Yaman beni sıcak ortamı olan bir kafeye getirdi. Kafenin cam kenarındaki masaya oturduk. Hastanenin o steril, soğuk havası üzerimden henüz dağılmamıştı ama elimdeki sıcak kahve fincanı biraz olsun içimi ısıttı. Yaman karşımdaki sandalyeye oturdu. Ceketini çıkarmadı. Her zamanki gibi dik, her zamanki gibi kontrollüydü.
“Nasıl hissediyorsun?” diye sordu.
Soru basitti ama cevabı değildi.
Bir an düşündüm. Sonra omuz silktim.
“Rahatladım sanırım,” dedim.
Gözlerime baktı. Uzun uzun. Sanki kelimelerin arkasını okumaya çalışıyordu.
“Geçecek,” dedi sakin bir sesle. “Zamanla.”
Zaman.
Benim en yabancı olduğum kelime.
Tam o sırada biri bizim tarafa gelip adını söyledi.
“Yaman?”
Başımı kaldırdığımda kadını gördüm. Siyah saçları omuzlarına dalga dalga dökülüyordu. Yeşil gözleri… fark edilmemesi imkânsızdı. Yaman’ı görür görmez yüzü aydınlandı.
“Ya seni görmek ne güzel,” dedi ve hiç tereddüt etmeden yanına gelip ona sarıldı.
O an içimde bir şey oldu.
Adını koyamadığım, ani, sıcak ve rahatsız edici bir his.
Elimdeki fincanı daha sık tuttuğumu fark ettim. Gözlerim onlardaydı. Yaman kısa bir an duraksadı sonra mesafeli bir şekilde karşılık verdi.
Kadın bana döndü. Bakışları meraklıydı. Sonra Yaman’a baktı.
“Tanıştırmayacak mısın?” dedi. Beni göstererk
Yaman bana doğru bir adım attı.
Ve hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Elini belime koydu.
Bu dokunuş…
Oldukça sahipleniciydi.
“Eşim,” dedi.
“Karım. Eslem.”
Kelime kulaklarımda yankılandı:
Karım.
Kadın bir an durdu. Gülümsemesi dondu ama hemen toparlandı.
“Memnun oldum,” dedi bana dönerek. “Ben Hira.”
Elimi uzattım.
“Bende memnun oldum” dedim ama memnun olmamıştım.
Hira’nın bakışları Yaman’a kaydı. Aralarında görünmez bir geçmiş dolaşıyordu sanki. Bilmediğim, hatırlamadığım ama varlığını hissettiğim bir şey.
İçimdeki o tuhaf his daha da belirginleşti.
Kıskançlık mıydı?
Buna hakkım var mıydı?
Bilmiyordum.
Ama şunu biliyordum:
Yaman’ın belimdeki eli hâlâ oradaydı.
Ve bu, beni düşündüğümden çok daha fazla etkiliyordu.
Hira, saatine bakıp aceleyle gülümsedi.
“Bir toplantım var,” dedi. “Seni görmek güzeldi Yaman. Tanıştığımıza da memnun oldum Eslem.”
Başımı salladım. Gülümsemem yine yerindeydi ama içimde bir yere değmiyordu. Hira çantasını omzuna taktı, Yaman’a kısa bir bakış daha attı ve kafeden çıktı. Kapı kapandığında içerideki sesler yeniden akmaya başladı ama benim için bir şeyler hâlâ durmuş gibiydi.
Yaman’a baktım.
Sessizliğim uzadı. Bu kez kaçmadım o sessizlikten.
“Kimdi o?” diye sordum.
Sesim sandığımdan daha sakindi.
“Bir aile dostumuz,” dedi Yaman. Kısa, net, açıklama eklemeden.
Başımı hafifçe salladım.
Aile dostu.
Kelime kulağımda yuvarlandı. Ağırlığını ölçmeye çalışır gibi.
Kahveme baktım. Üzerinde ince bir köpük kalmıştı. Kaşığı elime alıp karıştırdım ama içmek gelmedi içimden. O sırada fark ettim; az önce belimde olan elini çekmişti. Yokluğu, varlığından daha çok hissettirdi.
Aile dostu…
Bu cümle beni rahatlatmalıydı belki. Ama rahatlamadım. Çünkü Hira’nın Yaman’a bakışı, sadece “dost” bakan birinin bakışı değildi. Tanıdıktı. Fazla rahattı.
İçimde ince bir sızı dolaştı. Kıskançlık mıydı? Emin olamadım. Çünkü kıskançlık sahiplenmeyi gerektirirdi. Ben neyi sahipleniyordum? Hatırlamadığım bir evliliği mi? Daha yeni yeni tanıdığım adamı mı?
Ama şunu inkâr edemezdim:
Onu başkasıyla görmek canımı sıkmıştı.
Bu his, mantığıma danışmadan gelmişti.
Plansız, izinsiz.
Yaman’a baktım yeniden. Yüzünde hiçbir fazlalık yoktu. Ne açıklama çabası ne savunma. Olduğu gibiydi. Bu hâliyle bile güven veriyordu ama aynı zamanda ulaşılmazdı.
Bir an için kendimi yabancı hissettim. Bu masada, bu adamın karşısında, kendi hayatımın içinde.
Ama sonra başka bir şey oldu.
Hira giderken Yaman arkasından bakmamıştı.
Gözleri benim üzerimde kalmıştı.
Bu beni azda olsa mutlu etmişti.
…
Kafede oturdukları masanın etrafındaki uğultu, Hira’nın gidişiyle daha belirgin hâle gelmişti. Bardakların birbirine değen sesi, uzaktan gelen konuşmalar kahkahalar…
Yaman saatine baktı.
“İşe geçmem gerekiyor,” dedi sakin bir sesle.
Eslem başını kaldırdı. Gözleri onun yüzünde gezindi. Bu cümlede ne acele vardı ne de kaçış. Sadece bir zorunluluk.
Birlikte masadan kalktılar. Yaman hesabı ödedi, kapıyı açarken Eslem’in geçmesini bekledi. Bu küçük jestler, artık Eslem’in gözünden kaçmıyordu.
Arabaya bindiklerinde şehir öğle telaşına bürünmüştü. Trafik ağır akıyor, camlardan içeri kışın soluk ışığı sızıyordu. Yaman direksiyona odaklanmıştı. Eslem bir süre sustu. Sonra, içinde büyüyen düşünceyi daha fazla tutamadı.
“Yaman,” dedi.
Adam başını hafifçe çevirdi ama gözlerini yoldan ayırmadı.
“Ben artık şirkete dönmek istiyorum.”
Bu kez Yaman baktı. Kısa bir bakıştı ama içinde dikkat vardı.
“Yarın başlamak istiyorum,” diye ekledi Eslem.
Arabanın içi bir anlığına sessizleşti. Yaman direksiyonu biraz daha sıkı tuttu. Cevabı gecikmedi.
“Hayır.”
Tek kelimeydi. Netti.
Eslem bu cevabı bekliyordu ama yine de içi burkuldu. Yüzünü camdan dışarı çevirmedi. Kaçmadı.
“Yaman, evde oturmak bana iyi gelmiyor,” dedi.
“Orası benim işim. Hatırlamıyorum belki ama orada iyi hissedeceğimi düşünüyorum.
Yaman nefes verdi. Bu konuşmanın geleceğini sezmiş gibiydi.
“Henüz erken,” dedi. “Doktor da söyledi. Kendini zorlamamalısın.”
“Zorlanmıyorum,” diye karşılık verdi Eslem.
“Zorlanan tarafım zihnim. Evde kalınca daha çok düşünüyorum.”
Yaman sustu. Bu sessizlik, reddin devamı değildi; düşünmenin işaretiydi.
Eslem cesaretini topladı.
“Yanında olacaksın,” dedi.
“Kontrolüm sende. İstediğin an dur dersin. Ama bana deneme şansı ver.”
Yaman kırmızı ışıkta durdu. Ellerini direksiyonun üzerinden çekmedi ama başını öne eğdi. Eslem’in sesindeki kararlılığı duyuyordu.
Işık yeşile döndü. Yaman yeniden hareket etti.
“Yarım gün,” dedi sonunda.
“İlk hafta. Yorulduğunu hissettiğim an bırakacaksın.”
Eslem’in omuzları farkında olmadan gevşedi.
“Tamam,” dedi.
Sesindeki rahatlama gizlenemedi.
Eve geldiklerinde Yaman arabayı kapının önünde durdurdu. Eslem inerken bir an durdu. Yaman da indi.
“Akşama geç kalabilirim,” dedi Yaman.
“Toplantılarım var ama döneceğim.”
Eslem başını salladı.
“Beklerim,” dedi.
Bu kelimeyi söylerken neyi beklediğini tam bilmiyordu. Yaman’ı mı, günün bitmesini mi, yoksa kendi içindeki değişimi mi… Ama bekleyeceğini biliyordu.
“Önce sen eve geç eve girdiğinden emin olunca gideceğim” dedi Yaman
Eslem gülümsedi bu adamın ince düşüncesi hoşuna gitmişti
Eslem eve yürüdü ve heyecanla kapıyı kapattı.
Kalbi istemsizce hızlı atıyordu
Ve Eslem, ilk kez yamanı düşünerek merdivenlerden yukarı çıktı.