YILDIZLARIN ALTINDA (1)

3203 Kelimeler
Medya: Kargo- Yıldızların Altında Bu noktaya ne zaman geldiklerinden tam olarak emin değildi. Zihni biraz sisliydi. Aldığı alkolden değil, hayır. Çevresinin bu kadar buğulu hale gelebileceği kadar içmemişti. Lakin Arslan'ın her dokunuşu, teninin üzerinde aldığı her nefes ve bıraktığı her öpücük onu körkütük sarhoş etmeye yetiyordu. Sırtı çadırın sert zemininde, elleri çıplak göğsü boyunca öpücüklerle ilerleyen, göğüs uçlarını ısırıklarıyla ve diliyle lekeleyen, bel kıvrımını parmaklarıyla ezen sevgilisinin siyah tutamlarının arasındaydı. Gözleri ise tepesinde, ince, şeffaf bir filtrenin ardından gördüğü yıldızlı gökyüzünde... Teninde gezinen soğuk ellerinin ve şimdi göbeğine ulaşmış dudakların bıraktığı sıcak nefeslerin sebep olduğu tezatlık baştan ayağa ürpermesine, karnının içe doğru göçmesine neden olurken titrek bir nefes alıp verdi. Esmerin dudakları, göbek deliğinin altından kasıklarına doğru devam eden sarı tüylerin hattını izleyerek aşağıya doğru bir maceraya çıkarken Gökmen sertçe yutkundu, parmaklarının arasındaki saçları daha güçlü sıkıştırdı. Şortu ve baksırının ne ara onu terk ettiği konusunda bir fikri yoktu. Ancak sevgilisinin dudakları seğiren ve şimdiden sızdıran erkekliğini es geçip, bacak içlerine doğru ilerlerken şaşkın bir iniltiyle tamamen çıplak olduğunun farkına vardı. Arslan dizlerinin üzerinde doğrulup, bacaklarını havalandırıp iç kısımlarında ıslak öpücüklerle ve küçük ısırıklarla dolandı. Gökmen her öpücükle birlikte biraz daha sarhoş oldu. Bacak içlerinin erojen bölgesi olduğunu bu öpücüklerle keşfetti. Zira her öpücükten sonra karnından kasıklarına doğru yakıcı bir sıvı akıyordu. "Arslan..." diye soludu. Sevgilisinin alev alev yanan gözleri çadırın tepesindeki açıklıktan süzülen ay ışığının altında onun mavilerini bulunca Gökmen bir an için ne söyleyeceğini unuttu. Esmerin yüzündeki ifade, çıplak göğsünün kuvvetle inip kalkışı, ıslak dudakları ve şehvetle ısınan elaları... Bakması güzel ama zihnini uyuşturan bir manzaraydı. Sözcükleri bulamayan Gökmen yerinde yarı yarıya doğrulup onu üstüne çekti. Arslan'ın elleri başının iki yanından zemine tutunurken dudakları açlıkla Gökmen'in dudaklarını buldu. Gökmen, çıplak erkekliğine sürtünen yumuşak kumaşla( zira sevgilisinin pantolonu hala üzerindeydi) Arslan'ın ağzının içine inledi. Aralanan dudakları anında sevgilisinin diliyle dolduruldu, inlemesi boğuldu. Gökmen'in bir eli ense kökündeki saçları, diğeri pantolonunun üzerinden kalçasını sertçe kavradı. Belini büküp kasıklarının birbirine daha sert sürtünmesine sağlarken, Arslan'ı çıldırtmak istiyormuş gibi her sürtünüşten sonra esmerin ağzına doğru minik iniltiler bıraktı. Anında bir bacağını tutup karnına doğru büken sert elle, müstehcen, kulaklara zarar iniltilerini amacına ulaştırdı. Sevgilisinin öpücükleri ağzını terk edip çenesine oradan boynuna ilerlerken başını geriye atıp dudaklarına, bacaklarını daha geniş aralayıp kasıklarına yer açtı. Pantolonunun sert kumaşı tenini kızartıyordu ama fark etmiyordu bile. Erkekliklerinin birbirine arada hiçbir engel olmadan sürtünmesini isteyerek ellerini birbirine yapışmış bedenlerinin arasına güçlükle sokup Arslan'ın pantolonunun düğmesini çözüp, fermuarını indirdi. Parmakları aceleyle aradaki bütün kumaş parçalarını aşağı doğru çekiştirdi. Birbirinin üzerine yaslanan iki erkeklikle Gökmen bir kez daha inledi. Neyse ki, ses bombası hala esmerin telefonuna bağlıydı ve dışarıda bir yerlerde hala müzik çalıyor, seslerini biraz da olsa boğuyordu. Elini Arslan'ın dudaklarının altına koyup, "Tükür." dedi soluk soluğa. Esmer, önce gözlerinin içine baktı. Sonra gözlerini gözlerinden çekmeden istediği gibi avucuna tükürdü. Gökmen alt dudağını şuh bir bakışla dişlerinin arasına alıp elini aralarına soktu. Avucundaki tükürüğü parmaklarına yayıp iki uzunluğu aynı anda kavrayıp çekiştirirken Arslan'ın alnı boğuk bir inlemeyle omzuna kondu. Kalçalarını ileri geri oynatarak Gökmen'in ikisini aynı anda çeken eline destek olurken, dudakları sarışının boynuyla omzu arasındaki ince deriyi dudaklarının arasına kıstırdı. Gökmen yarın oranın mosmor olacağına emin olarak, hızlı soluklarının arasında bir homurtu çıkardı. Sevgilisi iz bırakmayı seviyordu. Her sevişmeden sonra günlerce saldırıya uğramış gibi dolanmaya alışmıştı ama yarı çıplak takıldıkları bir dönemde biraz kendini tutmasını bekliyordu. "Morartma lan." dedi Arslan'ın erkekliğini tutup uyarı olarak sertçe sıkarak. Arslan acıyla inlerken, "Yarın insan içine çıkacağım, tut biraz kendini." diye ekledi. Esmer başını omzundan kaldırıp ona sert bir bakış attı. O bakışı, yemeği önünden alınan sinirli bir kediye benzettiği için Gökmen alayla sırıttı. "Eve dönünce besleyeceğim seni kedi söz, az sabret." diyerek uzanıp dudaklarının üzerine yumuşak bir öpücük kondurdu. Bu sefer ısırılan yer dudaklarıydı ve Gökmen acıyla sızlansa da, erkekliği Arslan'ın erkekliğinin altında kuvvetle seğirdi. Onunla alay ettiği için olsa gerek biraz sonra tek bir hamlede yüz üstü döndürüldüğünde ve kalçalarının çizgisine sürtünen erkeklikle karnı kasıldı. Biraz sonra ensesini yumuşakça ısıran dişlerle hafifçe sızlandı. "Şerefsiz." dedi yüzünü bir koluna gömerken. Arslan bu seferde ısırdığı yeri dudaklarının arasına alıp vakumlayınca, "Puşt!" dedi aynı tonda. Yine de onu durdurmak için bir şey yapmadı. O da, Arslan da içten içe iz bırakılmaktan hoşlandığının farkındaydı. Esmer kalçalarını iki yanından kavrayıp kalçalarına ve girişine sürtünerek ensesini ve omuzlarını ıslak öpücükleri ve ısırıklarıyla turlamaya devam ederken Gökmen belini büküp, altında kıvrandı. Kendine dokunur dokunmaz boşalacağını bildiğinden elini erkekliğine atmak için çıldırsa da yapmadı. Bu kadar kısa sürmesini istemiyordu. "Kondom ve kayganlaştırıcı çantada." dedi heyecanını yeterince belli eden nefes nefese bir sesle. Girişi şimdiden seğiriyordu. Hala inanamadığı bir şekilde altta olmayı, içine onu almayı sevmiş; daha kötüsü alışmıştı. Artık kendi kendini rahatlatırken bile parmakları farkında olmadan girişine gidiyordu. Arslan onun sesindeki aciliyeti duymuş ama onu kıvrandırmaktan zevk alır gibi dudaklarını omurgası boyunca ağır ağır sürümeden, ense köküne koklaya koklaya birkaç uzun öpücük kondurmadan ondan ayrılmamıştı. Gökmen ise her öpücükten, Arslan'ın ıslanmış erkekliğinin kalçalarına ve girişine her sürtünüşünden sonra muhtaç iniltiler bırakmıştı. Biraz sonra arkasında yırtılan bir paketin ve açılan bir kapağın sesini duyunca karnı beklentiyle kasıldı. Bedeni aynı hisle ürperdi ve titredi. Temas için çıldırarak boşluğa doğru kalçalarını ittirdi. "Hadi." dedi soluk soluğa. Arkasındaki adama sergilediği manzaranın farkında değildi. Bacaklarının titreyişi, boşluğa doğru kendini ittirişi, belini bir erkeğin olabileceği en sert açıyla büküşü, Arslan'ın öpücükleri ve ısırıklarıyla kızarmış, ay ışığında parlayan kasılmış sırtı... Arslan sadece onu izleyerek bile boşalabilirdi. Güzelliği, onun için bu kadar muhtaç oluşuyla birleşince ölümcül bir manzaraya dönüşüyordu ve Arslan'a hiç olmadığı kadar ilkel, hiç olmadığı kadar vahşi hissettiriyordu. Onu yutmak, acıdan ve zevkten kıvrandırmak, teninin her yerini kirletmek ve izleriyle süslemek istiyordu. Sarı tutamlarını yumruğunun arasında kıstırıp sertçe içine gömülmek, her girişinde kalçalarını kızartmak, onu altındaki şilteye bastırıp ellerini başının üzerinde kıstırmak ve içine boşalmak... Ve ilk defa kendini nasıl zapt edeceğini kestiremiyordu. Elindeki paketi yırtılmış kondomu kenara bıraktı. Jeli avucuna dökerken gözlerini önündeki bir türlü ayıramadığı manzara da aç gözlerle gezdirmeye devam etti. Kaygan sıvıyı parmaklarına yayarken göğsünü Gökmen'in sırtına yaslayıp, parmaklarıyla girişine masaj yaparken, dudaklarını sarışının kulağına dayadı. "Kondom kullanmayacağım." dedi boğuk, karanlık bir sesle. "İçine boşalacağım." Altındaki adam yaptığı duyuruyla titredi. Sertçe yutkunurken, titreyen mavilerini yastığına dikti. "Asla kondomsuz sevişmem." diye fısıldadı. "Ben de." dedi Arslan, kulağının altına burnunu sürtüp iki parmağını yavaş yavaş sevgilisinin içine kaydırırken. "Ama seninle sevişeceğim." Gökmen girişinde hissettiği baskıyla nefesini tuttu. Bundan etkilenmemesi, güvenli seks hakkında bir şeyler söylemesi gerektiğini biliyordu ama dili tutulmuştu. İki parmak içine girip onu genişletmeye başlayınca ise sözcükler onu terk etmiş, aralanan dudaklarından ufak iniltilerden başka bir şey dökülmemişti. Ensesine kapanan dudaklar, ensesiyle resmen öpüşürken üçüncü parmak zorla diğerlerinin yanına eklendi. Gökmen sesini boğmak için dudaklarını kendi koluna bastırdı. Eli bu sefer dayanamayıp kendi erkekliğine gitse de, üzerindeki zorba ona izin vermedi. Elini yakalayıp başının yanında sabitlerken, "Yalnızca arkana odaklan sevgilim. Zamanı gelince onunla ben ilgileneceğim." diye fısıldadı teninin üzerinde. Gökmen sertçe yutkundu. Mavileri hissettiği şaşkınlıkla büyümüştü. Arslan, hiçbir zaman yumuşak sevişmemişti ama hiç bu kadar zorlayıcı da olmamıştı. Bedeni titreyip, erkekliği seğirirken itiraz edecek hiçbir şey yapmadı. İçsel bir şokla zorlanmaktan, hükmedilmekten gereğinden fazla hoşlandığının farkına vardı. Derken parmaklar içini terk etti. Yerini daha kalın bir şey aldı. Girişine hizalanan erkekliğe daha hazır değildi. "Arslan, yeterince geniş-" diyecek oldu ama esmer ona fırsat vermedi. Bir anda, güçlü bir darbeyle içine gömülürken Gökmen'in sessiz bir çığlıkla aralanan dudaklarını, kasılan sırt kaslarını, telaşla, altındaki şilteyi kavrayan parmaklarını karanlık bir zevkle izledi. O daha kendine gelemeden kendini geriye çekip aynı şiddetle vurdu sevgilisinin içine. Gökmen'in acılı bir iniltiyle ettiği küfrü, onu çenesinden kavrayıp başını kendine çevirip dudaklarına kapanarak boğdu. Kalçalarını yuvarlayarak içini biraz daha ezdi sarışının. Onu durdurmak ister gibi uyluklarına sertçe batan tırnaklarla zevkle kapandığı dudaklara inledi. Gökmen'in dişleri sertçe alt dudağına geçince, dilini yatıştırıcı bir tavırla onun üst dudağına sürttü. Erkekliğini çekip, tok bir sesle bir kez daha sertçe içine gömülünce Gökmen acı ve zevk karışımı bir sesle ağzının içine inledi. Zira artık o hassas noktayı ezberlemişti ve her bir darbesi onu kıvrandırmak içindi. Arslan kanlı dudaklarını sarışının yanağına kaydırırken, "Acıyor mu hala? " diye sordu nefes nefese, kalçalarını hafifçe oynatırken. "Yarın seni kuru kuru sikmezsem-" diye başlayan cümleyi kıvrılan kanlı dudaklarını bir kez daha onun dudaklarına bastırarak yarıda kesti. Gökmen'in yalanlarını duymak istemiyordu. Zira erkekliğinden çadırın zeminine damlayan sıvısı, onu sıkı sıkı kavrayan deliği, heyecanla inip kalkan göğsü ona duymak istediği her şeyi söylüyordu. Dizlerinin üzerinde doğrulup sarışını üstüne çekti. Bir kolunu hareketiyle acıyla inleyen sevgilisinin karnına doladı, diğer eliyle boynunu kavradı. Dudakları kulak memesini kıstırıp emdikten sonra, "Kucağımda kıvranmanı ayrı seviyorum." diye fısıldadı. Gökmen bu sefer inkar edemediği bir zevkle inlerken, Arslan onu ağır ağır çıldırtmak ister gibi içine girip çıkmaya, boştaki eliyle ritmine uygun olarak erkekliğini okşamaya başladı. Gökmen erkekliğine aldığı ilk temasla muhtaç bir inilti bıraktı. Başı geriye, esmerin omzuna doğru düşerken, hissettiği zevkle gözleri yuvalarında kaydı. Hayatında hiçbir seksten böyle etkilendiğini, böyle uçtuğunu hatırlamıyordu. Kalçaları daha o farkına varmadan Arslan'ı yarı yolda karşılamaya, belini oturduğu kasıkların üzerinde kıvırmaya başladı. "Arslan!" dedi derin bir iniltiyle. Esmerin dudakları boynuna kapandı. Parmakları şişmiş, akan ön sıvısıyla ıslanmış, neredeyse mosmor kesmiş hayalarına inip ovuştururken Gökmen zevkle kıvrandı. Arslan'ın kulağının hemen yanında bıraktığı kısık, boğuk iniltiler sık nefesler onu mahvediyordu. Farkında olmadan bacaklarını kaydırarak daha geniş aralandı. Arslan'ın eli hayalarından uyluğuna kayıp, arkasında parmak izlerini bırakacak bir kuvvetle etini kavrarken, Gökmen artık kontrol edemediği inlemeleriyle elini ihmal edilen erkekliğine attı. Ancak o daha parmaklarını kendine sarmıştı ki, Arslan'ın onu yüz üstü şilteye devirdi. Ellerini bileklerinden yakalayıp başının üzerinde kıstırırken, "Sabret yavrum." diye fısıldadı nefes nefese. "Söz veriyorum, beklediğine değecek." Gökmen bir itiraz nidası bıraksa da, Arslan umursamadı. Alnını Gökmen'in terle ıslanan ensesine dayayıp, birleştikleri noktayı, Gökmen'in her vuruşunda sallanan kalçalarını karanlık bir zevkle izlerken yaklaşan orgazmıyla daha sert, daha hızlı girip çıkmaya başladı. Gökmen'in altındaki şilteye sürtündüğünün fark edince hızla içinden çıkıp, onu sırt üstü çevirdi. Onun gözyaşlarıyla ıslanmış kızarmış yüzünü, baygınlaşmış mavilerini görünce nabzı biraz daha hızlandı. Uyluklarından tutup onu kendine doğru çekip, tekrar içine gömülürken, dudaklarını nemli yanaklarında gezdirdi. Sevgilisinin kolları bu sefer itiraz etmeden omuzlarına dolandı. Tırnakları sırtı boyunca derin çizgilere sebebiyet verirken, Arslan zevkle inledi. Dudaklarını Gökmen'in dudaklarına kapayıp son bir kez içine, en derinine gömülüp yükünü bıraktı. Gökmen içine akan sıvıyla titredi. İlk kez böyle bir şey hissediyordu. Nasıl hissettirdiği hakkında bir fikri yoktu ama çok fena tahrik olmuştu. Arslan kendini geriye çekip iyice kayganlaşan içinde bir kez daha en derinine vururken Gökmen ayak parmaklarını kıvırıp onun ağzına inledi. Boşalmamıştı ama yüz kere art arda boşalmış gibi mahvolmuş hissediyordu kendini. Sevgilisi birkaç uzun saniye alnını çenesini yaslayıp soluklandıktan sonra yavaşça içinden çıktı. Sonra Gökmen'i çıldırtacak kadar ağır hareketlerle burnunu teninde sürüyerek, terle karışan kokusunu içine çekerek kasıklarına kadar indi. Gökmen erkekliğinin dibine yaslanan dudaklarla nefesini tuttu. Başını geriye atıp, parmaklarını Arslan'ın dağılmış saçlarına takarken gözlerini kapayıp boğuk bir inilti bıraktı. O kadar uzun süredir bekliyordu ki, kafayı yiyecekti. Beklemek onu hassaslaştırmış, hiç olmadığı kadar muhtaç kılmış ve mahvetmişti. Arslan'ın ince parmakları erkekliğinin dibini kavrayıp, dudakları seğiren uzunluğun ucuna konarken parmaklarının arasındaki saçları daha çok sıkıştırdı. Kasıkları istemsizce dudaklara doğru havalansa da Arslan'ın elleri onu yerinde tutu. Bacakları kaldırılıp sevgilisinin omuzlarına yerleştirilirken kalçalarından damlayan ve ona ait olmayan sıvının farkındaydı. Kendini hiç olmadığı kadar kirli ve muhteşem hissediyordu. Sonunda istediğini aldı. Arslan'ın dudakları erkekliğini sardı. Islak ağzı içerisinde onu alabildiği kadar derine aldı. Bu manzarayı kaçırmak istemediğinden başını kaldırıp aşağı baktı. Gördüğü görüntü ne kalbine ne de zıvanadan çıkmış hormonlarına iyi gelmedi. Başını tekrar geriye atarken, "Sikeyim! Öldüreceksin lan beni." dedi nefes nefese. Arslan yanıt olarak onu daha derine aldı. Kafası ağır ağır uzunluğunun üzerinde hareket ederken, dili şişmiş damarlarını okşarken ve penisinin ucu Arslan'ın gırtlağına çarpıp dururken Gökmen uzun süre dayanamadı. Uzun süre uyarılmış olarak beklemek dayanma sınırını eksilere düşürmüştü. Birkaç dakika kıvrandı. Kendi dudaklarını parçaladı. Arslan'ın saçlarını yoldu. Sonunda topuklarını esmerin sırtına bastırıp, belini havalandırarak; boğuk bir inleme ve geriye kayan gözlerle hiç haber vermeden geldi. Sevgilisi kasılmalarından zaten bunu bekliyormuş gibi başını ileri geri hareket ettirerek onu son damlasına kadar sağdı. Sonunda Gökmen bir pelte gibi yattığı yere yığılınca o da ağzındakini yutup, dudaklarını elinin tersiyle silerek bedeninin yarı yarıya sevgilisinin üzerine bıraktı. Dudaklarını onun şakağına yaslayıp birkaç kısa öpücük kondururken, bir eli karnında tüy hafifliğinde dokunuşlarla gezindi. "Bu..." dedi Gökmen dilini hızlı solukları yüzünden kuruyan alt dudağında gezdirirken. Açıkçası biraz şaşkındı. "Ağzıma sıçtı." Arslan daha romantik ya da en azından şehvetli bir şeyler beklediği için bir an için dondu kaldı ancak hemen ardından kollarını yandan Gökmen'e dolayıp, yüzünü omzuna gömerek kıkır kıkır güldü. Sarışın onun gülüşüyle birlikte istemsizce sırıtırken bir elini boyun girintisine iyice sokulan adamın nemli saçlarına daldırdı. Arslan yüzünü boynundan çekip bir dirseğinin üzerinde doğrularak parlayan gözlerle ve geniş bir sırıtışla saçlarını geriye doğru tarayıp şakağına bir öpücük kondurunca Gökmen iç geçirdi. Bütün kemikleri ağrıyordu ama kendini doygun, mutlu, mayışık ve her şeyden önce huzurlu hissediyordu. "Nasıl yatacağız şimdi burada? Ortalığın içine sıçtık." dedi bir elinin tersini esmerin göğsünde ağır ağır gezdirirken. Altındaki kırlentler ter ve meni içerisindeydi. "Battaniyenin üstünde yatarız." dedi Arslan, dudakları hala teninde geziyor; uyuşuk öpücükler konduruyordu. Gökmen onu çok iyi anlıyordu. Zira o da Arslan'a sokulmamak için kendini zor tutuyordu. Çünkü ona sokulduğu an uyuya kalacağını hissediyordu ama temizlenmeden uyumak da istemiyordu. Bir süre orada öylece leş gibi bir halde uzandılar. Tepelerindeki açıklıktan gökyüzünü izlerken, Gökmen'in başı Arslan'ın kolunun üzerindeydi. Bacaklarındaki sinirler hala attığından ve kendinde ayağa kalkacak gücü bulamadığından anın tadını çıkarmaya karar verdi. Arslan'ın parmakları saçlarıyla oynadıkça daha da mayıştı. "Uykumu getiriyorsun. Rahat bırak saçımı." diye mırıldandı. Sevgilisi gülümseyerek bir elini saçlarından geçirirken, "Uyu o zaman Gökkuş." dedi. "Önce temizlenmemiz lazım." diye mırıldandı Gökmen, yan dönüp bir bacağını esmerin bacaklarının arasından geçirip boynuna sokulurken. Arslan yan dönüp boştaki kolunu ona sardı. Dudaklarını alnına yaslayıp, "Sen uyu, ben hallederim yavrum." diye mırıldandı. Gökmen itiraza benzeyen bir şeyler mırıldansa da birkaç dakikanın sonunda sızmıştı. ** Ertesi sabah Arslan uyandığında mangalın üstüne koyduğu tavada menemen yapan bir sarışın bulmuştu. Tesisten termosuna çay doldurtmuş, adaya geldikleri ilk gün marketten aldığı kahvaltılıkları plastik tabaklara bölüştürmüş ve kamp şartlarında lüks sayılabilecek bir sofrayı hazır etmişti. Arslan, gidip yüzünü yıkamış olmasına rağmen uyku sersemi bir halde önündeki sofra ve elindeki plastik çatalla bakıştığı birkaç uzun dakikanın sonunda, "Hayattaki bütün şansımı seninle kullanmışım amına koyayım." demişti sırıtarak. Menemenine bandığı ekmeği ağzına götüren sarışın onun yorumuna gülmüş, gözleri duyduğu cümleden hoşlandığını gösterir gibi keyifle ışıldamıştı. Kahvaltılarını konuşmalar, gülüşmeler ve takılmalar eşliğinde ağır ağır yaptıktan sonra etrafı toparlayıp deniz için hazırlanmışlardı. Gökmen deniz şortunu giyerken her yanı bereli vücuduyla bol bol söylenmiş; esmer onun söylenmelerine her keyifle sırıttığında kafasına bir şaplak, götüne bir tekme kazanmıştı. Tatilin geri kalanı rüya gibi geçti. Gündüzleri denize giriyor, akşama doğru adada keşfe çıkıyorlardı. Üç günün sonunda adanın gitmedikleri koyu, görmedikleri güzelliği kalmamıştı. Su altı milli parkına gidip deniz altına dalış yapmış, en popüler mekanlarında yemek yemiş, köylerine uğrayıp adanın yöresel lezzetlerini denemiş, bol bol karadut suyu içmişlerdi. Arslan tadını çok sevince, birkaç şişe de eve götürmek için stoklamışlardı. Birlikte hiç fotoğrafları olmadığını fark edince gittikleri her yerde fotoğraf çekindiler. Artık ikisinin de galerisi olması gerektiği gibi ağzına kadar birbirleriyle doluydu. Ancak Arslan'ın favorileri gittikleri yerlerde Gökmen'i gizli gizli çektiği fotoğraflardı. Yemek yerken, meraklı bakışları bulundukları yerde gezinirken, gülerken, somurturken, sıkılmışken... Galerisinde Gökmen'in her hali vardı neredeyse. Bir de ikisinin de suda yüzmekten yorulup gün ortası çadırda uyumaya döndüklerinde çekildikleri bir fotoğraf vardı. Ona bitiyordu işte. Gökmen başını kolunun üzerine bırakıp, uykulu bakışları ve Arslan uyumasına izin vermediği için sert ifadesiyle kameraya bakarken, Arslan başının tepesini Gökmen'in başına yaslamış kameraya keyifle sırıtmıştı. Tatillerin üçüncü günü Gökmen güneşin altında uyuya kalınca pancar gibi kızarmıştı. Öyle ki tişört bile giyemiyordu. Akşama doğru artık oturup kalkarken bile sızlanmaya başlayınca Arslan gidip eczaneden yanıklarını rahatlatması adına krem almış, parmakları sırtına her değdiğinde sızlanan ve ana bacı düz giden sevgilisini sesini çıkarmadan kremlemişti. Neyse ki krem çok etkiliydi de, Gökmen ertesi güne daha iyiydi. Yine de tatilin geri kalanı boyunca şemsiyenin altında takıldı ve güneş kremlerini üzerine boca edip, sahilde yoğurt kovasına düşmüş gibi gezindi. Arslan, neredeyse Gökmen'in kendini yakmış olmasına bu yüzden sevinecekti. Zira sarışın çok dikkat çekiyordu ve onu kesen kızları gördükçe alnında birkaç damar seğiriyor, bütün keyfine limon sıkılıyordu. Gökmen'in bedenindeki öpücük izleri yeterli caydırmayı sağlamamıştı. Neyse ki, sahilde bembeyaz geziyor oluşu karizmasını yeterli ölçüde zedeliyor, öpücük izlerinden daha etkili bir kadın savar görevi görüyordu. Dördüncü gün, paraları suyunu çekmek üzere olduğundan kamp alanında takıldılar. Ateş başındaki kampçılara katılıp, sohbetlerine ortak olmaya çalışsalar da ikisi de günlerdir iki kişilik yalnızlıklarına fazla alışmışlardı ve insanların yanında iki arkadaş gibi davranmakta fazlasıyla zorlandılar. Gökmen o dakikalarda dönünce Arslan'a tekrar düşman ya da zoraki arkadaş gibi davranmayı nasıl başaracağını sorgularken buldu kendini. Zor olacaktı. Yıpratıcı ve çıldırtıcı... Gözleri sık sık ateşin karşısından onunkini bulurken, ifadesi huysuz bir hal almış; kendini bir süre dış dünyaya kapatmıştı. Kendini soyutlayışı, ateşin başındaki kızlardan birinin kendisiyle sohbet etmek için fazla girişken davranmasıyla sekteye uğramıştı. Bir zamanlar elinden bir kaçanın bir de uçanın kurtulduğu bir adam olduğu için kızın gülümsemesine attığı tek bir bakış onunla flört etmeye niyetlendiğini anlamasına yetmişti. Elindeki birayı dudaklarına dayarken, kızın sohbet çabasını tek kelimelik cevaplarla geçiştirerek, suratına bakmak yerine hemen karşısında git gide bakışları sertleşen, gözleri kızla kendisi arasında mekik dokuyan sevgilisine dikmişti gözlerini. Arslan'ın kıskançlığının ne kadar toksikleşebileceğini bildiğinden, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali tuvalete diyerek kalkmış, ateşin başına dönünce ise kızın yanı yerine Arslan'ın yanındaki daracık boşluğa sıkıştırmıştı kendini. Esmerin dudaklarını süsleyen memnun gülümsemeye gözlerini devirse de omzuna atılan kol onu kendine doğru çekip, dudaklarını kulağına yaslayarak, "Güzelliğin başıma bela sarı." diye homurdanınca, kendini tutamayarak gülmüş, "Salaksın." diye söylenmişti. Karşısındaki kız, Gökmen'in kaçışından ve üstü kapalı reddedilişinden utanmış olacak ki, önce sessizleşmiş, bir süre sonra da arkadaşıyla birlikte kalkıp gitmişti. Böylece gecenin geri kalanı daha keyifli geçirmişlerdi. İlk gün gitar çalarken gördükleri çocuk yine gitarıyla küçük gruplarına dahil olunca ortam çok daha güzel olmuştu. Çocuğun çaldığı şarkılara eşlik etmiş, gitar sustukça sohbet etmişlerdi. Arslan, "Yeni mi öğreniyorsun?" diye takılmıştı çocuğa. Çocuk, yan bir sırıtışla kaşlarını kaldırıp, "Çok mu belli ettim?" deyince Arslan da onunla birlikte sırıtmış, "Yok, çok iyi çalışıyorsun da çaldığın parçalardan anladım. Gitara ilk başladığımda parmaklarım nasır tutana kadar aynı parçaları çalıp durdum ben de." demişti. Bir süre gitar üzerinden ettikleri sohbet ortamın içine limon sıksa da sonunda çocuk gitarı Arslan'a uzatmış, esmer de sevgilisine hava atma fırsatını kaçırmak istemeyerek almıştı. O bir süre gitarın bozuk akoruyla uğraşıp akor ettikten sonra parmaklarının tersini teller boyunca sürüyüp, "İstek parça var mı?" diyerek gülümseyince her kafadan farklı bir ses çıkmıştı. Arslan sonunda gözlerini yanında sesini çıkarmadan oturan, yüzünde yarım bir gülümsemeyle onu izleyen sevgilisine dönmüştü yüzünü. "Ne çalayım Gökkuş? Sen torpillisin, sen söyle." demişti sevgiyle kısılan gözleriyle. Gökmen'in mavileri onun elalarında turlamış, sonra yavaşça omuzlarını kaldırıp indirmiş, "Canını ne isterse onu çal." demişti. Arslan beklediği cevapla gülümsemiş sonra vurmuştu gitarın tellerine. Önce, "Sen benim şarkılarımsın." demiş, her dizede Gökmen'e iç geçirten manalı bakışlar atmıştı. Sonra ortamdaki herkesin anlaması için uğraşıyormuş gibi, gözlerinin içine baka baka, "Bana öyle bakma." demişti. Belki anlamışlardı, belki anlamamışlardı. İkisinin de pek umurunda değildi. Hem çalmış hem söylemiş, ortamdaki herkesi büyülemiş ve gitar o gece bitene kadar düşmemişti elinden. O her bırakmaya yeltenip, "Eh, bu kadar yeter artık." dediğinde gitarın sahibi başta olmak üzere itiraz nidalarıyla karşılaşmış, iç geçirerek bir şarkı daha çalmıştı. Repertuarı değil ama enerjisi tükenince verdiği küçük çaplı konseri bitirmişti. O gece, çadırlarını çekildikleri anda Gökmen dudaklarını sevgilisinin dudaklarına kapamış, kıyafetleri dört bir yana uçuşmuştu. Gökmen hala her temasta sızlayan omuzlarının acısını umursamadan saatlerce sevişmişti onunla. Mahvolmuş ve mahvetmişti. Tükenmiş ve tüketmişti. Ve onun kollarında hayatının en güzel, en huzurlu uykularından birine daha bırakmıştı kendini. **
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE