklarını uçlarının hafifçe kıvrılmasına neden olsa da bakmadığı için göremedi. Arslan iç geçirip, onun sevimliliğine kamaşan dişlerine rağmen konuya odaklanmaya çalıştı. "Gitmeden özür diledin mi adamdan?" diye sordu. Gökmen huzursuzca kıpırdanınca Arslan cevabını almış oldu. "Of Gökmen ya..." diye söylendi. Gökmen kaşlarını çatıp, "Kavgamızın hemen ardından bastı gitti memleketine. Özür dilemeye fırsat mı kaldı amına koyayım?" diyerek anında savunmaya geçti. "Mesaj atabilirdin." "Engellemiştir kesin. O pezevengin kinini bilmiyorsun. Deve kini var herifte. Zaten o yüzden onun öttüğünü düşündüm. " dedi Gökmen bir kez daha, bu sefer çok daha hırslı bir şekilde bulduğu taşı denize doğru attı. Arslan onun git gide tırmanan gerilimiyle, zira birazdan 'Sana ne amına koyayım. Ne karışıyorsun arkadaşlık ilişkilerime bla bla bla...' tarzı bir cevap alıp kavga etmekten korkuyordu, özür konusunda daha fazla üstüne gitmemeyi seçti. Onun sessiz kalışı Gökmen'in havalanmaya niyetlenen savunma duvarlarını düşürürken, sarışın birkaç saniye sonra, boğazını temizleyip "Eee Derman değilse kimdi?" dedi tereddütle. "Söyleyen yani..." Arslan birkaç saniye onu süzdü. Söyleyip söylememe arasında kararsız kalsa da sarışının dostunu düşmanını ayırt etmesi gerektiğine karar vererek dudaklarını araladı. "Ceren miydi, Cemre miydi o kız söyledi. Kampüste peşime takıldı, çok önemli falan deyince dinledim. Neyin kiniydi bilmiyorum ama bülbül gibi şakıdı, abarta abarta anlattı. Böyle kaypak insanları çevrene niye doluşturursun gram anlıyorsam namerdim." Sadece o kız için değil, Gökmen'in çevresi böyleleriyle kaynıyordu. Okulun yarısıyla arkadaştı, diğer yarısıyla tanışıktı ve Arslan yıllar içerisinde onun arkadaşlıklarını gözlemleyecek çok zaman bulmuştu. Dolandırıcısı, pezevengi, yollusu, keşi... Her türden pisliğe arkadaş diyordu salak sevgilisi. Gökmen'in aksine Arslan çevresini az ve öz tutar, onlara da canını emanet edecek kadar güvenirdi. Sözleriyle Gökmen önce afallasa da sonra hararetli bir şekilde küfretmeye başladı. Onu tutmasa muhtemelen kalkıp telefonuna gidecek, kızı arayıp içinden geçecekti. O yerden kalkmaya yeltendiği vakit koluna asılıp engel oldu. Kızarmış yüzüne uyarıcı bir bakış atıp, "Şimdi değil yavrum. Ben ağzının payını o gün verdim zaten. Sonra gör hesabını." diyerek onu kalktığı yere geri çekmeye çalıştı ama Gökmen'in öfkesini unutmuş olacak ki bir an için oturduğu yerde oturacağına harbi harbi inandı. Lakin Gökmen, kolunu kurtarıp, "Amına koduğumun kaşarı! Belasını sikeceğim onun!" diye söylenerek telefonunu bıraktığı şezlonga doğru yeri sarsan adımlarla ilerlemeye başladı. Arslan oflayarak onu takip etti. Kıçı kum doluyken sarışını yatıştırma görevi zor geliyordu. Gökmen telefonu eline aldıktan bir saniye sonra yetişti ona. Islanmış telefonu hızla öfkeden elleri titreyen sarışının elinden çekip aldı. "Arslan ver şunu." dedi Gökmen anında telefonuna ulaşmak için atılırken. Arslan bir elini onun göğsüne koyup, diğeriyle telefonu geride tutarken, "Hayır." dedi kararlı bir sesle. "Şu an tatilimizden, keyfimizden daha önemli değil o kız. Hesabını sonra gör." "Arslan!" Esmer onun bileğini yakalayıp, zira telefonuna ulaşmak için uğraşıyordu, "Arayıp sövsen de için soğumayacak. Ayrıca birine sövmek istiyorsan kendine söv Gökmen. Lağımın içinde bile isteye oturup üstüne bok kokusu sinince şikayet edemezsin. Sana ders olsun bu. Otur bir çevreni temizle." dedi sert bir sesle. Gökmen muhtemelen bir kavganın fitilini ateşleyecek bir şeyler söylemek için dudaklarını aralasa da Arslan bir elini onun dudaklarının üzerine kapayarak elalarını harlı mavilere dikti. "Onca yolu, geldiğimiz yerdeki sıkıntıları buraya taşımak için tepmedik Gökkuş, yapma." dedi sıkıntıyla. "Kızın derdi huzurunu kaçırmaktı. Böyle yaparak fark etmeden ona istediğini veriyorsun." Gökmen bir süre daha ona için için yanan gözlerle baksa da esmerin yumuşak, yalvaran bakışlarının getirisiyle yavaşça yatıştı. Sevgilisi haklıydı. O gereksizin tek istediği Arslan'la arasını bozmak, geçmişin intikamını almaktı. Bilsin ya da bilmesin ona istediğini vermeyecekti. Allah bilir bire bin katıp ne yalanlar anlatmıştı. Belki de Arslan'ın onu aldattığını düşünecek kadar kurulması da onun kattıklarıydı. Esmere, o kızın sözlerine inandığı için kızmak istese de yalan söyleyerek bütün olanlara kendisinin fırsat verdiğini bildiğinden sustu. Onun beden dilini okumayı çözmüş olan Arslan dudaklarına yamuk bir gülümseme kondurup, "Tehlike geçtiyse elimi çekeceğim." dedi tek kaşını kaldırarak. Gökmen gözlerini devirip ağzının üzerindeki ele bir tokat indirince sırıtarak elini geri çekti. Sarışın elinden telefonunu kapınca kaşlarını çatarak ağzını aralayacak oldu ama Gökmen şezlonga çöküp telefonu havlunun üstüne atınca memnun bir şekilde ağzını geri kapadı. Sarışın da harbiden gelişme vardı ve bunu görmek Arslan'ın içini sıcacık ediyordu. Gökmen'in karşısından şezlonga oturup havlunun altına sakladığı sigara paketini alıp bir dal çıkarıp dudaklarının arasına kondurmadan önce, "O değil de kız niye kinliydi o kadar sana?" dedi tek gözünü kırparak. Gökmen ağzının içinde birkaç küfür homurdanarak önüne uzatılan paketten bir dal alırken, "Senden hoşlanıyordu geçen sene, ben de yoluna taş koymuştum. Birlikte olduğumuzu duyunca çıldırdı kaşar." dedi homurtuyla. Arslan elinde çakmak bir an için donup kalsa da ardından yüzünü imalı bir sırıtış kapladı. "Vay sinsi kuş vay. Demek ta o zamandan gözün vardı bende. Kızın yerinde olsam ben de kurulurdum." Gökmen dudaklarına yerleştirdiği dalla ona kısa bir bakış attı. Yüzündeki memnun ifadeye gözlerini devirdi. "He Arslan he. İçten içe yüzünü yamulturken bile öpmenin hayalini kuruyordum, aynen." dedi dal yüzünden sıkılı dudakları neticesinde anlaşılmaz bir homurtuyla. Arslan omuzlarını kaldırıp indirdi. Sigarasının ucunu ateşleyip, "Valla ben bir inandım. Konu sensen olabilir gibi. Bir iki kez yumruk atarken çadırı diktiğini görmüştüm zaten de göz yanılsamasıdır deyip geçmiştim." diyerek sarışınla uğraştı. "Doğrudur. Sana vururken orgazm oluyordum." dedi Gökmen, Arslan'ın elindeki çakmağa uzanıp soğuk parmaklarının arasından alırken. O günler o kadar uzak geliyordu ki, bir zamanlar her gün yumruk yumruğa olduklarını hatırlamak Gökmen'i her seferinde afallatıyordu. Nasıl kıyıyormuşum ulan, diyordu kendine. Arslan onun cümlesine gülerken Gökmen sigarasının ucunu ateşleyip onun gülüşünü aklına kazımaya çalışıyormuş gibi dikkatle izledi. Sigarasının filtresini parmaklarının arasında yuvarlarken dudaklarında bıyık altı bir sırıtışla eşlik etti ona. Esmeri güldürmek, her seferinde karnında tatlı bir gerilime sebep oluyor; başka türden bir gerilime yer bırakmıyordu. Sigarasının filtresini bir kez daha dudaklarına yaslarken öfkesinin kalan bütün gizli kırıntıları da söküldü içinden. Hiçbir şeyin bu keyifli anlarını ufacık bile karartmasına izin vermeye niyeti yoktu. **
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE