Bölüm Şarkısı: Onur Akın- Seviyorum Seni
Esmerin dudakları dudaklarına kapandığında ve ağzından çıkacak acınası cümlelerin önüne geçtiğinde Gökmen birkaç saniye afalladı. Burnundan aldığı derin nefesle gözlerini sıkı sıkı yumdu. Vücuduna elektrik akımları gönderen, tüm kaslarını ansızın pelteleştiren öpücükle bu kafayla baş edemedi. Daha önce hiç böyle öpülmemişti zira. Dünyadaki son oksijen dudaklarının arasına saklanmıştı da Arslan da ona ulaşmak için sinsi sinsi aklını çelmeye çalışıyordu sanki.
Sırtı arkasındaki duvara çarptığında ve Arslan'ın göğsü göğsüne yaslandığında titreyen elleriyle esmerin omuzlarına tutundu. Nabzı kulaklarında çağlıyor, alt dudağını ağır ağır emen, diliyle yoklayan dudaklar soluklarını kesiyordu. Belinin kıvrımını okşayan parmaklar çıplak etine sızıp tenini kavururken öpücüğe karşılık vermeyi akıl edebildi.
Üst dudağını dişleriyle hafifçe çekiştirip, diliyle yoklayarak dolgun et parçasını emerken ellerini onun yumuşak saçlarından geçirdi. Boynunu yanaklarıyla birlikte kavrayıp ağzını aralayarak öpücüğü derinleştirdiğinde, ruhunun yangını onun sıcak ve ıslak nefesleriyle harlandı. İçtiği alkolün tadı onun tadıyla harmanlanarak damağına yapıştı. Soluklarının ritmi şaştı. Kime ait olduğundan emin olamadığı kısık iniltiler doldurdu kulaklarını.
Kalçalarına inen ince parmaklar etini okşayarak sıkıştırırken, sanki yeterince yakın değillermiş gibi biraz daha çekti onu kendine. Zira değildi de. Gökmen Arslan'ın bedenindeki bütün girintileri ve çıkıntıları hissediyordu. Kasıklarının ne kadar şiştiğini, göğsünün nasıl hızla yükselip alçaldığını, her zaman soğuk olan ellerinin teninde yarattığı yanıkları, karnındaki kasların nasıl kasıldığını, ağzının bütün kıvrımlarını, şişen pazularını, sırt kaslarının kasılışını; hepsini bedeninin, ellerinin ve dudaklarının altında hissediyordu ancak yeterli gelmiyordu.
Neredeyse hırlayarak parmaklarını onun saçlarına takıp yerlerini değiştirdi. Öpücüğünü dudaklarından tenine taşıdı. Ağzının içi kadar, teninin dokusunu da dudaklarının altında hissetmeyi seviyordu zira. Kulağının arkasına ıslak bir öpücük kondurup boğazına doğru bir hat çizerken bir bacağını onun bacaklarının arasına kaydırıp uyluğunu şişmeye başlamış kasıklarına bastırdı. Hızlı soluklarla nefesini düzenlemeye çalışan esmer delikanlı bu hareketiyle inleyip başını geriye atınca dudaklarını onun hareket eden adem elmasına kapadı. Tomurcuğu diliyle yokladığında sevgilisi parmaklarını sarı tutamlarına geçirip, çekiştirdi. Dudakları zorla o tatlı boyundan koparıldı. Tekrar sıcak bir ağız tarafından istila edildi.
Öpücüklerinin eko yapan sesi durmalarını, hala halka açık; her an birinin içeri girebileceği bir tuvalette olduklarını hatırlamalarını zorlaştırıyordu.
Arslan geriye kalan bir parça selim aklıya, bir koluyla Gökmen'in belini sıkıca kavrayıp, diğer elinin parmaklarını ensesine sararak onu geriye adımlamaya zorladı. Üstüne yürüyerek yarı açık gözleriyle açık kabin kapılarından birinden içeri girmelerini sağladı. Kapıyı ayağıyla ittirip, Gökmen'i sertçe kapanan kapıya yapıştırdıktan sonra el yordamıyla kilidi döndürüp ihtiyaç duydukları mahremiyeti kazandı. Çıkardıkları sesler konusunda ise yapabileceği bir şey yoktu. Geri çekilme ve ikisini izole olabilecekleri bir yere sürüklemeye yetecek kadar iradeye sahip değildi. İçeri girebilecek kişilerin kendi işine bakması ve güvenliğe haber vermemesini umuyordu.
Gökmen ise nerede olduklarını gram umursamıyordu o an. Mekanın tam ortasında, bütün gözler onların üzerinde bile olsa Arslan'ı öpmeyi bırakamazdı.
Soğuk eller tişörtünün eteklerinden içeri süzüldü. Temasla esmerin ağzının içine derin bir inilti bıraktı. Cayır cayır yanan tenini okşayan o soğuk parmaklar aklını başından alacak kadar zevk veriyor, daha fazla temas için teşvik ediyordu.
Elleri o daha düşünmeden önce esmerin kalçalarına indi. Pantolonunun üzerinden sıkı ve küçük kalçaları kavrayıp belini büküp aynı anda sevgilisinin bedenini kendine çekerek alt takımlarını kuvvetle birbirine yaslayıp sürttü. İniltileri diğerinin ağzının içinde kayboldu.
Daha fazlasına ihtiyacı vardı. Onu üzerlerindeki kalın kumaşların üstünden hissetmek yeterli gelmiyordu. Parmaklarının arasındaki seğirişini, ipeksi dokusunu, ıslaklığını hissetmek istiyor; elini her hareket ettirişinde gırtlağında boğulan sesini duymak için çıldırıyordu.
Kapalı gözkapaklarının ardında canlanan hayalle ellerini hızla esmerin pantolonunun düğmesine kaydırdı. İlmeği çözüp fermuarı indirirken artık onu öpmüyor, yalnızca ağzını ağzının üzerinde tutuyor; kesik kesik soluyordu. Dakikalardır kapalı, ardında havai fişekler patlayan mavilerini aralayıp aralık elalara tutunurken pantolonunu baksırıyla birlikte kalçalarının biraz altına düşene kadar çekiştirdi. Sıcak avucunu özgür kalan kalınlığa sardı. Arslan, ağzını biraz daha aralayıp sessiz bir iniltiyle onun nefesinden kesik bir nefes çekerken Gökmen zevkle titredi. Gözleri biraz daha karardı.
"Tuvalet köşelerinde ayaküstü sevişmek hakkında ne diyordun?" diye fısıldadı, aralık dudaklarını birbirine sürterken.
Arslan sertçe yutkundu. Elleri Gökmen'in karnını kasık çizgisine kadar okşadı. "Kesinlikle hiçbir şey." dedi bakışları daha da koyulaşırken.
Cevabı Gökmen'in dudaklarının kıvrılmasına neden oldu. Tatlı bir tatmin hissiyle dolarken aralık dudakların alt lobunu dişleriyle kıstırıp hafifçe çekiştirip, "Aferin, yola geliyorsun." diye mırıldandı.
Karşılığında sert bir bakış kazansa da parmaklarının arasındaki zevk sıvısını sızdırmış aleti yukarı aşağı yavaş bir tempoyla, her seferinde dipten uca kadar sıvazlamaya başladığında Arslan'ın ifadesi Gökmen'in daha hoşuna giden koyu bir tona büründü.
Kendi aleti baksırında şimdiden sızdırıyordu. Siktir, sadece onun boşalmasına yardım ederek bile boşalabilirdi. Koyulaşan bakışlarını ve keskinleşen yüz kaslarını izlemek, bedenine yaslanmış bedeninin nasıl kasıldığını hissetmek, ağzına doğru verdiği titrek ve sıcak solukları duyumsamak ona hiçbir seksin bahşedemediği zevki bahşediyordu.
Lakin sevgilisi de onun zevkinin peşinde olmalı ki; soğuk parmaklar tişörtünün içinden kasıklarına doğru kaydı. Şortunun düğmesini aceleyle çözüp, fermuarını indirdi. Önü şimdiden ıslanan baksırı ve şortu aşağı doğru çekildi. Özgür kalan aletine sarılan soğuk parmaklarla Arslan'ın ağzının içine doğru esmerin erkekliğinin seğirmesine neden olan boğuk bir inilti bırakıp başını arkasındaki kapıya bastırdı.
Arslan onun alt dudağını kışkırtıcı bir yavaşlıkla emip, kararan elalarını zevkle bükülen yüz ifadesinde gezdirirken temposunu arttırdı. Sarışının her halini seviyordu. Ancak ellerinin altında hızla dağılışı, yüzünün aldığı ifadeler her zaman favorisi olacaktı. Öfkesini, utancını, sevincini ya da hüznünü herkes görebilirdi ama bu mahrem, bu savunmasız hali ona özeldi.
Bu düşünce zar zor tuttuğu aklının ipinin ucunu iyiden iyiye kaçırmasına neden oldu. Hareketleri biraz daha kontrolsüz, biraz daha sert bir hal aldı. Uzanıp önce Gökmen'in, sonra kendi tişörtünü ensesinin arkasına çekti. Hala buradan çıktıktan sonra insanların arasına karışmaları gerektiğinin farkındaydı ya da sadece sarışının bembeyaz, yer yer üç gün öncesinin izleriyle kaplı göğsünü kendi sıvısıyla kaplamak istiyordu, emin değildi. Elini onun kesik kesik solumaktan öte işe yaramayan dudaklarına doğru yükseltip, "Tükür." dedi koyulaşmış sesiyle.
Gökmen'in baygın bakışları dudaklarına uzatılan ele kısaca değdi. Bakışları mümkünü varmış gibi biraz daha koyulaştı. Boştaki elinin parmaklarını onun bileğine sarıp mavilerini elalardan çekmeden önce avucunun içine dilini sürttü. Arslan'ın çenesi kasılıp, erkekliği avucunun içinde seğirirken gram utanç ya da tiksinti hissetmeden esmerin avucuna tükürdü. "Ulan Gökmen." dedi esmer boğuk bir sesle, dudaklarına sertçe kapanmadan hemen önce.
Sarışın bir kolunu onun boynuna yarı yarıya dolayıp ensesindeki saçları sertçe kavrayarak öpücüğüne karşılık verirken Arslan, Gökmen'in elini erkekliğinden çekip aletlerini birbirine yasladı. Biraz önce avucunu yakan sıcaklığı şimdi kendi sıcaklığına karışıyordu. Gökmen'in salyasıyla ıslanan elini iki kalınlığa birden sarıp çekmeye, onu arkasındaki kapıya iyice bastırıp kendi ağırlığıyla ezmeye başladı. Gökmen bir eliyle kara tutamları yumruğunun arasına sıkıştırırken, diğer eli ise Arslan'ın kalçasının bir lobunu sıkıştırıyor, tırnaklarını yumuşak ete geçiriyordu.
Biraz sonra sarışın nefes alma ihtiyacıyla başını geriye çekip, "Arslan." diye soludu. Gözlerinin önünde siyah beyaz benekler uçuşmaya başlamıştı. Hızlanan kan akış, kanında gezinen alkolü kuvvetlendirmiş gibi kendini tamamen sarhoş hissediyordu.
Esmer boşta kalan dudaklarını onun çenesine kapayıp, sivri ucuna dişlerini sürtüp öperken bir kez daha onun adıyla inleyip parmaklarının ucunda yükseldi. Yumruğunun arasındaki saçları sıkıştırdı, bedeni keyifle titredi. Bacakları tutmuyordu, o yüzden bir eliyle sıkı sıkı Arslan'ın kapıdan destek alan gerilmiş koluna tutundu.
"Devam et sevgilim, ben de yakınım." dedi esmer, elinin hareketini hızlandırarak.
Gökmen bunu bekliyormuş yuvalarında kayan gözleri titreşerek kapanırken parmak uçlarında istemsizce yükselip aralık dudaklarından boğuk bir inleme bırakarak geldi.
Esmer onun ifadesini yırtıcı gözlerle izlerken göğsüne vuran ılık sıvıyla hızla sınıra yaklaştı. İlk defa bu kadar hızlı orgazm oluşunun şaşkınlığını yaşayamadan onun hemen ardından alnını sertçe sarışının yanağına yaslayarak, inleyerek kendi yükünü bıraktı. Soluk soluğa, göğüsleri eş zamanlı kalkıp inerken titreyen ve seğiren parmaklarını birkaç kez daha oynatarak orgazmlarını uzatabildiği kadar uzattı.
Sonunda her şey bittiğinde solukları biraz olsun düzeldiğinde Gökmen onu bırakmadı. Leş gibi terli ve meni kaplı oluşlarını umursamadan bir kolunu çevresine sardı, diğeriyle onu ensesinden kavrayıp yüzünü boynuna çekti. Sıkı sarılışı Arslan'ı bir an için afallattı. Ela hareleri dikildiği kirli tuvalet kabinindeyken uyuşukça kırpıştı. Sarışının titreyen bedenin sebebi zevk miydi yoksa duyguların yoğunluğu üstüne mi çökmüştü emin olamadı. Sorsa cevap vermezdi, biliyordu. O yüzden kurcalamayı bıraktı. Yavaşça kollarını onun beline dolayıp sarılışına aynı şiddetle karşılık verdi.
**
Kendilerini toparlayıp tuvaletten çıkmaları on beş dakikalarını aldı. Çıkmadan önce çok konuşmadılar. Üstlerini başlarını toparlasalar da zihinleri hala biraz dağınıktı. Birkaç tane alına, şakağa ya da dudaklara bırakılan kısa öpücük tek iletişimleriydi. Gökmen sessizdi, çünkü ne diyeceğini bilemiyordu. Arslan sessizdi çünkü sarışını gözlemliyor, ruh halini anlamaya çalışıyordu.
O sessizliği aralarında paydaş ederek içeri döndüler. Ancak oturmadılar. İkisinin de biraz sakinliğe ve baş başa kalmaya ihtiyacı vardı. Üstün körü vedalaşıp, çekingen bir şekilde onların dağılmış halini inceleyen gruptan ayrıldılar. Kasada Gökmen hem kendi içtiklerinin hem de Arslan'ın içemediği biranın ücretini öderken itiraz etmek için dudaklarını aralayan esmere sert bir bakış atarak çenesini kapamasını sağladı.
Mekandan çıkıp, temiz havayla karşılaştıklarında yan yana durup iyice kalabalıklaşmış sokağa boş bir bakış attılar.
"Nereye gidelim?" dedi esmer, ellerini pantolonunun ceplerine sokup, yanındaki adama kısa bir bakış attı.
"Sakin bir yere." dedi sarışın iç geçirerek.
"Gel." Dedi Arslan, bir elini ona doğru uzatırken. "Bildiğim güzel bir yer var sanırım."
Gökmen ona uzatılan ele baktı. Sonra esmerin yüzüne. Bakışı saatler öncesiyle aynı hissettiriyordu. Sıcak ve yoğun. O bakış, ona bir saattir devam eden fazla heyecanlı hallerini hatırlatınca utançla gözlerini kaçırdı. Resmen rezil etmişti kendini. Ulan liseli ergen gibi, bir de bok gibi sesiyle adama serenat yapmak da neyin nesiydi? Kafası neredeydi o anda? Hele o boşalma sonrası duygu yüklü sarılışı? Siktir, on dakika boyunca resmen ağacına sarılan koala gibi adama yapışmış, bırakmamıştı. Tamam o an yeni boşalmıştı, biraz önce şarkılı bir aşk itirafı yaptığı için duyguları çok yoğundu, e biraz da kafası güzeldi falan ama yine de çok utanç vericiydi. Birkaç dakika değil çünkü on dakika boyunca öyle mal gibi ona sarılmış, sapık gibi koklamış, saçlarıyla oynayıp durmuştu. Allah'tan iki kişilik bir erkek grubu paldır küldür tuvalete girip onu kendine getirmişti de sonunda adamı serbest bırakmayı akıl edebilmişti.
Boğazını rahatsızca temizleyip, işaret parmağıyla burnunun ucunu kaşırken ona uzatılan eli tuttu. Arslan'ın normale göre daha sıcak olan parmakları parmaklarına dolanıp onu kalabalığa doğru çekince ayak uydurdu. Kalabalığı yararak ilerlerken ardı sıra sürüklemesine izin verirken bakışlarını onun geniş sırtında, ensesindeki terle kıvrılmış saçlarında, parmaklarına dolanmış uzun parmaklarda sıra sıra gezdirdi. Göğsü yine tanıdık duyguyla hınca hınç şişerken yalnızca iç geçirip, parmaklarına takılı parmakları biraz daha sıkı tuttu.
"Araban burada mı?" diyen esmerin sesiyle daldığı düşüncelerinden sıyrılırken bakışlarını birleşik ellerinden ona kaydırdı. Durduklarını bile fark etmemişti.
"Yok. Alkol alacağım diye getirmedim. Taksiyle gelmiştik."
"Benim arabayla gidiyoruz o zaman." dedi esmer gülümseyerek. Gökmen'in onun niye öyle tatlı tatlı gülümsediğine dair bir fikri yoktu. Gülümsemesi anlamlandıramadığı bir şefkatle yüklüydü. Öyle ki, yankısı gözlerine varıyor, iki kehribar küreyi ışıldatıyordu.
"Olur." dedi dalgın bir sesle, bakışları o gülümseme ile parlak elalar arasında dolanırken.
Arslan'ın gülümsemesi bir sırıtışa dönüşürken, alt dudağını diliyle yoklayıp güler gibi bir nefes verdi. "Bitirdin beni bu gece sarı. " diye söylendi.
Gökmen avanak avanak gözlerini kırpıştırdı. Sonunda cümleyi anlamlandırınca kaşları havalandı. Dudaklarına çekingen, çarpık bir sırıtış kondu. "Ben bu bitişi çok beğendim. Sık sık tekrarlayalım." dedi imayla.
Arslan onun cinsel imasıyla gözlerini devirdi. "Senden adam olmaz. Ben ne diyorum senin aklın nerede..." diye homurdanarak onu birleşik ellerinden çekiştirdi. "Gel hadi, bir iki homofobik tepemize binmeden varalım şu arabaya."
Gökmen sırıtarak bir kez daha onu çekiştiren ele ayak uydurdu. Bu sefer içine düştüğü sis bulutu biraz daha ince olduğundan tıklım tıkış caddenin daha çok farkındaydı. Parmaklarına dolanmış parmakları sıkıştırırken bedeni istemsizce savunmacı bir duruş aldı. Lakin çoğunluğu sarhoş kalabalığın sandığı kadar umurlarında olmadıklarını kısa sürede fark etti.
Burası kendi dünyalarından burnunun ucunu çıkartmaya korkan o insanların meskeni değildi belli ki.
Bu gerçeği fark edince dikkatini çevresine vermek yerine elini sıkı sıkı tutan adama verdi. Bir kalabalığın tam ortasında tüm tabulara ve olmazlara inat; nemli avuçları sıkı sıkı birbirine yaslanmış, üzerlerinde diğerinin iziyle yan yana yürüyorlardı. Kulaklarında caddenin kakofonisi vardı. Serin hava ısınmış yanaklarının hararetini süpürüyordu ve Gökmen attığı her adımda biraz daha huzura bulanıyordu. Zira yönelimini keşfettiği günden bugüne hiç bu kadar hür, hiç bu kadar ait, hiç bu kadar doğru hissettiğini hatırlamıyordu.
Yol bitti. Kalabalık azaldı. Bakış açıları arabalardan bir denizle doldu ama Gökmen'in göğsünü sarmış o yabancı his yerli yerinde kaldı. Arslan'ın tanıdık arabasına doğru adımlarken sıkış tepiş göğsünü ferahlatmayı umarak ciğer dolusu bir nefes alıp verdi. Arabanın önünde durduklarında elini sıkı sıkı tutan parmaklar gevşedi. Gökmen istemsizce esmerin elini daha sıkı kavradı. Bırakmasını istemedi. Bu göğsünü sarmış histen kopmaya hazır değildi.
Arslan'ın şaşkın bakışları yüzünü bulunca sertçe yutkunup, bakışlarını kaçırdı. Kurumuş boğazını temizleyip, "Serin hava iyi geldi ya. Biraz daha böyle kalalım, sonra gideriz." diye mırıldandı.
Kaçamak bakışları esmerin gülmemek için seğiren dudaklarını seçtiğinde kulak kepçeleri kızardı. Kaşları utancının etkisiyle çatıldı. Esmerin elini savurarak bırakmaya yeltendi ancak bu sefer tutuşu sıkılaşan esmerdi.
"Harbiden... Hava bana da çok iyi geldi, kalalım biraz böyle." dedi Arslan sırıtarak. Kalçasını arabanın kaputuna yaslarken ay ışığında parlayan elaları sarışının ifadesinde sevgiyle turladı. "Gel birer sigara yakalım. Sonra gideriz." diye devam etti, Gökmen onun bakışlarından kaçmaya çalışır gibi bakışlarını ıssız otoparkta gezdirmeye devam ettiğinden.
Sarışın kafasını yavaşça sallayıp, onun yanından arabaya yaslandı. Şimdi avuçlarının arasındaki elin öncekinden çok daha farkındaydı. Bütün duyuları parmak uçlarında ve omuzlarının birbirine değdiği noktada toplanmıştı sanki. Başparmağıyla esmerin elinin üstünü sıvazlarken, bakışlarını da okşadığı kavruk tene indirdi. El ele tutuşmak gibi basit bir aktivite bile nasıl onunlayken böyle anlamlı ve özel hissettirebiliyordu?
Bu sorusunun cevabı da bundan önceki tüm sorularıyla aynı kapıya çıkıyordu galiba. O yüzden artık şaşırmayı da sorgulamayı da bıraksa iyi olurdu.
Bakış açısına giren önüne uzatılan sigara ile mavilerini birleşik ellerinden kaldırıp uzatılan dalı aldı. "Sağ ol." diye mırıldandı.
Arslan cevap vermedi. Bir süre sessizce durdular. Az ötelerinden gelen birbirine girmiş müzik ve insan sesleri, yüzlerini okşayan ılık yaz rüzgarı ve karanlık olan otopark yüzünden daha canlı gözüken gece göğü sessizliği huzurlu kılıyordu.
" Alev alev yanıyorum. Buzlarım çözülüyor aşka dın dın dın..." diye yanında mırıldanmaya başlayan esmerin sesiyle sessizlik bozulduğunda Gökmen anında ısınan kulaklarıyla başını ona çevirdi. Esmerin yüzüne yerleşmiş bıyık altı sırıtışla kaşları ağır ağır çatıldı.
"Gardım düşüyor tuta-"
"Dalganı sikerim, sus lan!" dedi sarışın onu omzundan ittirirken.
"Korkuyorum bakışların çarpınca banaaa!" diye sesini biraz daha yükselterek devam edince Gökmen'in utancı büyüdü.
"Götlük yapma kedi ya! Pişman etme adamı." diye itiraz etti. Birleşik ellerini ayırmaya yeltenerek.
Arslan kıkırdayarak tutuşunu sıkılaştırıp ona engel olurken şarkısına devam etti. Gökmen bir kez daha onu omzundan ittirdi. Susması için ağzını kapatmaya yeltendi ama Arslan daha inatçıydı. O yüzden pes edip suratını asarak onun kendi kendine susmasını bekledi.
"Tamam lan küsme, sustum." dedi esmer bir süre sonra, o asık suratıyla yeri izleyerek kendi kendine homurdanırken.
Gökmen kafasını yerden kaldırmadan sadece gözlerini yerden kaldırarak ona ters bir bakış atınca Arslan önce sırıttı, sonra dişleri kamaşmış gibi dişlerini gıcırdattı. Ardından ani bir hareketle sarışının çenesini kavrayıp art arda büzülen dudaklara kesik öpücükler kondurdu.
Nevri dönen sarışını bırakırken, "Oh be! Rahatladım lan! Kafayı yiyecektim az daha tatlılığından." dedi gerçekten rahatlamış gibi derin bir nefes vererek.
Gökmen birkaç saniyelik afallamanın ardından güler gibi bir nefes verdi. Sonra dayanamayıp omuzları sarsılarak güldü. Sigarayı tutan eliyle Arslan'ı omzundan hafifçe ittirirken, "Geri zekalı." dedi. Esmer ona sırıtmakla yetindi.
"Gülmek sana çok yakışıyor Gökkuş." dedi parlayan bakışları Gökmen'in hala kıkırtılar salan dudaklarında gezinirken. "Hep böyle gül lan."
Sarışının öfkesine, hiddetine, alaylı gülüşlerine, kaş çatışlarına ya da hüznüne alışıktı. Çocukluğundan beri hepsine binlerce defa şahit olmuştu belki. Ancak içten kahkahalarına ya da gülümsemelerine yabancıydı. Bir türlü de o yabancılık hissini atamıyordu içinden. Her seferinde birkaç saniye apışıp kalıyordu. Böyle de gülebiliyormuş demek ki diyordu. Kısılan mavileri, çukurlaşan yanakları, kıvrılan dudaklarının arasından gözüken inci gibi dişleri, omuzlarının sarsılışı... Bundan daha güzel bir manzara yoktu dünya üzerinde.
O ne zaman böyle gülse içindeki tüm karanlığa güneş doğuyordu. Buz tutmuş kuytuları sıcacık oluyordu. Gökmen gülüyordu, Arslan'ın gönül bahçesini gül kokuları sarıyordu.
Sözleri Gökmen'in gülüşlerinin kesti. Ancak yankısı dudaklarından silinmedi; aksine geniş, parlak bir sırıtış olarak kaldı dudaklarında. Lakin o sözlere cevap veremedi. Karanlıkta, bu ıssız otopark kenarında ela harelerin parlaklığı ve yoğunluğu dilini tutuklaştırıyordu.
Kafasını yere eğip elindeki dalın filtresini parmaklarının arasında döndürürken, "Seninleyken daha kolay... Gülmek yani." diye mırıldandı ağzının içinde. "Bu da mı aynı illetin tesiri acaba?"
Son sorusu daha çok kendineydi. Ancak Arslan onun ağzının içinden mırıldanışını duydu. Dudakları kıvrılırken, "Öyle." dedi. Gökmen'i bakışları kirpiklerinin altından ona dönünce, "Kendimden biliyorum." Diye devam etti.
Gökmen bakışlarını kaçırma dürtüsüne direndi. "Harbiden seviyor musun lan beni?" diye sordu. Cümle dudaklarından çıktığı an geri almak istedi. Gözlerini hızla sorusuyla kaşları havalanan delikanlıdan kaçırıp ayakkabılarının ucuna dikerken dudaklarına rüzgara içirdiği tütünü yasladı. Belki o sormamış gibi yaparsa Arslan da duymamış gibi yapardı. İçine çektiği dumanı burnundan salarken yüzünün sağ tarafını yakan bakışları görmezden gelmeye çalıştı.
Adam haftalardır seni seviyorum demeden onu sevdiğini söylüyordu zaten. Biraz önce şarkılı türkülü karşılıklı aşk itirafları yapmış, delice öpüşmüş, sevişmiş, el ele kalabalık bir caddeyi aşmışlardı ve hala salak salak sorular soruyordu. Adam bezmekte haklıydı.
Rahatsızca kıpırdanıp sessizliği dağıtmak için dudaklarını araladı.
"Bu hafta benimde finaller başlıyor bu arada. Bir de dükkanda abime yardım etmem gerekiyor, önümüzdeki hafta çok görüşemeyeceğiz. Babam zebani gibi çöktü yine tepeme. İki gündür eve uğramıyorum diye köpürmüş. Abim aradı bugün. Yarın okuldan çıkar çıkmaz-"
Şakağına yaslanan alınla sustu.
"Seni seviyorum Gökkuş." diye fısıldadı esmer. Sıcak nefesi şakağına vurdu, tenini kavurdu. Gökmen'in gözkapakları titreyerek mavilerinin üzerine örterken Arslan bir kez daha araladı dudaklarını. "Çok seviyorum lan hem de."
Sarışın sertçe yutkundu. Neden hiç aklında yokken o soruyu sorduğunu o an anladı. Çünkü bu yalın cümle, esmerin daha önce kurduğu onlarca imalı cümlenin hissettirmediği kadar gerçek hissettirmişti. Göğsünün masmavi oluşu, ezip geçecek oluşu, aşk için ölecek oluşu... Hiçbiri şu tek cümlenin sebep olduğu gönül sızısına sebep olmamıştı içinde. Hiçbiri parmak uçlarına kadar uyuşturmamıştı bedenini.
O titrek bir soluk almadan öte tepki vermeyince Arslan burnunun ucunu şakağına sürtüp, "Bitiyorum oğlum sana." Dedi bu sefer.
Gökmen bu sefer utancının telaşıyla doğruldu. Kalçasını kaputtan çekerken, "Yavaş bit, neyse hadi sigaranı içtiysen gidelim." diyerek hala birleşik ellerini ayırıp ona arkasını dönerek yolcu kapısına doğru bir adım attı.
Arslan onun utancı ve telaşıyla sırıttı. "Seni seviyorum sarı!" dedi bu sefer yüksek sesle.
Gökmen'in ifadesi dağıldı. Kalbi göğüs kafesine doğru tehlikeli bir kuvvetle çarptı. "İlk söylediğinde duydum." dedi.
Arslan bir adım geriye çekilip, ellerini iki yana açarken, " Ölüyorum lan senin için! Yanıyorum aşkından!" diye gürledi.
Gökmen büyüyen gözleriyle araba denizinden ibaret olan çevresine bakınıp yüzüne hızla esmere döndü. Arslan'ı sertçe omzundan ittirirken, "Sussana lan, manyak mısın?" dedi telaşla.
"Manyağım! Aşkından manyak oldum!"
"Orası belli zaten allahın zır delisi, bağırma."
Arslan güçlü bir nefes çekerek tekrar dudaklarını aralamaya yeltenince Gökmen aceleyle bir eliyle onu ensesinden kavrayıp diğer elini sıkı sıkı ağzına kapatırken, gözlerini belertip, "Anladım!" dedi kıpkırmızı suratıyla. "Seviyorsun. Ben de seviyorum. Sus artık amına koyayım, yedi düvel duymasa da olur!" dedi.
Arslan'ın sırıtışını avucunun içinde hissediyordu. Mavilerine tutunmuş ela hareleri geceyi gün eden bir ışıkla parlıyordu. Avucunun içine bir öpücük alınca homurdanarak elini çekti.
"Ne kadar seviyorsun mesela?" dedi Arslan, dudaklarında bir sırıtış, kaşları oyuncu bir tavırla havada üstüne doğru bir adım atarken.
Sarışın kıkır kıkır gülme isteğini güçlükle bastırdı. Seğiren dudaklarıyla bir adım geri kaçıp, onu omzundan ittirdi.
"Ebenin amı kadar. Hemen de gaza geliyorsun anasını satayım, bin arabaya." diye yalandan homurdandıktan hemen sonra arabaya kaçtı. Arslan kıkırdayarak onu takip etti. Yıllardır değişmeyen bir şey varsa o da Gökmen'le uğraşırken aldığı keyifti.
Utanç denizinde boğulmakla meşgul olan ve ona bakmayan sarışına son bir keyifli bakış atıp arabayı çalıştırırken bir kez daha kıkırdadı. Gökmen gözlerini devirip ağzının içinde homurdanırken o, yola çıkmadan önce arabaya bağlı telefonunu eline alıp bir şarkı açtı. Sarışın daha introsu yeni giren şarkıyı duyar duymaz ensesine bir şamar indirip telefonu elinden kaptı. Ahlayarak omuzlarını kaldırarak ensesini korumaya çalışırken, "Aklıma takılmıştı bir daha dinleyeyim dedim alla alla, ne kızıyorsun?" dedi oyuncu bir sesle.
"Aklına sıçarım senin." diye homurdandı Gökmen, Feridun Düzağaç gardını tutamaktan bahsetmeye başlamışken. Ardından şarkıyı değiştirdi. Bu şarkı nefretiydi bundan sonra. Her dinlediğinde bir çukur kazıp içine girecekti.
Arslan dudaklarında bir sırıtışla arabayı sonunda park halinden çıkarırken, "Amma utangaç çıktın sen de be, her sevgi ilanından sonra küfür ve dayak yiyeceksem vay halime." Diye mırıldandı.
"Arslan, allah yarattı demem-"
"Tamam tamam, sustum."
Gökmen yol boyu ağzının içinde küfürler dizerek arada hızını alamayıp esmerin omzunu şamarlayarak Arslan'ın playlistinde dolansa da sonunda araba sahil kenarı bir yerde durduğunda sakindi. Arabadan çıkıp yüzüne vuran tuzlu su kokusunu içine çekince yüzünün kırmızısı hafiflemiş, yüzü gecenin başındaki kadar keyifli bir ifadeye bürünmüştü.
Arabadan çıkan adamı beklemeden serin kumlara doğru adımladı. Yüzünü süpüren tuz kokulu rüzgara karşı gülümsedi. Yanına gelen esmer parmaklarını parmaklarına geçirerek bir kez daha elini tutunca bakışları ona döndü.
"Gün doğumuna birkaç saat kaldı, burada sabahlarız diye düşündüm."
"İyi düşünmüşsün." dedi Gökmen, parmaklarını onun elinin sırtına bastırıp gülümsedi. Arslan gülümseyişini taklit edip iç geçirdi.
"Üşürsen söyle, arabada hırka var." dedi yürümeye başlamadan önce.
Gökmen sadece kafasını salladı. Biraz daha ilerleyip bir kayanın yanından kumların üzerine oturup ayakkabılarını çıkardılar. Sarışın ayakları serin kuma gömülünce topraklanmış gibi iyice gevşedi. Bakışları çarşaf gibi düz ve gece göğünden daha karanlık denizdeydi. Gökmen, Arslan ne zaman arkasına geçmişti, çenesi ne zaman omuzlarına düşmüştü bilmiyordu. Ama umurunda da değildi. Ağırlığını ona doğru verip yerinde yayılıp, parmaklarını iki yanındaki dizlere yasladı. Arslan onun anında yeni pozisyonlarına uyum sağlayışına gülümseyip ağırlığını arkasındaki kayaya vererek dudaklarını sarışının omzuna yasladı.
Bir süre sessizliğin ve manzaranın tadını çıkardılar. Sonra biri dudaklarını araladı ve belki de bu zamana kadar yaptıkları en uzun, en gerçekçi sohbetin kapısını araladı. Zira aralarında artık ne gururdan bir duvar, ne bir tereddüt ne de korkunun emaresi vardı.
O gece Gökmen ilk defa hayatının kapılarını sonuna kadar araladı Arslan'a. Çocukluk yaralarını, üzerindeki baskıyı, gündelik sıkıntılarını, hayallerini... Aklına ne gelirse, o daha karar vermeden bir bir döküldü dilinden.
Arslan sakince dinledi. Ayazla birlikte buz tutan kollarını, ürperen tüylerini okşayarak yatıştırırken Gökmen'i yeterince tanımadığını hafif bir şaşkınlıkla fark etti. Oysa içten içe onu avucunun içi gibi bildiğini düşünerek böbürleniyordu. Gerçeklerse çok farklıydı.
Mesela Gökmen'in aile ilişkilerini çocukluğundan beri kıskanırdı; annesinin ilgisini, babasının geçit vermez bir dağ gibi ailesinin yanında oluşunu, abla ve abisinin şefkatini...
Zira kendi ailesinin en küçüğü olmasına rağmen evin bütün sorumluluğu aklı baki olduğundan beri gizliden gizliye onun üzerindeydi. Babası yaşına rağmen genç bir delikanlıymış gibi davranmayı severdi. Haftada birkaç kez meyhanelerden toplardı kendisini.
Abisinin bu bir türlü olgunlaşmayı kabul etmeyen geni babasından aldığına emindi. O da büyüyemeyen bir çocuk gibiydi. Sorumluluk almayı beceremezdi. Okulu döktükleri paralara rağmen bir türlü bitirememiş, girdiği hiçbir işte de tutunmayı başaramamıştı. Öyle olunca dükkan açmışlardı ama dükkanı ayakta tutan da Arslan'dı. Muhasebesini o tutuyor, alınacak eksikleri o belirliyor, toptancılarla o görüşüyor, malları o sayıyordu. Üstelik Akın'ın burnu bir türlü boktan çıkmadığı için sürekli de peşinde dolanmak zorunda kalıyordu. Bu sebeple abi kendisiymiş gibi hissediyordu çoğu zaman.
Neyse ki annesi ve ablası yükünün bir kısmını onunla birlikte sırtlanıyordu.
Tam da bu sebeplerden dolayı Gökmen'i çoğu zaman şımarık buluyordu. Lakin sarışın dudaklarını aralayıp gördüklerinin iç yüzünü önüne dökünce ona haksızlık ettiğini anlamıştı. Kendi babası olgunlaşmamış bir adamdı ancak ona hiçbir zaman kendini değersiz hissettirmek için uğraşmamıştı. Hiçbir zaman parayla ya da dayakla üzerinde baskı kurmaya çalışmamıştı. Başlarına sürekli bela açan abisini bile birileriyle kıyaslayarak, sürekli hakaret ederek adam etmeye çalışmamıştı. Babasının belki de en sevdiği özelliği iyi bir dinleyici olmasıydı. Dinlerdi, anlamaya çalışır, anlayış göstermek için uğraşırdı.
Annesi, hiçbir zaman Gökmen'in annesi kadar pasif bir kadın olmamıştı mesela. Gerektiğinde ağırlığını koymuş, evlatlarının arkasında durmuş, gerekirse kendi şerrinden bile korumuştu.
Gökmen ezilmiş, sindirilmiş bir çocuktu. Anne babası yerine abi ve ablası tarafından büyütülmüştü. Kendi babası tarafından duygusal ve fiziksel olarak hırpalanmış, sığınacak bir ana kucağı bulamayınca abisini baba, ablasını anne bellemişti.
Arslan şimdi sarışının dinmek bilmeyen öfkesini, ona adım atarken sergilediği korkuyu, abisine bakarken niçin gözlerinin bu kadar parladığını daha iyi anlıyordu. Anlıyordu ve anladıkça göğsüne sinsi korku tohumları ekiliyordu.
Sonra hayallerinden bahsetti sarışın. Yurt dışında gezmek istediği ülkeleri saydı, oralarda yapmak istediklerini. Üniversiteden mezun olunca Ege'ye gitmek istiyordu. Urla olabilirdi ya da Kuşadası. Denize kıyısı olsa yeterdi. Evinden baktığında deniz görmek istiyordu. Bir de yeşillik. Bahçesi olursa mutlaka bir köpek sahiplenmek istiyordu ama barınakta gezecek, en çok hangisinin ona ihtiyacı olduğunu düşünüyorsa onu sahiplenecekti.
Ya birden fazla olursa?
O zaman iki köpek alırdı. Hem birbirlerine arkadaşlık ederlerdi.
Peki ya iş?
Bir atölye açmak istiyordu sarışın. O ilk seviştikleri atölye gibi... Çok büyük olmasına gerek yoktu ama geniş camları olması iyi olurdu.
Parmaklarını birbirine dolayarak, elinin sırtını okşayarak sakince mırıldandığı her sözcük Arslan'ın göğsünü yumuşattı. Ona aşıktı. Ancak her cümlesiyle birlikte, önüne kendinden serdiği her parça ile birlikte daha çok aşık oluyordu.
O gece sonunda güne erdiğinde ve Güneş'in ilk ışıkları ufuk çizgisinde görünmeye başladığında Arslan kollarını sıkı sıkı doladı sevgilisine. Şakağına dudaklarını yasladı ve bir kez daha onu sevdiğini fısıldadı. Gökmen ilk sefer ki gibi absürt bir tepki vermedi bu sefer. Dudaklarının uçları havalanırken onu aynı sözcüklerle yankıladı. Sonra döndü ve kıvrık dudaklarını esmerin dudaklarına kapadı.
**