GÖNÜL BAHÇESİNDEN SÖKÜLEN GÜL KOKULARI

2612 Kelimeler
Esmer delikanlı fakülte binasının dışına doğru hızlı hızlı ilerlerken, sınavlar yüzünden en az onun kadar sefil görünen kader ortaklarının verdiği selamlara yorgun bir gülümsemeyle karşılık veriyordu. Onu durdurmaya yeltenen birkaçını, "Kafam taze sikildi kardeşim, bir dur. Sigaramı içeyim sonra uğrarım yanınıza." diyerek geçiştiriyordu. Bugün çıktığı üçüncü sınavdı ve beynini yoracak daha fazla faaliyette bulunmak istemiyordu. Evet, konuşmak da bir beyin aktivitesiydi. O yüzden herkes sussundu. Sonunda fakültenin çıkış kapısına ulaştığında yüzüne vuran taze havayla derin bir nefes çekip anında dudaklarına bir dal kondurdu. Kapı önünde son saniye notlarını hatim etmeye çalışan sınavı daha başlamamış güruhu geçip, aynı onun gibi yeni sikilmişliğin havasını üzerinde taşıyan sohbet eden grupların olduğu tarafa doğru adımlayıp sırtını duvara yasladı. Sigarasından çektiği ilk dumanla gergin bedeni gevşedi. Bu kadar gerileme alışık değildi. Normalde sınav haftalarına hazır ve kendinden emin girerdi. Sarışın bir kuş yüzünden üniversite hayatı boyunca geçirdiği en zorlu sınav haftasını geçiriyordu. Zira tüm boşluklarını onunla geçiriyor, yanında olmadığında ise kafası onunla meşgul oluyor, bir an önce çalışmasını bitirip ona koşmak için acele ettiğinden bir cümleyi on kez okumak zorunda kalıyordu. Yine de şikayetçi değildi. Hele de son günlerde... Sahilde sabahladıkları günden beri araları bir farklıydı. Her şey o günden beri daha gerçekti sanki. Nasıl olmuştu, ne sebep olmuştu tam olarak emin değildi ama ilişkilerinde aşılması güç, dik bir basamağı fark etmeden aşmış gibiydiler. Geldikleri bu noktaya hala inanmakta zorluk çekiyordu. İstemişti. Onunla böyle olmayı, o kemikten duvarları yıkıp gerçek Gökmen'le tanışmayı, dikenli sırtını değil yumuşak karnını okşamayı, onunla aşkta ortak olmayı çok istemişti. Ama olacağına içten içe ihtimal vermemişti. Zira Gökmen çok ama çok zor bir adamdı. Arslan gibi sabırlı ve sakin bir adamı bile uç noktalara sürükleyebilecek, yaka silktirebilecek kadar zor hem de... Çok hızlı parlıyor, ansızın gemileri yakmaya kalkıyor, Arslan ne zaman onun duvarlarını aşındırsa dili zehir saçıyordu. Terslemelerine, küfürlerine, sürekli kararsız ve eminsiz hallerine tahammül etmek cidden zordu. Sanki onu bu ilişkiye zorluyormuş gibi hissetmişti kendini. Birçok kez siktiri çekecek noktaya gelmişti. Yüzüne bir yumruk indirmekle dudaklarına yapışmak arasında gidip geldiği her seferde dudaklarına yapışmayı seçmişti. Sarışının öfkesi her seferinde dudaklarının altında eriyip kaybolurken onun da göğsünde açan saklı öfke tohumları filizlenmeden kuruyordu. Gökmen gibi bütün duygularını yüzünde yaşayan bir adam değildi ama gülüp geçmek, alttan almak her seferinde biraz daha zor olmaya başlamış; gece kafasını yastığına koyduğunda, "Ulan ne için hırpalıyorum kendimi? Olmuyor amına koyayım işte, olmuyor. Ne yaparsam yapayım, ertesi gün yine o düşmanlık güden Gökmen'le karşılaşacağım. Daha ne kadar o zorla geçtiğim sınırın dışına itilip, her sabah başladığım noktaya dönmekle sınanacağım?" diyerek kendiyle kavga etmişti. Lakin kendi kendine ettiği tüm sitemlere rağmen sabah gözünü açtığında galip gelen aşkıydı. İyi ki de öyleydi. Yoksa şimdi canına yandığı o sarışının gerçek halini hiç tanımamış, onun tarafından apaçık sevilmenin güzelliğini tatmamış olacaktı. "Artık bir beynim yok. Her bir nöronumu sınav kağıdına sıvayıp geldim." diyerek yanına adımlayan esmer arkadaşının sesiyle yüzünü aydınlatan düşünce yumağından sıyrılıp başını ona çevirdi. "Tebrikler kardeşim." dedi sırıtarak, hala elinde duran paketi Sinan'a doğru uzattı. Sinan düşük omuzlarıyla paketi hışımla alıp, "Yine çanın amına koyacaksın dimi lan it? Bari yalandan da olsa somurt da üç-beş gün kendimizi kandıralım haysiyetsiz herif." diye homurdanarak onu omzundan ittirince Arslan daha geniş sırıttı. "Yok oğlum ya, ona sırıtmıyorum. O şemsiye bu sefer benim de götüme girdi. Bu sene bütlerde birlikteyiz allahın izniyle." Dedi Arslan, sigarayı dudaklarına dayamadan önce. Sinan ona inanmıyormuş gibi yüzünü büküp, dudaklarına koyduğu dalla homurdanınca Arslan sadece sırıtmakla yetindi. Yanlış olmasın kendisi çok çalışkan bir adam değildi. Sadece arkadaşları beyinsizdi. Bazen bu bölümü nasıl kazandıklarını merak ediyordu. Sorduğunda ise, "Hatimle kardeşim. Ösym'nin bütün soru kalıplarını ezberlemiştim amına koyayım." cevabını alıyordu. "Diğerleri nerede?" diye sordu, Sinan yapamadığı ya da emin olmadığı sorular için, "Lan şunu ne yaptın, bunu ne yaptın?" diye onu darlamaya başlamadan önce atılarak. "Valla Apo en son baktığımda ecel terleri dökerek kaleminin tepesini çiğniyordu. Korkut da Sema'yı kopya vermeye ikna etmek için dürtüp duruyordu ben çıkarken. Muhtemelen asistan kağıtları ellerinden sökene kadar kalırlar." dedi Sinan, Arslan'ın yanından sırtını duvara dayarken. Arslan, cebinden telefonu çıkararak sınav bitimini kontrol etti. Bir de sarışınından mesaj var mı diye baktı ama yoktu. En son sınava girmeden bir yarım saat önce konuşmuşlardı zaten. O yüzden beklemiyordu ama yine de bildirim panelinde onun ismini görmeyi sevdiğinden, telefonunu ne zaman eline alsa içinde ufakta olsa bir beklenti oluyordu. "Sınavın bitimine 15 dakika var daha. Gel, kafeteryaya gidelim bari. Zehir gibi bir kahve içmeden benim kafa toplanmayacak." Diye mırıldandı ağzındaki dal yüzünden tek gözünü kısıp, telefonunu tekrar cebine sıkıştırırken. Çocuklarla bir yarım saat oturup sevgilisini bulmaya gitmeyi planlıyordu. Biraz önceki sınavla final haftasını kapayışını onu deli gibi öperek kutlayacaktı. Sinan kafasını sallayarak ayaklarını yerde sürüklemek suretiyle peşine takılınca sırıtıp, ondan birkaç santim kısa somurtuk delikanlının ensesine ufak bir şamar geçirdi. "Asma lan suratını, senin finallerin bütler zaten oğlum." diye takıldı. "Dalga geçme götoş." Diye homurdandı Sinan onun elini tokatlarken. Sonra bütünlemeler için Arslan'a yaranması gerektiğini akıl edip yan çizdi. "Kardeşim!" dedi bir kolunu onun omzuna atarken. "Bak ben diyorum ki; bütlere kadar memlekete dönmemeyim. Sen de gelir biz de kalırsın, hem takılırız hem birlikte çalışırız. Ne diyorsun?" Arslan yan ağız sırıttı. Sigarasından bir nefes çekerken arkadaşına yandan bir bakış atıp, "Ha siktir oradan diyorum." dedi. Zira daha önce bu teklifi kabul etme hatasına düşmüş ve Sinan'ın kafasında bir karadelik olduğu bilgisine ilk elden vakıf olmuştu. Onu çalıştırayım derken kendi bildiklerini unutmuştu neredeyse. "Oğlum ya!" "Başka kapıya Sino, git Tuğrul'a yanaş. Benim planlarım var." dedi Arslan, omzundaki kolu silkeleyerek. Gökmen'e verdiği kamp sözünü unutmamıştı. Sarışının sınavları onunkinden bir hafta sonra bitiyordu. Zaten çoğu dersinin finali uygulamalı olduğu için de rahattı. O yüzden önümüzdeki haftayı ona bulduğu her boşlukta sırnaşarak, ondan sonraki haftayı ise onunla bir çadırda sevişerek geçirmeyi planlıyordu. Sinan onun cevabıyla hayal kırıklığıyla iç çekip, görünmez bir taşı tekmeledi. "Yine şu gizli manitin dimi?" dedi delikanlı homurdanarak. "Yeminle her geçen gün kinim artıyor kıza senin yüzünden. Amına koyayım, ekile ekile ekin vereceğiz sonunda. Bir tanışsak edecek esaslı birkaç lafım var o hatuna da neyse." Arslan onun yorumuyla zihninde canlanan tanışma sahnesiyle ağzına çektiği dumanı öksürerek verdi. Zihninde, Sinan'ın bembeyaz kesen yüzü ve Gökmen'in öldürücü bakışları çok gerçekçi bir şekilde can bulmuştu. Muhtemelen arkadaşı Gökmen'le karşı karşıya geldiğinde -zira Sinan'ın cılız bedeninin yanında sarışın toraman gibi kalıyordu- küçük dili götüne kaçacak, "Saygılar reis." diyerek topuklayacaktı. Onun gülüşüyle homurdanan Sinan, "Harbi lan, yazın hepimiz buradayız zaten. Kız da buradaysa bir tanıştır bizi artık. " dedi. "Bakarız." dedi Arslan iç geçirerek. Daha bu karşılaşmaya hazır mıydı bilmiyordu. Arkadaşlarını seviyordu. Korkut ve Sinan'ın yeni öğrenecekleri gerçeği çabuk aşacağına emindi. Lakin özellikle Abdullah'ın vereceği tepkiden bir tık emin olamıyordu. Zira kabullenemeyene yol vermeye hazırdı. Kimseye onu yargılama hakkını tanımayacaktı. Lakin üç yıldır yediği içtiği ayrı gitmeyen bu adamlardan vazgeçmek kolay olmayacaktı. Düşünceleriyle kaşları hafiften çatılıp, bakışları geçtikleri taşlı yola düşerken yabancı bir kız sesinin adını seslendiğini duydu. Refleksle başı omzunun üzerinden arkasına dönünce siması pek de yabancı gelmeyen esmer bir kızın ona doğru çekingen adımlar attığını görüp kaşlarını kaldırdı. "Selam Arslan, n'aber?" dedi kız yüzünde kararsız bir tebessümle aralarında kalan birkaç adımı kapatırken. "İyi." dedi Arslan, durup yüzünü ona doğru dönerken. Kim olduğunu hatırlamak için beynini zorlasa da bulamayınca mahcup bir ifadeyle devam etti. "De çıkaramadım seni, kusura bakma." Kız birkaç saniye için bozulsa da çabuk toparladı. "Ceren ben. Gökmen'in arkadaşıyım. Geçen gün Açık Mikrofan'da tanışmıştık." Arslan sonunda zihninde yanan ampulle, "Ha, evet hatırladım şimdi. Kusura bakma ya, ortam karanlıktı falan ya, çıkaramadım." dedi yanağını kaşıyarak. Ayıp olmuştu kıza. Lakin o gece bütün dikkatini çalan bir sarışın vardı, onun suçu yoktu. "Gökmen? Şu kan davalın değil mi?" dedi yanındaki Sinan, hafif bir kafa karışıklığıyla. Arslan ilişkinin açık edilmesine ramak kaldığını o an fark etti. Telaş yaptığı söylenemezdi ancak arkadaşlarının ilk ondan duymasını tercih ederdi. O yüzden ağzı Sinan'a cevap vermek için açılan kıza izin vermeden, "Aynen kardeşim." dedi. "Sen kafeteryaya geç, bana da bir kahve al. Geliyorum hemen." diyerek onu omzundan kafelerin olduğu tarafa doğru hafifçe ittirdi. Sinan hafifçe havalanan kaşlarıyla ona meraklı bir bakış atsa da bir yabancının yanında burnunu sokmaması gerektiğini düşünerek kafasını salladı. "Tamam gideyim. Arka taraftaki çardaklara geçerim, oraya gelirsin." dedi. Arslan onu kafasını sallayarak onaylayınca kıza son bir meraklı bakış atıp yoluna devam etti. O gidince Ceren yerinde kıpırdandı. Bir kolunu diğer eliyle sarmadan önce yüzüne dökülmüş bir tutam saçını kulağının arkasına atıp, Arslan'a kirpiklerinin altından esmerin çözümlemekte zorlandığı bir bakış attı. "Arkadaşlarımın ilişkimizden haberi yok daha. Biliyorsun, bu işler bizim için biraz zor." Diyerek kendini açıkladı önce. Kız anlayışla başını sallayınca derin bir nefes alarak devam etti. "Sen bir şey diyecektin sanırım. Sinan bekliyor, o yüzden kusura bakmaz-" "Yok, çok tutmayacağım seni zaten. Ama bilmen gerektiğini düşündüğüm bir şey var ve biraz daha müsait bir yere geçebilirsek..." dedi kız, yanlarından vızır vızır geçen insan sürülerine rahatsız bir bakış atarak. Arslan'ın kaşları bir kez daha merakla havalandı. Tanımadığı ve Gökmen'le de çok yakın olmadığını düşündüğü bir yabancı ona bilmesi gereken ne söyleyebilirdi ki? İçine rahatsız edici bir önsezi kuruldu. Bir an için, kız her ne söyleyecekse duymak istemedi. Dudakları meşgul olduğunu belki daha sonra demek için aralanmaya niyetlendi ama bir şey ona engel oldu. Belki de o önsezi yüzündendi. Kız ne söyleyecekse duyması gerektiğini hissediyordu. "Tamam." dedi alt dudağını gergince diliyle yoklayıp çevresine bir bakış attı. İleride boş bir çardak görünce, "Şöyle geçelim o zaman." dedi çimenlik alandaki boş çardağı işaret ederek. Kız kafasını sallayınca elindeki sigarayı yere atıp ayağıyla ezdikten sonra onu beklemeden çardağa doğru yollandı. Biraz sonra karşılıklı duruyorlardı. Arslan oturuyordu. Kız ise ayaktaydı. "Seni dinliyorum." dedi Arslan bir dakikayı aşan sessizliği bozarak. O sustukça, sanki kararsızmış gibi yerinde kıpırdanıp durdukça sinirleri bozuluyor; zihnine olmayacak, zehirli düşünceler sızıyordu. "Bak... bunu söylemek haddime mi değil mi bilmiyorum. Bizimkilere sordum, belki biliyorsundur falan diye ama bilmiyormuşsun sanırım. Çok düşündüm söyleyip söylememeyi. Gökmen'i çok severim çünkü, üzülsün ya arkasından iş çevirdiğimi düşünsün istemem ama göz göre göre birine haksızlık yapıldığını izlemeyi de sevmiyorum. Bilmen gerektiğini düşünüyorum. Kandırılmayı hak etmiyorsun çünkü." "Neyi bilmem gerekiyor? Ne haksızlığı? Ne kandırılması?" dedi Arslan gerilen sinirleriyle birlikte sesi sert çıkmış, kaşları çatılmıştı. "Şunu adam akıllı anlatır mısın?" Bir hafta kadar önce bastırdığı bir düşünce sinsi sinsi aklının ön saflarına doğru çıkarken, kanına daha o fark etmeden kıvılcımlar saçılıyor, damarlarını tutuşturmakla tehdit ediyordu. Yalandan nefret ederdi. Özellikle gözünün içine baka baka söylenenlerden. "Gökmen'i ne kadar tanıyorsun bilmiyorum-" "Yeterince iyi." Diyerek sözünü kesti Arslan. Bacaklarını titretmeye başlamıştı ve bedeni şimdiden kaskatıydı. Aklına gelen düşüncenin bir an önce aksine bir şey duymak istiyordu. "Tamam, o zaman uçarı ve rahat bir tip olduğunu da biliyorsundur." dedi kız onun sert tavrıyla sesine biraz tereddüt ama tam olarak gizleyemediği de bir umut ekilmişti. Kızın sözleriyle Arslan, Gökmen'i savunma ihtiyacıyla kabardı. Kaşları çatıldı, dudakları seğirdi. "Laflarına dikkat et." dedi soğuk bir sesle. "Onu yargılamak ne sana ne de başkasına kalmadı. Rahatlığı da uçarılığı da bir tek beni ilgilendirir." Ceren'in ifadesi onun sözleriyle bocaladı. Bozulduğunu hatta daha absürdü kırıldığını saklayamadı. Bir yabancının sözlerine kırılıyorsa Arslan kız için üzülürdü. Bu kadar naifken gerçek hayatta işi zordu. "Onu kastetmedim. Yargıladığımdan değil sadece-" "Bak, Ceren'di değil mi?" dedi Arslan, sert bakışlarını kızın yüzüne dikerken. "Ne söyleyeceksen eveleyip gevelemeden söylersen ikimiz için de daha yararlı olur." Onun sözleriyle kızın elleri yumruk olurken ifadesine kötücül bir şeyler yerleşti. "Peki, tamam. Direkt söyleyeyim o zaman. Grubumuzda Cenk diye biri var. Sen de tanışmışsın anladığım kadarıyla. Gökmen'in uzun süredir onunla bir ilişkisi vardı. İlişkileri ne kadar derindi bilmiyorum ama benim gördüğüm kadarıyla dışarıdan bakan herkesin anlayabileceği kadar esaslı bir şeydi. O yüzden Gökmen'in seninle çıktığını duyduğumda çok şaşırdım. Çünkü Cenk'le hala görüşüyorlar. Hala samimiler ve bu sana çok büyük bir haksızlık. Şu an sadece arkadaşlar mı yoksa hala devam ediyorlar mı bilmiyorum ama her halükarda senin arkandan iş çevriliyor olması beni çok rahatsız etti. Sonuçta Cenk'le seni tanıştırmış falan. Gördüğüm kadarıyla sen o kadar rahat bir adam değilsin..." Kız hala konuşuyordu. Ancak sesi artık Arslan'a ulaşmıyordu. Esmer delikanlının kulağında rahatsız edici bir çınlama vardı. Muhtemelen sebebi kalbine batan kıymıklar ya da birden ısınan kanıydı. Öfkenin onu bu kadar ani yakalayışına birkaç saniye için şaşırdı. Zira asla saman alevinden bir öfkesi olmamıştı. Onunki her zaman daha derin, daha sinsi bir öfkeydi. Çatlayacağı yere kadar ısınmaya devam eden bir çömlek gibi ya da alabileceği bütün havayı, sınırlarını zorlayarak alan bir balon... Lakin şimdi tek bir cümleyle damarlarında kıvrılan, vücudundaki tüm kanın beynine doğru akmasını sağlayan bir öfkeyle kuşatılmıştı. Zihninde o tepedeki konuşma tekrar canlandı "Kendi tepkimden korkmama sebep olacak bir şey yaptıysan itiraf etmenin tam sırası." demişti. Çünkü minyon piçin tepkilerinin absürtlüğü görmezden gelebileceği gibi değildi. Bir şey vardı, farkındaydı. O yüzden sormuştu. Ona söylemesi için bir şans vermişti. Gökmen ise onu kendi kendine kurulmakla suçlamıştı. Yüzüne baka baka, gözlerinin içine baka baka yalan söylemiş; bir de üzerine utanmadan sorduğu için Arslan'ın özür dilemesine sebep olmuştu. Gözlerinin önünde oynayan anıyla sıkılı dudakları seğirdi, çene kasları korkutucu bir şekilde belirginleşti. Yalan söylemişti. Niye? İlişkisi devam ettiği için mi? İkisini aynı anda mı idare ediyordu yani? Arslan'ın koynundan çıkıp o piçin koynuna mı giriyordu? Hayır, hayır... Gökmen bile o kadar şerefsiz olamazdı. Olabilir miydi? Yapar mıydı bunu ona? Belki. Sonuçta Arslan onunla sevişmemek için haftalarca uğraşmıştı. Belki o haftalarda Cenk'le gidermişti susuzluğunu. Zihninde Gökmen'in boynunu süsleyen öpücük izlerinin, kendisine ait olmayan öpücük izlerinin bir görüntüsü yeşerdi. Cenk... Dudaklarından alaylı bir nefes dökülürken bakışları ellerine indi. Sevgilisinin boynunu emen, onunla sevişen bir adamın elini sıkmıştı demek. Çok güzeldi. Harikaydı. Gökmen'in arkadaşları arkasından kıs kıs güldülerse onlara hak verirdi. Arslan olsa o da haline acıyarak da olsa gülerdi. Burnundan zehirli bir nefes verip, ellerini hırsla yüzüne kapayıp sertçe sıvazladı. Hala tepesinde dikilen ve biraz çekingen bir merakla onun tepkilerini izleyen kızın o an farkına vardı. Kafasını kaldırıp anında beyazı damarlanmış gözlerini ona çevirdi. Bakışıyla kız irkildi. "Anlattığın için sağ ol ama Cenk'ten haberim vardı." dedi soğuk, ölümcül bir sesle. Öfkesine rağmen kızın niyetini sonunda sezmişti. Amacı ona iyilik değil, Gökmen'e kötülüktü. Bunu ona vermeyecekti. Biri Gökmen'in bokun içine sokacaksa bu bir tek Arslan olacak, yenilmiş halini bir tek o görecekti. Kızın şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Onun şaşkınlığına alayla gülüp ayaklandı. Biraz önce kaybettiği kontrolünü geri kazandı. En azından dışarıdan. "Niyetin iyi mi kötü mü bilmiyorum. Ama iyi bir arkadaş olsan gelip bildiklerini bana ötmek yerine Gökmen'i bana anlatması için ikna etmeyi denemen gerektiğini biliyorum. İlla sinsilik yapacaksan önce karşındakinin ne bilip bilmediğini öğren önce." Dedi ve apışıp kalmış kıza son bir soğuk bakış atıp çardağı terk etti. Çardaktan çıktığı an yüzündeki alayla gülümseme silindi. Uyuşan ellerini açıp kapatırken yeri saran adımlarını arabasını park ettiği açık otoparka yöneltti. Cebinden telefonunu çıkarıp, ekranın parmaklarının arasında ufulanmasını sağlayacak bir şiddetle rehberden onun adını buldu. Aradı. Çaldı çaldı ama açılmadı. Bir kez daha denedi şansını ama yine açan olmadı. "Hissettin mi başına gelecekleri sarı?" dedi kendi kendine alayla gülerken. "Öyleyse de... nereye kaçarsan kaç seni bulacağımı bilirsin. Hep bulurum, hep buldum, biliyorsun." Nerede olduğunu biliyordu Allahtan. En son konuştuklarında abisinin dükkanına gideceğini söylemişti. Yakınmıştı. Mızmızlanmıştı. Mızmız sesi zihninde canlanınca yüreği sızladı. Karanlık ifadesi dağılır gibi oldu ve altına gizlenmiş kırgınlığı açık etti. Bir eliyle yüzünü sıvazlayıp ne ara vardığını bilmediği arabasının tepesine alnını yasladı. "Önce soracağım." dedi kendi kendine. "Sakin sakin kendini açıklaması için şans vereceğim." Alnını çekip hafifçe arabanın metaline tekrar vurdu. "Korkutmayacağım. Gemileri yakmayacağım. Önce dinleyeceğim." diyerek devam etti. "Gerçeği söylerse anlamaya çalışacağım." Alayla güldü. "Tabii kabul edilebilir bir gerçekse." Daha önce hiç aldatılmıştı. Bu hissi bilmiyordu. Geçmişe dair bir yalanla baş edebilirdi. Bir süre bozuk atsa da, yüzüne bakmasa da, onu duygusal olarak hırpalayacak olsa da öyle ya da böyle kabullenebilirdi. Gökmen'di çünkü karşısındaki. Sevdiği, gülünce gönlüne gül kokuları yayan adam... Ama ihanetse... Ona ihanet ettiyse, ilişkinin başlarında bile olsa o herife parmağının ucuyla bile dokunduysa eceli olacaktı sarışının. İlahı gelse elinden alamazdı. İlk defa karşısında gerçek bir düşman bulacaktı o zaman. Hayatını cehenneme çevirecekti. Arabasının kapısını titreyen elleriyle açıp koltuğuna yerleşirken kendi düşüncelerine alayla güldü. Boşuna atıp tutuyordu. Severken öldürmek onun gibi bir adamın harcı değildi. Ama gerekirse kendi gönlünü de onunkiyle birlikte sökebilirdi. **
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE