BİLİR O BENİ

4873 Kelimeler
Bölüm Şarkısı: Pinhani- Bilir O Beni Elindeki bezle cam tezgahı o gün bilmem kaçıncı kez parlatırken ağzının içinde homurdanıyor, yüz ifadesiyle burada olmaktan ne kadar nefret ettiğini sözcüklere gerek kalmadan anlatıyordu. Lakin istediği kadar tepinsin, yine de bu sefer bu cezadan paçayı yırtamayacağını biliyordu. Tibet Pakdemir, cezasını üç gün önce kesmişti ve bu sefer kaytarırsa başına gelecekleri tane tane anlatmıştı. Arslan'la sahilde sabahladıkları gün eve döndüğünde onu salonda, her zamanki koltuğunda gergin bir beden diliyle oturan babası karşılamıştı. Gökmen özellikle babasının evden çıkış saatine kadar dışarıda oyalanmış, eve öyle dönmüştü. Amacı hızlı bir duş alıp babasına görünmeden tüymekti ancak olmamıştı. Kapıyı açıp içeri süzüldüğü anda önce onu endişeli ve bir o kadar kopacak kıyametin farkında olduğu için tedirgin olan annesi karşılamıştı. "Baban salonda, seni bekliyor. Git bir görün, ne derse he de. Dünden beri cinleri tepesinde, gözünü seveyim adamı daha da dellendirecek bir laf etme Gökmen." diye sessizce mırıldanmıştı. Gökmen bu sözleri daha önce defalarca duymuştu. O yüzden başına geleceklere hazırlıklı bir şekilde kafasını sallayıp, gergin ve savunmacı bir beden diliyle salona yollanmıştı. "Günaydın baba." demişti, koltuğunda oturmuş, az şekerli kahvesini yudumlayan heybetli adamla göz göze gelince. "Ooo Gökmen efendi, evin yolunu bulabildin demek, hayret!" demişti Tibet Bey, dudaklarının köşesinde öfkeli bir tebessümle. Gökmen o bakışın keskinliğiyle istemsizce gözlerini kaçırıp zaten darman duman olan sarı saçlarını karıştırmıştı. Adem elması gergince boğazını turlarken kapı önünde dikilmeyi bırakıp biraz daha öfkeli adama yanaşmıştı. "Uygarlardaydım baba. Çocukların final haftası, haftaya hepsi memleketlerine dönecekler. Gitmeden biraz vakit-" "Bana maval okuma it herif! Ben bilmiyor muyum senin ne bok olduğunu? Yine sağda solda içip içip sızmışsındır kesin. Okumaya mı gönderdik, serseriliğe mi belli değil." Gökmen beklediği azarın başlayışıyla dişlerini sıktı. Her geçen yıl bu sözlere maruz kalmak biraz daha zoruna gidiyordu. Babasının çok da haksız olmadığını biliyordu. Zira ağzında hala dün gece içtiği alkolün kokusu vardı. Dediği gibi içip içip sağda solda sızmıştı. Ama yine de zoruna gidiyordu işte. Böyle her seferinde sayıp sövmek yerine bir kere de karşısına oturup adam akıllı yanlışını anlatsa olmaz mıydı? Bir kere adam yerine koyup, "Niye böyle yapıyorsun oğlum? Bir derdin mi var?" demek çok mu zordu? "Ulan sen ne zaman adam olacaksın he? Ben senin yaşındayken ev geçindiriyordum ev! Hadi o senin zamanındaydı diyeceksin; ya karşı evdeki şerefsiz? O da seninle yaşıt. Bütün mahalle parmakla gösteriyor adamı, parmakla! Koca evi çekip çeviriyor. Sen neyin sorumluluğunu alıyorsun Gökmen? Bir tane işe yarar hareketin var mı? Varsa yoksa itlik, serserilik. " Gene başlamıştı Arslan mesaisi. Dudakları biraz önce göğsünde uyukladığı adamın bahsinin geçmesiyle acı bir şekilde kıvrıldı. Böyle anlarda ondan nefret ediyordu. Göğsü öfkeyle şişiyor, arayıp ağız dolusu küfretmek istiyordu. "Hata yap ulan! Bir kerecik de olsa seninle kıyaslayamasın beni!" diye yüzüne yüzüne bağırmak istiyordu. "Altında araba, cebinde para, yediğin önünde yemediğin arkanda. Senden tek beklentimiz şu eve zamanında girip çıkman, onu bile beceremiyorsun. Nerede hata yaptık bilmiyorum ki... " Azar seansı bir türlü bitmedi. Gökmen kaç dakika ayakta öyle rahatsızca dikildi, kaç dakika yumruklarını sıktı bilmiyordu. Dişlerini birbirine bastırmaktan çenesi ağrımıştı. Sonunda babası, bir daha eve gelmezse altından arabasını alacağına, beş kuruş para da vermeyeceğine dair bir tehdit savurup onu huzurundan kovunca sesini çıkarmadan arkasını dönmüştü. Tam odadan çıkacaktı ki babası bir kez daha konuşmuştu. "Bundan sonra para istiyorsan, abinden alacaksın. Öyle bedavaya da değil. Yanında adam akıllı çalışacak, alnının teriyle hak edeceksin o harçlığı. Bir gitmediğini göreyim, doğru sanayiye... Sakın abimi kafalarım diye de düşünme. Onun da çırasını yakarım bu sefer, bilesin." "Emrin olur baba." diye fısıldamıştı sarışın, kapı ağzına tünemiş kocaman olmuş gözleriyle onu izleyen Atakan'a bakarken. Yeğeninin tedirgin halini görünce dudakları kıvrılmıştı. Bu şam şeytanı bile haline acıyorsa, harbiden hissettiği kadar boktan görünüyor olmalıydı. İşte o günden beri düzenli olarak abisinin yanındaydı. Bugün 3.günüydü ve şimdiden canından bezmişti. Zira göt kadar dükkanda yapacak iş yoktu. Yerleri paspaslıyor, poşetli telefon kaplarının tozunu alıyor, renklerine, şekillerine ya da modeline göre; canı nasıl isterse dizip dizip bozuyor, dükkanın arkasındaki küçük alaturka tuvaleti temizliyor, abisi müşterilerle ilgilenirken bilgisayarın başında oturup dik dik indirim kovalayan insanlara bakıyordu. Arada bir hala kontörlü hat kullanan azınlıktan biri gelirse telefonlarına bilgisayar ekranı üzerinden kontör atıyordu. Kısacası ölümüne sıkılıyordu. O yüzden o gün otuzuncu kez sildiği cam tezgahı can sıkıntısından otuz birinci kez siliyor, sağ tarafında bilgisayar ekranının arkasında oturan abisinin dudaklarındaki bıyık altı sırıtışı gördükçe ona ters bakışlar atıyordu. "Göktuğ, vallahi bak can sıkıntısından elim ayağım titriyor. Gülme, sıkıntımı seninle gidermeyeyim." Diye homurdandı, elindeki bezi ona doğru fırlatırken. Abisi üzerine doğru gelen kirli bezden döner sandalyesini sağa kaçırarak kurtulurken bu sefer saklamadan pişkince sırıttı. "Oğlum üç gündür dükkanı batmış esnaf gibi gelip o camı siliyorsun, gülmeyeyim de ne yapayım? Sen bu hallere düşecek adam mıydın be sarı?" "Baban sağ olsun. Çöktü yine ensemize." diye homurdandı. "Hiç boşuna homurdanma. Adam bu sefer haklı. Ne dese tersini yapıyorsun amına koyayım. Huyunu da biliyorsun, insan az dikkat eder be abicim. Hadi o kadar söylemesine rağmen yanıma gelmiyorsun, bari eve vaktinde girip çık da dikkat çekme." dedi Göktuğ, yere düşmüş bezi eğilip alırken. Gökmen iç geçirip, bezle çıkaramadığı beyaz bir lekeyi tırnağıyla kazıyarak suratını astı. "Depresyondaydım amına koyayım, babamı mı görüyordu gözüm zannediyorsun?" diye mırıldandı. Harbiden Uygar'da kaldığı o iki gün boyunca babasının sureti aklına gram düşmemişti. Varsa yoksa o kara kediydi. Bütün nöronları onun için mesai yaptığından babasının gazabını düşünmeye ayıracak beyin hücresi kalmamıştı. Göktuğ onun itirafıyla kaşlarını kaldırdı. Yüzünden bir endişe bulutu gelip geçerken, "Ne depresyonu lan? Hayırdır, biri canını mı sıktı?" dedi. Gökmen'in bakışları abisini buldu. Anında büründüğü endişeli ifadeyle dudağının bir köşesi kıvrıldı. Koca evde, beklediği 'neyin var' sorusunu bir tek ondan duymuştu ömrü boyunca. Bir tek de ondan anlayış görmüştü zaten. Ablası erkenden evlenip gidince, bir de çalkalantılı bir evlilik hayatı yaşayınca bütün sancılı süreçlerinde Göktuğ'u yanında bulmuştu. "Yok abim, dönemlik bir şeydi geldi geçti. İyiyim şimdi, merak etme." dedi yumuşayan bakışlarıyla. Abisi bir süre inanmamış gibi süzdü onu. Sanki derdi yüzünün bir yerinde yazıyormuş gibi uzun uzun yüzünü inceledi. "O kansız it mi bulaşıyor sana yine?" dedi, sonunda. Kafasıyla Akınallara ait dükkânının olduğu tarafı gösterip kaşlarını çattı. Gökmen, cümlesinde geçen kansız itin Arslan olduğunun bilincinde rahatsızca kıpırdanıp gözlerini kaçırdı. "Yok, bu aralar bir sakin. Finalleri falan var herhalde, bulaşmıyor çok." dedi sertçe yutkunurken. İstediğinde herkese çok iyi yalan söyleyebilirdi lakin abisine yalan söylerken boğazı düğümleniyor, dili ağırlaşıyordu. "Adam olsun böyle, onun da içinden geçmeyeyim." dedi Göktuğ arkasına yaslanırken. Aklına geçen hafta Akın'ın haşatını çıkardığı kavganın anıları gelince keyifle sırıttı. Bayadır dövüşmediklerinden birikmiş fazla enerjisini atamamıştı. Sinir küpü olarak dolaşıyordu etrafta. Sonra Allah razı olsun, Akın iti yoldan geçerken laf atmıştı da bir güzel ağzına sıçmıştı. Esnaf ayırmasa sonları ya karakol, ya hastane olacaktı ama değerdi. Bir haftadır yumuş yumuştu, yoktu böyle bir rahatlık! Gökmen onun sözleriyle dudağının içini kemirdi. Abisi Arslan hakkında böyle konuşunca göğsünde bir yer sızlıyor, gözünü nereye kaçıracağını şaşırıyordu. Rahatsızlığının bir kısmının kaynağı onun hakaretler savurduğu adamla öpüşüp koklaştığı bir ilişkinin içinde oluşuydu, diğer kısmı öpüşüp koklaştığı adama söylenen lafları sindirmekte her geçen gün daha çok zorlanışıydı. "Onu boş ver de ben şimdi harbiden tüm yazımı senin yanında mı geçireceğim ya?" diyerek konuyu değiştirdi. "Bir süre düzenli gel de sonrasına bakarız." Dedi Göktuğ, arkasına yaslanıp gerinirken. "Neyse hadi git bize iki çay kap gel. Öğle yemeğini bir türlü sindiremedim amına koyayım. Bir daha sana uyup yağlı yağlı kebap yiyeni siksinler. Ne güzel tost yiyordum öğlenleri ben, düzenimi bozdun it." "Ben mi dedim bir oturuştu iki porsiyon ye diye hayvan herif?" dedi Gökmen homurdanarak. Abisi biraz önce yerden aldığı kirli bezi top yaparak kafasına doğru fırlatırken, "Abiyle doğru konuş lan, göt! Yüz verdik astarını istiyorsun sen de!" diye köpürdü. Gökmen bezi havada yakalayıp sırıtarak ona cevap vermeye niyetlendiği sırada dükkânın cam kapısı sertçe açılınca kafası gayri ihtiyarı o tarafa döndü. "Ahtım olsun o telefonunu götüne sokacağım Gökmen!" diye gürleyerek dükkâna dalan esmerle keyifli yüz ifadesi anında dağıldı. Gözleri irileşirken dudakları aralık mal gibi kalakaldı. Bunun ne işi vardı lan burada? "Niye bakmıyorsun lan telefonuna? Süs diye mi taşıyorsun yanında siktiğimin aygıtını?" Gökmen'in dudakları açılıp kapandı. Esmerin yüzünü sarmış uzun zamandır tanık olmadığı öfkeyi seçtiğinde ve şaşkın mavileri, cehennem yeri elalarla çarpıştığında telaşa kapıldı. Ne oluyordu lan? "Şa-şarjdaydı, duymamışım." derken buldu kendini. Kelimeler o daha düşünmeden çıkmıştı dudaklarından. "Hop, destur lan dingil!" diyerek anlık şaşkınlığından sıyrılarak ayaklanan abisinin sesiyle kaskatı kesildi. Kalbi göğsüne sert, gergin bir vuruş yaptı. Arslan abisine önemsiz bir bakış attı. Ela hareleri tekrar gözlerine tutunduğunda, başını kapıya doğru sallayıp, "Yürü. Konuşacaklarım var seninle." dedi sert, buz gibi bir sesle. Gökmen o sesle irkildi lakin harekete geçecek kadar kendini toparlayamadı. Ne olduğunu algılayamamış, Arslan'ın abisinin karşısındaki varlığını daha kabullenmemişti. "Ağır ol Akınal, sen kimin dükkânından kimi alıyorsun?" dedi Göktuğ, oturduğu masanın arkasından çıkıp Arslan'a doğru sertçe adımlarken sesinden de yüzünden de esmerin yüzsüz cesaretine duyduğu hafif şaşkınlığın izi seçiliyordu. "Sen burnunu sokma bu işe Göktuğ, paşa paşa işine bak." dedi Arslan, öfkeyle parlayan irislerini güçlükle Gökmen'den koparıp üzerine yürüyen diğer sarışına çevirirken. Göktuğ onu sertçe göğsünden ittirip alaylı bir nefes verdi. "Ulan adam oldun da dükkan mı basıyorsun? Paşa paşa sikerim seni, bas git!" Arslan gergin alt dudağını yalayıp kapalı dudaklarıyla sırıttı. "Hadi ya, denesene errrkeeek!" dedi kaşlarını kaldırarak. "Ben abime benzemem yalnız, o s****i alır-" "Arslan!" diye gürledi Gökmen. Sonunda kendine gelebilmiş, içine düştüğü derin şoktan sıyrılabilmişti. Kalbi hala gümbür gümbürdü ve ne sikim olduğu hakkında gram fikri yoktu. Lakin müdahale etmezse işlerin boka saracağını fark edebilmişti. Arslan hangi kafayla, abisinin burada olacağını ve olay çıkacağını bile bile dükkâna gelmişti? Kafayı mı yemişti lan bu herif? Öfke damarlarını kuşatırken, "Derdin ne bilmiyorum, sikimde de değil. Siktir git dükkândan, arıza çıkarma." dedi dişlerinin arasından. Mavi hareleri onun gibi alev alev yanmıyordu, sesi de onunki kadar soğuk değildi lakin boynu hissettiği öfkeyle kırmızıya kesmişti. Nasıl bu kadar pervasız olabilirdi? "Çıkarırsam ne olur?" dedi Arslan alayla kaşlarını kaldırarak. "Yoksa abine kendini kanıtlamak için yüzüme bir yumruk mu atarsın sarı? Beklerim senden. Onu da yaparsın sen." Gökmen onun iğneli sözleriyle bir anda kendini kontrol edemeyerek tezgâhın diğer tarafından uzanıp esmerin yakasını kavradı. Onu kendine çekti. Esmer delikanlı avuç içlerini taze silinmiş cam tezgâha yaslayarak öfkeli elalarını mavilerine dikince Gökmen sertçe yutkundu. "Derdin ne lan senin?" diye fısıldadı titreyen sesiyle. "Ne yapmaya çalışıyorsun?" Onun titreyen sesi Arslan'ın gözüne inmiş perdeyi biraz da olsa araladı. Bir saattir ona ulaşmaya çalışıyordu. Aramıştı. Mesaj üstüne mesaj atmıştı lakin ona ulaşamamıştı. Ulaşamadıkça, istediği cevapları alamadıkça öfkesi harlandıkça harlanmış, sabır kotası hızlı bir şekilde aşınmıştı. Ne ara arabasından inip dükkâna daldığını bilmiyordu bile. Gözü tezgâhın arkasındaki Gökmen'den başka bir şeyi görmemişti. Onu görünce öfkesi yatışır sanıyordu lakin yanılmıştı. Onu görmek, ne şekilde olursa olsun kandırıldığı gerçeğinin tokat gibi yüzüne çarpmasını sağlamıştı. Gözlerinin içine baka baka, pişkin pişkin yalan söyleyebilmişti. Öyleyse bu zamana kadar söylediklerinin ne kadarı gerçekti? Daha onun bilmediği kaç yalanı gözünün içine baka baka sıralamıştı sarışın? "Yürü Gökmen. Ben kafayı daha fazla yemeden gel, insan gibi konuşalım." diye fısıldadı, sinsi bir öfkenin kıvrandığı sesiyle. Bu kadar yakından o öfkeli sese ve o soğuk bakışa maruz kalmak Gökmen'i bir kez daha sarstı. Göğsünde derin bir sızı bıraktı o bakış. Gökmen, Arslan ağzına da sıçsa, canını da almaya kalksa ona böyle düşmanlık güden gözlerle bakamazdı bir daha. Esmer nasıl yapıyordu? Hangi sikik sebep, o içine işlemiş ela hareleri böyle canına batan keskin bıçaklara dönüştürmeyi başarıyordu? Arslan'ın yakasındaki eli gevşerken aralık dudaklarıyla o ela harelere şaşkın ve kırgın bir şekilde baktı. 'Niye böyle bakıyorsun lan bana?' diye bağırmak istedi lakin titrek bir soluk bırakmaktan öte tepki veremedi. Tutuşu gevşeyince Arslan ona son bir sert bakış atıp geri çekildi. Arkasında tetikte bir şekilde bekleyen Göktuğ'a da aynı ters bakıştan ikram edip, "Tepede bekliyorum seni." diyerek geriye doğru adımladı. Göktuğ, "Ha siktir oradan lan! Ebenin amına kadar bekle, artist!" diye arkasından elini kolunu sallayarak bağırdı. Cam kapı çarparak yerine oturunca, "Adamdaki cesarete bak la, yürek yemiş piç!" diyerek tükürdü. Yüzünü ondan daha öfkeli olmasını beklediği kardeşine dönüp saydırmaya devam edeceği sırada onun titreyen ellerini ve endişeyle kasılmış yüz ifadesini fark etti. Kendi öfkeli ifadesi ağır ağır dağıldı, yerini bir kaş çatmaya bıraktı. "Gökmen?" dedi tereddütle. "Derdi ne bunun? Ne oluyor?" Gökmen sertçe yutkundu. Kendini toparlamak için bir elini sarı saçlarından geçirip ensesine ulaştı. Kendi dersini ezerek ovuştururken, abisinin inceleyici bakışlarından kaçındı. Dükkanın hemen dışından gelen aniden gaza abanıldığı için gürleyen arabanın sesiyle irkildi. Bakışları oraya dönüp, Arslan'ın hızla caddeden uzaklaşan arabasını izlerken, "Bilmiyorum." diye fısıldadı. Sesinin hissettiği kadar dağılmış çıkmamış olmasına memnundu. "Ben... ben bir gidip bakayım en iyisi. Derdi neymiş anlayayım." diye mırıldandı. "Saçma sapan konuşma lan. Derdi neyse kendi çözsün piç kurusu, bir de ayağına mı gideceksin?" "Kaşındı madem, kaşıyalım abim." dedi becerebildiği kadar sert bir sesle, tezgahın arkasından çıkıp şarjdaki telefonuna adımlarken. Şarjdaki telefonuna alıp bildirim paneline düşmüş aramalara ve küfür kıyamet mesajlara yutkunarak baktı. Ne oluyordu lan? Ne oluyordu? Bu adamı düşmanken bile bu kadar çıldırtmayı başaramamışken şimdi ne yapmıştı da gözünü bu kadar karartacak kadar öfkelendirmeyi başarabilmişti? "Ben de geliyorum. Ahmet'e söyleyeyim baksın dükkâna." Gökmen'in bakışları omzunun üzerinden abisine döndü. "Saçmalama." dedi kendi telefonunu almak için bilgisayarın arkasına hızla ilerleyen abisinin kolunu yakalayarak. "Bu benim mevzum. Nasıl ki ben senin Akın götüyle olan kavgalarına burnumu sokmuyorsam, sen de sokma." Göktuğ itiraz edecekmiş gibi kaşlarını çatıp dudaklarını aralayınca, "O itin ağzına, korktu abisini de peşine takıp geldi, diye laf verdirtmem abi ben. Dışında kal bu işin." diye devam etti. Abisi bir süre gözlerini dikkatle yüzünde gezdirdi. Gerginliğinin yüzünden okunduğunu biliyordu. Göktuğ'un gergin omuzları yavaşça düşerken pes etmiş gibi bir nefes verip kolunu tutuşundan kurtardı. "Abim dağın başına çağırdı herif seni, ya-" "Yapmaz. Bizim kavgalarımızda sizinki gibi kan gövdeyi götürmüyor, biliyorsun. En fazla iki yumruklaşır, küfürleşir, kendi yolumuza bakarız. Merak etme, derdi neymiş öğrenip gelirim bir saate." Göktuğ derin bir nefes alıp verdi. Memnuniyetsiz bir şekilde yüzünü buruştururken, "İyi amına koyayım. Git tek başına, inatçı şerefsiz." diye homurdandı onu alnından yumuşakça ittirirken. "Bir şey olursa bir posta da ben döverim seni, haberin olsun." Gökmen sadece kafasını salladı. Ona cevap verecek enerjiyi bulamadı. Zihni dönüp duruyor, esmeri bu kadar öfkelendirecek ne bok yediğini bulmaya çalışıyordu. Aklına bir ihtimal geliyordu sadece ama o da şu şartlarda altında imkansızdı. Cenk korkudan Arslan'a ötemezdi zira delikanlı iki gün önce son sınavından çıkıp memleketine dönmüştü. Zihninde ışıklı harflerle yanıp sönen 'Derman' kelimesiyle dişlerini sıktı. Yapmazdı ona bu şerefsizliği değil mi? Bu kadar da kalleş olamazdı... Yok yapmazdı. Öyle bir adam değildi Derman. Gökmen'e ne kadar bozuk atarsa atsın kuyusunu kazacak kadar düşmezdi. Belki de başka bir şeydi sorun. Bir şeyi yanlış anlamıştı. Abisini geride bırakıp dükkândan çıkarken zihni dönmeye bir sebep aramaya devam etti. Arabasına binip tepeye doğru yola çıkarken öfkeli sevgilisine ulaşmadan önce attığı mesajları göz ucuyla kontrol etti. Ancak mesajlar aramaları açmasını söylemek, açmadığı için sövmekten ibaretti. Okuduğu her atarlı mesajla kırgınlığı gittikçe yerini öfkeye bıraktı. Dükkânı bastığı, onu zor durumda bıraktığı, bu kadar düşüncesiz olduğu ve bir kavganın tam ucundan dönmelerine sebep olacak şekilde kışkırtıcı cümleler kurduğu gerçeğini düşündükçe kaşları daha derinden çatıyordu. "Ulan sinirini sikerim senin şerefsiz!" diyerek direksiyonu tokatladı. "Allah'ın malı! Dükkân basmak ne harbiden amına koyayım? Yürüdüğümüz ince ipi dürüp dürüp götümüze soksunlar mı istiyorsun? Ne istiyorsun amına koyayım?" Olabilecekler film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Abisi tek bir söze daha kafa göz dalacaktı. Duruşunda görmüştü bunu. Arslan da geri durmayacaktı. O alev alev yanan ela hareler bir kavga için yanıp tutuşuyordu. Öyle bir durumda hemen karşı dükkândaki Akın götünün dükkânlarına damlaması ve olayın çığrından çıkması işten bile değildi. Öyle olsa ne olacaktı? Yumruğunu sikseler o kedinin yüzüne indiremezdi. Kıyamazdı lan. Daha dün gece öptüğü surata atacağı fiske ondan çok kendi içini yakardı. O zaman da kimse olmasa bile abisi kıllanırdı bir şeylerden. Kendi kendine söylenmeye ve onu bekleyen fırtınadan habersiz gaza abanmaya devam etti. On dakikanın sonunda hızla ormanlık araziyi tırmanıyordu. Bir süredir arada sırada burada buluştuklarından onu nerede bulacağını biliyordu. Görüş açısına giren tanıdık arabayla elinin altındaki direksiyon simidini sıkıp, "Göt!" diye ağzının içinde homurdanarak arabasını park edip, sertçe el frenini çekti. Onun durmasıyla arabadan hışımla çıkan esmerle birlikte tekrar nükseden paniğini görmezden gelerek öfkesini diri tutmaya çalışarak peşi sıra arabasından indi. Zehir saçan elalar mavilerine çevrildiği anda, "Derdin ne senin lan? Kafayı mı yedin?" diye gürleyerek yeri döven adımlarla ona doğru ilerledi. Bir elini onun göğsüne yaslayıp sertçe ittirdi. "Dükkan basmak ne amına koyayım? Ya abim-" Yakalarından sertçe kavranıp arkasındaki arabanın kapısına çarpılınca cümleleri boğazına dizildi. Şaşkın mavileri ela harelere tutundu. Elleri refleksle yakasını var gücüyle kavrayan tanıdık soğuk ellerin üzerine kapanırken parmak uçlarında durmak zorunda kaldığını güçlükle fark etti. Gözleri onun kaskatı yüzünde gezindi. Aralık dudaklarından içine titrek bir soluk çekerken ne tepki vereceğini şaşırdı. "Arslan..." dedi titremesine engel olamadığı sesiyle. Öfkesi paçalarından dökülüp gitti. Şimdi sadece kırgın hissediyordu. Dün göğsünde uyukladığı adamdı karşısındaki değil mi? Onu böyle düşman gibi yakasından tutup arabaya çarpan adam... "Ne oluyor?" "Sana bir kere soracağım Gökmen. Kendini açıklaman için tek bir şans vereceğim, batırma." dedi alçak, tehditkar bir sesle. "Bir kez daha yalan söylersen ağzına sıçarım. " Gökmen güçlükle yutkundu. Esmerin öfkeli nefesleri sus çizgisine vururken düşünemiyordu. Beyni saniyede bir milyon fikir üretiyor ama hiç birine uzun süre konsantre olabilecek kadar düşüncelerini toparlayamıyordu. "Ne yalanı?" diyebildi sonunda. "Cenk denen piçle aranda ne vardı?" dedi Arslan, tükürür gibi. Gökmen, kalbinin bir an için durduğunu hissetti. Sonra kaybettiği atışları yakalamak ister gibi telaşla yuvasında çırpındı. Kanı kulaklarında uğuldadı. Eli ayağı bir saniye için boşaldı. Günler içinde yatışmış bir korku damalarında sinsi sinsi dolanmaya başladı. "Ne?" dedi gayri ihtiyari. Düşünemiyordu. O an tek bir sik düşünemiyordu. "Cenk sarı, Cenk! Hani şu minyon, ürkek çocuk. Hani senin sözde arkadaşın olan piç!" Sarışın, olacakları o an sezdi. Bu konuşmanın medeni bir şekilde gerçekleşmeyeceğini, bir fırtınanın tam göbeğine düştüğünü o alaycı ama aynı zamanda dikenli ses ile fark etti. Aklına gelen tek şeyi yaptı; söylediği yalana bağlı kalmaya çalıştı. "Cenk ne alaka şimdi amına koyayım? Isıtıp ısıtıp önüme getirip duruyorsun. Ne saçmalı-" Sırtı arabanın kapısından geri çekilip tekrar sertçe çarpılınca dişlerinin arasından bir sızlanma nidası bıraktı. Ellerinin arasındaki soğuk elleri refleksle sıkıştırdı. "Bir kez daha deniyoruz." dedi Arslan, dişlerinin arasından. Sarışının hala yalan söylemeye devam ediyor oluşu harlı öfkesinin altına birkaç parça daha odun attı. Hayal kırıklığı ifadesine sızarken, bu sefer zehir saçmak için fırsat kollayan diline engel olamadı. "Cenk denen piçle en son ne zaman sikiştin? " Soru dilini yakmış gibi kendi dilini ısırdı. Boğazındaki birkaç damar şişti, bakışları da sarışını tutuşu da biraz daha sertleşti. Cehennemi olacaktı. Eğer yaptıysa cehennemi olacaktı. "Ne?" diyebildi sarışın, yüzündeki gergin ifade dağılırken. Soru zihninde çınladı. Altında yatan imayı önce dağılmış zihniyle algılayamadı lakin bir an sonra farkındalıkla sarmalandı. Bedeni kaskatı kesildi. "Seni aldattığımı mı düşünüyorsun?" Arslan'ın yüzünde yaprak kımıldamadı. "Soruma cevap ver Gökmen. Yüzüme baka baka yalan söylerken yüzün kızarmadı; şimdi de kızarmasın, söyle." diye fısıldadı. Gökmen'in çenesi titredi. Bu neydi lan şimdi? Neyle suçlanıyordu böyle? Bunu düşünmesine sebep olacak ne yapmıştı bu zamana kadar? Çocuklukları da gençlikleri de öyle ya da böyle yan yana geçmişti. O kadar mı tanımamıştı Gökmen'i? Karşısındaki adama gözlerine adım adım yansıyan bir hayal kırıklığıyla bakmaya devam ederken yakasını kavramış elleri parmaklarının arasında ezdi. "Gökmen!" diye gürledi Arslan, sanki sabrı kalmamış gibi. Sarışın sıktığı elleri yakasından zorla koparıp, onu göğsünden setçe ittirerek kendinden uzaklaştırdı. Arslan direnmeden bir adım geriye çekildi. "Ne duydun?" dedi sertçe yutkunup, bakışlarını kaçırırken. O elalarda gördüğü güvensizliğe ve düşmanlığa daha fazla katlanamadı. "Ne duyduğumun önemi yok. Gerçeği senden duymaya geldim." Gökmen onun sözlerine alaylı bir nefes verdi. "Gerçeği duymaya değil de duyduklarını tasdiklemeye gelmiş gibisin. Benim söyleyeceklerimin önemi yok, kafanda senaryoyu çoktan kurup oynamışsın belli-" "Laf ebeliğini bırak." diyerek sözleri kesilince göz bebekleri titredi. Maruz kaldığı tavırla boğazı düğümlendi. Ulan... Şeytan diyordu ki, indir yüzüne yumruğunu, siktir ol git. "Ne laf ebeliği amına koyayım?" diye bağırdı onu sertçe göğsünden ittirirken. "Kalkmış bana seninleyken onunla yatıp yatmadığımı soruyorsun Arslan. Niye yalan söylediğimin, niye onu hayatımda tutmaya devam ettiğimin hesabını sormuyorsun. Sorsan, özrümü dileyim; kendimi açıklayayım. Ama sen... Sen beni neyle suçladığının farkında mısın amına koyayım? Böyle bir adam mıyım senin gözünde? Hiç mi tanımadın amına koyayım beni? Tamam, duymuşsun bir şeyler. Doğru. Cenk'le ikimiz de yalnızken arada yatıp kalkıyorduk ama-" Son sözleriyle esmerin yumuşamaya meyleden gözleri bir kez daha sertleşince sertçe yutkundu. "O ağaca tırmandığım günden beri başkasına yan gözle bile bakmadım lan ben. Aklımın ucundan bile geçirmedim kimseyi. Nasıl bunu düşünürsün? " Sırtı bir kez daha arkasındaki arabaya çarptı. Esmerin ayarsız solukları yüzünde can verdi. "Niye yalan söyledin lan o zaman? Niye sorduğumda söylemedin?" "İşte bu yüzden söylemedim!" dedi Gökmen, onu geri ittirirken. Lakin esmer bir adım geriye çekilmedi. "Mal mal triplere gireceğini biliyordum. Korktum anasını satayım, korktum! " "Neyden?!" "Bizi mahvetmekten!" İkisi de nefes nefese, öfkeyle soluyarak bir an için birbirine baktı. "Şimdi mahvetmedin mi?" dedi esmer bir an sonra. Gökmen'in boğazı bir kez daha düğümlendi. Onu kaybetmekten it gibi korkuyordu. Dilinin ucuna bir özür dolandı lakin seğiren dudaklarından çıkmadı. Sadakatsizlikle suçlandığı gerçeğini sindirememişti daha. Sindirebileceğini de zannetmiyordu. O kadar mı güven vermemişti lan? Yolları aşıp varmıştı ona. Kendini aşıp içinde güzel olan ne varsa onun kıyılarına bırakmıştı. Daha iki gün önce gözünün içine bakıp hislerini haykırmıştı. Hiçbirini mi duymamıştı? Gırtlağına dayanan ağlama hissini yutkunarak bastırmaya çalışırken kafasını yere eğdi. Bir süre konuşamadı. Esmer delikanlı birkaç adım geri çekildi. Biraz ilerisinde ellerini yüzüyle sıvazlayıp ağzının içinde bir şeyler homurdanarak yeri tekmelerken Gökmen de yumruklarını sıkıp kendini toplamaya çalıştı. Sessizlik uzadıkça uzadı. Gökmen'in düğümlenen boğazı bir türlü çözülmedi. Üst dudağını diliyle yoklarken ellerini sarı tutamlarından geçirip ensesinde bağladı. Titrek bir soluk alıp verirken kendi öfkesini ve kırıklığını bastırmak için uğraştı. Hoş, o an, onu her an çabucak pençesine alan öfke, kırgınlığının altında ezilip un ufak oluyordu. Arslan da öfkesini yenmeye çalışıyordu. Sarışının kırgın tavrı oyun olamayacak kadar gerçekti. Aldatmamıştı. Onunla birlikteyken o piçi gidip kollarına almamıştı. Bu kanında gezinen kontrolsüz öfkeyi bir miktar yatıştırsa da yumuşayamadı. Aldatmamıştı ama yine de yalan söylemişti. Zihninde o piç kurusunun elini sıktığı sahne tekrar tekrar oynarken dişlerini sıkıp alaylı bir nefes verdi. "Ulan adamın elini sıktım ben, elini! Hepiniz gevşek gevşek oturdunuz karşımda! Hiç mi utanmadın sevgilini f**k buddy'nin karşısına oturtmaya? O kadar mı onurun yok sarı? O kadar mı bunları öğrenince ne hissedeceğim sikinde olmadı? Bu muydu lan sendeki değerim?" Sarışın onun aniden tekrar yükselmesiyle irkildi. Bakışlarını yerden kaldırıp onun şimdi kırgın bakan elalarıyla yüzleşti. Aynı oranda kırgın baktığını biliyordu. Çok ağır konuşuyordu. Biraz önceki ithamın üstüne kaldıramayacağı kadar ağır konuşuyordu. "Gelip oturan sendin. Elini uzatan sendin. Ben seni kalkıp da onunla tanıştırmaya çalışmadım." Arslan alayla güldü. "Böyle mi kandırıyorsun kendini? Aferin Gökmen, çok iyi kaçış yolu bulmuşsun yine kendine. Kusura bakma ya, valla bu kadar gevşek bir herif olduğunu bilseydim arkadaş ortamındaki herkese elimi uzatmazdım. Bak şöyle yapalım, sen bana bir dahakine bir liste ver; ben de ona göre selamlaşayım milletle, nasıl fikir?" dedi tükürür gibi. Sarışın esmerin sözleriyle dağıldı. Bir hafta kadar önce benzer sözleri Derman'dan duymuştu ancak onun sözleri böyle koymamıştı. Böyle göğsünde onulmaz bir yara açmamıştı. Kolunu kanadını kırmamıştı. "Gevşek herif? Öyle mi?" dedi titreyen dudakları alayla kıvrılırken. Kafasını hafifçe salladı. "Haklısın, öyleyim galiba. Sen, sözde beni avucunun içi gibi bildiğini iddia eden adam bile bunu söylüyorsa doğrudur. Ben de böyleyim be Arslan, ne yaparsın?" dedi ellerini iki yana açıp bırakırken. "Önüme gelen herkesle yatıp kalkıyorum. Hatta aldatıyormuşum da. Bir kişiyle yetinmek zorluyor biliyor musun? Seviyorum çeşitliliği ya. Her gün pilav muhabbeti- " "Gökmen!" diye gürledi esmer, onu bu sefer boğazından kavrayıp dibine girerken. "Doğru konuş, ağzını sikerim." "Siksene." dedi sarışın alaylı bir gülümsemeyle, hırsla dolan gözlerini esmerin kararan bakışlarına dikti. "Severim bilirsin. Orospuyum ya ben. Tüm İstanbul'u sikmişim gibi liste istiyorsun ya-" "Ulan bir de zeytinyağı gibi üste mi çıkacaksın?" diye kükredi Arslan, ellerinin arasındaki ince boğazı istemsizce daha çok sıkarken. Sarışının sözleri ayarlarıyla oynuyordu. Tam sakinleşeceğim derken iyice damarına basıyordu. "Ne yaptım ben Arslan? Bu muameleyi hak edecek kadar ne yaptım ulan?" dedi Gökmen titreyen sesiyle, boğazını sıkan elin bileğini sıkı sıkı tutarak. Sarındığı yalancı alayı devam ettiremedi. Gözleri kısıldı, çenesi titredi. "Batırdım, tamam. Yalan söyledim, tamam. Ama bu zamana kadar ne geçmişimden, ne kendimden utanmadım. Neysem oyum oğlum ben. Yalan söylediysem, seni incitmekten, bizi incitmekten korktuğumdan söyledim. Benim için Cenk'le arkadaş kalmak normaldi, ona rağmen bitirdim çocukla arkadaşlığımı. Daha ne yapsaydım?" Esmer onun dolu gözlerinin yükünü boşaltmaya başlamasıyla afalladı. Tutuşu hafifledi. Çatılı kaşları formunu yitirdi. Sıkılı çenesi sonunda, saatler sonunda ilk kez gevşedi. "Gökmen..." dedi tereddütle. Ancak sarışın onu sertçe ittirerek kendinden uzaklaştırdı. Islak gözlerini avuç içleriyle hızla silip, sürekli sıkıştırıldığı kapıdan uzaklaşıp ona arkasını döndü. Gururu biraz önce yeterine sikilmişti bir de bebek gibi karşısında ağlamayacaktı. Madem bu kadar güvenmiyordu, inceldiği yerden kopsundu. "Sikeyim." dedi dişlerinin arasından, ardı kesilmeyen gözyaşlarını sertçe yüzünden kovalarken. "Seni de sikeyim. İlişkini de sikeyim. Olmayan güvenini de sikeyim." "Gökkuş..." dedi esmer bir kez daha, daha yumuşak bir sesle. Sesine sızan gecikmiş pişmanlık sarışının gözyaşlarını hızlandırmaktan başka bir boka yaramamıştı. Bir eli koluna konduğu anda Gökmen tutuşundan silkelenerek kurtuldu. Diliyle üst dişlerini yoklarken boğazındaki yumruyu bastırmaya çalışarak kendi arabasına doğru adımladı. "Sarı, bir dur Allahın aşkına. Onu kast etmediğimi biliyorsun." dedi esmer, iç geçirip onun peşine takılarak. "Siktir git Akınal." dedi kırgın sesiyle, ona dönmeden. "İstediğin gibi ezdi. Geçmesini sensiz de beklerim." Sözleri Arslan'ı dumur etti. Olayların nasıl bu kadar ters gidebildiğini, pozisyonlarının hangi ara değiştiğini idrak edemedi bir an. Sonra kaşları ağır ağır çatıldı. Tamam, biraz ağır girmişti. Öfkeden gözü dönünce onu acıtmak isteyen dilini kontrol altında tutamamıştı. Şimdiden köpek gibi pişmandı ve özür dilemeye, sözlerini telafi etmeye hazırdı. Lakin bu neydi şimdi? Terk mi ediliyordu? Ulan ne sebeple olursa olsun ona yalan söyleyip, arkasından iş çeviren o değil miydi? Sikiştiği adamla görüşmeye devam eden, utanmadan onun elini sıkmasına izin veren o değil miydi? Sikerlerdi böyle işi. "He terk ediyorsun yani beni?" dedi kaşları şaşkın bir alaycılıkla havalanırken. Gökmen o tanıdık alaycı sesle hışımla arkasını döndü ama daha o ağzını açamadan Arslan tarafından bir kez daha yakalandı. Dirseğini kavrayan el tarafından çekildiğinde göğüsleri birbirine çarptı. Esmerin yüzünü çarpıtan biraz öncekini aratmayan öfkeyle titredi. Kesik solukları yüzüne vururken onu hıncını çıkarana kadar öpmekle, adam olana kadar dövmek arasında gitti geldi. "Bana yalan söyledin Gökmen. Arkamdan iş çevirdin. O herifi; teninin kokusunu, tadını benim kadar iyi bilen o herifi hayatında tutmaya devam ettin. Senin beni terk etmeye hakkın yok." Sesi buz gibiydi. Sarışının göğsünde buzdan yanıklar bıraktı. "Özür diledim, kabul etmiyorsun amına koyayım. Daha ne yapayım? Ne istiyorsun?" dedi tutuşundan kurtulmaya çalışırken. Kuyruğu dik tutmak için uğraşıyordu lakin beceremiyordu. "Gerekirse yalvaracaksın." dedi Arslan gitmesini izin vermeyerek, gözlerini ıslak mavilerden çekmeyerek. "Kendini affettireceksin." Gökmen inanamıyormuş gibi şaşkın bir nefes bıraktı. "Sikerler. O lafların üstüne bok yalvarırım sana! Ben sıçtıysam sen de üzerine tüy diktin göt!" "Öyle güzel yalvarırsın ki aklın hayalin şaşar sarı." diye fısıldadı esmer. Diğer dirseğini de yakalayıp onu biraz daha kendine çekti. Yoktu öyle yağma. Hem suçluydu hem güçlüydü hem de kaçıyordu piç. Gökmen sıkılı çenesiyle baktı harlı elalara. Aralarında elektriklenen hava kanını kaynatırken bakışları esmerin dudaklarına indi. "Ulan şerefsiz..." dedi dişlerinin arasından. Sonra Arslan'dan gelmek üzere olan atağı beklemeden, bir elini tutuşundan kurtarıp ensesini kavrayarak yapıştı dudaklarına. Öpücük hırçındı. Dudaklarıyla dövüşmeye çalışıyor gibi kontrolsüz ve vahşi. Boynu Arslan tarafından kavranıp, arkasındaki arabaya bir kez daha sırtı çarptığında bu sefer gücenmedi. Bir elini onun saçlarına takıp çekiştirerek acısını geri ödedi. Karşılığında alt dudağına delen bir ısırıkla cezalandırıldı. Isırığı ağzının içinde olan dili acıtacak bir kuvvetle vakumlayarak öderken esmer öfkeli ve acılı bir inleme bıraktı. Bir an sonra göğsü arabanın kapısına çarpmış, sırtı Arslan'ın hızlı hızlı inip kalkan göğsüne yaslanmıştı. Kalçalarına yaslanan sertlik de cabasıydı. Nefes nefese manzarasına giren orman yolunu izlerken, çenesini kavrayıp yüzünü sabit tutan soğuk el ve kulağına yaslanan ıslak dudaklarla titredi. "Af dile sarı." diye fısıldadı sevgilisi, aynı onun gibi kesik kesik soluyarak. "Af dile, istediğini vereyim sana." "Ne istediğim hakkında gram fikrin yok senin." dedi Gökmen sertçe yutkunurken. Yumuşacık bakan, kulağına sevgi sözcükleri fısıldayan adamı istiyordu o an. s****i kıçına dayayıp, yalvarmasını söyleyeni değil. İçindeki kırgınlığı bir onun nazik sözleri paklardı. Bir ona sığınırsa toparlayabilirdi kendini. Bu Arslan'ın onu şefkatle sarmaya niyeti yoktu. Sesindeki kırgın ton, Arslan'ı kendine getirmeye yetti. O, o değildi o an. Yapılanı hazmedemeyen, içine düştüğü öfke denizinden bir türlü çıkmayı başaramayan bir adamdı. Gözlerini kapayıp, göğsünü şişiren bir nefes alıp verirken alnını Gökmen'in şakağına dayadı. "Şu an istediğin o adam olamam Gökkuş." diye fısıldadı. "O itin suratı aklıma geldikçe çıldırıyorum. Boynundaki o izler aklıma geldikçe seni de onu da mahvetmek istiyorum. Yanlış yaptın sarı. Beni her şeyle sına ama geçmişini ilişkimize taşıyarak sınama. O zaman ben benlikten çıkarım. " Gökmen dudağının içini kemirdi. Arslan'ın belki de tek toksik damarı burasıydı. Kıskançlığı zehirliydi, yakıcıydı. Cenk olayının başına bela olacağını fark ettiği ilk andan beri korkmasının nedeni de buydu. Onu anlamadığından da değildi. Aynı şeyi kendi yaşasa esmerin ağzına sıçardı. Modernlikmiş, medeniyetmiş umurunda olmazdı. Ancak yediği laflar, maruz kaldığı tavır kolay kolay sindirebileceği gibi değildi. "Biliyorum." diye fısıldadı yenilgiyle. Öfkelenmeye bile gücü olmayışı çok acınasıydı. "O yüzden bırak beni, gideyim. İkimiz de... ikimiz de önce kafalarımızı bir toplayalım. " Esmer ağırlığını biraz daha onun üstüne verip, bedenini arabayla kendi arasında ezdi. Çenesindeki eli onun aksi yönündeki yanağına yaslandı. "Bensiz geçmesini bekle diye mi?" diye fısıldadı burnunu şakağına sürterken. Gökmen onun ağırlığıyla dudaklarını ısırdı. Ürperen tüyleri, karnında havalanan kelebek sürüleri göğsündeki küskün ağrıya ters düşüyordu. Aynı anda yanıp, aynı anda soğuyordu. "Sinirle söylediğimi biliyorsun." diye fısıldadı. "O kadar kolay geçecek olsa, bu kadar yakmazdı." Sözleri o farkında olmasa da Arslan'ın kanında gezinmeye devam eden kindar yılanların bir kısmını boğdu. Delikanlının bedeni biraz da olsa gevşedi. "Bak şimdi affedilmek için doğru yoldasın yavrum." dedi dudaklarını boynuna bastırmadan hemen önce. Gökmen temasla titredi. Serbest kalan başını arabanın tepesine yasladığı kollarına gömerken dişlerinin arasından küfretti. Bu Arslan'la daha önce hiç tanışmamıştı. Ne düşmanlık güttükleri zaman kadar alaycı, ne sevgililik süreleri boyunca olduğu kadar içten... Öfkesiyle sevgisinin harmanlandığı bu hali yeniydi. Ve Gökmen'in içinde çok kötü bir his vardı. Yokuştan aşağı bırakılan bu kartopu başlarına bela olacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE