Hamile mi?

1076 Kelimeler
Odaya döndüğümde ev çoktan sessizleşmişti. Koridordan gelen ışık ince bir çizgi hâlinde kapının altından sızıyordu ama içeri girmiyordu. Kapıyı kapattım. Kilitlemedim. Aynaya baktım. Gün boyu yüzümde duran ifade hâlâ oradaydı: dikkatli, ölçülü, tetikte. Hiç gevşemeyen bir hâl. İnsan kendi evinde bile böyle durur muydu? Dolabın kapağını açtım. Pijamayı alırken fark ettim; ellerim hiç yabancılık çekmiyordu. Sanki bedenim, zihnimden daha çok şey hatırlıyordu. Üstümü değiştirip banyoya geçtim. Işığı yaktım. Fayanslar beyazdı, tertemizdi. Lavabonun kenarında iki diş fırçası vardı. Bir an durup baktım onlara. Yan yana duruşları, alışılmış bir düzeni fısıldıyordu. Musluğu açtım. Ellerimi yıkadım. Soğuk su bile içimdeki dalgalanmayı bastırmadı. Göğsümde garip bir sıkışma vardı. Günün yorgunluğu sandım önce. Derin bir nefes aldım. Geçmesini bekledim. Geçmedi. Mideme doğru yayılan tuhaf bir rahatsızlık hissettim. Keskin değildi. Daha çok… uyarı gibiydi. Bedenin, “bir şey var” der gibi fısıldaması. Lavaboya yaslandım. Başımı biraz öne eğdim. Aynada yüzüm solgun görünüyordu. Gözlerimle kendime dikkatle baktım. Birkaç saniye sonra o his yeniden geldi. Daha güçlü. Bu kez inkâr edemedim. Ağzıma dolan acı tatla birlikte refleksle lavaboya yöneldim. Midem kasıldı. Dizlerim hafifçe büküldü. Ve her şey kontrolden çıktı. Kusarken gözlerimden yaş aktı. Lavabonun kenarına tutundum. Nefesim düzensizdi. Sadece bedenim değil, zihnim de sarsılmıştı. Bir süre öylece kaldım. Su sesi, kalp atışlarım, kulaklarımda yankılanan bir boşluk… Sonra yavaşça doğruldum. Ağzımı çalkaladım. Yüzümü yıkadım. Soğuk su tenime çarptığında biraz kendime geldim. Havluyla yüzümü silerken aynaya baktım. O an, düşünce geldi. Sessizdi. Ama çok netti. Ya… Yutkundum. Ya hamileysem? Kalbim hızlandı. Aynadaki yansımamda korku vardı artık. Açık, saklanmamış bir korku. Mantığım itiraz etmeye çalıştı ama içimde bir yer bu ihtimali çoktan kabul etmişti. Hafızamı kaybetmeden önce… Yaman’la düzgün bir karı–koca ilişkim vardı bunu o söylemişti. Aklıma sözleri geldi. “Her gece sevişirdik…” Bu, imkânsız değildi. Elim yavaşça karnıma gitti. Düzdü. Sessizdi. Ama o dokunuş bile içimde bir titreşim yarattı. Sanki bedenim benden önce cevap vermişti. Aynaya bir kez daha baktım. Ve ilk kez, hatırlamadığım geçmişten çok, karşılaşabileceğim geleceğin ağırlığını hissettim. Işığı kapattım. Banyodan çıktım. Yatağa uzandım ama uyku gelmedi. Bir elim hâlâ karnımdaydı. Yaman odasında üstünü değiştirmiş, yatağın kenarına oturmuştu ki banyodan gelen ani sesleri duydu. Su açıldı, ardından boğuk bir hareketlenme… ve kusma sesi. Bir an tereddüt etti. Sonra kapının önünde durdu. Kapıyı çalarken sesi alışıldık sertliğinde değildi. Daha kontrollü, ama altında gizlenmiş bir endişe vardı. “Eslem?” Cevap gelmedi. Kapıyı araladı. Oda loştu. Perdeler açık, pencere yarıya kadar aralıktı. Soğuk gece havası içeri doluyordu. Eslem pencerenin önünde duruyordu; sırtı kapıya dönüktü. Omuzları hafifçe düşüktü. Sanki az önce bedeninden çok daha fazlasını bırakmış gibiydi. Yaman kapıyı kapatıp içeri girdi. Mesafesini korudu. Yaklaşmadı ama oradaydı. “Ne oldu?” dedi. Sesi yumuşaktı. Alışılmış buyurgan tonundan eser yoktu. Eslem başını çevirmedi. Bir eli pencerenin pervazındaydı. “Midem bulandı,” dedi kısa bir cümleyle. Yaman’ın bakışları onun sırtında takılı kaldı. Bu cevap yetmedi. Yetmezdi. Gecenin ortasında, bu hâlde, bu kadar sessiz bir “mide bulantısı” fazla şey anlatıyordu. “İyi misin?” diye sordu. Bu kez bir adım attı. Eslem arkasını döndü. Yüzü solgundu. Gözleri, gün boyu taşıdığı bakıştan daha farklıydı şimdi. Daha çıplak. Daha korkulu. Bir an sustu. Sonra kelimeleri saklamadan, süslemeden döktü. “Yaman… halsizim midem bulanıyor.” Bir nefes aldı. “Hamile olabilir miyim?” Oda bir anda daraldı sanki. Eslem açıkça sordu “En son ne zaman birlikte olduk?” Yaman afalladı. Hamilelik… Bir an cevap veremedi. Gözleri Eslem’in yüzünde gezindi. Onu süzer gibi değil; anlamaya çalışır gibi. Bu sorunun ağırlığı, sadece ihtimalden değil, bu ihtimali birlikte taşıyor olmalarından geliyordu. Derin bir nefes aldı. Omuzları hafifçe kalktı, indi. “En son…” dedi ve durdu. Kelimeyi yeniden seçti. “En son bir ay önce. Kazadan iki gün önce.” Cümle odada yankılandı. Ne yüksek sesle, ne de fısıltıyla. Olduğu gibi. Eslem’in yüzünde bir kıpırtı oldu. Gözleri yere kaydı. Zihni hesap yapar gibi çalışıyordu.Bir ay… Sessizlik uzadı. “Mümkün mü?” diye sordu bu kez. Sesi daha alçaktı. Ama daha ağırdı. Bu soru artık sadece bilgi istemiyordu. Bu soru, bir gerçeğe hazırlanıyordu. Yaman cevap vermeden önce bir kez daha nefes aldı. Bakışları sertleşmedi. Yumuşamadı da. Sadece ciddileşti. “Evet,” dedi. “Mümkün.” Kelime kısa ama etkisi büyüktü. Eslem pencereye doğru döndü yeniden. Gece karanlığına baktı. Elini farkında olmadan karnına götürdü. Hareket çok hafifti ama anlamı derindi. Yaman’dan Hamile olabilir miyim?” Bu cümle, odanın içinde yankılanmadı. Doğrudan içime düştü. Bir an nefes almayı unuttum. Zaman, pencerenin önünde duran Eslem’le birlikte durdu sanki. Gözlerim ona kilitlendi ama zihnim çoktan başka bir yerdeydi. O ihtimal… küçücük bir kelimeye sığmayacak kadar büyük bir ihtimal. Heyecan Beklenmedik, ani, kontrolsüz. Göğsümün ortasında bir yer ısındı. Kalbim, yıllardır hissetmediğim bir ritimle attı. Baba olmak… Eslem’den bir parça daha… Bizden kalan bir şey… Ama aynı anda başka bir şey daha vardı. Ağır. Sıkıştıran. Eslem’in yüzündeki o belirsizlik. Hatırlayamamanın verdiği yabancılık. Bu soruyu sorarken taşıdığı korku. Benim için umut olan şey, onun için endişeydi. Bu düşünce heyecanımı hemen bastırdı. Derin bir nefes aldım. Kendimi toparlamak zorundaydım. Şu an benim hislerim değil, düşüncesi önemliydi. “İstersen…” dedim yavaşça, sesimi mümkün olduğunca sakin tutarak. “Hamilelik testi alabilirim.” Bunu söylerken gözlerim yüzünde gezindi. Tepkisini ölçmeye çalışmıyordum; izin istiyordum. Bu ihtimalin onun bedeninde, onun hayatında olduğunu unutmuyordum. Bir an durdu. Sonra başını hafifçe salladı. “Olur,” dedi. Tek kelime. Ama bana yetti. Ceketimi aldım. Ayakkabılarımı neredeyse bağlamadan çıktım. Kapıyı kapattığımda kalbim göğsüme sığmıyordu. Arabaya bindiğim an anahtarı çevirdim, motoru çalıştırdım ve hızlıca yola koyuldum. Gece yolları boştu. Sokak lambaları camdan içeri çizgiler gibi düşüyordu. Direksiyonu sıkı tutuyordum. Fazla hızlı sürdüğümün farkındaydım ama ayağım gazdan çekilmiyordu. Aklımda sadece Eslem vardı. Karnında bizden bir parça olma ihtimali… Ya gerçekten hamileyse? Bu düşünce içimde büyüdü. Bir tarafım sevinçle doluyordu; kontrol edemediğim bir umut, neredeyse gülümsemeye zorlayan bir his… Diğer tarafım ise onu düşünüyordu. Hatırlamadığı bir evlilikte, hatırlamadığı bir adamdan bir çocuk taşıma ihtimali… Bu kolay bir şey değildi. Nöbetçi eczanenin ışıkları uzaktan göründüğünde hızımı kestim. Arabayı kenara çektim. İçeri girdiğimde görevliyle göz göze gelmemeye çalıştım. Fazla konuşmadan, tek bir cümleyle istedim. Hamilelik testi. Kutuyu elime aldığımda, ağırlığı olduğundan fazla geldi. Küçük bir plastik parçasıydı belki ama bir hayatın yönünü değiştirebilirdi. Kasaya bıraktım. Ödedim. Kutuyu montumun cebine koyarken parmaklarım titrediğini fark ettim. Arabaya geri döndüğümde aynı düşünceler yine benimleydi. Eve dönerken hızımı düşürdüm bu kez. Acelem vardı ama korkum daha büyüktü. Kapıyı açtığımda Eslem’in yüzüne bakarken ne göreceğimi bilmiyordum. Heyecan mı? Korku mu? Yoksa ikisi birden mi? Sadece şunu biliyordum: Ne sonuç çıkarsa çıksın, onu bu yolda yalnız bırakmayacaktım. Direksiyonu eve doğru çevirdim. Kalbim, cebimdeki küçük kutuyla birlikte atıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE