Aslanın İnine Adım

1384 Kelimeler
Arabanın kapısı açıldığında içeri dolan soğuk rüzgâr, Asya’nın tenini ürpertmekle kalmadı, zihnindeki o bulanık korkuyu da keskin bir gerçeğe dönüştürdü. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmur, parke taşlı geniş avluyu siyaha boyamıştı. Saniyeler içinde, takım elbiseli adamlardan biri ellerinde devasa, siyah bir şemsiyeyle Asya’nın başucunda bitti. Yağmur damlalarının şemsiyeye vuruş sesi, Asya’nın kulaklarında patlayan kalp atışlarına karışıyordu. Cihan Şahbey arabadan kendi tarafından indiğinde, duruşundaki o sarsılmaz otorite, yağmurun ve gecenin karanlığının bile önüne geçti. Adamlarından hiçbiri ona yaklaşmaya cesaret edemiyor, sadece saygıyla başlarını eğerek onun geçişi için bir koridor oluşturuyorlardı. Cihan, Asya’ya dönüp başıyla hafifçe konağın devasa, çift kanatlı ahşap kapısını işaret etti. Asya, kucağındaki tarih kitabına adeta bir can simidi gibi sarılarak arabadan dışarı adımını attı. Islak parke taşlarında ilerlerken başını kaldırıp önünde yükselen yapıya baktı. Burası sadece bir ev değildi; Boğaz’ın karanlık sularına tepeden bakan, yüksek taş duvarlarla çevrili, modern güvenlik kameralarının kadim Osmanlı mimarisiyle harmanlandığı gerçek bir kaleydi. Dışarıdan bakıldığında ihtişamlı, içeriden bakıldığında ise kaçması imkânsız bir labirent gibi duruyordu. Ağır ahşap kapılar iki yana açıldığında, dışarının dondurucu soğuğu yerini konağın içinden sızan ağır, sıcak ve tütsülenmiş ahşap kokusuna bıraktı. İçeriye adımını attığı an, Asya kendini tamamen farklı bir yüzyıla ışınlanmış gibi hissetti. Devasa tavanlardan sarkan kristal avizelerin sarı ışığı, yerdeki paha biçilmez el dokuması İran halılarını ve duvarları süsleyen eski kılıç koleksiyonlarını aydınlatıyordu. "Hoş geldiniz, Ağa'm." Geniş antrenin merdiven başında onları bekleyen iki kişi vardı. Biri, ellili yaşlarının sonlarında, simsiyah saçlarını sımsıkı topuz yapmış, üzerinde düz ve kusursuz ütülenmiş siyah bir elbise olan, bakışları en az Cihan’ınki kadar sert bir kadındı. Diğeri ise Cihan’dan sadece birkaç yaş küçük gösteren, yüzünün sağ tarafında çenesine doğru inen ince bir yara izi taşıyan, tehlikeli bakışlı bir adamdı. Cihan, ıslanan ceketini çıkarıp adamlardan birine uzatırken başını hafifçe salladı. "Zehra Abla. Yavuz." Asya, adının Zehra olduğunu öğrendiği kadının gözlerinin kendi üzerinde bir şahin gibi gezindiğini hissetti. Kadının bakışları, Asya’nın yağmurdan ıslanmış saçlarında, ucuz kabanında ve sımsıkı tuttuğu yıpranmış kitabında duraksadı. Bu evde yeri olmayan bir leke gibi inceleniyordu. Adının Yavuz olduğunu duyduğu adam ise doğrudan Cihan’a bakıyor, Asya’yı bir tehdit olarak bile görmezden geliyordu. "Ağa'm," dedi Yavuz, sesi derin ve çatallıydı. "Haber verseydiniz, çocukları yollardım. Mardin'den amcalarınızın geliş saati netleşti. Yarın akşam yemeğinde burada olacaklar. Aşiret büyükleri de peşlerinden geliyor. Konakta hazırlıklar tamam." Yavuz’un gözü saniyelik bir şekilde Asya’ya kaydı. "Misafirinize hangi odayı hazırlatayım?" Cihan, antrenin ortasında durdu. Konağın o devasa sessizliği, onun bir sonraki cümlesi için adeta nefesini tutmuştu. Kehribar gözlerini Yavuz’un gözlerine dikti, ardından Zehra Hanım’a döndü. "O bir misafir değil," dedi Cihan. Sesi, tavanı yüksek salonda bir gök gürültüsü gibi yankılandı. "Zehra Abla, yarın sabah erkenden konağa benim özel avukatımı ve tanıdık bir nikâh memurunu çağırıyorsun. Kimsenin ruhu duymadan, en gizli şekilde halledilecek. Yavuz, sen de etraftaki güvenliği iki katına çıkar. İçeriye giren çıkan her sinekten haberim olacak." Yavuz’un yüzündeki o donuk ifade anında sarsıldı. Zehra Hanım’ın elleri, önünde kavuştuğu yerden iki yanına düştü. İkisi de aynı anda, sanki bir hayalet görmüş gibi Asya’ya baktılar. "Ağa'm... Anlamadım?" dedi Yavuz, ilk defa patronuna karşı çıkmanın eşiğine gelmiş bir tonla. "Nikâh memuru mu? Amcalarınız yarın buraya sizin beşik kertenizle düğün tarihinizi kesmeye gelirken... Siz..." "Ben, aşiretin benim adıma kestiği o bileti yırtıp atıyorum, Yavuz," diye kükredi Cihan. Asya bile adamın aniden yükselen sesinden ürküp bir adım geri çekildi. "Cihan Şahbey'in kiminle evleneceğine ihtiyar heyeti değil, ben karar veririm. Ve kararımı verdim." Cihan elini Asya'ya doğru uzatıp, boşta kalan elini hafifçe tuttu. Asya elini çekmek istedi ama adamın demir gibi parmakları ona izin vermedi; bu bir şefkat dokunuşu değil, bir güç gösterisiydi. "Müstakbel karım, Asya." Zehra Hanım, Asya'yı baştan aşağı bir kez daha, bu sefer dehşetle süzdü. "Ağa'm," diye fısıldadı kadıncağız. "Bu kızcağız... Bizim dünyamızdan değil. Aşiret bunu duyarsa, amcalarınız o masada bu gerçeği öğrenirse... Kan gövdeyi götürür. Size savaş açarlar." "Açsınlar," dedi Cihan acımasız bir soğukkanlılıkla. "Ben zaten bu savaşı başlatmak için onu bu konağa getirdim." Asya'nın nefesi boğazında düğümlendi. Babasının borcu yüzünden girdiği bu anlaşmanın, aslında çok daha büyük ve kanlı bir satranç tahtası olduğunu o an tam anlamıyla idrak etti. Kendisi bir kraliçe değil, Cihan'ın amcalarının şahını devirmek için öne sürdüğü bir piyondan ibaretti. "Bana odamı gösterin," dedi Asya aniden. Kendi sesinin bu kadar pürüzsüz ve emredici çıkmasına o bile şaşırmıştı. Cihan’ın elinden elini sertçe kurtardı. "Sizin aile savaşlarınız ve yarınki ihtiyar heyetiniz umurumda değil. Bana bir söz verdiniz ve ben o sözün tutulmasını bekliyorum. Yorgunum ve uyumak istiyorum." Yavuz, Asya'nın patronuna bu şekilde emir kipleriyle konuşması karşısında öfkeyle öne atılacak gibi oldu ama Cihan elini kaldırarak onu durdurdu. Cihan’ın dudaklarında çok hafif, tehlikeli bir tebessüm belirdi. Bu dik başlılık, amcalarının karşısında tam da ihtiyacı olan şeydi. "Zehra Abla," dedi Cihan. "Hanımefendiyi yukarı çıkarın. Benim odama." Asya aniden olduğu yerde kaskatı kesildi. Gözleri alev alev Cihan'a döndü. "Ne? Hayır! Anlaşmamız böyle değildi! Bana asla dokunmayacağınızı, aramızda bir sınır olacağını söylemiştiniz. Koca konakta bir misafir odası yok mu?" Cihan yavaşça ona doğru yaklaştı. Yavuz ve Zehra'nın önünde oldukları için aralarındaki mesafeyi korudu ama sesi sadece Asya'nın duyabileceği kadar kısık ve keskindi. "Aramızdaki sınırı ben unutmam, Asya. Ama yarın bu eve aşiretin en keskin gözleri girecek. Hizmetlilerden biri bile ayrı odalarda uyuduğumuzu görür, bu laf amcalarımın kulağına giderse, oynadığımız oyun daha başlamadan biter. Herkesin gözünde delicesine aşık, yataklarını bile bir saniye ayırmayan yeni evli bir çift olacağız. Kapalı kapılar ardında sınırlarını sen çizersin. Ama o kapı kapanana kadar, Şahbey'in karısı gibi davranacaksın." Asya çaresizce alt dudağını ısırdı. Mantıklıydı. Şeytani derecede mantıklıydı ve Asya'nın buna karşı sunacak bir argümanı yoktu. Yutkundu ve başını hafifçe dikleştirdi. "Pekala. Ama ben yatakta yatarım. Siz nerede yatıyorsanız yatın." Yavuz'un arkadan kısık sesle küfür ettiğini duydu ama umursamadı. Cihan sadece hafifçe başını eğdi. "Nasıl istersen." Zehra Hanım, hâlâ şokun etkisinden çıkamamış bir halde önlerine düştü. "Buyurun Asya Hanım. Lütfen beni takip edin." Asya, geniş ve sarmal ahşap merdivenleri çıkarken konağın ağırlığı omuzlarına iyice çökmüştü. Duvarlardaki asırlık tablolar, kasvetli aydınlatmalar ve Zehra Hanım'ın sessiz, yargılayıcı adımları... Her şey ona, girdiği bu dünyanın ne kadar derin suları olduğunu haykırıyordu. İkinci kata geldiklerinde koridorun en sonundaki, çift kanatlı, koyu renk ahşap kapının önünde durdular. Zehra Hanım kapıyı açıp kenara çekildi. "İhtiyacınız olan her şey içerideki giyinme odasında mevcut. Ağa'mın talimatı üzerine sabah erkenden size uygun kıyafetler getirtilecek. İyi geceler dilerim." Kadın tek bir kelime daha etmeden, sessiz bir hayalet gibi karanlık koridorda kayboldu. Asya içeri adımını attığında odanın devasa boyutu karşısında yutkundu. Burası bir yatak odasından çok, krallara layık bir süit gibiydi. Koyu antrasit duvarlar, tavandan yere kadar uzanan kalın kadife perdeler, odanın ortasında duran siyah saten örtülü devasa yatak... Her şey Cihan Şahbey'in karanlık ve baskın karakterini yansıtıyordu. Odanın kendine has o ağır, odunsu kokusu Asya'nın ciğerlerine dolduğunda midesi kasıldı. Çantasını ve kitabını odadaki tekli deri koltuğa bıraktı. Aynanın karşısına geçtiğinde, karşısında duran kızı tanıyamadı. Saçları sönmüş, gözlerinin altı yorgunluktan morarmış, solgun bir yüzü vardı. Yarın bu yüze sahte bir gülücük yerleştirecek, eline sahte bir yüzük takacak ve hiç tanımadığı, acımasız insanlardan oluşan bir aşirete karşı Cihan Şahbey'in kalkanı olacaktı. Kapının kulpu yavaşça aşağı indi. Asya yerinden sıçrayarak aynadan hızla uzaklaştı. Cihan içeri girdi. Üzerindeki ceketi çıkarmış, siyah gömleğinin yaka düğmelerini açmış, kravatını çoktan gevşetmişti. Elinde iki kristal bardak ve dibinde kehribar rengi bir sıvı olan bir şişe vardı. Gözleri Asya'yı bulduğunda, adımları yavaşladı. Odanın kapısını arkasından tok bir sesle kapattı ve kilidi çevirdi. Klik sesi, odadaki sessizliği bıçak gibi kesti. "Korkma," dedi Cihan, Asya'nın gerilen omuzlarını fark ederek. Bardaklardan birini komodinin üzerine bırakırken şişeden kendine biraz içki doldurdu. "Sözüm söz. Sen o yatakta uyuyacaksın. Ben şu koltukta idare ederim." Asya kollarını göğsünde kavuşturdu. "Sizin amcalarınız, aşiretiniz... Bana zarar vermek isterler mi? Yani... Onların kurallarına karşı geldiğim için?" Cihan içkisinden bir yudum almadan önce duraksadı. Gözleri, Asya'nın yeşil gözlerindeki o savunmasız ama direngen korkuya kilitlendi. "İstemekle kalmayacaklar, Asya. Seni ezmek, bu evden ağlayarak kaçırmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar. Psikolojik olarak seni bitirmeye çalışacaklar." Bardağı dudaklarına götürüp tek seferde bitirdi. "Ama unutma... Sen artık bir Karaman değilsin. Yarın sabahtan itibaren soyadın Şahbey olacak. Ve kimse, benim soyadımı taşıyan kadına dokunamaz." Asya derin bir nefes aldı. Geri dönüş yoktu. Ok yaydan çıkmıştı. "O zaman," dedi Asya, çenesini inatla kaldırarak. "Yarın sabah o imzayı atmadan önce bana ezberlemem gereken her şeyi anlatıyorsunuz Cihan Bey. Kim kimdir, zayıf noktaları nedir... Madem bu savaşa beni kalkan yaptınız, ben de kılıcımı nasıl kullanacağımı bilmek istiyorum." Cihan’ın kehribar gözlerinde o tehlikeli parıltı yeniden ortaya çıktı. Dudaklarında yavaş, yırtıcı bir gülümseme yayıldı. Doğru kızı seçtiğinden artık hiç şüphesi yoktu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE