Karşımda duran adamın hayal gücümün bir ürünü olmasını diliyordum içten içe. Öyle çok korkmuştum ki karşısına çıkmaktan, belki de aklım bulanmaya başlamıştı yeniden. Tutunduğum şey buydu fakat Alp tek hamleyle beni arkasına çekince öyle olmadığını anladım. Her şey gerçekti. Fırat, buradaydı. Zamanlaması ise Halil İbrahim’in içeride olduğunu, bugün çıkacağını, buraya geleceğimizi bildiğini gösteriyordu. O ailenin ne kadar ileri gidebileceğini, nasıl her şeyden bu kadar kolay haberdar olabildiğini düşününce sinirlendim. Bize doğru bir adım atarken ceketini düzelttiğinde Alp’in koluna yapıştım korkuyla. Nefeslerim düzensizleşmişti. Onu görünce yanağım sızladı gerçek olmayan bir acıyla. Bana attığı tokadı anımsadığımdan daha fazla gerildim. ‘‘Geçmiş olsun,’’ dedi dalga geçer gibi bağırara

