8. Bölüm

1742 Kelimeler
Güne baş ağrısıyla başlayıp en sevdiğim aktivitelerimden biri olan yemek yemeği bile hızlıca yapmak zorunda kalmıştım çünkü bugün Deniz’in bulduğu falcıya gidecektik ve bu beni biraz korkutuyordu. Başım çatlıyordu ama kimseye belli etmiyordum. Ve ağzımda at tadı vardı. Nasıl oluyor hiç bilmiyorum ama at yesem daha az at tadı kalır. Dün gece aptallık edip içmiş bir de saçmalamıştım. Her şeyi hatırlıyordum ne yazık ki. Keşke hafıza kaybı yaşayıp o rezil anlarımı silebilseydim zihnimden ama olmuyordu. Yine de dün geceden bir şeyler öğrenmiştim. Anonimin yazdığı mesajlara bakılırsa o da bizimleydi. Yani Görkem’in arkadaşlarındandı ve bu da benimle dalga geçme ihtimalini yükseltmişti. Net bir tahminim olmasa da o grubu radarıma alacak ve anonime kanmayacaktım. Biraz rolden bir şey olmazdı, hem belki hakkında bir şeyler öğrenirdim. Halamlara kızlarla buluşacağımı söyleyip yanlarından ayrılmıştım. Ve hop buradaydım. Korkunç bakışlı teyze karşımda oturuyordu. İlk defa bir falcıdaydım ve korkudan bir taraflarım tutuşuyordu. Teyze de göz kırpmadan bana bakıyordu ve bu bende bir şeyler gördüğünün göstergesi olabilirdi. Ben de gözlerimi kocaman açmış teyzenin gözlerinin içine kısa süreli bakışlar atıyordum ama kalbimin gümbürtüsü yüzünden asla birkaç saniyeden fazla bakamıyordum. Kahvemi -ki kahve sevmem- zor da olsa içmeye çalışıyordum. Simge yanımda yakınıyordu ama çok seste çıkaramıyordu çünkü teyzenin bakışları sizi gözleriyle taşa çevirecek Medusa gibiydi. "Kızım başımıza bir bela gelecek. Zaten servet verdik kadına. Bir de dik dik bakıyor." Teyzenin bakışları Simge'ye döndüğünde, Simge hemen sustu ve kahvesini yudumlamaya devam etti. Kadından korktuğumuz için ses edemiyorduk ama Deniz olağan bir şeymiş gibi sorular sorup duruyordu. Falcı teyze Deniz’in sorularını duymazdan gelip gözlerini benim üzerimde gezdirmeye devam ederken güçlükle içtiğim kahvemin son yudumunu aldım ve yüzümü buruşturmamaya çalışarak fincana kapatmaya kalktım ama kadının sesiyle durmuştum. “Dilek dile. Kendine doğru döndürüp hafifçe sallayacaksın.” Hiçbir şey demeden dediklerini dikkatle yaptım. Ne dilesem bilemiyordum. Acaba zengin olmayı mı dileseydim? Ha yok, şimdi önemli bir konumuz vardı bu yüzden bu dileğimi sonraya sakladım ve anonimin kim olduğunu bulmayı diledim. Fincanı soğumaya bıraktığımda gözlerimi yanımdaki telefona çevirip dün geceki mesajlarından sonra cevap vermediğim anonime mesaj atmaya karar verdim. Madem benimle dalga geçiyor olma ihtimali yüksekti, biraz da ben onunla dalga geçeyim değil mi? Sanki ona güveniyormuşum gibi davranacaktım ve ilk açık verişinde bam, onu yakalayacaktım. Siz: Anonim Siz: Ben korkuyorum ya Siz: İki saat içinde sana mesaj atmazsam bil ki büyülendim Siz: Ya da çarpıldım Siz: Ya da bir şeyler musallat oldu Siz: Tövbe tövbe Allah’ım yazdıysan boz Siz: Polisi ararsın Anonim: Lan ne oluyor? Anonim: Dila çıldırtma beni Anonim: Neredesin? Anonim: Konum at geleceğim Siz: Hani sen anonimdin? Siz: Benim bildiğim anonimler kimliğini önemser ve böyle bir durumda da gelmez Anonim: Sikerim anonimliği. Konum at Siz: Küfürbaz Kadının iç çekişini duyduğumda korkuyla sıçrayıp ekranı kapatmak zorunda kaldım. Tamam kadından cidden korkuyordum ama anonime yazdıklarım tamamen tepkisini ölçmek içindi. Keşke konum atıp onu buraya çağırsaydım. O zaman her şey çok kolay olurdu. Deniz telefonumu yanımdan alıp kenara koyduğunda mırıldanmıştı. “Çıldırtmayın şu kadını. Telefon yasak demişti unuttun mu?” Haklıydı bu yüzden dudaklarıma görünmez bir fermuar çekip karşımdaki kadına döndüm. Önümde duran fincanıma uzanıp açmadan gözlerini gözlerime diktiğinde içimden dualar okuyasım gelmişti ama çarpılırım diye okuyamıyordum da. “Senin yeşil gözlerinin arkasında bir şeyler gizli. Birini aramak için geldin buraya, bir oğlan.” Kadın daha fincanımı açmadan alnımda yazıyormuş gibi bunu söylediğinde şaşkınca Deniz’e ve Simge’ye döndüm. “Oha ama bildi. Hem de fincana bakmadan.” Deniz şaşkınlığını gizlemeden bana doğru fısıldadığında Simge derin bir nefes aldı. “Buraya gelen herkes aşk işleri için geliyordur ya normal bilmesi. Abartmayın, duymuştur az önce konuşmaları.” Mantıklıydı aslında ama ben Deniz’e daha yakındım şu an. “Evet,” dedim korka korka. Teyzenin yüzüne bir şeyleri bildiğinin verdiği özgüvenli bir gülümseme yerleşti ve gözleri üzerimdeyken mırıldandı. “Oğlan yakınlarında. Yeni tanışmış ya da tanışacak olabilirsin. Şimdi geçelim fincanına.” “Ay bak dedim ben sana kesin o gruptan diye! Net abi, net! Kahin miyim neyim ya?” Deniz kolumu kopartmak istercesine sallarken tek kelime edemiyordum çünkü buraya gerçekten bileceğini düşünerek gelmemiştim. Belki de Deniz sesli konuşmuştu ve o da duymuştu. Olamaz mıydı? “Sus biraz Deniz. Gerildim ben.” Simge’nin fısıltısı karşısında üçümüz de yavaşça fincanı açan korkunç bakışlı teyzeye döndük. "Bir yanardağ görüyorum burada. Çocuk köpürmüş, taştı taşacak. Bir şey arıyor ama bulamıyor." Muhtemelen az önceki mesajlardan sonra beni arıyordu ve bulamıyordu. Ya da teyze sadece sallıyor ve tepkilerime bakarak doğru yolda olduğunu düşünüyordu. “Burada silik bir beyaz kalp görüyorum. Sende de var bir kıpırtı. Konuşmak istiyorsun o oğlanla. Hatta konuşmak değil, görmek istiyorsun. Görünce ya silinecek bu kıpırtı ya da daha güçlenecek.” Kadın gözlerini fincandan çekip gözlerime baktı. “Güçlenecek. Sen silinmesini istiyorsun ama güçlenecek.” Başımı usulca iki yana salladım. Güçlenmesindi, istemiyordum öyle şeyler. Deniz, ‘ay’ diye yakarıp ayılıp bayılırken put gibi donup kalmıştım. Simge de şaşkınca bakıyordu. Kadın sallıyordu canım, doğru değildi bu. "Yok öyle bir şey," diyebildim ama boğazımda bir acı oluştu. Büyü mü yapıyor lan bu bana? “Fincan yalan söylemez. Sana gördüklerimi söylüyorum. Çocuk yakınlarda belki de gözünün önünde. Sana bakıyor ama sen ona bakmıyorsun. Bak, burada karşı karşıya gelmiş iki siluet var. Kısa olan sensin ve ona bakmıyorsun, arkasındaki karanlığa bakıyorsun.” Fincanı bana uzatıp pek göremediğim şekilleri bana gösterdiğinde kaşlarım çatıldı. “O karanlıkta ne var?” “Kötülükler. Kötü düşünüyorsun bu yüzden çocuğu görmüyorsun. Kötülüklere odaklanırsan çocuğu göremeyeceksin ve o kötülükler etrafınızı saracak.” Kadın fincanı biraz daha yüzüne yaklaştırdı ve kaşlarını çattı. “O karartıda biri var. Ona bakıyorsun.” “Ne?” Şaşkınca sorduğumda kadın yüzünü buruşturdu. Deniz fısıldamıştı yine. “Aman aman bir de ikinci çocuk mu var? Kaos üstü kaos.” “Kötüye odaklanmayı bırak yoksa sen de karanlığa çekilirsin. Yakında o aydınlık taraftaki oğlanla karşılaşacaksınız. Uzun boylu, sarışın mı esmer mi görünmüyor burada ama renkli gözleri var. Gizlenmeye çalışsa da seninle konuşmadan duramıyor.” Fincanı kapatıp bana ittiğinde tekrar gözlerime baktı. “Dileğin üç vakte kadar kabul olacak.” Bir kağıda bir şeyler yazmaya başladığında yutkunamıyordum. Kağıdı da fincanın yanına ittirdi ve gözleriyle almamı işaret etti. “Al bunu ve üzerinde taşı. Oğlanı bulmanı kolaylaştıracak.” “Bu ne?” diye mırıldandım üzerinde anlayamadığım şekillere bakarken. Büyü olmasından korkuyordum ve sanırım öyleydi. “İşini kolaylaştıracak bir şey. O oğlanın hareketleri değişecek, utanacak yanında ya da kekeleyip sakarlaşacak. Daha kolay anla diye.” Hiçbir şey demeden kağıdı elime aldım ama götüm tutuşmuştu. Deniz yüzünden çarpılacaktım yemin ederim. "Şimdi bana bak lütfen." Deniz fincanını itse de Simge'nin fincanını aldı. Deniz gözünü devirip arkasına yaslandı. Şokta olduğum için onları fazla takamıyordum. "Şu sıra içinde bir sıkıntı var ama geçecek o. Gözlüklü uzun bir çocuk görüyorum. Kenarda oturuyor sanki. Bir etkileşim olacak aranızda." "Yok daha neler." Simge gözünü devirdi. Hiç inanmıyordu bunlara. Ben de bilene kadar inanmıyordum ama kadın su gibi saydı valla. "Bir dertleşme ile başlayacak. Çocuk ile karşılaşmışsın. Sana da bir şey yaz-" "Aman abla kalsın. Ben bir de büyüyle uğraşamam." Simge böyle deyince elimdeki büyüden korkmadım değil. Son olarak Deniz'in falına baktı. Heyecanla onu dinleyen Deniz'i görmeniz lazımdı. "Uzun bir tatil görüyorum. Tatil sana bir şeyler getirecek. İyi şeyler. Sen de de biri var. Güzel gülüşlü biri. Hepinizin kısmeti açılmış." Bir şeyler daha dedi ama çok anlamadığım için dinlemedim. Çıkmadan önce Deniz'den telefonumu almıştım çok şükür. Açıkçası dedikleri çok garipti ve bir miktar korkmuştum. Karanlıkta birine bakıyormuşum falan. Acaba anonim mi karanlıktaydı yoksa ben mi yanlış kişileri düşünüyordum? Ya olacağım kişi anonim değilse? Olabilirdi yani. O karanlık beni epey germişti şahsen. “Uzun bir süre etkisinde kalacağım.” Kızlarla oturduğumuz kafede Deniz mırıldandığında onu onayladım. Ben de kalacaktım bir de üzerimde büyü vardı. Tövbe tövbe. Telefonumu elime alıp interneti açtığımda bir anda mesaj yağmuruna tutulmuştum. Falcı teyze haklıydı, anonim köpürmüştü. Anonim: Alt tarafı konum atacaksın Anonim: Kızım delirtme beni Anonim: Beynim milyonlarca senaryo oluşturdu anasını satayım Anonim: Dila? Anonim: Neden cevap vermiyorsun? Anonim: Neden tek tik oluyor? Anonim: Kafayı yedim evden tişörtsüz çıktım Anonim: Kızım neredesin? Anonim: Gör artık şunları Anonim: Sana bir şey olduysa kendimi affetmem Anonim: Nasıl yetişemedim lan ben Anonim: Kurtarıcın olmalıydım senin... Anonim: Dila... ne olur gör yalvarırım Anonim: Kafayı sıyırdım bütün sahili aradım ama yoksun Anonim: İyiyim de bana Anonim: Yemin ederim istediğini yaparım Anonim: Yeter ki iyiyim de Cidden çıldırmıştı. Hatta o kadar çıldırmıştı ki birkaç defa aramıştı bile. Nefesimi tutup hızla klavyede parmaklarımı gezdirdim. Tamam rol yapalım derken çocuğu bu kadar telaşlandırmak pek iyi değildi. Siz: İyiyim ben Siz: Telaşlanma sapa sağlamamım Siz: Sadece ağzımda at tadı var o da dün gece içmekten Siz: Lütfen sakin ol Siz: Ha bir de ne demek tişörtsüz çıktım? Kodumun salağı seni Siz: İnsan tişörtsüz dışarı çıkar mı? Anonim: Lan ne sakini? Kafayı yedim lan ben burada Anonim: Tişört konusunu görmezlikten geliyorum Anonim: Bir şey olsaydı sana ne yapardım ben? Anonim: Senin gökyüzünden kayışını izleyemem ben Yıldız Tozu Anonim: Ne halt oldu az önce? "Kızlar... anonim çıldırdı. Ne yazacağımı bilmiyorum." "Tabii ki sana ne yazacaksın." Simge kafasını telefonuma sokup son mesajı okumuştu. Aslında haklıydı çünkü cidden ona neydi ama sahteden de olsa o kadar telaş yaptırıp sana ne yazamazdım. Rol bile yapamıyordum şu an. Acaba cidden benimle dalga geçmiyor olabilir miydi? Epey telaşlanmışa benziyordu. Sırf beni kandırmak için bu kadar telaşlanır mıydı? "Falcıya gittiğimizi söylersen olmaz. Bir şey uydur." Deniz biraz daha mantıklı bir şey söylemişti. Ama ben düzgün bir yalan da atamazdım ki. Babam doğuruyordu falan derim kesin. "Ne diyeceğim ki?" Hep beraber kısaca düşündük. Sonra fikir Deniz'den çıktı. Az sinsi değil o he. "Suçu bana at. Deniz beni Cem'le yapmaya çalışıyormuş de. Ondan iyi değildim falan de. Salla bir şey." "Bunun sonu hiç iyi değil." Simge bu konuda haklıydı. Cem ile olanlar aklıma gelince yüzüm iyice düştü ama anonime cevap vermem gerekiyordu. Cem'i salladım aklımdan. Siz: Deniz yine bir halt yemiş Siz: Birine hala onu sevdiğimi söylemiş Siz: Sanırım sen sandı Siz: Çocuk da beni aradı Siz: Ben evhamlıyım biraz üzgünüm seni korkuttum Anonim: Büyülendim ya da çarpıldım bil dedin? Anonim: Bana yalan mı söylüyorsun? Siz: Hayır... çocuk eski sevdiğim. Büyülendim ve çarpıldım derken ona tekrar kapıldım demek falan istedim sanırım Siz: Ama kapılmadım "Yalan atmakta bok gibisin. Birazcık bana çekseydin keşke salak." Deniz beni daha da üzdü. Cidden işleri boka sarmıştım. Eğer beni kandırıyorsa üzülmemiştir ama eğer beni cidden seviyorsa kesin üzülmüştü anonim. Simge de zaten ağzına fermuar çekmişti ve sessizliğiyle beni üzüyordu. Anonim: Anladım. Anonim: Keşke yalan söyleseydin. Anonim: Keşke dediklerin yalan olsaydı. Anonim: Yalan olsaydı daha mutlu olurdum. Siz: Anonim. (Görüldü.) Anonim Son Görülme 13:46 Resmen görüldü atıp gitmişti. Böyle bana aşıkmış gibi davranmaya devam ederse onu nasıl kandıracaktım? Dila o sana cidden aşık… İç sesim karşısında yutkundum. Sanırım öyleydi.   
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE