Sabah uyandığımda güzelce hazırlandım. Kalın siyah bir sweatshirt ve gri eşofmanımı giydim. Saçlarımı tepemde gelişigüzel topladım. Hatta rimel bile sürdüm. Cüzdanımı ve telefonumu yanıma aldım. Odamdan çıkıp aşağı indiğimde kahvaltıyı hazırlıyorlardı. Kimseye bakmadan vestiyerdeki montuma uzandım. “Kahvaltı etmeyecek misin?” Halil İbrahim’in sesini duysam da dönüp bakmadım. “Dışarıda edeceğim.” “Hüma,” dediğinde konuşmasına izin vermedim. “Peşime kimi takacaksan tak, konuşmasın ama benimle. Eyüp abim gelirse haber verin, benimle konuşacakları vardı çünkü.” Başka hiçbir açıklama yapmadan dışarı çıktım. Hava buz gibiydi, gökyüzü karanlıktı. Hızlı adımlarla yürürken kapüşonumu çektim başıma. Ellerimi cebime soktum sonra. Nereye gittiğimi pek bilmiyordum. Gerçekten beni kim takip ediyo

