ACI HABER😰

1157 Kelimeler
LEYLA Yalçın’la son konuşmamızın üzerinden iki saat geçmişti. Üç saat sonra yanında olurum demişti. Sevinçten içim içime sığmıyordu. Annesi ve babasını eve bırakıp buraya gelecek ve sitenin köşesinde buluşup hasret giderecektik. Kokusunu ve göğsüne yaslanıp, kalbinin sesinde huzur bulmayı o kadar özlemiştim ki… Son bir saat kalmıştı. Belki daha erken gelecek de sürpriz yapacaktır diye yerimde duramıyordum. Bir aşağı, bir yukarı, bir bahçeye gidip evi dört dönüyordum. Annem bir ara: “Kızım yeter, biraz yerinde otur başım döndü” dedi. Ona sarılıp: “Anneciğim o kadar mutluyum ki, bir haftada bile onu çok özledim, ben üç ay nasıl dayanacağım?” dedim. Annem tebessümle bana sarılıp: “En güzel zamanlarınız kızım, hasret çekmek de güzel. Özleyeceksin ki kavuşmanın kıymeti olsun” dedi Benim annem hiç okula gönderilmediği halde bilge bir kadındı. Her sözü sanki bin tane yaşanmışlıktan alınmış kadar doğruydu. Nasihatleri her zaman doğru yolu gösterirdi. Annemle biraz oyalandıktan sonra saate baktım. Son yirmi dakika kalmıştı. Artık annesi ve babasını bırakmış, buraya geliyor olmalıydı. Artık arayabilirdim. Telefonu elime alıp aradıktan sonra heyecanla kulağıma götürdüm. Sonuna kadar çaldı ama açılmadı. Aceleyle çıkıp unutmuş olabileceğini düşündüm. Telefon evde kalmış olsa da Selma teyze benim aradığımı görüp açacağı için tekrar aradım yine uzun uzun çaldı ama açan olmadı. İçime bir sıkıntı girdi. Israrla iki defa daha aradım. Tam kapatacakken, yabancı bir erkek sesi: “Alo” dedi Kalbim deli gibi atmaya başladı. Zar zor: “Kimsiniz” diyebildim “Hanımefendi ben polis memuru Rıdvan Köse, şu an bir trafik kazasında görevliyim ve kazaya karışan araçtaki telefon çok çalınca, yakını olduğunuzu düşünerek açtım.”dedi Kafamdan aşağıya bir kova kaynar su döküldü bir anda. O an ağzımdan sadece iki kelime çıkabildi! “Yalçın iyi mi?” Telefondaki polis: “Yaralılar Dicle üniversitesi tıp fakültesine götürüldü, oradan bilgi alabilirsiniz hanımefendi.”dedi Yaralı kelimesini duyduğum an “Yalçınnn”diye bağırışıma annem koştu. Koşarak bahçeye gidiyordum. Annem arkamdan bağırıyor ama sadece “Yalçın” diyebiliyordum. Arabaya koştum hemen. Annem yetişip yanıma oturdu. “Ne olmuş kızım Yalçın’a, sakin ol anlat” dedi Panikten ellerim titriyordu. Arabayı zor çalıştırdım. Hızlıca yola çıkıp dört yıldır severek gittiğim o yolu, şimdi delirmek üzere olarak gidiyordum. Anneme sadece tek kelimelik cevap verebildim “Kaza” diyebildim. Annem elini ağzına kapatıp “Korkma kızım birşeyi yoktur, olsa söylerlerdi” dedi. Ama ben hiç birşey düşünemiyordum. Sadece bir an önce onu görüp sarılmak istiyordum. Yolda gözüm ne ışık gördü, ne şerit…Kornaya basa basa önümdeki araçları sollayarak, kısa bir süre sonra hastaneye vardım. Arabayı orta yerde bırakıp acile koştum. Nefes nefese danışmaya koşup “Kaza” “Yalçın” “Nerde” diyebildim. Son nefeslerim bu üç kelimeye yetmişti. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp çenemden damlıyordu. Görevli kadın sakin olmamı, oturup nefes almamı söyledi ama umrumda değildi. Benim hemen Yalçın’ı görmem lazımdı. O arada annem yetişti. “Yavrum benim kızımın nişanlısı ve ailesi kaza geçirmişler, onları buraya getirmişler. Bize nerde olduklarını söyler misin” dedi. Kadın isim soy isim bilgileri istedi. “Yalçın Polat” dedim hızlıca Kadın bilgisayara isim yazıp kontrol ederken ölecek gibiydim, saniyeler saat olmuştu sanki. Kadın gözlerime bakıp sonra hızlıca gözlerini kaçırdı. “Sizi biraz bekletmem gerekecek, görevli arkadaşlar sizi oldukları bölüme götürecek” dedi. “Hanımefendi ben burayı çok iyi biliyorum, yeni mezun oldum, söyleyin ben bulurum” dedim. Görevli kadın ısrarla beklememizi söylüyordu. Hareketlerinde ve yüzünde tuhaflık olmaya başladı. “Bana doğruyu söyleyin Yalçın hayatta mı” dedim öfkeyle. Ayaklarım artık beni taşıyamıyordu. Annem düşmemem için kolumdan tutmuş beni sakinleştirmeye çalışıyor, o da ağlıyordu. Görevli kadın telefondan birilerini arayıp acile iki görevli ve güvenlik istediği an, bedenim öyle bir boşluğa düştü ki; annem bile beni tutamadı. Etraftaki insanlar bize doğru koşmaya başladı. Beynim ne olduğunu anlıyor ama ısrarla reddediyordu. Son kalan gücümle “Yalçınnnnnn” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Güvenlikler gelip kolumdan tutup beni bir sandalyeye oturttular. İçlerinden biri: “Hanımefendi sakin olun doktor bey geliyor, şimdi size açıklama yapacak”dedi “Bana Yalçın’ı getirin ne olur! yaşıyor diyin! Bana o kelimeyi söylemeyin ne olur” diye, yalvararak ağlıyordum. Ben onlara, Annem bana yalvarıyordu. “Sakin ol kızım, bak doktor gelecek bize güzel bir haber verecek belki kendini bırakma”dedi. Tam o sırada doktor geldi, suratından ne söyleyeceği belliydi aslında ama bir umut: “Ne olur Yalçın iyi diyin, ameliyatta diyin, iyileşecek diyin” diyerek yalvardım. Doktor başını eğip: “Size iyi haber vermeyi o kadar çok isterdim ki, ne yazık ki hastaneye getirildiklerinde üçü de ex ti.”dedi “Ex” diyordu… Kulaklarım duymasın diye anında kapattım. Sanki duymasam geçecekti… Yerimden fırlayıp koridorun sonundaki merdivenlere koştum. Arkamdan koşup seslenenler umrumda değildi. Çünkü Ex leri nereye götürdüklerini çok iyi biliyordum. Hızla adli tıpa doğru koştum. Morga geldiğimde, o hızla koşan bacaklarımın dermanı bitmişti. Kapının önünde yığıldım. Bacaklarımın koşmaya değil, gerçekle yüzleşmeye dermanı yoktu aslında. Annem yanıma gelip ağlayarak boynuma sarıldı. “Kendine bunu yapma kızım, onu öyle görme. Bırak eskisi gibi kalsın aklında. Ne olur kızım girme oraya.”dedi Derin bir nefes alıp: “Göreceğim anne, o Yalçın olamaz, çıkınca hepinize onun Yalçın olmadığını söyleyeceğim. Yalçın ölmez, Yalçın bana söz verdi, beni bırakmaz” dedim Annem hüngür hüngür ağlamaya başladı. Son kez: “Ne olur kızım, kendine bunu yapma”dedi Annemi duymamış gibi ayağa kalkıp, kapıya yürüdüm. Görevliye “Yalçın Polat” ın nişanlısıyım, onu görmem gerek dedim. Görevli: “Birinci derece yakınları dışında kimse göremez” dedi. O an aklıma Fahri amca ve Selma teyzenin de öldüğü geldi. “Birinci derece yakını kalmadı, aynı kazada onlarda öldü” dedim Ağlamaktan konuşamıyordum. İçeri hastane polisi girdi ve bana bakıp görevliye göstermesini işaret etti. Annem arkamdan sürekli, “yapma kızım. Onu öyle görme” diye seslense de görevliyle birlikte içeri girdim. Görevli Yalçın’ın isminin yazılı olduğu çekmecenin önüne geldiğinde hıçkırıklarım feryatlarımla karıştı. Şu an çektiğim acıyı ve o boğulma hissini kelimelerle asla ifade edemem. Çekmece açıldı ve içinde siyah ceset torbası göründü. O görüntü bile vücudumun titremesine gözyaşlarımın daha da hızlanmasına yetmişti. Benim koklarken bile incitmekten korktuğum sevdiğim, buz gibi bir çekmecede, ceset torbasının içindeydi. Allahım bu nasıl bir acı diye içimden feryat ettim. Görevli torbanın fermuarını açtığı an, onun kanlı suratını gördüm. Hemen eğilip yüzüne sarıldım. “Yalçınnnn” diyen feryadım tüm Diyarbakır’ın yüreğini yakmıştır. Benim yüreğimde yanacak yer kalmamıştı artık. Yalçın’ı o halde görünce küle döndü her yanım. Bir umut başımı göğsüne yasladım. Benim sıcacık huzur bahçem buzdan mermerlere dönmüştü.Boynundaki eşsiz kokuyu aradı burnum, ama sadece kan ve ölüm kokusu soludum. Sarılıp bir umut: “Ne olur aç o deniz gözlerini, bana bak ve gece gözlüm de, sana söz verdim, seni bırakmam de, hayallerimizi yarım bırakmam de, ne olur kalk Yalçın ne olur…” diye yalvardım. Gözyaşlarım onun yüzüne damlıyor ama hiç tepki vermiyordu. Benim Yalçınım benim üzülmeme ağlamama nasıl tepkisiz kalırdı? Polisin beni zorla kolumdan tutup çektiğini ve benim: “Yalçın beni bırakmaz, o bana söz verdi gidemezzz” diye bağırdığımı hatırlıyorum en son. Sonrası derin bir karanlık. Sonrası acı… keder… yalnızlık… ve en zoru özlem… Bir haftasına dayanamadığım özlemim şimdi ömürlük olmuştu. O ölmüştü de ben yaşıyordum öyle mi?…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE